İçeriğe geç

AŞKIN ATEŞİ

Bölüm 5 · 5 dk okuma

AŞKIN ATEŞİ

Bölüm 5

5. Bölüm

Iyi okumalarr

~~~

Sevdiğine seni seviyorum demedikten ya da o sevgiyi göstermedikten sonra o sevginin ne anlamı vardı? Zaman ellerimizden akıp giderken sevdiğimizi kaybedince anlıyoruz degerini. Söylenmemiş sözler yapılmamış davranışlar sadece hatrımızda bir pişmanlık olarak kalıyordu.

Yine düşüncelere dalmış giderken şiddetli bir uyku bastırmıştı. Ne zamandır burdaydım? Iki gun olmus muydu? Yoksa hala birinci günde miydim? Zaman kavramını kaybettiğim bu yerden sadece bir an önce kurtulmak istiyordum. Geldiğimden beri hiç bir şey yememiş hiç uyumamış ve bir damla su içmemiştim. Gözlerimdeki yorgunluk ve karaltı tansiyonum düştüğünden miydi yoksa uykusuzluktan mıydı tam kestiremiyordum. Sırtımı yasladığım duvardan ayrıldım ve başımı minderin üstüne koydum. Kollarım uyuşmuştu. Bacaklarım karıncalanıyordu. Ama ben artık susmaya karar vermiştim. Ne söylenip onların başının etini yiyecektim ne de tek kelime edecektim. Belki bu sayede anlarlardı hiç bir şey bilmediğimi. Gözlerimi usulca kapattım.

~~~

"Abi hani vermeyecektik yemek, su. Konuşana kadar vermesek daha iyi bence en azından o piçin yerini öğreniriz." Kulağımı tırmalayan seslerle bilincim açıldı. Ama gözlerimi açmak istemiyordum.

"Cevdet sen benim kararlarımı mı sorgulamaya başladın?" Bu patronlarıydı. Sesindeki tehtitkar tını karşısındaki kişiyi susturmaya yetmişti.

Birinin bana yaklaştığını hissettigimde daha sıkı kapadım gözlerimi.

"Boranın kızı. Kalk." Bana böyle hitap etmesinden nefret etmiştim.

"Uyan diyorum." Başımdan gitmeyeceğini anladığım için mecburen kalkmıştım. Elindeki tepsiyi suratıma atar gibi atmıştı önüme. Içinde mercimek çorbası ekmek ve bir şişe su vardı. Nerde karanlıktan hoşlanmadığım için ışıldak getiren mafya nerde suratıma tepsi fırlatan mafya. Yemekle yememek arasında kaldığım o dakikalarda gözüm konuşan adama kaydı.

"Bön bön bakacağına patrona teşekkür et." Gözlerimi devirdim. Başımda dikilen iki adamı da boğasım geliyordu.

"Senin patronun o benim değil ona göre konuş." Bir kaç saat önce konuşmama yeminleri etmiş olan ben değilmişim gibi lafı yetişirmiştim. Ama napayım aşırı sinirimi bozuyorlardı.

"Tamam kes sesini de yemeğini ye. Zor bulursun birdaha." Gözlerimi sabır dilercesine kapattım ve geri açtım. Gozlerim iki adam arasında mekik dokurken bir şey anlamamış olacaklar ki hala suratıma bakıyorlardı.

"Ellerim bağlıyken nasıl yememi bekliyorsunuz?" Patron olan mafya bir kac adım gerileyip geçen oturduğu sandalyeye oturdu. Üstüne aldığı uzun siyah palto ona gerçek bir mafya havası veriyordu. Gözlerim yüzünde gezinirken onunda bakışları bendeydi. Ama ifadesizdi her zaman ki gibi. Bende oyle bakmaya çalışıyordum ama büyük ihtimalle olmuyordu. Sert çehresinin ardında neler saklıyordu merak ediyordum.

O sırada yanında ki adam gelip ellerimi çözdü. Sızlayan bileklerimi ovdum. Biraz da hareket ettirdikten sonra şişeyi elime alıp bir kaç yudum su içtim. Iyi gelmişti şimdiden. Ekmekten bir parça koparıp ağzıma götürdüm. Ve kaşığı alıp çorbaya daldırdım. Ağzıma kaşığı aldığım an sanki dünyadaki en lezziz şeyi yiyiyormuşum gibi hissettim. Uzun süredir bir şey yemediğimdendi büyük ihtimalle. Iştahla yemeğimi yerken mafya hala orda oturmuş beni izliyordu. Ağzımdakini yutup konuşmaya başladım.

"Beni izlemeye devam mı edeceksin?" Bakışlarımı ona yönelttim.

"Evet." Dedi kısa ve net bir şekilde. Neyse neydi umrumda da değildi açıkçası. Yemeğimi bir güzel yemeye devam ettim.

Yemeğim bittikten hemen sonra gelip elimi bağlamıştı. Ipi sıkmasıyla yüzümü buluşturdum.

"Yavaş be can var burda." Pek umrunda görünmüyordu. O sıra ani bir tuvalete gitme ihtiyacı hissettim. Bütün şişeyi bitirmemeliydim. Ama bidaha vermezler diye korkup vücudumu suya doyurmak istemiştim.

"Mafya bekle!" Dedim yürümekte olan patrona. Durdu. Ama sabır ister gibiydi. Kaçırmasaydınız banane.

"Ne var yine?" Boğazımı temizleyip konuştum.

"Tuvalete gitmem lazım." Bakışları yüzümde oyalandı biraz.

"Tut." Yok artık.

"Altıma mı yapayım? Tutamam." Dedim hafif ters bir ses tonuyla. Adama bak ya. Bide tutmamı istiyordu.

"Ya sabır." Diyip hızla burun kemerini tutup çekti. Yaklaştı ve ayaklarımı çözmeye başladı. Yaklaşmasıyla burnuma dolan kokusu hoşuma gitmişti. Yani parfümün kokusu yanlış anlamayın! Biraz odunsuydu biraz da çam ağacı gibiydi tam olarak anlatamadığım bu kokuyu biraz daha koklamak istedim. Bu koku ona yakışmıştı. Kışı anımsatıyordu bana. Bu karşımda ellerimi çözmekle uğraşan adam da kış gibiydi. Belkide soğuk bakışlarından dolayı böyle düşünüyordum.

"Hadi yürü." Kalın sesi beni düşüncelerden gerçekliğe getirirken ayaklandım hemen. Ama hesap edemediğim şey saatlerce bağlı olan bacaklarımım uyuşmuş olmasıydı. Kalktığım gibi düşecek olduğumdan yanımdaki adamın kolunu tuttum. Bu ani hareketim onu da şaşırtmış olacak ki bir anda döndü bana. Ellerimi çekmek istedim ama düşeceğimden korktum.

"Bacaklarım uyuşmuş da ondan şey yaptım." Dedim. Başını salladı sadece. Ona değen parmaklarım karıncalanıyordu. Ellerimden vücuduma doğru yükselen ateşe benzer sıcaklık anlayamadığım bir şeydi. Ona olan öfkemdendi kesin. Çünkü onu yumruklayasım vardı. Tabi benim iki katım olan bu adamı yumruklasam bile beni adeta bir bok çuvalı gibi yere serebilirdi ama oraları karıştırmaya gerek yoktu.

Bacaklarımın daha iyi olduğunu hissettiğimde ellerimi çektim. O da anlamış olacak ki yürümeye başladı. Buraya geldiğimden beri ilk defa çıkıyordum burdan. Ne kadar bu yerden kurtulmak istesem de meraklı tarafım hep beni dürtüklüyordu. Kapıdan çıktığımızda kocaman bir bahçe karşıladı bizi. Biraz ilerde büyükçe bir malikane vardı benim çıktığım yerse tam tahmin ettiğim gibi buranın deposuydu. İlerleyince erkek ve kadın tabelası olan iki kapılı bir yere geldik. Burada çalışan kişiler içindi büyük ihtimalle. Etrafta gezen onca adam yanımdaki kişi için çalışıyorlardı.

"Çabuk ol. Bekliyorum." Dedi. Utanmasa benimle içeri gelecekti.

Içeri girip hemen işimi hallettim ve ellerimi yıkarken aceleden ilk girdiğimde fark etmediğim bir cam gördüm. Kaşlarım çatılırken yoksa bu benim çıkış yolum mu diye düşünmeden edemedim. Suyu açık bırakıp ilerde duran boş kovayı aldım. Ters çevirdim ve camın tam altına koydum. Üstüne basıp camı açmaya çalıştım. Biraz zorlayınca açılan cam tam girdiğim yerin tersine açılıyordu. Etrafı kolaçan ettiğimde bir tane adamın gidip geldiğini gördüm. Gittiği süre boyunca burdan çıkıp şuradaki küçük arka bahçe kapısından kaçabilirdim. Allahım sonunda!

Adam geriye dönüp diğer tarafa gittiğinde hemen kendimi yukarı çekip camdan çıktım bazen küçük bedenli olmak baya işe yarıyordu. Ama dengemi koruyamadığım için popo üstü yere düşmüştüm. Popom sızlarken aceleyle kalkıp kapıya doğru koştum. Kapının küçük sürgüsünü açıp dışarı çıktım. Başarmıştım!

Koşmaya yeltendiğim sıra koca bir elin kolumdan tutup beni geriye çekmesiyle sendeledim. Tutan kişi beni az önce atladığım pencerenin altındaki duvarla kendi arasına sıkıştırmıştı.

Kapanan gözlerim açıldığında bunun patron olduğunu gördüm. Öfkeyle parlayan gözlerinde tek görebildiğim ateşti.

"Benim olan şey ben izin vermedikçe benden gidemez."

~~~

♡

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.