Yorucu bir günün ardından yurduma geri dönmüştüm. Bu benim üniversitedeki ilk günümdü ve herşey olmassa da birçok şey istediğim gibiydi. Buraya çok kolay uyum sağlayacağımı düşündüm ve bu düşünceyle dudaklarımın kenarları kıvrılmıştı. Saat onbirdi ve oldukça geç olmmuştu. Bense, yurda gelip biraz dinlendikten ve duş aldıktan sonra çalışma masamın başına oturmuş, bu saate kadar çalışmıştım. Şimdi ise bana ajandasını ödünç veren denizin notlarını, kendi ajandama geçiriyordum. Notların tümünü ajandama geçirip konu üzerine de biraz çalıştıktan sonra konuyu gayet güzel ve verimli bir şekilde öğrenmiştim. Daha ilk günden, sınıf öğretmenimiz olduğunu öğrendiğim öğretmen tarafından azarlanmak hiç de hoş değildi. Bu durumu düzelmeliydim ve bunun için de elimden gelen herşeyi yapacaktım. Aslında iyi bir öğrenci olduğumu ona kanıtlamalıydım. Gözlerimin güçsüzleştiğini fark ettiğimde kafamı masaya yatırdım ve hemen yanımdaki pencereden dışarıyı izlemeye başladım. Etraf oldukça karanlıktı. Hep, gece dışarıda tek başıma kulaklıklarımla müzik dinleyerek ve aynı zamanda şarkı söyleyerek yürümeyi hayal etmiştim fakat hiçbir zaman bunu yapamamıştım. Sadece küçükken gittiğimiz tatil köylerinde tek başıma sahile inebilirdim ancak o da kısa sürerdi çünkü bir kız çocuğunu kimse gece tek başına bırakmazdı. Üstelik genç bir kız olduğum da bile en geç sekiz yada dokuz da evde olmalıydım. Bu yüzden, erkekleri birçok konu da kıskanırdım fakat bir gün bu isteğimi gerçekleştirecektim.
Ben, dışarıyı izlemeye dalmışken saçımın hafifçe çekildiğini fark ettim. Kim olduğuna bakmak için arkama döndüğümde Rana yerine, Eda'yı görmeyi bekliyordum. Rana, soğuk bakışlarla süzdü beni ve yanımda ki sandalyeye oturdu. "Eşşek gözlerin, çok yorgun görünüyor." dediğinde dudaklarım kenara kıvrıldı ve bunu saklamak için kafamı aşağı doğru eğdim ama yakalanmıştım. "Hey, neye güldün? Söyle, bende güleyim." dedi soğuk tavırlarını sürdürmeye devam ederek.
Soğuk tavırlarına, bu sefer sıcak bir gülümsemeyle karşılık verdim. "Bana çoğu kişi eşşek gözlü der ama bir iltifat olarak. Sen ise bir iltifattan daha çok hakaret edermiş gibi söyledin." dedim dürüstçe.
"Evet, zaten amacım buydu. Kim gözlerine eşşek lakabı takılmasını ister ki?" dedi kaşlarını soru sorarcasına havaya kaldırarak.
"İlk duyduğum da benim de hoşuma gitmezdi ama sonra bunun bir iltifat olduğunu öğrenince hoşuma gitmeye başladı. Çevremdekilerin çoğu, benimkiler gibi gözlere sahip olmak istiyor. Bu yüzden kendimi şanslı hissediyorum." dedim sıcak gülümsememi göstermeye devam ederek.
"Anlaşıldı, sanırım şuan ne yaparsam yapayım karşılık verip benimle tartışmayacaksın." dedi ve kısa bir an gülümsediğini fark ettim. "Belli ki zihnini meşgul eden birşey var. Anlatacak mısın?" dedi olgun bir tavırla. Ondan asla beklemediğim hareketler sergiliyordu. Bunun nedenini merak ettim ve gözlerimi kısarak ona baktım. "Birşey soracağım." dedim ve merakla kaşını kaldırdı. "Kafanı bir yere mi çarptın?" diye sordum. Şakasına söylemiştim ama ciddi bir yüz ifadesiyle ona bakıyordum.
Söylediğimi ciddiye almış olacak ki, gülerek karşılık vermemişti ve ne söyleyeceğini bilemeden duraksamış bir şekilde bana bakıyordu. Duraksamış olduğunu kendisi de fark etmiş olacak ki, hızla toparlandı. "Takılıyor musun yoksa ciddi misin?" dedi soru sorarcasına suratıma bakarak. Kıkırdayarak karşılık verdikten sonra, konuşmaya devam ettim. "Tabi ki şaka yapıyorum." diyerek kıkırdamaya devam ettim. Ancak, asi kız gözlerini devirmekle yetindi. "Şansını fazla zorlama bence." dedi ve tarihi bir ân'a tanıklık ettiğimi hatırlayarak kafamı salladım. "Eda tiyatrocu olduğundan bahsetmişti ama bu kadar iyi olduğunu söylememişti. neredeyse yaptığın şakayı gerçek sanacaktım. Ayrıca ruh hâlini çok hızlı bir şekilde değiştirebildiğini fark ettim. Bu konu da gerçekten iyi olmalısın." dedi çok samimi bir ifadeyle.
"Teşekkür ederim. Bu arada bence hastaneye gitmeliyiz. bu hâlini çok sevdim ama ciddi bir durum olabilir." dedim endişeli bir yüz ifadesiyle.
Tekrar gözlerini devirdi ve bu sefer gelip saçımı da çekti. "Kapa çeneni de beni dinle! Bugün yan dal broşürlerini ve sanat ile spor dalları etkinliklerinin broşürlerini panoda gördüm. Eda da bana senden bahsedince belki işine yarar diye düşündüm." dedi ciddiyetle. Ben de ona aynı ciddiyeti göstererek dinliyordum ve söylediği şeyler benim için gerçekten çok önemliydi. Bunun için ona bir iyiylik borçluydum sanırım, her ne kadar bana neden iyi davranmaya başladığını bilmesem de. "Teşekkür ederim. Sana bir iyilik borçluyum sanırım." dedim gülümseyerek.
Elini havaya kaldırarak hayır anlamın da savuşturdu. "Bana bir iyilik borçlu değilsin, Baş Belası." dediğinde Baş Belasını bastırarak söylemişti ve bununla beraber şaşkınlığımı gizleyemedim. Bir şey söylemeden suratına bakıyordum. Sinsice gülümseyerek suratıma baktı. "Bazen kendi derslerimi asıp, gizlice dil sınıflarına sızıyorum." dedi.
"Öyleyse zihnimi neyin meşgul ettiğini biliyorsun." dediğimde kafasını salladı. "Madem, biliyordun neden bana sordun?" dedim kaşımı kaldırarak. Amacı neydi bu kızın? Ağzımdan laf almaya mı çalışıyordu?
"Sadece yüzüne gülümseyen yada sana iyi niyetle yaklaşan insanlara hemen güvenecek kadar aptal mısın diye test ettim ama takdir ettim sandığımdan daha zekisin." dedi dürüstçe.
Kaşlarımı çattım ve kollarımı önümde bağladım. "Neden bunu yaptın?" dedim.
"Çünkü artık seninle oda arkadaşıyız. Belli ki sen insanları sadece izleyerek tanıyabiliyorsun ama benimde kendime göre yöntemlerim var. Bana kızabilirsin ama gelecekte üzülmemek ve pişman olmamak için bunu yapmak zorundayım. İlk geldiğin gün seni sevmemiştim kabul ediyorum ama sen diğerleri gibi pısırık yada kötü kalpli değilsin." dediğinde beni artık bir tehdit olarak görmediğini fark ettim. Belli ki o da pek güzel bir geçmişe sahip değildi. Bu yüzden, ona hak verdim. Arkasına döndü ve yatak odasına doğru yürüdü.
"Rana." dediğimde bana doru döndü. "Hayat acımasız olduğu, bizi böyle şeyler yapmaya mecbur bıraktığı için ve geçmişimiz de yaşadıklarımız bizi bu hâle getirdiği için üzgünüm." dediğimde bana attığı buruk bir gülümsemenin ardından odaya girdi.
🍀
Sabah erkenden uyanmış ve yurttan çıkmıştım. Yemekhane açılmadığı için yolda giderken bir fırından birkaç tane börek ve çilekli süt almıştım. Kendimi doyurduktan sonra, oturduğum banktan kalkmış, çöplerimi çöp kutusuna atmış ve tekrar yola koyulmuştum. Tiyatro binası ve yabancı diller yüksek okulunun arasında kısa bir mesafe vardı. Oraya neden gittiğim hakkında hiçbir fikrim yoktu. tiyatro okuyabilmek için ya onu yan dal olarak seçmeli yada ÇAP sınavına girmeliydim. Ancak ayaklarım beni yine de beni buraya getirmişti. Tiyatro binasının önünde durdum, gözlerimi kapattım ve derin bir nefes aldım.
"Yoga yapmak için daha güzel bir yer bulamadınız mı?" arkamdan gelen sesle irkildim ve seslenen kişinin kim olduğuna bakmak için arkama döndüm. Uzun boylu, gözlüklü, saçlarına kır düşmüs ve kırklarında olduğunu düşündüğüm bir adamdı. Bir eğitmen olmalıydı. gülümseyerek karşılık verdim. "Aslında bakarsanız buralarda biraz yeni olduğum için pek de keşfetme fırsatım olmadı. Belki de sahnede biraz plates yapabileceğimi zannettim." dediğimde karşı taraf espiriyi hemen kapmıştı.
"Söyle bakalım, kimsin sen?" dedi gülümseyerek. aynı gülümsemeyle ona karşılık verdim. "Ben, Nehir." dedim gülümseyerek. "Hangi Nehir?" dediğinde espriyi biraz geç anlamıştım. "Nil Nehri." diyerek karşılık verdiğimde karşımdaki eğitmen olduğuna emin olduğum adam, kıkırdamaya başladı.
"Buraya boşuna gelmediğini anlamıştım." dedi bilmiş bir ifadeyle. Elini bana doğru tanışmak amacıyla uzattı. Ben de onun elini sıktım. "Ben, Yılmaz. Genel de Yılmaz Hocam diye seslenirler." dedi samimiyetle.
"Ben de Nehir, Yılmaz Hocam. Dil öğrencisiyim ve ilk senem." dedim.
"Bir dil öğrencisi olsan da kendini burada bulduğun için ve daha okulun ikinci günün de buraya geldiğine göre sağlam sebeplerin olmalı." dedi. Konuşurken bir yandan da tiyatro binasının içine doğru yürüyorduk.
"En büyük hayalim, actress olmak. Lisedeyken okulun tiyatro grubundaydım ve tüm okul oyunculuğuma hayrandı. Üstelik beni tanıyan yada tanımayan tüm hocalarım da bana her seferinde actress olmam için tavsiye veriyordu ve bir çoğu da eğitmek amacıyla bana destek verdi. Profesyonel bir eğitim almadım fakat doğuştan gelen bir yeteneğim olduğunu söyler tanıdığım herkes, en başta da öğretmenlerim-" dediğimde sözümü aniden kesti.
"Onu fark ettim zaten." dedi gülümseyerek.
"Sesimi değiştirebiliyorum. Her türlü role girebiliyorum. Her yörenin şivesini yada ağzını yapabiliyorum. Dublaj da yapabiliyorum ve bir haber spikeri, bir turist, farklı dillerin aksanları, çizgi film karakterleri ile çoçuk seslerini çıkarabiliyorum ve bunlarla ilgili bir çok kez tirad yaptım. Duyguyu işleme konusunda da çok iyiyim. Tek istediğim şey hayallerimi gerçekleştirmek. Yeteneklerimin boşa gitmesini istemiyorum." dedim masumca bakarak.
"Peki, bu hafta içerisinde gel ve audition ver." dedi ciddiyetle.
"Nasıl yani? Ciddi misiniz?" dedim şaşırmış bir biçim de.
"Elbette, söylediğin kadar yetenekli misin bir görelim bakalım. Eğer gerçekten hayallerin bu kadar büyükse ve gerçekten bunun için herşeyi yapmaya hazırsan, emin ol benimle birlikte birçok akademisyen de yanın da olacak sana destek verecektir." dedi samimiyetle.
Tiyatro binasından çıktıktan sonra, son anda otobüse yetişmiş ve yabancı diller yüksekokuluna varmıştım. Koştura koştura sınıfa girdim ve hocanın hâlâ gelmediğini gördüğümde ise derin bir nefes verdim. Etrafta biraz gözümü gezdirdim ve tüm sınıf dolmuştu. Kimi ayakta kimi sıralarda oturuyordu. Kapıdan bakıldığında uzun ve geniş merdivenlerin üzerine uzun masalar ve sıralar koyulmuş gibi görünüyordu. Bu görüntüyü nedense seviyordum ve hep bu sıralarda olmayı hayal etmiştim ve işte şimdi buradaydım.
"İçeri girmek için neyi bekliyorsun, ufaklık." dedi yanıma gelen Deniz.
"Geç gelmedim, öyle değil mi?" dedim endişeyle sorarak. Belki de hocanın birşey almak için odadan çıktığını düşünerek.
"Hayır, tam zamanında geldin ama kapının önünde durmaya devam edersen, bu pek de işe yaramayabilir." dedi bıkmış bir ifadeyle, etrafa bakındım ve gözlerim boş bir yer aradı. Deniz de bunu fark etmişti anlaşılan. "Hey, benim yanım boş zaten. Boşuna bakınma etrafa." dedi ve önden ilerledi, ben de onu takip ettim ve onunla oturdum. Etrafı izliyordum ki, içeriye giren Johnny Bravo'yu gördüm. Bakışları beni buldu ve merdivenleri çıkmaya başladı. Bana doğru geldiğini sanıyordum ama benim olduğum yeri de geçti ve onu beğendiğini düşündüğüm bir kaç kız ondan yanlarına oturmasını istedi. O ise sıranın bir üst tarafındaki erkeklere göz kırpıp, kızların yanına geçti. Benim oturduğum sıranın çaprazında ve bir üst tarafında oturuyordu. Oturduktan sonra gözleri tekrar beni buldu ve ona göz devirip önüme döndüm. Ardından hocanın sınıfa girdiğini gördüm ve hemen ayağa kalktım. Hocayla birlikte salondaki bir çok kişi bana bakmıştı ve bir anlığına uyandığımı hissettim ardından tekrar oturdum. Arkamdan kıkırdama sesleri geldiğinde kimden geldiğine bakmak için döndüm ve tahmin ettiğim gibi ego patlaması ile yanındaki kızlardan ve onların üst sırasındaki erkeklerden gelmişti. "Hocam, anlaşılan kendini hâlâ lisede sananlar var." dedi ego patlaması ve yanındakiler daha fazla güldü. Aralarından bir tanesi gülmüyor ve ağzındaki sakızı çiğnerken, ters ters bana bakıyordu. Kısa bir mini etek ve üzerine crop giymişti. Saçlarının bazı yerlerinde mor tutamlar gördüm ve düğüne gider gibi makyaj yapmıştı. Beyaz tenli ve sarışındı. Ona gözümü devirdim ve az evvel atılan lafın altında kalmamak için harekete geçtim.
"Kendimi lise de sandığım için değil, saygıdan dolayı kalktım ama tabiki senin anlama kapasiten olmadığı için bunu da anlayacağını sanmıyorum." deyip önüme döndükten sonra gözüm hocaya çarptı. Kitaplarını düzenliyordu ve kafası öne eğikti ama dudaklarının kenara kıvrıldığını fark ettim. "Derse geçmeden önce hem dün dersi eken hem de şuan dersi kaynatmaya çalışan arkadaşlarımıza dün işledikleri hakkında ufak bilgiler soracağım.
Dersten çıkmıştık ve oldukça uzun sürdüğü içinde bu canımı sıkmıştı. Üstelik o pislikler yüzünden de extra sıkıcıydı. Denizle birlikte cafede oturuyor ve sohbet ediyorduk. Karşımızdaki masada ise o itici grup oturuyordu. Kızlar çok geçmeden kalıp gitmişti ve sadece Johnny ile üç erkek arkadaşı buradaydı. Ara sıra göz göze geliyor ve ikimizde gözlerimizi deviriyorduk. Kulaklığımı çıkardım ve kırık olan kulaklığıma bakınca ondan almam gereken bir intikam öldüğünü düşündüm. Ancak onun yaptığı gibi eşyalarına zarar vermeyecektim. Zayıf bir noktasını biliyordum. Kirlilikten nefret ediyordu. Bunu kendisi söylemişti ve bunu kullanarak intikam alabilirdim.
Tüm dersler bitmişti hocanın denemek için sorduğu tüm sorulara cevap vererek gözüne girebilmeyi başarmıştım. Aklıma geldikçe huzurla doluyordum. Denize çok teşekkür edip, defterini ona geri verdim ve kendim için extradan tuttuğum notlarımı onun da defterine teşekkür amaçlı geçirmiştim. O da bu duruma çok sevindi ve bana teşekkür etti ardından yurda gitmek için çıktığımda canının sıkıldığını ve en azından bana yol arkadaşı olabileceğini söyleyerek durağa doğru yürümeye başladık.
