İçeriğe geç

AŞKIM ÇİÇEK AÇTIĞINDA

Bölüm 8 · 13 dk okuma

AŞKIM ÇİÇEK AÇTIĞINDA

Bölüm 8

7.BÖLÜM

Sevdiğin başka yerde

Sen başka yerde

Orhan Veli

Kapıyı tutup açmamakta direndiğim sırada, Aslı kıstığı gözlerinin ardından öfkeyle suratıma bakmaktaydı. Yine de onu umursamayıp: "Kapı sıkışmış açılmıyooor!" diye bir kez daha bağırdım kapının önünde bekleyen kalabalığa doğru.

"Ya napıyorsun? Açsana artık kapıyı Dünya! Senin yüzünden düğününe geç kalan ilk gelin olarak tarihe geçeceğim" dedi Aslı, gelinliğinin etek kısmını bıkkınlıkla avuçlarında toplamış sıkarken. Biraz daha zorlarsam muhtemelen ortada gelinlik namına herhangi bir şey kalmayacaktı. Fakat bu benim umrumda mıydı? Paramı alana kadar hayır tabii ki de.

"Açmam. Bizden kız almak öyle kolay değil" dedim omzumu banane dercesine silkip.

Bunun üstüne Aslı tam konuşmaya başlayıp bana cevap verecekti ki, birkaç beşlik tutan el kapının aralığından uzanmıştı. Parayı hızla alıp kapıyı tekrar suratlarına kapattım. Bir iki diye elimdeki para tomarını sayarken memnuniyetsiz bir şekilde Aslı'ya ufak bir bakış atmayı da unutmamıştım. İki gün önce Nedim ile parayı bölüşeceğiz diye anlaşmıştık ama elimde tuttuğum para destesi değil bölüşmeye, bence bana bile yetmezdi. Sonuçta az çekmemiştim bu iki delinin kahrını.

"Sen bu enişte beyle evlenmeye kararlı mısın gerçekten?" dedim, hepsi kağıt beş liradan oluşan elimde tuttuğum para tomarını anlaması için Aslı'nın yüzüne doğru sallarken.

"Cimri bu. Sen yol yakınken bırak bunu da ben sana eli daha açık birini bulayım" diyip, ne dersin gibisinden bir bakış attım. Aslı ise önce beni ufak tombul parmağıyla göstermiş hemen sonrasında da elini ampul takar gibi çevirmişti. Bu yerden bitmenin bana ne demek istediği gayet açıktı. Ancak hiç umurumda değilmiş gibi omzumu silktim. Ardından da kapalı kapının arkasındakilere doğru dönüp: "Enişte beyin cebinde akrep var zannımca. Valla gelin hanım düğünden vazgeçmek üzere, haberiniz olsun" diye tekrar bağırdım. Bunu yaparken Aslı'ya nispet yaparcasına elimi göğsümden aşağı doğru göbeğime kadar indirmeyi de ihmal etmemiştim tabii ki.

Muhtemelen Aslı gibi Kenan'da bu durumdan sıkılmış olacak ki bu kez kapının aralığından birkaç yüzlük uzatmıştı. Ya da Nedim, Kenan'ın cebinden alıp zorla bana uzatmışta olabilirdi.

Bilmiyorum. Ancak aldığım paraları saymaya devam ederken tuttuğum kapıyı bırakmıştım ve fırsattan istifade eden Aslı'da kapıyı açıp kendini damadının kollarının arasına çoktan bırakmıştı. Bazen Aslı'nın refleksleri şaşırmama neden oluyordu. Bu boya bu hız nasıl olur diye durup düşünürken buluyordum kendimi. Fakat bu kez ilgim başka yerde bizzat ellerimin arasında tuttuğum para destesindeydi.

Çiçeği burnunda çift nikah salonuna doğru heyecanla adımlarken, bende nihayet saydığım para destesinden başımı memnuniyetle kaldırdım. Tam o sırada da elleri pantolon cebinde, her zamanki gibi asker tıraşı saçlarıyla gülümseyerek bana bakan onu gördüm.

Ayağıma Aslı'nın bitmek bilmez ısrarları sonucu giymek zorunda kaldığım topuklularımın, izin verdiği kadarıyla hızlı bir şekilde kapının önündeki bedenin yanına doğru gidip kocaman gülümsedim.

"Devran!" dedim heyecanla. Bu çocuksu sevincime Devran'da tebessüm etti. Ardından da ellerini cebinden çıkarıp ceketinin iki düğmesini ilikledikten sonra gerçek bir centilmen edasıyla başını hafif eğerek selam verdi.

"Mavramatya!"

Yanımızdan geçen yaşları 17- 18 civarındaki iki genç kız, duyabileceğimizi belli ki düşünmeden ya da hiç umursamadan "Yaaa!" diye tepki vermişlerdi onun bu centilmence selam verişinin ardından. Bir taraftan da birbirlerini dirsekleriyle dürtüp, Devran'ı gösteriyorlardı. Kıkırdadım bu hallerine. Bu adam gerçekten işini biliyordu. Bir kez olsun kızlara dönüp bakmamıştı ama yine de bu iki genç kızın bir süreliğine dedikodularının malzemesi olmayı başarmıştı.

Devran'ın dediğine göre siyah gözlerim büyüleyici bir kuvvete sahipti. Bu nedenle de bana Mavramatya demenin daha doğru olacağı kanısına varmıştı. İlk başlarda hoşuma gitmesede anlamını öğrendikten sonra bu lakap zamanla benim de çok hoşuma gider olmuştu. Mavramatya efsuna sahip gözler anlamına geliyordu. Yine de biraz önceki tebessüm eden suretimin yerini, kızgın ve küskün bir ifade aldı.

"Neredeydin? Hiç haber vermeden ortadan kayboldun. Abim'e sordum ama onun da nerede olduğundan, nereye gittiğinden haberi yokmuş."

Devran, tepkim üstüne gözlerime özür dileyen mahçup olmuş bir adamın bakışlarıyla baktı. Muhtemelen O da yaptığı şeyin doğru olmadığının bilincindeydi.

"Özür dilerim. Planlanmış bir şey değildi. Ama acilen halletmem gereken bir meseleydi" dedi anlayış göstermemi gerçekten ister şekilde.

Ne kadar sorarsam sorayım, o işin ne olduğunu öğrenemeyeceğimi biliyordum. O yüzden buna hiç yeltenmedim. Bildiğim bir başka şey de Devran'ın asla bana yalan söylemeyeceği gerçeğiydi. Eğer önemli bir işim vardı dediyse, bu muhakkak doğruydu. O yüzden kızgın ifademi silip tekrar gülümseyen bir çehreyle Devran'ın gözlerinin içine baktım.

Bu, Devran'ın da rahatlayıp tebessüm etmesine neden oldu. Ardından kolunu dirseğinden gövdesine doğru hafif kırıp, girmem için bakışlarıyla işaret verdi. Onun yaptığı gibi bir soylu edasıyla bacaklarımı dizlerimden hafif kırıp, selam verdikten hemen sonra Devran'ın uzattığı koluna girdim. Bu Devran'ın dudak ucunun kavislenmesine neden olmanın yanı sıra bedenlerimizi de nikah salonuna doğru hareket ettirmesini sağlamıştı.

Tüm bunlar olurken kapının sol tarafında durmuş, içerden çıkmamı bekleyen Güneş'tense habersizdim. Tıpkı onun da Devran'dan habersiz olduğu gibi...

Güneş koluna girdiğim adamın kim olduğunu, benimle ne alakası olduğunu bilmiyordu. Ama günler sonra söylediğine göre adamın bana olan bakışları öfkelenmesine neden olmuştu. Hiç farkında olmadan iki yanında serbest duran elleri yumruk haline gelmiş, ne konuştuğumuzu duyamasada O adama bakarken gülümseyen yüzüm, yüreğini kaplayan öfkenin yerini çoktan korkunun hakimiyetine bırakmasına neden olmuştu.

Devran'a bakarken bu adam her kimse, Dünya ona cömertçe gülüşünü sunduğuna göre onun için önemli biri olmalı diye bir düşünce de geçirmişti zihninden. Ve dediğine göre bu düşünce sanki mümkünmüş gibi onu daha da öfkelendirip canının yanmasına neden olmuştu.

Bunu duymak tuhaf şekilde hoşuma gitmişti. Ne yalan söyleyeyim insanın sevdiği tarafından kıskanılması hoşuna gidiyordu. Oysa aynı cümleyi bana bir başkası söyleyecek olsa delirmişsin sen diye tepki verirdim.

Devran, önemli biri değildi. Çünkü O, benim için değerli birisiydi.

Bir kişi önem arz ediyorsa bu onun ihtiyaç duyulması bittikten sonra terk edilebileceği manasına gelirdi. Ama Devran değerli birisiydi. Bu, onun kıymetinin benim nazarımda hiçbir zaman azalmayacağını gösterirdi.

Yıllar önce bir arbede sırasında abimi ölümden kurtarmıştı Devran. Ama bizim tanışmamız bu olaydan çok daha önce, çok daha başka şekilde gerçekleşmişti.

Güneş gittikten sonra, onu düşünmememi sağlayabilmek adına her işle ilgim olsun ya da olmasın ilgilenmiştim. Üniversite eğitimim devam ederken aynı zamanda da bir kitapçıda bulduğum yarı zamanlı işte ailemin tüm karşı çıkmalarına rağmen çalışmaya başlamıştım. Yine bir gün dersten çıkmış okulun birkaç sokak aşağısında yer alan yarı zamanlı çalıştığım kitapçıya gitmiş raflara yeni gelen ürünleri dizerken, gördüğüm bir kitapla durgunlaşmıştım. İşte o an, tam arkamdan bana yönetildiğine emin olduğum - çünkü kitapçıda o anda benden başka kimse yoktu - bir ses duydum.

"Haddim değil belki. Belki de bana çok kızacaksınız. Yine de söylemek istiyorum... Gerçekten yüreğinizde hissettiğiniz duygularınızı yüzünüze oturtmak için çabaladığınız zoraki bir gülümsemenin arkasına saklamayın... İnsan acıkırsa yemek yemeli. Kalbi acıdığında ağlamalı. Mutlu olduğunda tebessüm etmeli. Ama kendini böyle, sizin yaptığınız gibi tutmamalı. Kendinizi tutmayın... Kendini mutlu olduğuna inandırmaya çalışmak... etrafınızdaki herkes için rol yapmak... bu çok acı verici. Bunun ne kadar zorlayıcı olabileceğini biliyorum... O yüzden, O kişi her kimse ve sizin için ne anlam ifade ediyorsa etsin, kalbinizin huzura erebilmesi için lütfen onu bırakın. Gitmesine izin verin. Çünkü o zaman... tekrar gerçekten gülümseyebileceksiniz" demişti.

Adam konuşurken bir kez olsun arkamı dönüp ona bakmamıştım. Güneş gittikten sonra bir kez olsun üzgün ya da mutlu olup olmadığımı düşünmemiştim. Kendime ne hissettiğimi hiçbir zaman sormamıştım. Ama O gittikten sonra sanki yüzme biliyor olmama rağmen, denize düşmüşte tüm zaman boyunca boğulmamaya çabalar şekilde yaşamış gibi hissetmiştim kendimi.

Adam konuşmasını tamamladığında babamın yıllar önce söylediği bir söz gelmişti hatırıma: "Kimse kendisinin yaşamadığı bir şeyi başkasında görüp duyamaz kızım" demişti babam. Kuşkusuz babam bunda da birçok şeyde olduğu gibi haklıydı.

Hiç tanımadığım, daha önce hiç karşılaşmadığım bir adam, benim aylardır kendime bile söyleyemediğim gerçeği bir çırpıda ortaya dökmüştü. O an, Güneş gittikten sonra ilk defa gerçek manada tebessüm etmiştim. Yüreğimdeyse kıymetli birini kazanmanın tatlı hissi oluşmuştu.

Devran'la kapıdan içeri kol kola girdiğimiz anda Aslı ve Kenan'ın nikah masasına çoktan oturmuş olduklarını gördüm. Nikah salonundaki tüm gözler, tıpkı benimkiler gibi gerçekten mutlu oldukları belli olan çiftin üstündeydi.

Sevgiyle kardeş bildiğim Aslı'ya baktım. Al al olmuş yanakları, hakim olamadığı gülümseyişiyle çok mutlu olduğu kilometrelerce öteden dahi belli oluyordu. Zaten Aslı mutlu olduğunda da, üzgün olduğunda da benim aksime duygularını hiç saklayamazdı. Benim gibi duygularını göstermek konusunda ketum değildi...

Bakışlarımı Aslı'nın üstünden alıp, Kenan'a çevirdim. Duruşuna bakılırsa Aslı'dan aşağı kalır yanı yok gibiydi. Bakışları sık sık yanındaki bedene kayıyor ardından da kocaman gülümsüyordu.

Sevgiyle baktım onlara. Hayatlarının hep böyle güzel geçmesini yüreğimin en masum yerinden diledim. Aşktan yana pek mutlu olamamış olsam da, umarım Aslı ve Kenan hep mutlu olurlardı...

Devranla birlikte ailemin oturduğu masaya gidip yan yana duran boş sandalyelere oturmamızdan kısa bir süre sonra nikah merasimi de başlamıştı. Ancak nikah memuru itirazı olan biri var mı diye sorduğu an, arka kısımdan gelen sesle birlikte tüm gözler oraya çevrildi. Bende etrafımdakiler gibi meraklı gözlerle arkama döndüm.

"Durun! Bu nikah kıyılamaz!"

Şaşkın yüzler nikah salonunun girişine dönmüş, gelen kişinin kim olduğunu anlamaya çalışıyordu.

Saçlarının bir kısmını çenesini altında bağladığı başörtüsünün altına saklamış, yüzünün yarısını kaplayan siyah çerçeveli gözlükleriyle bu kişi Muhteşem Serezli'den başkası elbette ki değildi.

Gördüğüm halamla birlikte kıkırdadım. Ona da ancak böyle bir giriş yakışırdı diye geçirdim içimden. Gerçi bu tepkiyi halam yerine gözleri ışıl ışıl sinsi sırıtışıyla halama bakan Nedim'den bekliyordum ama neyse... Hızla yürüyüp pistin ortasında bir eli belinde olacak şekilde duran halama baktığım sırada kesinlikle salona girmek için bu soru sorulana kadar kapının önünde beklemiştir diye düşündüm. Kıvrılan dudak uçlarına bakılırsa kesinlikle böyle olmuştu.

Nikah salonunu kaplayan bu şaşkın bakışlar çok geçmeden itiraz eden bu kadının Muhteşem Serezli olduğunu anlayınca tebessüm etmeye başlamıştı. Kimisi de her zamanki gibi halamın delinin teki olduğunu söyleyip, yaptığı hareketi kınamıştı. Ama tabii ki bu Muhteşem halamın her zamanki gibi umurunda olmamıştı.

Neyse ki bu durum fazla uzun sürmemişti de nikah kıyılmıştı. Sıra gelin ve damadın ilk dansına geldiğindeyse çok geçmeden diğer çiftlerde dans etmek için yerlerinden birer ikişer şekilde kalkmıştı. Anne ve babam da dans etmek için pistteki kalabalığın içine karışırken, abim hemen yanında oturmuş dolu gözlerle pistte dans eden kızını seyreden teyzeme tüm vücuduyla döndü. Ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışır şekilde bakışlarımı ikisinin üstüne çevirdim.

Abim, yüzüne oturttuğu en çarpıcı olduğunu düşündüğü gülümsemesiyle teyzemi dans etmeye davet etti. Bu merakımı dindirmenin yanı sıra şefkatle gülümsememe de neden oldu. Abim Handan teyzemden cevap beklerken onun yerine Muhteşem halam konuşmuştu:

"Seni pis oyuncu serseri! O öldürücü gülüşünü uluorta kullanmaman gerektiğini sana kaç defa söyledim?" dedi kıstığı kirpiklerinin ardından abime yalancı bir kızgınlıkla bakarken.

Abim sesli bir kahkaha attı. Birkaç kişi attığı kahkaha yüzünden oturduğumuz yere dönüp bakmıştı. Ardından etrafındaki bakışları hiç umursamadan oturduğu sandalyede biraz daha yayıldı. Bir kolunu teyzemin oturduğu sandalyenin arkasına atarken oldukça oyunbaz olan bir ses tonuyla konuştu:

"Elimde değil güzel bir kadın görünce kontrol edemiyorum."

Bunu söylerken omzunu silkip, gözünü kırpmayı da ihmal etmemişti. Teyzem Handan, abimin dedikleriyle kıkırdadı.

Ardından abimin ayağa kalkıp tutması için uzattığı avucuna, çok geçmeden kısa tombul parmaklarını bıraktı. Piste doğru yan yana giderlerken, birbirine tezat iki boya sahip bedenin arkasından tatlıca gülümsedim.

Çocuğu ile gurur duyan bir anne edasıyla düşünceli abim benim diye geçirdim içimden. Ayağına giydiği topuklularla ancak göğsüne yetişebilen teyzemi gülümsetmeye çalışan abime sevgiyle baktım.

Daha sonra bakışlarımı bir başında Güneş'in babaannesinin diğer baş köşesinde de benim babaannemin dostlarımla birlikte oturduğu masaya çevirdim. Altın kızlar benim ve Güneş'in babaannesinin tüm atışmalarına rağmen yine beraber oturmuş gülüşüyorlardı.

Yerimden kalkıp tıpkı abim gibi haylaz bir gülümsemeyle babaannemin yanına gittim. Neticede ben, Nazım Serezli'nin kardeşiydim... Sesimi olabildiğince kalınlaştırarak oldukça flörtöz bir gülümsemeyle konuşmaya başladım:

"Bu güneş ışığı gibi parıldayan, gökyüzünden düşüp dünyamı aydınlatan, buradaki tüm kadınları kıskançlıktan adeta orta yerlerinden çatır çatır çatlatan, kalbimi bir gülüşüyle avuçlarına hapseden bu güzel genç bayan, bu bedbaht kulun dans teklifini kabul ederek onu onurlandırır mı acaba?" dedim.

Masadaki herkes kıkır kıkır gülüyordu bu oyuncu flörtöz halime. Babaannem ise kaşlarını çatıp kızgın görünmeye çabalayan bir bakış atmaya çalışıyor ama dudağının hafif kalkan ucu onu her zamanki gibi ele veriyordu.

"Bu güzel genç bayan, kafasına vuracağı bastonu ile bu bedbaht kulu onurlandırmak istiyor. Buna ne dersiniz peki?"

"Bu güzel hanımefendinin kahrı da lütfu da, bu bedbaht kulun başı gözü üstüne derim" dedim başımı teslim olmuş, her isteği kabulümmüş gibi eğerken.

"Zevzek seni!" dedi babaannem. Bunu söylerken daha fazla kendini tutamayıp, Güneş'in babaannesi Afife Hanım haricinde diğerleri gibi kahkaha atmıştı.

Her zamanki gibi bana bakarken üzgün duruyordu Afife Hanım. Dudakları kıvrılmış olsa da gözlerine hüzün yerleşmişti. Bana neden böyle baktığını hiçbir zaman anlayamamıştım. Ama bana bakarken sanki karşısında beni değilde hep bir başkasını görüyormuş gibi hissediyordum.

"Devran oğlum, sende biliyorsun ki biz bu zevzekle asla başa çıkamayız. O yüzden lütfen bu deli kızı dansa kaldır da bizde ondan böylelikle kurtulmuş olalım" dedi babaannem. Bu Afife Hanımla kısa süren bakışmamızın kopmasına neden olmuştu.

Yüzümü soluma dönerken: "Aşk olsun babaanne!" dedim sanki gerçekten darılmış gibi. Babaannemse, beni umursamadan kendisine yüzünü buruşturarak bakan Devran'a bakmaya devam etti.

"Bu, yerine getirmesi zorlu bir istek ancak sadece siz istediğiniz için elimden gelenin en iyisini yapacağım efendim."

Bunları söylerken kurbanlık koyun gibi bakmıştı Devran. Sinirli görünmeye çabalasamda kendimi daha fazla tutamayıp kahkaha atan kalabalığa çok geçmeden bende karışmıştım.

Piste doğru Devran'la birlikte yan yana yürüyüp elimi Devran'ın tutmam için uzattığı avucuna koyduğum sırada Devran da belimi beni rahatsız etmemeye özen gösterir şekilde tutmuştu.

Ayaklarımda dolanan bakışlarımı kaldırıp, Devran'ın bir şeyler ararmış gibi yüzümde dolaşan gözlerine diktim. Tebessüm etmeye çalışıyordu ama bakışlarında söylemek isteyip de söyleyemediği bir şeyler var gibiydi.

"O mu?"

"Anlamadım. Kim O mu?"

"Yıllardır gözlerinde yer eden kederi silen..." bakışlarıyla arkamda bir yeri işaret etti. "...bana öfke ve acıyla bakan gözlerin sahibi olan, O mu?" Gözlerini, gözlerimin içine dikmişti. Bakışlarından sorusunun cevabını alacağı açık bir şekilde görülüyordu. Benim ona bir şey söylememe ihtiyaç duymadığı besbelliydi. Zaten Devran her zaman bir bakışıyla aslında ne demek istediğimi anlamıştı. Bu kez de öyle oldu.

"Mutlu oldum." Bunu söylerken ufakta olsa tebessüm etti. "Onun, onu sevdiğin gibi seni sevmeme düşüncesi endişe etmeme neden oluyordu. Görüyorum ki korkum yersizmiş ve onun bakışlarında umduğumdan bile daha fazlası varmış."

Devran'ın ne demek istediğini anlamaya çalışır şekilde gözlerine baktım. Benden aldığı soru dolu bakışlara karşın Devran'nın dudağının yan tarafı hafif havalanmış, ardından da dudakları kulağımın hizzasına gelecek şekilde gövdesini eğmişti. Böylece göz temasımız kesilmiş oldu. Fakat bu beni rahatsız etmedi. Müzikten ve etrafımızdaki kalabalıktan dolayı zaten birbirimizi zor duyuyor, sesimizi birbirimize duyurabilmek için biraz bağırmaya ihtiyaç duyuyorduk. O yüzden bu yakınlık bize biraz olsun mahremiyet sağlamıştı.

Yalnız ikimizin duyabileceği şekilde konuştu:

"O seni seviyor."

Dudaklarını kulağımdan uzaklaştırıp, gözlerimin içine baktı. Bazen Devran'ın bu bakışlarına sinir oluyordum. Beni bu kadar açık bir şekilde görüyor olması gerçekten sinir bozucuydu!

"Bunu da nereden çıkardın? Onun beni sevdiği falan yok" dedim asabi bir tavırla.

"Siz kadınlar nasıl diğer kadınların bakışlarını anlayabiliyorsanız. Biz erkeklerde birbirimizinkini anlarız. O adamın gözlerinde her ne kadar bana döndüğünde öfke dolu olsa da, sevdiği kadına baktığında pişman olmuş bir adamın acı dolu bakışları var" dedi.

"Acı dolu mu?" diye sordum, neden Devran'a yöneldiğinde bakışlarının öfkelendiğini düşünmeden.

"Geç kalmış olmaktan korkuyor" dedi tıpkı benim gibi başını sağ omzuna doğru hafif kırarak. "Peki geç kaldı mı?"

Sessiz kaldım. Bu halim ona cevap vermişti.

"Daha sonra onunla kısa bir konuşma yapmalıyım" dedi arkamda bir yere, muhtemelen yine Güneş'e bakarken.

"Ne konuşması?"

"Seni bir daha yalnız bırakıp bırakmayacağını sormalıyım. Erkekçe hesap soruşlar falan işte" dedi omzunu silkip.

"Böyle bir şeyi yapmayacağını ikimiz de biliyoruz."

Bunu söylerken Devran'ın söyledikleri yüzünden gözlerim şaşkınlıkla kocaman açılmıştı.

"Neden yapmayacakmışım? Yoksa onu dövemeyeceğimi mi düşünüyorsun? Hatırlatırım ki çok eskiye uzanan bir boks geçmişim var benim" dedi alınmış bir şekilde.

Devran'nın verdiği çocuksu tepkiye karşın gözlerimi devirdim. Erkekler neden hiç büyümüyorlardı ki?

"Yapmayacaksın çünkü ben böyle bir şeyi yapmamanı istiyorum. O yüzden yapma. Ve lütfen bu konuşmayı bugün burada bırakalım olur mu? Düğündeyiz ve ben sadece eğlenmek istiyorum" dedim.

Konuşmamı tamamladığımda Devran, beni kendinden bir adım uzaklaştırıp etrafımda dönmemi sağlamıştı.

"Mavramatya nasıl isterse daima öyle olacak" dedi, yemin eder bir tavırla.

***

Merhaba okurcalarım 😍

Umarım hepiniz çooookkk iyisinizdir.

Havalardan mıdır bilinmez ben baya iyiyim.

Eee bölüm nasıldı? Hoşunuza gitti mi? Biliyorsunuz bir yazar için okuyucularının yorumları çok önemlidir. Yazmaya teşvik kaynağı olabiliyor çoğu zaman. Hatta her zaman... O yüzden lütfen yorum atmayı ve yıldızlamayı unutmayın.

Devran'ı ve Muhteşem halayı nasıl buldunuz?

Tüm yorumlarınızı bekliyorum. Aman ha beni habersiz bırakmayın 😉😉😉

2670 kelimelik bir bölüm yayınladım bu arada. Bunun hatırına o güzel parmaklarınız yıldız butonuna gitsin lütfen 😉

Küçüklerimin gözlerinden, büyüklerimin ellerinden, yaşıtlarımın yanacıklarından sulu sulu öpüyorum 😘😘

Hepinize kocaman mutlu günler! Yeni bölümümüzde görüşmek üzere hoşça kalııınnn! 👋👋👋😘😘😘

Bu arada bu bölüm öneri şarkım Barış Manço'dan Kara Sevda efenim🤭

Keyifli dinlemeler ❤️❤️

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.