İçeriğe geç

Aşkımla Başbaşa

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Aşkımla Başbaşa

Bölüm 2

1. Bölüm: Yıldızlar

Duştan çıkar çıkmaz belime bir havlu sarmıştım ve kabinden çıkmadan omzuma da bir havlu atmıştım. Duşakabin, yatak odamın içindeki banyoda olduğu için banyodan çıkar çıkmaz yatak odama ulaşmıştım.

Yatak odamdaki yatağımın yanındaki kıyafet dolabımı açıp kıyafetlerimde gözlerimi gezdirirken omzumdaki havluyla kısa, siyah gibi görünen ancak koyu kahverengi olan saçlarımı duruluyordum.

Nihayetinde giyeceklerimi gözüme kestirdiğimde omzumdaki havluyu arkamdaki yatağa fırlatırcasına attıktan sonra giyeceğim bir boxer, beyaz rengindeki bir gömlek ve krem renginde fazla dar olmayan pantolonu aldığım gibi yatağıma bırakmış, belimdeki havluyu yatağa atmıştım.

Kıyafetleri üzerime geçirip havluları banyoya astığımda hazırdım. Cüzdanımı pantolonumun arka cebine, telefonumu ise elime aldıktan sonra kapıdan çıkmıştım.

Evimiz müstakil olduğundan dolayı evden çıkmak uzun sürmemişti. İş yerine doğru yürümeye başlamıştım çünkü araba babamdaydı ve iş yerimiz çok da uzak değildi.

Yürürken bir yandan da saatime bakıyordum.

Siktir, çoktan geç kalmışım bile.

Babam halleder.

Telefonumu açıp babama yazdım.

Ben: Baba, (07.58)

Ben: Geç kaldım, özür dilerim. (07.58)

Ben: En kısa zamanda geleceğim, affet. (07.59)

Cevap yazması için biraz beklemiştim fakat cevap gelmemişti. Telefonumu tam arka cebime koyacaktım ki bildirim geldi.

Babam: Tamam, oğlum. (08.08)

Babam: Bir daha olmamasını umuyorum bugün de böyle olsun bakalım. (08.08)

Babam: Ancak bir kez daha olursa şirketi boş ver eve bile bir daha giremezsin. (08.09)

Babam: Bu 4. Oldu. Şimdilik affediyorum. 5. Olursa sana oğlum bile demem. Benim bir oğlum varsa sorumluluklarını bilecek, görevlerini yerine getirecek. Son günlerde işini de düzgün yapmıyorsun zaten beni bir kez utandırırsan soyismini değiştirmek zorunda kalırsın Deniz! (08.14)

Bana ‘Deniz’ dedi. Yine yaptı. Bile bile bana ‘Deniz’ dedi. Annemin ismini söyledi. Bana Yeşil Deniz Yüce’nin ismini söyledi.

Ben: Bana “Deniz” dememen konusunda seni defalarca uyarmıştım. (08.17)

Ben: Madem bir kez daha geç kalırsam soyismimi değiştirmek durumunda kalıyorum Koral Bey, o hâlde siz de bana ikinci bir kez daha “Deniz” ismiyle hitap ederseniz anneme suikast düzenleyen kişinin Koral Acar Yüce olduğunu herkes öğrenir! (08.21)

(Görüldü.)

“Bu kişiyi engellediniz.”

Kafamı telefondan kaldırdığımda karşıdan turuncu saçlı kızıl bir kız bu tarafa doğru koşuyordu. Son hızla koşarken bana çarpıp yere savrulmuştu.

Yıldızlar gibiydi.

Dudaklarını aralayıp nefes nefese bir hâlde, “Ben,” dedi. Devamını getiremeden kıza elimi uzattım.

Elime şaşkınlıkla bakıyordu. Soluk nefesler arasından yutkundu. Daha sonrasında siyah ceketinin kollarını avucuna kadar getirmiş ve o şekilde tutmuştu elimi.

Bu hareketine şaşırmadım, değil. Neden yaptı ki? İğrendi mi acaba? Her neyse.

Ayağa benim yardımımla kalktığında eğilip siyah fileli ettiğini çırparken bana bakıyordu. “Üzgünüm,” eteğini çırpmayı bitirmiş ve doğrulup vücudunu karşımda dikmişti.

“Sorun değil,” dediğimde güneşten dolayı kaşlarımı çatmıştım. “Niçin koştuğunuz da mühim değil gibi.” derken mırıldanıyordum.

“Anlamadım?” Dediğinde onun kaşları da aynı benimkisi gibi güneş yüzünden çatılmıştı. Bana anlamaz bir ifadeyle bakıyordu. “Hiç.” Dediğim emince.

Böylesine güzel bir kadının neden koştuğunu merak etmiyor değilim ama haddim değil. Yanlış anlayabilir.

Telaşla arkasına bakıp bakışlarını bana geri döndürdüğünde koluma elini koyup, “Gitmemiz gerek,” dediğinde ilk başta beni sürüklercesine koşmaya başlamıştı. Benim gittiğim yönün tersine koşuyorduk. Kolumdaki elini düşürüp elini tuttum. Anında yavaşlayıp gözlerini elimize düşürdü. “Koşsana Kızıl,” diye sessizce çıkıştım. “Tamam be.” Diye yalandan söylenirken daha hızlı koşmaya başlamıştı.

Bir sürenin ardından hâlâ koşuyorduk. “Bu arada ben ne alaka?” Derken soluk nefeslerimin arasından bağırıyordum bağırıyordum. Bir kez arkamıza baktığımda dört tane oldukça uzun ve iri adam peşimizden son hız geliyorlardı ancak aramızda yaklaşık bir ya da iki metre vardı.

“Sen ne alaka gerçekten bunu ben de bilmiyorum ancak beni çok güzel kaçıracakmışsın gibime geldi.” Duraksayıp temiz havayı içine çekti. “Daha konuşacakmışız gibi hissettiğim için seni bu kerelik ben kaçırıyorum.”

“Ayıp değil mi lan? Bağırırım şimdi ‘insan kaçakçılığı var’ diye.” Deyip güldüm. “Ya,” deyip o da kuşlara destan yazdıracak sesiyle kıkırdadı.

Uzun sürenin ardından durmuştuk ve beni bir sokağın çıkmazındaki çöp kutusunun arkasına çekip yere çöktü. Ben hâlâ ayaktaydım. “Çöksene.” Diye çıkıştı.

Kızıl, üzerindeki ceketin cebinden bir astım ilacı çıkardı.

Astımı mı vardı? Bilmiyordum.

İçine çekti. Artık daha iyi görünüyordu.

Hâla dikildiğimi fark edince elimi ve kolumu aynı anda tutup beni var gücüyle aşağıya çekti. Bende yere çökmüş bulunmaktaydım.

Uzun süredir koştuğumuzdan dolayı bacaklarım kitlenmişti. Her neyse. Kızıl, çöp kutusunun arkasından görüneceğimi anlayınca elimi tutup beni kendine doğru çekti. “Salak,” gözlerimi Kızıl’a çevirdim. “Yakalanacağız senin yüzünden.”

“Ne yaptım amına-“ küfür edeceğimi fark edince kendimi durdurup başımı öne eğdim.

O bir kadın ve yanında küfür edemezsin, aptal. Hele ki böyle güzel bir kadınsa Erdem.

“Sorun değil,” deyip saçımı hafifçe okşadı neden sustuğumu anlamışcasına. Saçlarımı okşadığını fark edince gözlerimi şaşkınlıkla ona çevirdim.

Saçımı okşayan eli durdu. “Ben,”

“Yanlış bir şey mi yaptım?” Halüsinasyon görmüyorsam gözleri dolmuştu. “Hayır,” dedim saçımı okşarken havada kalan elini tutup yanağıma bastırdım avcunu. Ardından başımı omzuma doğru eğdim. “Yanlış bir şey yapmadın.”

Gözlerindeki yaşların yerini şefkat aldı.

Kalın bir erkek sesi duyduğumuzda ikimiz de tedirginlikle duraksadık.

Adamların sesleri yakınlaştığında Kızıl, çöp kutusunun arkasına iyice sinmişti.

Bir silah sesi geldi. Ve bir silah sesi daha. Ardı ardına gelen silah sesleriyle Kızıl, kulaklarını elleriyle kapatmıştı.

Dolu gözlerle ona bakmaktan başka hiçbir şey elimden gelmiyordu ve en acısı da buydu.

Silah sesleri artık daha yakından geliyordu.

Yanağımdan bir yaş süzüldü.

Ölüm her zaman ruhun bedeninden çıktığında gerçekleşmezdi, korkmak da ölmek sayılırdı.

Ancak neyden korktuğuna göre dirilme ihtimalin değişirdi. Biz dirilebilir miydik bilmiyordum lâkin ruhumuzun eninde sonunda bedenimizi terk edeceğine adım kadar emindim.

Birinci Bölüm Sonu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.