İçeriğe geç

AŞKIN KOD SAHASI

Bölüm 2 · 19 dk okuma

AŞKIN KOD SAHASI

Bölüm 2

HELALLİK

Bazen düşünceleriniz sizi kendi tutsağınıza çevirirdi. Başka birine ihtiyaç yoktu, siz vardınız. Bu sorundan müzdaripseniz emin olun tek kişi siz değilsiniz. Bunun farkında olmayan milyonlarca insan var.

Ben mi?

Görünüşte çoğu kişi bunun böyle olmadığını söylerdi. Ama hangi görünüş aldatmazdı ki?

Misal benim şu anda içim içimi yiyordu. Çünkü şirketim gerçek adımlarla ilerlemeye başladığı anlarda olağanüstü bir çukura doğru yuvarlanıyordu. Çalışanlarım vardı, arkadaşım olmaları yaptığımız işten ekmek yedikleri gerçeğini değiştirmiyordu. Ki hepsiyle uzun yıllardır muhatabım vardı. Birçoğu sırf bana güvendikleri için çok şirketi reddetmişti. Güven vererek yaptığım çok iş vardı. Arçın’ın babası dahi bana güvenerek hisseleri almıştı.

Güven öylesine tehlikeli bir silah ki hem sizi hem de size güvenen kişiyi mahvedebilir.

Kendinize olan güveniniz ise bazen sizi alaşağı edebilir.

Şirkete gitmeden önce uğramam gereken asıl yere doğru yürüyordum. Kapılardaki korumaların artık kime ait olduğunu biliyordum. Ayağımdaki kalın bantlı ve kalın topuklu ayakkabının sesi insan sesleri ve araba sesleri arasında kayboluyordu.

Stresli ve gergin miydim?

Ah, kesinlikle! Nasıl olmayayım ki? Dün odasına girip deli numarası yaptığım adamın kariyerinin mahvolmasında benim de parmağım vardı ve üzerimde hakları kalmıştı!

Ya haklarını haram ederlerse?

Bir anne babanın bedduasını hiç ama hiç istemiyordum.

Gözümdeki siyah büyük güneş gözlüğünü içeriye geçerken de çıkartmadım. Üstünde siyah kalın askılı crop vardı. Onun üstüne blazer ceket giymiştim. Altıma da kumaş bir pantolon giyerek güzel bir görüntü elde ettiğimi düşünüyordum. Normalde kıvırcık olan saçlarımın ön kısmını ablama ikili mısır örgüsü yaptırmıştım. Saçlarımın açık olan kısmını omzuma bırakmıştım ve kıvırcık olmalarına müsaade etmiştim.

Hiç danışmaya kendimi sakinleştirmek için uğramadan asansöre yöneldim. Dünkü kata geldiğimde kalbim gümbür gümbür atıyordu. Ablama yolda mesaj atarak ortamı sakinleştirmesini sağlamıştım, en azından öyle ümit ediyordum.

Koridorda yürüyen insanlara baktım. Doktorlar, hemşireler, hastalar ve hasta yakınları. Bu koridorları bilirdim.

Gözüm dönemeci bulduğunda şokla gözlerim irileşti. Zaten güneş gözlüğü sağ olsun etraf kararmıştı, bir de üstüne kapıdaki siyah beyaz giyinimli iri adamların görüşüme çok iyi etkileri yoktu. Nefesimi bıkkınca verip omuzlarımı düşürdüm. Bir saniyeliğine gözlerimi kapadıktan sonra omuzlarımı dikleştirerek gözlerimi açtım ve burnu havada bir şekilde yürümeye başladım.

Allah’ım affet!

Kapının önüne geldiğimde kapının önünde dikilen dört korumadan ikisi oturmuştu. Benim geldiğimi görmeleriyle ayağa kalkıp düz bir ifadeyle bana baktılar.

“Efken Bey’in odasına aile yakınları ve doktorları haricinde girip çıkılması yasak.” dedi sol baştaki koruma. Üzerine giydiği gömleği tahminimce kasları zorluyordu. Adam iki metreye yakın bir boya sahipti. Sarı saçları sıfıra vurulmuş, sert yüz yatları daha da belirgin olmuştu. Sinekkaydı traşı sayesinde çok da yaşlı durmuyordu. Ama en azında otuzların başında olsa gerekti. Gergin dudakları birçok kez bu durumla karşılaştığını işaret ediyordu.

Kaşlarım ciddiyetle çatıldı. Ses tonumu yapay kaçmayacak şekilde değiştirerek, “Beni Leman Hanım yolladı. Kendisinin ortaklarından biriyim. Dün biraz rahatsızlandığı için bugün Efken Bey’i ben bilgilendirmeye geldim. İsterseniz sorabilirsiniz. Gerektiği durumda bunun olacağını biliyor olması gerek.” dedim kendimden emin bir sesle. Sesimdeki kurmaya çalıştığım üstünlüğü kalıntıları ve bilmişlik vardı. Kahve gözlerinin içine bakarak konuşmuş, saçımı ilk cümlemde attırmıştım.

Beni incelerken yavaş yavaş kaşları çatıldı. Sonra başını sağa çevirip esme adama, “Efken Bey’e haber ver, Orhun.” dedi sert ve baskın bir otorite sesiyle. Bu bilgiler Ayla abla sayesinde zihnimdeydi. Gerçekten de gerektiği durumda bunun olabileceğini söylemişti. Adama ters bir bakış atıp büyük çantamı açıp içindeki siyah dosyayı çıkardım. İçerisinde birkaç yasa vardı. Ne olur ne olmaz diye Ayla abla hazırlamıştı.

Kapıdan çıkan Orhun kapıyı açık tuttu. Karşımdaki adama bakıp göz devirdikten sonra içeriye açık kapıdan girip Efken Bey’in odasına girdim. Ona görünmeyecek şekilde kenara çekildikten sonra başımla kibirli bir şekilde kapıyı işaret ettim. Adamın dudakları aşağı doğru bükülürken ayıplayan bakışlarla kapıyı kapadı.

Kapı kapandığı an gözlerim kapı kilidini çevrildi ve olmayan anahtarla karşılaştım. Alt dudağımı dudağımdaki nude tondaki ruja rağmen dişledim. Neyse ki kaliteliydi de dudakta sabitleniyordu.

“Konuşma mı hazırlıyorsunuz?” diyen sesle bir an nefesimi tuttum. “Leman Hanım’ın kendi geleceğini sanıyordum.”

Yüzüme bir gülümseme kondururken içimden besmele çektim. İçeriye doğru yürürken başımı ilk önce uzatıp Efken Bey ile göz göze geldim. “Merhaba!” dedim uzatarak. Ağzı bir an açık kalırken tek kaşı havalandı. “Bugün sizi daha bir iyi gördüm!” dedim ayakta dikilerek. Ne yapacağımı şaşırmış bir şekilde dosyayı önümde iki elimle beraber tutuyordum.

Kaşları bir anda çatıldı. “Lütfen bana Leman Hanım’ın stajyer avukatının sen olmadığını söyle!” Dudaklarımı birbirine bastırırken başımı omzuma doğru eğdim.

“Sadece çalışacağım ilk ünlü kişiydin!” dedim umutlu bir ifadeyle. “Kariyerim için de önemli biri.”

“Leman Hanım nasıl bir deli olduğunu biliyor mu?” Gergin bir şekilde kahkaha attım.

“Leman ablayla uzun zamandır arkadaşız. Nasıl bir deli olduğumu çok iyi bilir.” Ayla abla da sayılırdı bence.

“Bilse seni işe alır mıydı acaba?” derken beni baştan aşağı süzmüştü. Onun üzerinde yeşil gözlerini ön plana çıkaran yeşil bir tişört vardı. “Ciddi bir yalancı olsan gerek. Beni tanımadığına gerçekten de inanmıştım.”

“Çok iyiyimdir bu konuda.”

Kaşları havalandı. “Yalan söylemede mi?”

“Hayır!” dedim başımı iki yana sallayarak. “Üniversitemde tiyatro kulübündeydim.” Saçımı omzuma attım. “Söylemesi ayıptır,” Göz kırparken yüzümdeki gülümseme gerçekti. “hep beni başrole alırlardı.”

Onun da yüzünde bir gülümseme oluştu. Başıyla beni işaret etti. “Hep böyle misindir?”

“Başrol mü?” derken yüzümde bilmiş bir gülümseme vardı. “Herkes kendi hayatının başrolüdür ama benden bir tane daha olmadığı da doğrudur.” Yüzündeki gülümsemeyle başını salladı.

“Onu sormamıştım. Hep böyle yalan söyler misin?” Yüzümdeki gülümseme silindi. “Mesela neden az önce kapıda sesinizi değiştirerek konuştunuz?” Onun da yüzündeki gülümseme düşmüş yüz ifadesi soğuklaşmıştı.

“Hep böyle şüpheci misinizdir?”

“Söylediğinize göre dosyamla ilgileniyorsunuz. Size sormak lazım.” Yutkunup iki elimi de saldım. Başımı dikleştirip bakışlarına karşılık verdim.

“Ben karşımda hüküm kesmeyi bilen ama hükmün nereden geldiğini bilmeyen bir adam görüyorum. Beni yalancı olarak tanımlayabilirsiniz ama hikayeyi bilmeden sonuca bakmak size sadece bir hedef gösterir, Efken Bey. Ve bir avukat olarak size tavsiyem olsun; Asla tek bir hedef üzerinden tüm hedefleri yakmayın. Sonunda yanan siz olursunuz.” Bir süre sessizce bakıştık ardından yandaki deri koltuğa doğru yürüyüp oturdum.

Dosyayı yana koyduğumda gözlerini kısarak dosyaya baktı. Gözlerini yeniden gözlerime kaldırdı. “O hâlde neden dün kendini deli gibi gösterdin?”

“Nasıl bir insan olduğunuzu merak ettim. Savunmak için dosya düzenlediğim adam savunmaya değer mi onu görmek istedim.”

“Değip değmediğime sen mi karar veriyormuşsun?” Tüm yüz ifadesi buz kesmişti. Ama eninde sonunda bu konuya giriş yapacaktım zaten.

“Ben sadece fikir yürütebilirim. Merak etmiyor musunuz?”

“Benim işim senin fikrin değil, Leman Hanım’ın fikri. Yeni mezun birine tüm kariyerimi emanet etmem.” Başımı sallayarak onu onayladım.

“Mantıklı bir karar.” dedim durgun bir sesle. “Davalar ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Nasıl bir karar istiyorsunuz?” Gözlerinin içine yarı suçluluk yarı merakla baktım.

“Hastanenin yönetici kadrosunun değişmesi iyi olur, hem benim hem de diğer hastalar için. Sonuçta mevzu bahis herkesin özel hayatı. İnsanlar rahat dahi edemiyorlar. Bunun için çoktan çalışmaya başlamış olmanız gerekiyor.” Yüz ifadesi dümdüzdü. “Buranın siber güvenliğini alan şirketi de piyasadan sileceğim.”

“Patronuyla görüşmeyi reddediyormuşsunuz. Üstelik siz zaten bariz bir siber saldırı altındayken. Tüm suçlu onlar mı sizce?” Alayla güldü. Başını diğer tarafa çevirdi. Gülüşü durdu ve yutkunup başını yeniden bana çevirdi.

“İşlerini doğru düzgün yapsalardı benimle sadece durumu konuşmaya gelen yengeme ve bana atılan iftiranın gerçekmiş gibi gösterilmesi engellenirdi. Takım arkadaşlarımın yarısı, sektör bana sırtını çeviremezdi. Milli takımın hangi oyuncuyla anlaşmayı feshedeceği düşünülmezdi. Çünkü ortada bariz bir kanıt gibi sunulacak bir şey olmazdı. Tüm suç olmayabilir ama son olaylar tamamen onların suçu.” Yüzündeki ifadeye baktım.

“Suçlu oldukları bariz. Bu risk edilebilecek bir konu değil zaten, savunamam ama tamamen de hiç edemem. Unutmayın ki sizin ısıran sineğin dahi bir gerekçesi var.”

“O kadar parayı alıyorsa işini adam gibi yapacak.” Dudağı çok hafif aşağı bükülürken yüzünde beliren aşağılama ve nefrete baktım. Bu nefret ve kin kesinlikle normal değildi. “Bu kadar nettir.”

Başımı sallayarak onu onayladım. “Patronlardan birinin hâlâ hastaneye gelmediğini öğrendim. Kapıya gelirse ne yaparsınız?”

“İşini düzgün yapmayan kimse kapının eşiğinden bir adım dahi atamaz.” Dudaklarımı birbirine bastırıp bir süre sessiz kaldım. “Dosyayı vermeyecek misin?”

“Şirketin sahiplerini araştırdınız mı?” dedim ciddi bir şekilde yeşil harelerine bakarak. Bir süre sessizlik içinde bakıştık.

“Sence Lidya Yücel?” Aynı şekilde yüzüne bakmaya devam ettim.

Dayanamayıp elimi alnıma bastırdım. Bu ihtimali göz önüne alarak gelmiştim elbette. Nefesimi bıkkınca üfledim. Biraz daha öyle bekledim. Gözlerini üzerimde hissediyordum. Başımı kaldırıp suçlu bir şekilde gözlerine baktım. “Dün kim olduğumu biliyor muydun?”

“Sen biliyor muydun?” Başımı yavaşça iki yana salladım. “Ben de ilk öğrendiğimde böyle bir deliye verilirse tabii hastaların özel hayatları alınır demiştim.” Gözlerimi bir anlığına kapadım. Karnımda kocaman bir ağırlık vardı. Bu ağrı göğsüme değin geliyordu.

Gözlerimi açtım. “Hakkını helal etmez misin?” diye sordum içli bir sesle. Kaşları şaşkınlıkla içe göçtü. “Gerçi hiç öyle bir tip yok ki sende!” Alnımı yine avuç içime dayadım.

“Ciddi misin sen?” diyen sesi şaşkındı.

Kafamı kaldırıp başımı salladım. Ardından, “Hiç mi ihtimal yok?” dedim. Kaşları hafifçe çatılmış ağzı aralanmıştı.

“Bana dava açmamamı söylemeyecek misin?” Bir an gözlerim yere değdi.

“Tabii o da çok iyi olur da hak daha önemli. Etmez misin hakkını helal?” Ağzı kapanırken dolgun olan alt dudağını yaladı.

“Hayatımı kayıran başka bir basamak da sensin. Suçlusunuz, şirket olarak. Bir hastanedeki bilgileri korumak sıkı ve önemli bir iştir. Bunu beceremediniz.” Yüz ifadesiz buz kesti. “Benim bitmemde o görüntülerin etkisi de büyük. Gerekirse son parama kadar harcarım, yine de bu hastanenin ve senin şirketinin bitmesini sağlarım. Hakkımı helâl etmem. Beni mazluma çeviren kimseye hakkım helal değildir.”

Kalbime binlerce ok saplandı sanki. Gözlerim anında doldu. Ben kimsenin ahını almak istemiyordum ki!

“O zaman niye blogger hackledin?” diye sorarlar adama Lidya!

Onun sebebi de bloggerın ablamı yazdığı uygulamada yayınladığı kitap yüzünden linçletmesiydi. Hem de sırf prim kasmak için!

Elimi ağzıma götürüp dolu gözlerle yüzüne baktım. “Gerçekten mi?” diye sordum üzgün bir sesle.

“Keşke şimdi üzüleceğine önceden işini doğru yapsaydın.” Yüzünde bana üzüldüğüne dair hiçbir şey yoktu.

“Beni tanımıyorsun.” dedim titreyen bir sesle. Konu haktı, bunun öbür dünyası da vardı.

“Aslında tüm hayatın bir dosyaya sığmıştı. Tıpkı benim tüm kariyerimin birkaç görüntüye bakması gibi.” İçten içe sinirlensem de son söylediği bunun ne kadar canı yanarak söylediğini gösteriyordu. Canı çok yanmış olmalıydı ve benim de bunda payım vardı.

Gözlerimi kırpıştırarak, ”Sen öbür dünyada benim yakama da yapışırsın.” dedim içli bir sesle. Gözyaşlarımı kovmaya çalışsam da pek faydası yok gibiydi.

“Bu kadar öbür dünyayı düşünüyorsan ne diye işini düzgün yapmadın?” Gerçekten merak ederek sormuştu bunu.

“Vallahi en iyisi olmaya çalışmıştım ama...” Bir an başımı eğip nefeslendim. Başımı kaldırıp ayağa kalktım. Kaşları içe göçerken yandan vuran sabah ışığı gözlerinin tonunu açıyordu. “İnsanım.” dedim kararlı bir sesle. Kararlı bir tavırla üzerindeki örtünün üstünde duran elini tuttum. Gözleri irice açılırken elini çekmeye çalışsa bırakmadım. “Hatamı telafi edeceğim.”

“Manyak mısın be?! Bırak elimi!” Elini çekmeye çalışsa da tam kuvvetini veremiyor gibiydi. İki elimle elini tutarken tek dizimin üzerine çöktüm. Hakkın helalliği büyüktü. Karşısında gereken çoğu şey yapılırdı. Gerekirse diz çöker alnımı da yere koyardım. Helallik istemek de büyük meseleydi.

Dışarıdaki yüksek sesli konuşmaları takmadım. “Tüm hatalarımı affettireceğim. Kariyerin düzene girecek, söz veriyorum. O zaman,” Ümitle gözlerine bakarken o şokla bana bakıyordu. “hakkını helal eder misin?” Ağzı aralanmış, kaşları çatılmıştı. Demek ki bu adamın da şaşırma ifadesi buydu.

Açılan kapı ve ardından hızla içeri giren korumalara baktım. “Ailecek saygısızsı...” Leman Hanım beni görmesiyle sustu. Beni gördüğü hâliyle desek daha doğruydu tabii.

Kocaman gözlerle içeriye giren insan yığınına baktım. Önde konuştuğum sarışın koruma vardı. Arkasına Leman Hanım ve ablam vardı. Onun arkasında ise Ayla abla vardı. Onların yanındaysa tanımadığım yaşlı bir kadın ve üç adam vardı. Hepsi de benim konumum ve Efken’e bakıyordu. Ah, tabii bir de sıkı sıkı tuttuğum eline de bakıyorlardı.

Süren sessizliği, “Abi sence de bu işte bir terslik yok mu?” diyen kumral, yirmilerinin başında gözüken çocuk bozdu.

“Sahada bile bu kadar hızlı değilsin, Efken.” dedi esmer adam dudaklarında canlanan gülümsemeyle.

Bir kahkaha fütursuzca ortamda canlandı. Ellerimin arasından kayıp giden elleri tutamadım. Gözlerim katıla katıla gülen Ayla ablayı buldu. Ablamı sırtından itince ablam öndeki korumaya çarptı. “Seninkinin yakışıklı adam görmesine kalmamış Sahra!” Boşta kalan ellerime baktı. “Salak reddedilmiş bir de!” Daha da yüksek sesle güldü. Ortamda vuku bulan diğer kahkahalarla ile şaşkın şebelek olmaktan çıkıp ayağa kalktım. “Napacaktın kız?! Suçunu evlilikle mi kapatacaktın?!” deyip daha da güldü.

“Lidya bana planım bu deme!” diyen ablam hâlâ şokla bana bakıyordu.

Gözlerim Efken Bey’e kaydı. O ise ne hissetmesi gerektiğini şaşırmış bir şekilde bakıyordu. “Abi kabul edecek gibiydin!” Kahkahalara eşlik eden kahkahanın bir başka sahibi de bu çocuktu.

Yutkunurken gözlerim çoktan dolmuştu. “Ben sadece helallik istemiştim!”

“O daha da komik!” Ayla abla karnını tuta tuta gülüyordu. Ablamın yüzünde de bir gülümseme belirir gibi oldu. Yüz ifadesini toparlayıp bana baktı. Ardından başını çevirip gülmeye başladı.

“Kızım helallik böyle mi istenir?” diyen teyze bana şokla bakıyordu.

“Öbür dünyada yakana yapışacağım dedi teyze!” Muhtemelen annesiydi, bu kadar benzerlik oldukça manidardı. Boynu bükük bir şekilde teyzeye doğru ilerledim. O ne yapmaya çalıştığımı sökmeye çalışarak bana bakıyordu. Eğilip çekmesine izin vermeden elini öpüp başıma koydum. Kafamı kaldırdığımda elini bırakmamıştım. Teyze kocaman gözlerle bana bakıyordu. Gözleri de pek bir güzeldi! “Sen hakkını helal eder misin teyze?”

“Ay ne diyor?!” Ayla abla kesik kesik gülmeye başladı.

“Annelik hakkı büyüktür teyze. Bir annenin ahını alırsam sırtım yerden kalkmaz. Sen helal et hakkını ben de oğluna hakkını helal edebilmesi için çalışayım.” Yüzünde acıyan bir ifade belirdi. Bir süre yüzümü inceledi.

“Helal olsun çocuğum.” derken sesinde anne şefkati vardı.

“Halime Hanım, karşınızdaki kadın oğlunuzun kariyerini mahveden başka biri. Hastane görüntülerini koruması gerekirken koruyamadı.” Kusmak istiyordum. En çok koyan bir annenin kalbini acıtmaktı.

“Ben hatasını bilip de helalik isteyen birine sırtımı dönmem, özellikle hatasını telafi etmek isterken.” Yüzümde bir geniş bir gülümseme belirdi.

“Bana bir dünya verdiniz, çok teşekkür ederim.” İçtenlikle gülümseyip gözlerini arkaya çevirdi.

“Halime teyze kadın çok iyi bir yalancı. Sesi dahi titremeyen bir yalancı, bil isterim.” diyen sarışın korumaya baktım.

“Haddinizi bilin isterseniz. Kardeşim helallik istemeye ve hatasını düzeltebilme ümidiyle bu odaya girdi.” diyen ablamın sesi kapı gibiydi. “Aynı ithamı bir daha kullanmamanız için sizi bir defa daha uyarmam.”

Teyzeye utanarak baktım. O ise sakin bir ifadeyle bana bakıyordu. Koruma sadece ablama düz bir ifadeyle baktı. Ayla abla ise ciddileşmiş bir şekilde korumaya bakıyordu.

“Çıkarsanız çok mutlu olurum.” Bu lafların muhatapları belliydi; Ben, ablam ve Ayla abla.

Gözlerim yeniden Efken Bey’i buldu. İçime derin bir nefes çekerken yüzümde kararlı bir ifade vardı. “Size kariyerinizi olabilen en sağlam şekilde iade edeceğim.”

“Karşılığında ne bekliyorsun?” derken kaşları hafifçe çatılmış, gözleri çok hafif kısılmıştı.

“Size dosyada olmayan bir pay ekleyeyim Efken Bey; Lidya Yücel karşılık istiyorsa kendi elde eder, kimseden bir şey beklemez.” Başı hafifçe omzuna doğru eğildi. Çenemi dikleştirip, “Açtığınız soruşturmayı ve davayı geri çekmeyi çok beklemeyeceksiniz. En kısa sürede iyileşmenizi temenni ediyorum.” deyip Halime teyzeye de başımla selam verdikten sonra kısa koridordaki insan yığını arasın geçip ferah koridora çıktım.

“Ben de ne zaman ablanız yerine sizinle muhatap olurum diye düşünüyordum Lidya Hanım.” diyen sese çevrildi başım. Hakan Bey kaşlarını çatmış, sağlam ve sert adımlarla soldaki koridordan bana doğru geliyordu.

“Doğrusu ben de sizin tek olabilmeniz umut ediyordum.” Karşıma gelip durduğunda ablam ve Ayla abla çoktan çıkmıştı.

“Size güvenmiştim.” derken oldukça ciddi bir ifadesi vardı. Hafif hafif kırlaşan kaşları çatılmış, hafif dolgun sayılabilecek dudakları ipince olmuştu. “Sayenizde işim de kariyerim de tehlikede.” Üzerimde çok hak vardı!

“Çok haklısınız.” derken yanağımın içini dişlemiştim. “İsterseniz odanıza geçelim ve ne yapacağımızı konuşalım?”

Derlerdi ki; Kader insanın kendine oynadığı en kötü ve en iyi oyundur.

💫Efken Akel💫

“Çıkarsanız çok mutlu olurum.” dedim ketum bir sesle. İnsanlık hatalarının kurbanıydı ve karşımdaki kadın da beni ve kendini kurban etmişti. Benim hayatım onun hellalik istemesiyle düzelmeyecekti. Ki kızın üzerinde hakkı olan tek kişi de ben değildim.

Yüzünde kararlı bir ifadeyle çenesini dikleştirdi. Siyah kalem çekerek belirginleştirdiği açık kahve gözleri hırsla parıldadı. “Size kariyerinizi olabilen en sağlam şekilde iade edeceğim.” dedi umutlu bir sesle. Gözüm bacağıma bir an dahi uğramadı. Belki yatırımlarım vardı ama ben artık halkın göründe arsız bir adamdım. Param olacaktı veya olmayacaktı ben herkesin gözünde şerefsizin tekiydim.

“Karşılığında ne bekliyorsunuz?” diye sordum kaşlarım hafif çatılı şekilde. 27 yıllık hayatımda öğrendiğim bir şey varsa o da anneniz haricinde kimsenin karşılıksız bir şey yapmadığıydı.

“Size dosyada olmayan bir pay ekleyeyim Efken Bey; Lidya Yücel karşılık istiyorsa kendi elde eder, kimseden bir şey beklemez.” Çenesini daha da havaya dikerek kibirli bir hava salmıştı etrafa. Gözlerinde ise buna dair bir inanç vardı, kendine gerçekten de çok güveniyordu. Başım omzuma doğru eğildi. “Açtığınız soruşturmayı ve davayı geri çekmeyi çok beklemeyeceksiniz. En kısa sürede iyileşmenizi temenni ediyorum.” Bana son bir bakış atıp kapıya yöneldi.

“Geçmiş olsun.” dedi bol bol kahkaha atan kadın imalı bir sesle. Yüzünde imalı bir yüz ifadesi varken her birimize bir bakış atıp ardından ilerlerken Sahra Hanım hiçbir şey demeden odadan çıktı. Korumalara başımla işaret verirken geride sadece Murat kaldı.

“Her şey çok trajikomik değil mi?” diyen Selim kendini koltuğa bırakmıştı. “Kız deli.”

“İlk gördüğüm an anlamıştım.” diye mırıldanıp kafamı geriye yasladım.

“En azından kız ne yaptığının farkında.” diyen annem gelip yanıma başıma oturdu. Az önce Lidya’nın tuttuğu elimi tuttu. “Helali haramı bilen insandan korkmayacaksın. O ne yaptığını biliyordur, doğrusunu da yanlışını da.”

“Benim meleğim yine pır pır uçuyor.” diyen Burak kollarını bağlamış, sırtını televizyonun hemen yanındaki duvara yaslamıştı. “Anne, kız oğlunu hayatının mahvolmasını sağlayan bir başkası.”

“Aslında oldukça başarılı ilerlediğini söyleyebileceğimiz bir şirketi var. Bir de üstüne bu kadar iyi bir yazılımcıdan beklenmeyecek bir hata.” diyen Leman Hanım başını hafifçe eğmiş, kaşlarını çatmıştı. “Ortağı ve çalışanları da oldukça başarılı insanlar.”

“Ne demek istiyorsunuz?” diye sordum sert bir sesle.

“Bir komplo olabileceğini söylüyorum. Bu ihtimali...”

“Komplo olsun veya olmasın güvenlik sisteminin buna karşı koyabilmesi gerekirdi.” Kaşlarım havalandı. “Haksız mıyım?”

“Haklı.” diyen Kerem de Selim’in yanına oturmuş ayağıma bakıyordu.

“Bazı hatalar sadece hatadır. Sebepleri doğan sonucu telafi edemez. Sadece yapılmıştır.” Ortaya atılan görüntüler her şeyi doğrulatacak cinstendi. Üzerime atılan iftira o kadar büyük bir yüktü ki sosyal medyadaki linçler dahi umurumda değildi. Üzerime tonlarca ağırlık bırakılmıştı ve nefes almamı sağlayan tek şey ufak bir delikti. Bazı hataların affı bir ömre bedel olurdu.

“Elbette. Sizi anlıyorum.” dedi Leman kafasını sallayarak. “Şüpheniz olmasın çıkan mahkeme sonucunda şirket iflas edecek.”

“Yine de onlarca insanın hayatı hakkında bu kadar kolay konuşmamak lazım kızım.” dedi annem şalını düzeltirken. Annem de böyleydi işte, konu ben olsam dahi hep iki taraftan bakardı. Tabii olay kendi tarafına çekilince işler biraz... Değişiyordu.

“Halime Hanım bu kolay konuşabildiklerim sayesinde zaten çok iyi bir avukatım ve bunun sayesinde oğlunuzu bu bataklıktan kurtarabileceğim.” Leman Hanım ve annemin pek iyi anlaşamadığı doğrudur.

Annem onaylanmayan bir bakış atarken Burak kenarda yanağını içe çekerek gülüşünü tutmaya çalışıyordu. Leman Hanım ve annemin kavgalarını çok komik buluyordu. “Murat kimseden ses yok mu?” diye sordum ketum bir sesle.

“Maalesef, Efken Bey. Henüz bir sonuca ulaşılamamış. Güvenlik sisteminde açığı arayabilmek için şirket izni gerekiyor. Telefonunuzda da iz yok maalesef.” Umarım bu işin sonunda o kaçığın eline düşmezdim. Kendini beğenmiş, püsküllü deliydi kadın!

“Bak yavrum ka...” diyen anneme yandan bir bakış attım sadece. Devamını duymak istemiyordum.

Mantıklı mıydı?

Evet! Kadın ülkenin en iyi üniversitesini ikincilikle bitirmişti ve birçok şirketi de zamanında peşinde koşturmuştu. Ama Allah aşkına dün bana deli taklidi yapan biri ne kadar... Mantıklı olabilirdi ki?!

Elimi tutup evlenme teklifi eder gibi helalik istemişti deli!

Beklenmedik biri gibiydi.

“Yurtdışından da mı haber yok?!” Bana bu kumpasları kuran kişiye ulaşmak için çok fazla çabalıyordum. Tüm hayatım bir psikopat manyağın elinde çürümeyecekti!

Gözlerim ayağıma kaydığında nefesimi verdim. Çok büyük bir problem yoktu. Ülkenin en iyi hastanelerinden birine bu hatam düzeltilsin diye gelmiştim. Kendi hırslarımın kurbanı olmuş gibi hissediyordum.

Bu konuma gelebilmek için çok çalışmıştım. Canımı dişime takmıştım. Hayatımdan ödün vermiştim ve biri şimdi gelmiş ve her şeyi hak etmemişim gibi yansıtıyordu!

Bu adalet falan değildi!

Bir zamanlar beni çok seviyor sandığım halk şimdi en büyük düşmanım olmuştu. Beni seviyor sandığım arkadaşlarım sorgulamadan hakkımdaki yalanlara inanmışlardı. Gerçekten bu kadar vazgeçilebilir bir insan mıydım?

Gerçekten de bütün doğrular tek bir şeyle silinebiliyor mu?

“Dava iki hafta sonra Cuma günü Efken Bey.”

“Hangisi?”

“Hastane ile olan dava.” Başımı sallayarak onayladım.

“Tazminatı en ufak kuruşuna kadar istiyorum.” Eğer benimle böylesine ciddi kişiler uğraşıyorsa iyi paralara ihtiyacım olacaktı. Banka hesaplarımda yeterli birikim vardı, yatırımlarım sayesinde de hayatımın bir kısmını zaten garanti altına almıştım ama yapılacak her saldırıya hazırlıklı olmam gerektiğini biliyordum.

“Hiç merak etmeyin. Hakkınızı son damlasına kadar alacağız.” Başımı sallayarak onu onayladım

Birileri inatla hayatımla oynuyorsa ben de sahaların asıl şampiyonun kim olduğunu herkese gösterirdim.

💫⚽💫

Sabah ilk ışıklarını vurduğunda yine ne telefon ile ilgilenebilmiş ne de televizyona bakabilmiştim. İnsan her haber kanalında, iki postta bir kendini görünce medeniyetin nimetlerinden de uzaklaşıyordu.

Çayı bir yudum daha içip avucumun arasına aldım. Bahçeye çıkmak dahi riskliydi. Herhangi birinin uzaktan dahi beni çekmesini istemiyordum. Özellikle de magazinin bu konudaki gayretini göz önüne alırsak. Ama yine de... Yine de çok bıkmıştım.

Gözüm kafeteryanın masalarından birinde benim gibi bir şeyler yudumlayan Sahra Yücel’e kaydı. Yüzünde hafif bir gülümseme vardı. Yukarıdan vuran ışık açık renk saçlarının arasındaki sarılara vurgu yapıyordu. Önüme düşen perçemlerini saçını hafifçe attırarak önünden savurdu. Kardeşinin dolgun ve daha koyu olan saçlarının aksine onun saçları daha ince telli ve açık tondu.

Gözümün önüne elimi tutup diz çöken bir deli geldi yine...

O nasıl bir senaryo yahu?!

Hayır, niye helalik isterken diz çökersin ki?!

Sahra Hanım’ın gözü bana çevrildi. Bir an göz göze geldik ve ikimiz de birbirimize buz gibi gözlerle baktık. Kardeşi gelmeden önce o benimle konuşmayı birçok kez talep etmiş olsa da ben hepsini reddetmiştim. Hiçbir özür bana eski hayatımı geri vermeyecekti.

Her şey onların suçu değildi ama bütün okların bana çevrilmesinde ve beni savunan tarafın yok olması büyük ölçüde kardeşinin ve ortağının suçuydu. Açıkçası Arçın Çetinyürek ile de tanışmayı iple çekiyordum. Tüm işi deli birine bırakırsa olacak olan bu olurdu tabii!

Kardeşi bu kadar sıcak bakabiliyorken bu kadın nasıl benim gibi bakabiliyordu?

“Abi biraz daha kadına bakarsan gözlerinden birer ok çıkacak.” dedi Burak kahvesini yudumlarken. Gözlerimi ona çevirdim. Orta uzunluktaki kahve saçları geriye yatmış birkaç tutamı önüne düşüyordu. Koyu kahve gözleri vuran güneşle biraz açılmıştı. Dolgun sayılabilecek dudakları kirli sakalıyla çevrelenmişti. Dağınık kaşları havalanmıştı. Yüz hatları benim yüz hatlarım kadar keskin değildi, tıpkı benim daha sıcak bakan gözlere sahip olması gibi. Burnunun üzerinde küçüklükten kalma olan iz gün ışığında daha belirgindi.

“Sabah birkaç magazinci gelmişti.” diyen Orhun oturduğu yerden etrafı kolaçan ediyordu. “Buraya çıkmak tehlikeliydi.”

“Saklansam da olacaklar oluyor zaten. Bari düzgün nefes alabileyim.” diye cevapladım onu. Murat Orhun’a yandan bir bakış atıp çayını yudumladı. Göz göze geldiğimizde başını hafifçe iki yana salladı.

“Abi hazır saklanmak demişken,” diyen Burak alttan alttan sırıtıyordu. Bu sırıtışı elbette tanıyordum. “Lidya Yücel’in sana verdiği evlilik teklifi tüyolarını uygulayabilecek vakit buldun mu?!” dedi aynı onun adını söylerken aldığı tavır gibi.

“Burak!” dedim dişlerimin arasından.

Yüzündeki gülümsemeyi tutmaya çalışırken, “Tabii sen de haklısın. Yüzüksüz prova mı olur?!” dedi ve ardından kahkaha attı. Yanında oturan Orhun ve Mustafa da gülümsemelerini saklamak için başlarını eğmişlerdi.

Murat’a baktığımda o da kıvrılan dudağıyla başını başka tarafa çeviriyordu. “O deliyle seni mahkemeden önce bir odaya koymazsam benim de adım Efken değil!” dedim çayı yeniden dudaklarıma değdirmeden önce.

“Prensip olarak abime teklifleri olan kadınlarla ilgilenmiyorum, Efken Bey.” deyip göz kırptı.

“Senin dersin yok mu lan?!”

“Seninki gibi mi?” Yüzündeki kocaman gülümsemeye baktım. Gözlerim kısılırken dişlerimi birbirine sürttüm.

“Benim derslerimden almak ister misin Burak?”

“Ben de elini tutabilecek miyim?” Orhun ve Mustafa dayanamayıp kahkaha atarken yanımdan da nefeslenerek gelen bir gülme sesi vardı.

“Tutmak ister misin?” dedim elimi uzatarak. Kafasını kaldırıp elimi inceliyor gibi yaptı.

“Helalliğin var mı?” Göz devirip elimi indirdim. Çayı kafama indirirken gözüm hastanenin önüne park eden siyah arabayı buldu. Daha doğrusu içinden çıkan iki kişiydi dikkatimi çeken. Arçın Çetinyürek sonunda sorumluluklarını hatırlayabilmişti anlaşılan. Yan koltuktan inen Lidya Yücel’in gözünde ise siyah, ince kalıplı bir güneş gözlüğü vardı. Eliyle arkada salına saçlarının bir parçasını sağ omzuna çekti ve omzunu taktığı bilgisayar çantasını düzeltti. Bugün de doğal kıvırcık saçlarını açık bırakmış, önden iki tane örgü yapmıştı.

Hayır, içimden geçen bu deli için ön sıfat olmaması gereken kelimeyi söylemeyeceğim.

Bir saniye kadar ortağına baktıktan sonra önüne düşen saçını hafifçe attırıp yürümeye başladı. Yüzünde herhangi bir ciddiyetsizlik arasam da bir sonucu yoktu. Ortağı arkasından ilerlemeye başla

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.