İçeriğe geç

Aşkın Notaları

Bölüm 1 · 9 dk okuma

Aşkın Notaları

Bölüm 1

Bir Hikayenin Başlangıcı

Hızlı adımlarla sokakta yürüyordum. Bir yandan yağmur damlaları yüzümden aşağı kayıyor bir yandan da ben yağmur durana kadar durabileceğim bir yer arıyordum. Bir kaç dakika yürüdükten sonra ileride bir kafe gördüm ve oraya ilerledim. Hızlıca kapıyı açıp hemen içeri girdim. Çok üşümüştüm. Üzerimdeki kazak ve mont ısınmam için yeterli değildi.

İçerisi çok doluydu. Herkes yağmurdan dolayı buraya kaçmıştı muhtemelen. Kendime oturmak için bir yer aradım. Ama göremedim. Ne yapsam diye düşünürken cam kenarında iki kişilik masada tek başına oturan bir adam gördüm. Yüzü bana dönüktü. Acaba birini bekliyor muydu? Bunu sormadan bilemezdim.

"Merhaba." Hemen yanına gelmiştim bile. Adam yavaşça kafasını kaldırdı ve bana baktı. Otuz yaşlarında mavi gözlü, siyah gözlü ve yapılı biriydi. Ne istiyor bu benden der gibi bakıyordu. "Misafiriniz gelecek mi acaba? Tek mi oturuyorsunuz yoksa?"

"Neden sordunuz?" Cevap versene be adam ya. Niye uzatıyorsun?

"Her yer dolu da. Yağmur geçene kadar burda oturabilir miyim diye soracaktım." Adam cebinden telefonunu çıkarıp bakmaya başladı.

"Oturabilirsiniz. Kimseyi beklemiyorum."

"Çok teşekkürler." Hemen elimdeki küçük çantayı ve telefonumu masaya koydum. Montumu da çıkarıp sandalyeme astım. Tam oturduğumda telefonum çaldı. Ekranda kocaman "SİNİRLİ OLABİLİR DİKKAT!!!" yazıyordu. Karşımdaki adamın da bir anlık telefonuma baktığını farkettim. Ama umursamadım. Telefonu elime aldım. Arayan biricik arkadaşım Sena'dan başkası değildi.

"Efendim?"

"Kızım salak mısın sen? Bir de efendim diyorsun!" Her zamanki gibi yine sinirliydi.

"Tamam ya sakin ol. Niye bu kadar sinirlisin?"

"Hani bugün birlikte öğle yemeğine çıkacaktık ya arkadaşım benim öğle aramda." Sinirinin sebebi belli olmuştu.

"Kusura bakma ya. Ben tamamen unutmuşum onu. Söz bir dahakini kaçırmayacağım."

"Nerdesin şimdi sen?"

"Yağmur yağdığı için kafeye girdim. Oturuyorum şuan."

"Of ya. Neyse o zaman. Akşam evde görüşürüz canım. Evin yolunu da unutma sakın." Hafif kıkırdadım.

"Tamam unutmam. Görüşürüz." Telefonu kapattım ve çantama koydum. Karşımdaki adam da telefonunu bırakmış kapüşonlusunun ipiyle oynuyordu.

Bir garson bize doğru tepsiyle yaklaştı. Ben de ne sipariş etsem diye düşünmeye başladım. Ama meğer getirdiği kahveler bizim içinmiş. Bana ve karşımdaki adama birer latte bıraktı.

"Pardon ama ben daha sipariş vermemiştim." Garson karşımdaki adama baktı. Sonra garson gitti. Adama döndüm. "Siz mi sipariş ettiniz?"

"Evet."

"Çok teşekkür ederim ama gerek yoktu. Masanıza oturmama izin vermeniz bile zaten büyük bir iyilikti."

"Önemli değil. Sadece bir kahve."

"Teşekkür ederim." Bence tanışma zamanımız gelmişti. Sağ elimi ona uzattım. "Ben Ada."

O da bana sağ elini uzattı ve biraz gülümsedi. "Deniz." Elimi geri çektim.

"Memnun oldum." O ise sadece gülümsemekle yetindi. Ben de başımı camdan dışarı çevirdim. Yağmur çok güzel yağıyordu. Kahvemden bir yudum aldım. Uzun zamandır bu kadar güzel kahve içmemiştim.

İki tane çocuk gördüm. Biri kız biri de erkekti. Erkek olanın elinde yeşil bir şemsiye vardı ve kızla birlikte şemsiyenin altında yürüyorlardı. İyi arkadaş oldukları belliydi. Bir zamanlar ben de sokakta yağmurun altında gezmeyi severdim. Yanımda kimse olmazdı. Ya da ıslanmamak için elimde şemsiyem de olmazdı.

"Bir dakika eşyalarıma bakabilir misin? Hemen dönerim." Deniz başını kaldırdı.

"Tabi." Çantamdan cüzdanımı çıkardım ve kasaya gittim. Kenarda duran iki tane elma şekerini ve iki paketli kurabiyeyi satın aldım. Poşetimi elime aldıktan sonra dışarı çıktım. Çocuklar kapının önüne gelmişlerdi. Bana anlamsızca baktılar.

"Gelin bakalım çocuklar." Yaklaştıklarında poşetimi onlara uzattım. "Sizin için ufak bir hediye." İkisinin de başını okşadım.

"Çok teşekkür ederiz." Dediler iki ağızdan. Gülümsedim ve onlar giderken ben de içeri geçtim. Yerime oturdum ve cüzdanını tekrar çantama koydum.

"Teşekkürler." dedim bana neden baktığını anlamadığım Deniz'e.

"Sen hep böyle teşekkür mü edersin her şeye?"

"Bilmem. Teşekkür etmek güzel bir şey bence."

"Öyle." Sıkılmıştım ama konuşacak konu da bulamıyordum. Kahvem aklıma gelince bir kaç yudum daha kahvemden içtim. "Çocuklar çok mutlu oldu."

"Evet." Gülümsedim. "Çocukların gülümsemesinden daha güzel bir şey yok bence. Bütün çocuklar gülmek için doğar aslında. Onların ağlamasına ve üzülmesine sebep olan ailesi ya da arkadaşlarıdır genelde." Derin bir iç çektim. "Keşke hepsini güldürmek mümkün olsaydı." Cama tekrar döndüm. Yansımadan baktığımda Deniz bana bakıyordu. Baktığımı farkedince önüne döndü. Yağmur durmaya başlamıştı. Kahvemi de bitirmiştim. Artık gitme zamanıydı. Montumu aldım ve giydim. Çantamı da elime aldım ve Deniz'e döndüm. "Tanıştığıma çok memnun oldum. Tekrar teşekkür ederim."

"Ben de memnun oldum. Görüşmek üzere." Görüşeceğimizi düşünmüyordum açıkçası. Gülümsedim ve arkamı döndüm. Dükkanın kapısına ilerledim ve sokağa çıktım.

Yağmur durmak üzereydi. İleride taksi durağı görünüyordu. Oraya gittim ve bir taksiye bindim. Taksiye bindikten sonra yağmur biraz hızlanmıştı. Camdan dışarıyı izlerken nefesimin daraldığını farkedince gözlerimi önüme çevirdim. Derin nefesler alıp verirken evimin olduğu sokağa girdiğimizi farkettim.

"Tamam, burda durabiliriz." Taksi şoförü arabayı durdu. Parayı uzattım ve arabadan indim. Hafif yağan yağmurdan kurtulmak için koşarak eve girdim. Evim, sıradan 7 katlı bir apartmanın 5. katıydı. Tabi ki Ankara'nın en güzel evi burası değildi. Ama benim için yeterliydi. Asansörün düğmesine bastım ve çok sürmeden asansör aşağı indi. Asansöre bindim ve üzerinde 5 yazan düğmeye bastım. Asansör yukarı çıkarken telefonum çaldı. Arayan kişinin kim olduğunu tahmin etmemek isterdim ama zaten telefonumda bir tane numara kayıtlıydı.

"Efendim."

"Nerdesin kızım sen ya. Ne zaman geliyorsun?" Asansör durdu ve kapı açıldı.

"Kapıdayım şuan." Ben kapıya yürürken, o telefonu suratıma kapattı. Anahtarı çıkartmak için çantamı açmadan kapı açıldı.

"Hadi kızım ya. Önemli bir haberim var diyorum sana." Oflayarak içeri girdim. Ayakkabılarımı çıkarıp kenardaki rafın en üstüne bıraktım. Montumu da çıkarıp askıya astım. Sonra enerjisinin nereden geldiğini anlayamadığım arkadaşımın peşine düştüm. Salondaki üçlü koltuğa kendisini attı. Ben ise gayet sakin ve normal bir şekilde karşısındaki tekli koltuğa oturdum. Söyleyeceği şeyi o kadar merak etmiyordum ki. Sadece kulağıma kulaklıklarımı takıp yatağımda saatlerce yatmak istiyordum. "Önce sen bir derdini anlat bakalım. Müjdeli haber sonra."

"Ne derdi?"

"Benden mi saklayacaksın acaba? Ben iki kilometre öteden anlarım sana bir şeyler olduğunu." Gülümsedim.

"Doğru. Ama bu sefer gerçekten yeni bir şey yok. Yine eski mevzular." Derin bir nefes aldım. "Yine zor bir gündü yani benim için."

"Anladım." Ayağa kalktı. "Ben hemen gidip ikimize de birer kahve yapayım. Kendimize geliriz." Sadece başımı salladım. O kahve yapmaya giderken ben de ayağa kalktım ve raftaki radyomu elime aldım.

"Güzel karıştır bu sefer." Amerikan mutfak kullanmak iyi mi kötü mü bilemiyordum. Aslında Sena'nın her yerde gözü olduğu için pek bir şey değişmezdi mutfak ayrı olsa da. Yine de her şeye rağmen beni en iyi anlayan, her şeyimi anlatabildiğim ve beni yargılamayan tek kişi oydu belki de.

"Bakalım bu sefer şansımız ne?" Radyonu tuşunu rastgele çevirdim ve bir kanalda durdum.

"Bu sefer güzel çıktı. Genelde hep efkarlanıyorduk." Güldü. Radyoyu önümdeki sehpaya bıraktım ve dinlemeye başladım. Aslında pek tarzım değildi. Ama kötü bir şarkı da değildi.

Öyle kolay aşık olmam

Ama senin ayrı bi havan var

Seni gördüğümde beynim oyunlar oynar

Yine görüşürüz hiç sanmam

Yaşıyoruz çok farklı hayatlar

Benim olmazsan burda bi dakka durmam

Sena iki kupa bardakla birlikte karşıma dikildi. Birini bana uzattı. Ben de aldım. Sena yerine geçerken ben de radyoyu kapattım. "Ee neler oldu bugün anlat bakalım."

"Bir şey olmadı. Kütüphaneden çıkınca yağmur yağmaya başladı işte. Biraz kötü olunca biraz rahatlamak için bir kafeye girdim. Sonra oturdum. Latte içtim falan. Sonra da yağmur yavaşlayınca çıktım geldim."

"Ama sen latte'yi sadece ben yaparsam içiyordun."

"Aslında hâlâ öyle. Sadece ikram edildiği için hayır diyemedim." Sena heyecanlanmıştı.

"Nasıl yani? Kim ikram etti?"

"Kafeye girdiğimde masaların hepsi doluydu. Ben de tek oturan bir adamın yanına oturdum mecburen." Sena ne tepki vereceğini şaşırmıştı.

"O mu otur dedi sana."

"Yok. Ben rica ettim. Sonra da oturdum. Seninle konuştuktan sonra garson kahveyi gerirdi. Ben de yanlış oldu heralde falan diye düşündüm. Ama Deniz kendisi söylemiş."

"Deniz yani çocuğun adı?"

"Evet." Sena'ya yüzümü dönünce aklından neler geçtiğini tahmin etmemin çok da zor olmadığını farkettim. "Sena saçmalama."

"Bu çocuk seni beğenmiş işte kızım. Ne saçmalaması?" Bıraksam zil takıp oynayacaktı.

"Bir daha görmeyeceğim biri için neden bu kadar heyecanlanıyorsun?" Bir anda durdu.

"Lütfen numara ya da sosyal medya hesabını aldığını söyle bana?"

"Tanımadığım birinden neden numara falan alayım Sena? Kafayı mı yedin?"

"Az önce çalan şarkı bile bu etkileşimin gayet farkında. Kolay aşık olmuyorsun ve anladığım kadarıyla onun ayrı bir havası var."

"Saçmalama Sena. Sadece bir tesadüf işte."

"Bunu bana sen mi söylüyorsun gerçekten? Sen hep şarkılar aslında her şeyi hisseder ve gerektiği zaman gerektiği yerde olur derdin. Ne oldu bu söze?" Ofladım.

"Neyse Sena ya. Boşver. Bir daha görmeyeceğim biri için ettiğin laflara bak."

"Neyse ya. Boşver. Bunu sonra yine konuşuruz. Ben sana bomba haberimizi veriyim." İlgisiz gözlerimi ona çevirdim. "Dünyanın en iyi arkadaşı ve menajeri olarak seni yükseltmeye devam ediyorum."

"Nasıl yani?"

"Senin cover'larını çok beğenen bir şirket sahibi varmış. Kadının bir makyaj malzeme üreten ve pazarlayan bir şirketi var. Bir reklam hazırlıyorlar ve sen de reklamın şarkısını söyleyeceksin." Sena gülümseyerek ayağa kalktı. Yanıma geldi ve kocaman sarıldı.

"Ama sana çok daha bomba bir haber vereceğim." Gözlerine baktım. Sevinçten parlıyorlardı resmen. "Senin şu sürekli dinlediğin şarkıcı Rei var ya. Onunla birlikte şarkıyı söyleyecekmişsiniz." İşte buna sevinilebilirdi. "Ama Rei kimseyle görüşmediği için ayrı kayıtlar da yapabilirsiniz. O yüzden göremezsen üzülme, tamam mı?" Kocaman sarıldım canım arkadaşıma.

"Ya şuan aşırı sevindim ya. Nasıl aldın sen bu işi? Üstelik daha takipçi sayım o kadar çok da değil."

"Ne saçmalıyorsun kızım sen? 50 bin takipçin var. Hem zaten o rakamları arttırabilmek önemli. Sen daha beş aydır falan sosyal medyadasın. Gayet iyi bir rakam yani."

"Ben anlamıyorum o işlerden işte. Menajerim halleder nasıl olsa." Kahkaha attım.

"Anlaşılan tüm yük benim omuzlarımda olacak." Güldük. "Neyse sen şimdi git biraz dinlen. Akşam canlı yayın açacaksın ya, makyaj falan yapacağız, hazırlayacağız seni daha."

"Ay ben onu tamamen unutmuşum. Neyse hallederiz ya. Ben biraz uyuyacağım."

"Tamam. Hadi sana tatlı uykular." Üzerimi değiştirip hemen kendimi yatağın rahatlığına bıraktım.

✨

"Kalksana kızım artık ya." Sena yorganımı üzerimden çekmeye çalışıyordu. Ben ise direniyordum. "Canlı yayın için hazırlanman lazım. Hadi kalk artık." Sena'ya direnmemin anlamsız olduğunu biliyordum.

"Tamam ya." Yataktan zar zor da olsa çıktım. Lavaboya gittim ve elimi yüzümü yıkadım.

"Ben odamdayım. Çabuk gel." Bir de makyaj mı yapacaktım gerçekten? "Evet canım. Makyaj yapacağız." Bu kız benim içimi okuyordu bence. Bu hiç normal değildi.

İşlerimi hallettim ve Sena'nın yanına gittim. "Geldim."

"Çok şükür. Hadi geç otur çabuk."

"Yapmasak olmuyor mu?"

"Olmaz canım."

"Çok abartı olmayacak değil mi? Fazla belli olmasın."

"O iş bende. Sen merak etme." İtiraz etmeden yüzümün her yerini boyamasını izledim aynadan. Yaklaşık on beş dakika sürmüştü bu 'ufak makyaj'.

"Yetmez mi artık ya."

"Tamam, bitti zaten." Beni bırakmasıyla aynaya doğru tamamen döndüm. Bu kız işini iyi biliyordu. Hem doğal hem de belli olmayan sade bir makyaj yapmıştı. "Mükemmel biri olduğumun farkındayım." Güldü.

"Seni bu mükemmel yardımseverliğin için öpmek isterdim ama rujum bozulmasın. Yoksa senden dayak yiyebilirim." Kahkahalarla odama gittik. Şimdi de kıyafetimi giyecektim. Sena dolabımı açıp kıyafetlerimi incelemeye başladı.

"Şu yeşil olmaz. Çok abartılı." Yeşil elbiseyi yatağımın üzerine attı. "Şu sarı da fazla sade." Onu da yatağımın üzerine attı. Bir kaç elbisem için de aynı yorumu yaptı. Sonrasında mavi yakalı bir elbiseyi gülümseyerek elime bıraktı. "İşte bu harika. Koş giy de gel hemen." Robot gibi her istediğini yapıyordum resmen. Duvarımdaki saate kaydı gözleri. Gözleri kocaman açıldı. "Sadece on dakika kalmış. Takipçilerini bekletmek affedilmez haberin olsun." Kapıya doğru yürümeye başladı hızlıca. "Sen hemen giyin. Ben de yayını açacağın yeri hallediyorum."

"Tamam, hemen geliyorum." Hemen üzerimdekileri çıkarıp elbiseyi giydim. Saçlarımı da açıp taradım ve üstten toplayıp topuz yaptım. Duvardaki saate baktığımda sadece iki dakika kaldığını gördüm. Hemen içeri, Sena'nın yanına gittim. Dediği gibi her şeyi halletmişti.

"Hadi bakalım. Yine yak geç ortalığı." Gülümsedim ve telefonumu elime alıp canlı yayını başlattım. Yüzlerce kişi anında katılmıştı bile.

"Herkese merhaba." Gülümsedim kameraya doğru. Alttan gelen mesajları okumaya çalışıyordum ama çok hızlı kayıyordu. "Umarım hepiniz çok iyisinizdir. Bugün öncesinde de olduğu gibi istek şarkıları söyleyeceğim." Alttan herkes bir sürü şarkı yazmaya başlamıştı. Onca mesajın arasında yakaladığım tek bildirim vardı.

Rei6 katıldı.

Bölüm sonu

2 yorum