İçeriğe geç

Aşkın Kodu

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Aşkın Kodu

Bölüm 1

1. Bölüm - Yeni Bir Gün

HERKESE MERHABAAAA!!!!

Burada olduğun(m)uz için çok mutluyum. Kendimi bildim bileli okuyan ve yazan biriydim. Kitap karakterlerinden oluşan kocaman bir arkadaş grubum vardı. 10 yıl önce kısa yazılarımı paylaştığım bu platforma özlemle geri geldim, ilk uzun çalışmam olmasını umduğum Aşkın Kodu'nu benim gibi çok sevmenizi ve kendinizden bir parça bulmanızı çok istiyorum 🥹

Yorumlarınız ve beğenilerinizi bekliyorum, güzel duygular paylaşıldıkça çoğalır, paylaşmayı unutmayın 🌸 her hafta yeni bölümde görüşmek üzere!

****

23 Eylül 2024

"Rüyalar bazen uyuyunca,

bazen uyanınca başlar."

🎵 Manifest - Yaşanacaksa 🎵

Ceren ilk kez alarmdan önce uyanmıştı, üniversitenin ilk ayında ne kadar çok alarm kurması gerekmiş olduğunu düşünerek. Sabah insanı sayılmazdı. Ama içinde daha önce hissetmediği bir heyecan vardı. Bir an önce güne başlaması için ona baskı yapıyordu. Bugün unuttuğu özel bir gün müydü? Hayır.

Henüz.

"Elif" diye seslendi Ceren, oda arkadaşına, "İlk aydan devamsızlık hakkını harcamak istemezsin değil mi?"

Elif kahverengi yorganına sarılı haldeyken sevimli bir dürüm gibi görünüyordu. Kocaman ceylan gözleri uykuyu tamamen yenememiş bir halde bir açılıp bir kapanıyordu. Birden gözlerini kocaman açıp "Saat kaç?" diye dehşetle sordu. Eliyle gözlüğünü aramaya başladı. Ceren gülmesini durdurmaya çalışırken "Sakin ol daha vakit var" diyebildi. Elif iç çekerek başını yastığa düşürdü.

Elif "Sabah 9 dersi şaka mı?" diye sızlanırken Ceren kapsama alanının dışındaydı.

Her an bölümü bırakmaya karar verip eve dönecekmiş gibi hala bir kısmı valizinde duran kıyafetlerini inceliyordu.

Siyah kot şortunun üstüne basic beyaz tişörtünü giydi, hafif karışmış uzun, karamele çalan kahverengi saçlarını resim yaparken kullandığı bandana ile hareketlendirdi. En sevdiği ördekli çorabını ararken neden derslerin sabah olduğunu düşündü. En üretken olduğu zamanlar gecelerdi, gecenin bir yarısı odasında bir tablodaki yaparken veya yeni heykeli üstünde çalışırken Ceren'i görmek çok olasıydı. Bu üretkenliği derslerde istediği kadar gösteremediğini düşünüyordu.

Elif hazırdı, "Simay, Tuğçe, Aşko babay!" diyerek odadan ayrıldı. Elif çıkar çıkmaz bir şarkı açtı ve odada özgürce dans etmeye başladı. Oda arkadaşını sevse de sessizce geçirdiği bu birkaç dakikayı çok seviyordu Aynaya baktı, en bakımlı günü olmasa da iyi hissediyordu. Ayakkabısını giydi ve yurdun bahçesine doğru yürümeye başladı.

Birkaç dakika sonra bölüm binasındaydı. Dersin başlamasına az kalmıştı, kendisine ne çok ilgisiz ne de çok inek görüneceği bir yer seçti. Arkadaşları içeri girmeye başladı. Önce Mirza'yı gördü. Ceren'e göre grubun en uzun ve en yapılı kişisi olmasına rağmen en yumuşak kalplisiydi.

Onu görür görmez otomatik bir şekilde eli havaya kalktı ve "gel" işareti yaparak yanına çağırdı. Onunla birlikte Erhan, Yiğit, İrem ve Berna da girmişti. Bu sırayla Ceren'in yanına oturdular ve ders başladı.

Algoritma ve kod dolu 2 saat sonra acıkmış ve yorulmuştu, yurda gitmek ve ertesi günkü derse kadar uyumak istiyordu ama girmesi gereken bir ders daha vardı. "Çoğu gitti azı kaldı" diye düşünerek kendisini motive etmeye çalışıyordu, sonraki ders çok daha kısaydı. Ders bitmek üzereyken hoca "Bu haftalık bu kadar gençler, ama bugün size bir sürprizim var, sevinir misiniz bilmem!" dediğinde öğrencilerin 2 saatte sönmüş ilgisini alevlendirmişti, "Size küçük bir yarışma yapmak istiyorum. Panik olmayın! Sonuçlarınız notlarınızı etkilemeyecek, ama eğer ilk 3'e girerseniz final notunuza 5 puan ekleyeceğim" dedi.

Mirza ellerini ovuşturdu, Ceren'in duyabileceği bir yükseklikte "şimdi işler kızışır hoca" dedi ve Ceren'le güldüler. Ceren "Kopya verirsen bugünkü kahven benden" diyerek Mirza'yı suç ortağı olmaya ikna etmeye çalışıyordu. Mirza ise yarışma ruhuna girmişti, telefonunu eliyle kapatıp düşünüyormuş gibi yapmaya başladı, Ceren bir yandan gülüyor bir yandan pazarlığa devam ediyordu "Yarınki? Sonraki? E abartma Mirza!" dedi gülerek, Mirza da güldü, işaret parmağını dudaklarına götürerek sus işareti yaptı. Yarışma platformunu tahtaya yansıyan ekrandan görebiliyorlardı, herkes giriş yapmaya başladı.

Bilgisayar mühendisliğinde elbette olabilecek her şey dijitaldi, not yarışmaları da dahil.

İnsanlar giriş yaptıkça Ceren ve arkadaşları tahtada görünen kullanıcı isimlerine bakıp gülmeye başladılar: hocabitirhoca, yetimhanekundakcisi, bilmuhbadboy, mukremindiva... Kıran kırana bir yarışmaydı, Ceren Mirza'nın bu kadar hırslı olduğunu bilmiyordu, heyecanla cevaplanan 5 sorudan sonra sıra kazananları açıklamadaydı:

"Yemeğe gitmek istediğinizi biliyorum ama hızlıca kazananlara bakalım gençler. Evet, işte 1.'miz: bil, bil-mi, bilmuh-bad-boy? Arkadaşlar lütfen bir üniversiteli olduğunuzu bilerek isim seçin" hoca bunları söylerken sınıf hep birlikte gülüyordu.

"2. kişi..." dedi hoca sabırsızca, kendisi de yorulmuştu, "Ceren Filiz, Ceren nerede, bakayım? Hah! Tebrikler, 3. müz ise... Berk Coşkun. Tamamdır arkadaşlar, isimlerinizi not aldım, bugünlük ders bu kadar, çıkabilirsiniz."

Hocanın son kelimesinin bitmesini bekleyemeden ayağa kalkmıştı Ceren. Sınıfta bu kadar aceleci davranan tek kişi olmanın mahcubiyeti ve açlığın verdiği acelecilik ile arkadaşlarını yemeğe sürükledi.

Yemeğin sonunda Mirza ve Erhan komik isimli kişilerin kim olabileceğini konuşuyordu. Mirza ne söylediyse Erhan'ı eğlendirmişti, Ceren nasanın ucundan tok bir kahkaha yükseldiğini duydu. O tarafa eğilip "Hey!" dedi, "Bence badboy sensin Erhan, öyle mi?", Erhan da "Herkes senin gibi çalışmadan yapabiliyor mu kızım? Sonuncu oldum, çalışsam hepinize cevapları verirdim" dedi ve grup "aynen bak şimdi verdin cevapları!" sesleriyle birbirine girmişken Ceren gülerek önüne döndü. Erhan'ın cevabını düşünüyordu.

Üniversiteye kadar başarılı bir öğrencilik hayatı geçirmişti. Atatürk Lisesi'ni yüksek bir puanla kazanmış, okulun münazara ve dans kulüplerinde aktif rol almıştı. 12. sınıfta arkadaşlarıyla beraber müthiş bir vals gösterisi yapmıştı.

Derslerinde başarılıydı. Kendisi bunun yeterince farkında olmasa da. Matematik soruları ona aşılması gereken bir zorluk değil de hafta sonu herkes uyurken bahçede dalga sesleri eşliğinde çözdüğü bulmacaları hatırlatıyordu.

Bu zamana kadar kendisinden istenenleri görev gibi tek tek yerine getirmişti. Ama gerçekten istediği bu muydu? Sanatla ilgilenmeyi çok seviyordu. Resim yapmayı, seramiği.... küçük ve narin parmak uçlarından dünyaya yayılan mesajlardı yaptığı eserler. Hepsini aile evinde saklıyordu. Sevgi dili seramik ve resimdi. Sevdiği insanlara seramik veya resim yapmayı çok seviyordu, kelimelerle arası çok iyi değildi, özellikle konu sevdiğini söylemek olunca. Ama ürettikleriyle kelimelerden fazlasını aktarabildiğini düşünüyordu.

Eline bir parça çamur veya bir tuval ve birkaç boya aldığında sanki zaman duruyordu. İçindeki sevgi, üzüntü, hırs, öfke parmak uçlarının köprüsünden yavaş yavaş karşı kıyıya geçiyor, sanatıyla bütünleşiyordu.

Ailesi sıralamasına yazık etmesini istemediği için çok hevesli olmasa da mühendis olmaya karar vermişti. Ama ya elindeki çamur ve boya izleri? Girdiği yoldan çok vazgeçtiklerini düşünüyordu. Bambaşka bir şehirde, bambaşka şeyler yaparken hayal ediyordu kendisini. İlk sergisini açan genç bir sanatçı, final projesi üstünde çalışan bir seramik öğrencisi... Şimdi önünde makinelerin yepyeni dünyası vardı. Ve bu yabancıların dilini bile zar zor anlıyordu.

"Bir karar verdim, bir noktada bütün parçalar yerine oturacak" diye içinden geçirdi ve dünyaya döndü. Dersi başlamak üzereydi, arkadaşlarını masada bırakıp bölümün yanındaki kafeden buzlu bir latte aldı ve bilgisayar laboratuvarına geçti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.