İçeriğe geç

Aşkın Filizi

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Aşkın Filizi

Bölüm 1

Sarsıntı

Bazı anlar olur, ruhumuzun adeta bedenimizden çekilişini hissettiğimiz… Bir daha gelmeyeceğim hâlde içimizde büyük bir iz bırakan… Öyle anlar olur ki bazen, ölümü bile düşleyebilir insan. Sonra biri çıkagelir hiç beklemediğimiz bir anda, işte onun geldiği ilk an bizim hayatımızın kurtuluş anıdır. Ölü ruhumuzun bir tutam sevgiyle can bulduğu andır… Bazen onu sevdiğimizi bilmemesi ne kadar çok canımızı yaksa da bizi o değil, onu sevmek kurtarmıştır. Onu severek kurtulur hayatımız. Onsuz bir hayat düşleyemeyiz. Bir akarsuyun kaynağı gibi, hayatımızın gerçekten akıp gittiği an, onu tanıdığımız ilk andır. Gözlerine dalıp gittiğimizde sonsuzluğu gördüğümüz ama aynı

zamanda doya doya bakamadığımız, bakmaya korktuğumuzdur. O bizim vazgeçilmezimiz olmuştur. Belki de o farkında olmadan hayatımızın bir parçası olmuştur.

…………

Sabah büyük bir korna sesiyle gözlerimi açtım. Gözlerimi açtığımda perdenin arkasından bana bakan güneş beni selamlıyordu adeta. Bugün erken kalkmıştım çünkü annemle babamın bir iş görüşmesi vardı ve oraya gideceklerdi. Birlikte kahvaltı yapacaktık ve ben onları uğurlayacaktım. Ellerimizi yüzümü yıkadıktan sonra omlet kokusu yükselen mutfağa doğru yol alırken koridorda kolonu boyayan babamla karşılaştım. Yanağına ufak bir buse kondurdum.

“Günaydın baba. Günaydın da bıraksaydın boyatmak için birini çağırsaydık. Omlet soğuyacak.”

“Günaydın kızım. Bitti zaten.” Dedi ve beni yanağımdan öptü.

“Gel o zaman hadi.” Dedim kolundan çekiştirirken. Gülüyordu. O güldüğünde benim dünyamda çiçekler açıyordu. Sonra hazır olan kahvaltı sofrasına çayları koyan annemi gördüm.

“Günaydınlar majesteleri.” Dedim ve önünde reverans yaptım.

“Bak sen kerataya, bize gelince ‘Günaydın baba’ ona gelince majesteleri oluyor. Vay vay.” Dedi beni gıdıklarken. Kahkahalarım arasında babama yapmaması için yalvarıyordum. En sonunda kahvaltı masasına oturabildik.

“Keşke uçakla gitseydiniz anne. Niye arabayla gidiyorsunuz ki İzmir’den Edirne’ye. Yedi saat yol çekilir mi?”

“Ne yapalım kızım. İkimiz de uçaktan korkuyoruz babanla.” Annem ellerimi tuttu.

“Ama söz veriyorum sana, otele yerleştiğimiz gibi arayacağız seni.”

“Tamam.” Dedim korkulu bir gülümsemeyle. Başıma gelebileceklerden korkuyordum. Neden olduğunu bilmiyordum ama içimde çok kötü bir his vardı ve içimi tırmalıyordu. Nihayet kahvaltımız bitti ve kapının önüne geçtik. Bir valizlere baktım bir de onlara. Gözlerim doluydu. Son bir kez sımsıkı sarıldım. Boğazımda bir düğüm vardı, konuşsam ağlayacaktım. Bu yüzden sadece sarılmakla yetindim.

Onların da gözleri dolmuştu. Annem ellerimi tuttu.

“Seni çok seviyoruz kelebeğim.” Bana hep kelebeğim derlerdi. Çünkü bir ara küçükken bir hastalığa yakalanmıştım. Daha bebektim. Az ömrüm olacağını söylemişlerdi ama bir mucize oldu sanki ve ben iyileştim. Annemler de hep kelebeği mucizenin sembolü olarak görürlerdi. Sonra da kelebek olarak anıldım hep. Onlara son bir kez sarıldım ve son bir kez öptüm, kokularını içime çektim. Bir buçuk ay orada kalacaklardı. Bir sürü görüşme ve işleri vardı. Sonra da veda ettim onlara. Gitmemeleri işin yalvarmak istiyordum ama elimden gelen bir şey yoktu. Ya gidip işlerine devam edecekler ya da işlerinden olacaklardı. Kapıyı kapattığım an gözyaşlarım durmadı ve kapıyı arkama alarak yere oturdum. Annemle babam benim tek ailemdi. Diğerlerinin hepsi birer birer gitmişti ellerimizden, ölmüşlerdi. Soğuk mermer karnımı ağrıtmasın diye kalktım ve odama geçtim. Biraz müzik dinlemenin bana iyi geleceğini düşünerek şarkı açtım ve odamı toparlamaya başladım. Müzik benim ruhumu dinlendiriyordu. 3 saat boyunca hem evi hem odamı topladım. Toplama işim bittikten sonra acıktığımı fark edip buzdolabını açtım ama istediğim şeyler yoktu. Bu yüzden markete çıkmam gerekiyordu. Üstüme düzgün bir şeyler giydim ve ayakkabılarımı giyip daireden çıktım. Bakkal biraz uzaktaydı ama yürüyebilirdim. Karşıdan karşıya geçmek için yürümeye başladım ve büyük bir korna sesiyle gözlerim sağımdan hızla gelen arabaya döndü. O an bir çift kolun beni bir anda geriye çektiğini hissettim. Arkama baktığımda kumral, yeşil gözlü bir erkek gözlerime bakıyordu.

“İyi misiniz?” Diye sordu.

“Teşekkür ederim.” Dedim. Başımı kaşırken “Kusura bakmayın, ben görmemişim. Kafam biraz dolu da.”

“Sorun yok. Bir şey olmasın size de.”

“Tekrar teşekkürler.”

“Rica ederim.”

Kalbim çok hızlı atıyordu. Çok korkmuştum. Birinin beni kurtardığına şükrederek yoluma devam ettim.Sonunda bakkala vardım ve Ahmet Abi’ye selam verdim.

“Merhaba Ahmet Abi! Nasılsın?”

“Merhaba kızım. İyiyim, sen nasılsın?”

“Ben de iyiyim, teşekkür ederim. Burada çubuk makarna var mı?”

Ahmet Abi bana makarnaların olduğu reyonu gösterdi. Teşekkür ettim ve bir tane makarna aldım. Biraz da sos

için malzeme topladım. Buzdolabında domates sosu kalmamıştı, onu da aldım ve parayı ödeyip marketten ayrıldım. Tekrar evime vardığımda ayakkabılarımı çıkartıp kapıyı kapattım. Makarnanın suyunu kaynattıktan sonra tencereye makarnaları attım. Makarnalarım pişmesini beklerken biraz daha müzik dinledim. Müzik dinlerken aynı zamanda sosu hazırlıyordum. Her şey hazır olunca sosu makarnanın üzerine döktüm ve ikisini karıştırdım. Masaya oturdum ve yemeye başladım. Karnım nihayet doyduğunda odama test çözmeye gittim. Yaz vakti olduğu için okullar yoktu ama bu sene on iki oluyordum ve sıkı çalışmam gerekiyordu. Test kitabımı açtım ve çözmeye başladım. İki saat sonunda test kitabımı kapadım. Yorulmuştum. Yatağıma uzanmak için telefonumu elime aldım. Aldığım anda telefonum titremeye başladı. Annem arıyordu. Yollarının bitmesine daha iki saat vardı. Anlam vermeyerek telefonumu açtım. Telefonu tanımadık bir ses açtı.

”Anneninizin acil arananlarında varsınız. Kızısınız galiba.”

“Evet, buyurun benim.”

“Anneniz ve babanız bir trafik kazası geçirdi, onları kurtarmayı denedik ama kurtaramadık. Başınız sağ olsun.” Karnıma kramplar girdi. Başım dönmeye başladı. Başımdan aşağıya kaynar sular döküldü. Ellerim ve ayaklarım titriyordu. Yere çöktüm ve ağlamaya başladım. Ağlamam durmuyorken paltomu aldım ve dışarıya çıktım. Dışarıda çok şiddetli bir yağmur vardı ama bu benim zerre umrumda değildi. Bir an bile düşünmeden bisikletime bindim ve yağmurlu yolda bisikletimi sürmeye başladım. Gözyaşlarım yağmura karışıyordu.

“Anne… Baba…” dedim. En sonunda kendimi bir uçurumun kenarında buldum. Bisikletimi bir kenara bıraktım ve kollarımı iki yana açtım. Haykırdım. Tüm acılarımı, korkularımı haykırdım.

“Anne! Baba!” Yağmur hızını arttırmıştı. Kimsem kalmamışken yaşamamın bir anlamı yoktu. Biraz daha geldim uçurumun kenarına. Rüzgar saçlarımı uçuşturuyor, gözyaşlarım ağzımda tuzlu bir aroma bırakıyordu. Biraz daha yaklaştım. Ve biraz daha.

Bir ayağımı boşluğa denk getirdim ve gözlerimi kapadım.

“Size geliyorum.” Kendimi boşluğa bırakacakken bir çift kol tarafından çekildim.

“Yapma!” Arkamı döndüğümde beni arabadan kurtaran çocukla göz göze geldim.

“Yapma… Ne olursun yapma. Hiçbir şey canına kıymaya değmez.”

”Ne yaşadığımı bilmiyorsun.”

Yağmur ve rüzgarın sesinden bağırarak konuşmak zorundaydık.

“Ne yaşamış olursan ol. Hayatını sonlandırmaya değmez inan bana. Senin yollarından ben de geçtim. İzin ver bu gece benimle gel. Seni evine götüreyim. Ailene götüreyim. Merak etmişlerdir. İyi değilsin. Yaraların neyse sarılması lazım.”

Güvenemiyordum. Güven duygum yıllar önce elimden alınmıştı.

“Benim ailem yok ki…”

O an ikimiz de sustuk. Sadece yağmur, rüzgar ve denizin sesleri vardı.

Gözlerime baktı. O an gözlerinde bir sıcaklık hissettim. Bakışları güvende hissettirmişti.

“Özür dilerim. Sen de kabul edersen benim evimde kal biraz. Sonra sana bir ev ayarlarız. Anlaştık mı?”

“Hayır, güvenemiyorum…”

Güven duygum yıllar önce elimden alınmıştı.

“Güvenmelisin. Kimsesizken seni böyle bırakıp gidemem. Hiçkimse bunu hake

Belki de haklıydı. Hayatımda hiç kimse kalmamıştı ve hayatımı sonlandırmamak için ona tutunmalıydım. Bir şans vermeliydim belki de.

“Tamam o zaman.” Dedim. Bir gece belki. Gerisi yok.

”Tamam. Şimdi gidelim buradan.”

Bölüm sonu

2 yorum