Aradan birkaç hafta geçmişti. Askere alınan bir genci getirmek için helikopterle il merkezine gitmiştim. İçeri girdikten sonra yeni askerimizi de yanıma alıp ilerledim. İleride kapının yanında iki polis kadın konuşuyordu. İster istemez konuşmalarını duymuş bulundum.
-Bilmiyorum Nefes, bilmiyorum. Annemler sıkıştırıp duruyor. Neymiş bu yaşta kadın bekar durur muymuş!? Durur diyorum dinlemiyolar. Ya ben vatan için çırpınıyorum onlar mürvet derdindeler! Rabbim nasibime yazdıysa elbet nasip olur ama benim aklımda yok şuan anlatamıyorum.
- Ah be güzel kardeşim, inşallah hakkında hayırlısı olur. Hayır bu konuda yaralı olduğunu bildikleri hâlde neden bu kadar üstüne geliyolar anlamış değilim. Sabrın sonu selamettir, dayan meleğim. Zor biliyorum ama dayan...
Hızlı hızlı ciddi suratıma bürünmüş şekilde yürürken ister istemez onlara çarpmıştım. Konuşmaya daldıkları için görmemişlerdi. Özür dilemem gerektiğini düşünüp konuştum:
- Pardon, asker götürüyordum da sınıra. Kusuruma bakmayın.
-Yok sorun değil asker bey, bizim suçumuz kenara geçmeliydik. Ben özür dilerim.
Gülümsedikten sonra kolay gelsin diyip arkadaşına döndü. Teşekkür edip aynısını tekrarladıktan sonra gülümseyerek ilerlemeye devam ettim.
-Abi şey ben ilk defa o taraflarda görev yapıcam da neden helikopterle gidiyoruz?
- Yollar toprak çünkü tertip. Oralar terör yuvası, mayın yerleştirme ihtimalleri çok yüksek. Dikkatli olmalıyız.
- Anladım abi, gerçekten mantıklı çözümmüş. Başka dikkat gerektiren neler var oralarda?
Askerle biraz daha ilerledikten sonra helikoptere binip yola koyulmuştuk. Helikopterin sesi çok fazla olduğundan yolda konuşmamıştık. İzin zamanıma çok az kalmıştı. Minik kızımı çok özlemiştim doğrusu.
Şimdi eve gitsem Meyra Laren koşarak gelip bana sarılacaktı. Kreşe başlamıştı minik kızım. Annem artık yoruluyordu ve o kreşteyken evin işlerini hallediyordu. Anneme yük oluyormuş gibi hissediyordum bir süredir. Hatta görev yerimi Meyra Laren'le kalabileceğim bir yere aldırmayı bile düşünmüştüm açıkçası. Ama ben işteyken ona bakacak biri yoktu yine. Hüzünlü düşüncelerdeyken etrafın sessizleşmesinden iniş yaptığımızı farketmiştim.
- Ooo tertip! Ne çabuk aldın geldin yeni askerimizi be! İşte benim Barlas'ımmm.
-Sağolasın Ali'm sağolasın. Hayde iş başı haydeee.
Son cümlemi gülerek söyledikten sonra üç asker ilerlemiştik. Yeni askere etrafı anlattıktan ve görevlerini hatırlattıktan sonra yerlerimizi almıştık.
-Eee Hamza hazır mısın?
- Neye abi?
- Birincisi, oğlum abi değil tertip diyeceksin tertiiip. İkincisi mahlukları hakettikleri yere yollamaya. Eee, hazır mıymışsın?
Hamza gülümsedikten sonra cevapladı.
-Hazırım tertip, hazırım.
Şansına bugün de en pür dikkat olmamız gereken günlerden birtanesiydi. Yine namlularını doğrultmuş ateş etmeye hazırlanmışlardı. Üüüç... İkiii... Bir...
Mermi sesleri etrafta yankılanıyordu. Başımızdan, yanımızdan yöremizden geçen kurşunlara aldırmadan ateş ediyorduk. Mermi takmak için dizlerimin üstünde oturduktan sonra yanımdaki Hamza'nın titrediğini ve ağlamamak için zor durduğunu farkettim.
-Tertip?
Seslenmemle benim gibi eğildiğinde bir elimle gözlerini sildim.
-Hayırdır oğlum nereye gitti sabahki gücün kuvvetin?
- Hiçbir yere abi, üstüne öfke eklendi hatta. Benim ailemdeki tüm erkekler ve ailem bildiğim birçok kişi asker. Ben babam dahil birçok kişinin şehitlik haberini aldım. Bizzat yanımda şehit olan dostum oldu. Kendim haber verdim ailesine şehadetini. Ben teselli ettim onları. Benim gözümü öfkenin hırsı bürüdü. Onca şehidin kanı yerde kalmadı, kalamaz. Geberticem hepsini. Benim öfkem onlara. Hadi abi devam edelim.
Onun sözleriyle mermilerimi takıp doğrulduğumda ateş edilmediğini farkettim. Bu kadar rahat konuşabilmemiz ayrı garipti. Normalde en çetin saatler bu saatlerken şimdi neredeydiler? Düşünürken telsizden ses geldi:
- Yardım edin bu tarafa geldiler! Normalin üç katılar! Yardım göndermeniz lazım iki kişiyiz yetişemiyoruz!
Bizim bölge normalde en tehlikeli yer olduğundan en çok asker buradaydı. Anlaşılan burayı bırakıp diğer bölgelere saldırma kararı almışlardı. Hamza'yla göz göze geldiğimizde Ali'ye haber verdim ve dikkatlice gerek eğilerek gerek sürünerek yardım istenen bölgeye gittik. Birkaç kişi yaralıydı. Vuruldukları yerleri bağlamış belli aralıklarla ateş etmeye yardım ediyorlardı. Biz de telsizden vardığımızı söyleyip ateş etmeye tekrar başladık...
Aradan uzunca bir süre geçmişti. Tüm bölgeler sakinlemeye başlamışken biranda Hamza ve benim aramızdan iki kurşun geçti. Kolumdaki sızıyla kurşunlardan birinin kolumu sıyırıp geçtiğini farkettim. Hamza'ya döndüğümde onun da omzunu sıyırmıştı. Dakikalar sonra ateş kesildi. Telsizden bugünkü sınavımızı da başarıyla atlattığımız haberi geldi. Sınav derken, manevi sınavdan bahsettiğimizi anladığınızı umuyorum. Çünkü savaş, bir yaşam sınavıydı.
~~~
Hastane gibi kullandığımız alanda hepimizin pansumanı yapılıyordu. Merkezden telefon geldi ve erken izne çağrıldığımı söylediler. Nedenini sorduğumda sinirli bir iç çektim. Anlaşılan bu sefer öfkeme yenilecektim. Pansumanım yapıldıktan sonra eşyalarımı toplamaya gittim. Sinirle eşyalarımı toparladıktan sonra çantamın fermuarlarını kapatıp yatağa uzandım. Hemen yan tarafımdaki yatağa uzanan Ali seslendi.
-Sakin ol tertip. Biliyorum zor ama sakin ol. Meyra Laren'i düşün, anneni düşün, kalan aileni düşün. Unutma o da eskiden senin ailendendi. Arman senin kardeşin. Maalesef onunla karşılaşmak zorundasın.
- OLAMIYORUM TERTİP OLAMIYORUM BİR İNSAN VATANINA NASİL İHANET EDER ANLAMIYORUM AKLIM ALMIYO O BENİM KARDEŞİM DEĞİL NEFRET EDİYORUM ONDAN! BEN ONU KARDEŞLİKTEN REDDETTİM!
-Tamam tertibim tamam. Sakin ol. Meyra Laren'i düşün. Onun için sakin olmaya çalış. Ona da kavuşacaksın onu düşün.
Ali kalkıp bana sarılmıştı. Vicdanlı adamdı. Onun omzunda sinirden hıçkırıklarla ağlıyordum. Evet, erkeklerde ağlar. Ağlamak cinsiyetten dolayı değil insanın içindeki vicdandan dolayı olan bir şeydir.
-Dayan tertip... Dayan...
Ali beni bırakıp yatmamı söylemişti. Sabah ola hayrola diyip uzandık. Gözlerimi kapattığımda derin bir uykuya dalmıştım...
-Babba! Anneye mi dittoşun? Onu buy babba. Anneyi buy. O şana iyi geliçek. Ona dit babba. Ona dit. Bana o yaydım ediçek. Yütfen babba. Yütfen...
Sıçrayarak uyanmıştım. Rüyamda Meyra Laren karşımda dikilmiş ve bana annemi bul diyordu. Ama Aybüke şehit olmuştu. Onu bulamazdım. Kafam çok karışıktı. Bu rüyanın sebebi neydi? Belki de kızımı çok özlemiştim ve Aybüke'me olan özlemimle birleşip rüyama girmişti. Saate baktığımda ezan okunmaya başladı. Kalkıp namazımı kıldım ve ardından yatağımı toparladım. Eşyalarımı alıp almadığımı son olarak kontrol ettikten sonra üzerimi değiştirdim ve çıkardığım kıyafetleri kirliler poşetime koyup çantamı kapattım. O sırada tüm herkes uyanmış, yemek saati gelmişti. Bir şeyler yedikten sonra tüm herkesle vedalaştım ve eşyalarımı almaya gittim. Çantamı aldığımda helikopter gelmişti. Şehir merkezine giderken yolda annemi ve Meyra'mı hayal edip durdum. En sonunda inmiştik. Bir taksi tutup eve geçtim. Annemlerin geleceğimden haberi yoktu. Sürpriz yapmak istemiştim. Anahtarı çıkartıp yuvasına taktım. Kapıyı açtıktan sonra korkuyla dualar okuyarak gelen anneme selam vererek seslendim.
"Selaaamun aleyküüümmm!"
"Ay bismillah aklımı mı kaçırtacaksın çocuğum! Aleykümselam. Geç bak Meyrem içerde."
Annem Meyra'mın adını söyleyememe bahanesiyle ona hep Meyrem derdi. Zaten benzer isimler diye ses çıkartmazdım. Tatlı diyordu çünküüü.
Mahallemizin o güzel bakkalından ufak bir çikolata almıştım. Onu arkama saklayıp salona yürüdüm. Adım seslerime ayaklanan Meyra beni görünce yerden güç alarak ayaklandı. Yaşıtlarına göre biraz küçüktü davranışları. Dokuz ayını tamamlamadan doğduğu için olduğunu düşünüp üstünde durmamış ancak nolur nolmaz diye pedagoga götürerek düşüncemizi doğrulamıştık. 8 aylık doğmuştu sonuçta. Kahverengi saçlarını savura savura kollarını açarak koşmuştu.
"Babbaaa! Hosgeydinnn! Seni çok ösledimmm. Biyiyo muşunnn babaynem bana hem sayılayı hem de eyif bâyı öyettiii. Noymal hayfleyi öğyeticekmiş sonyaaa!
"Ooo benim kızım büyümüşte babanne okuluna mı başlamışşş. Aferin benim kızımaaa. "
" Ben ona neler neler öğrettim babası. Benden duya duya Yasin ezberledi ezberden Yasin okuyo her gün annesine. Okulda da annem diye bir şarkı öğrenmişler. Annesinin fotoğrafına bakarak söylüyo."
"Eveeet hatta ayneme sayılıyoyum bitinşeee. O da bana güyüyooo. Meyek aynemmm. "
Meyra'mı kucaklayıp sarılmıştım. Oyun istediğini anlatırcasına zıplayınca ayağa kalkıp dikkatlice etrafımda döndürdüm.
Kahkahalarıyla dolan oda huzur yerimdi yine. Dönmemiz bitince düşmüş gibi yaparak koltuğa atmıştım kendimi. Gülmeye devam ederken bir yandan da dinleniyorduk.
"Meyra güzel kızım benim polis amcalarının yanına gitmem gerekiyo benimle gelir misin? İstersen evde de durabilirsin. Seç bakalımmm."
"Hiymmm şeyyy şanıysamkişiii gelşemmm!"
"Tamammm o zaman annem senin üstünü değiştirsinnn ben de eşyalarımı yerleştiriyim anlaştık mııı?"
"Anlaştığkkk!"
Meyra'yı yere bıraktıktan sonra annemin yanına geçtim.
"Anne sen de bizimle gelsen iyi olur. Bizim bir vatan haini vardı ya kendi kendisini ihbar etmiş. Noldu da o mahluk yerden döndü bilmiyorum ama dönmüş gelmiş ben teröristim yakalayın beni gibi bişey söylemiş. Onunla ilgili bişey için gidicem."
"Tamam oğlum tamam gelirim bende. Meryem'i hazırlayım pardüsemi giyip geliyorum."
"Tamam anne."
~~~
Üç kişilik güzel ailemle arabaya binmiş ve karakola gelmiştik. Kapıda çarptığım polise dönüp bakmadan ilerledim. Sinirliydim.
" Sizde kapıdaki polise çarpmak âdet olmuş sanırım asker bey!"
Sitemkâr ve haklı sese karşı dönüp baktığımda askere gelen genci almaya gittiğim günkü polis kadını gördüm.
"Kusuruma bakmayın tekrardan. Öfke zarardır beşere. Görmez önündekin çiçektir yahut çile."
"Edebiyatınız iyi bakıyorum. Öfkenize yenik düşmediğiniz günleriniz olsun."
"Sağolun sizinde."
Hızlı hızlı yürüyordum. Annem buraları geçmişten dolayı iyi bildiğinden rahattım. Tam o sırada Meyra'nın ağlamaklı sesiyle döndüğümde donakalmıştım.
"Ayne! Aynem! Buydaşın gitmedin! Biyiyodum buydum şeni!"
Karşımda demin çarptığım kadın polis ve onun bacağına yapışmış anne diyen bir Meyra vardı. Aybüke'me benzetmişti. Olmazdı. Olamazdı. Aybüke'me kimse benzeyemezdi. O biricikti. Birtanemdi o benim. Toprağa karışmıştı o. Meyra annesini hiç bedenen görmemişti evet ama fotoğraflardan biliyordu. Gözlerim dolmuştu. Polis hanım ise ne yapacağını bilemez bir şekilde sarılırcasına kollarını Meyra'ya dolamış saçlarını okşayarak sakinleştirmeye çalışıyordu. Çaresizliği yüzünden okunuyordu. En sonunda kendime gelip onlara doğru yaklaştım.
" Kusura bakmayın. Eşim ona hamileyken şehit düştü. Fotoğraflardan biliyor. Benzetti sanırım."
"Yok hiç sorun değil gerçekten. Başınız sağolsun."
"Vatan sağolsun."
"Ben Tomris bu arada. Buralardaki tek polis Tomris ben olduğum için sorsanız söylerler. Kızınız annesini özlediğinde gelebilir. Çocukları çok severim ben."
Gülümsedikten sonra cevap beklercesine bakmıştı.
"Teşekkürler Tomris hanım. Ben de Barlas. Kızıma nezaketiniz için Allah razı olsun."
"Hepimizden inşallah. "
Tomris hanımla vedalaştıktan sonra hıçkırıklarla ağlayan Meyra'mı almıştım kollarından. Annesinin yokluğunu hissetmediğini sanmıştım. Gülerek anıyordu. İlk defa ağlamıştı. Hayra yorup ilerledim. Karakoldaki eskiden beri dostluğum olan kişiler kardeşimdir diye göreyim istemişti onu. Yanına gittiğimizde gördüğü gibi seslenmişti. Uzun süredir ağladığını gözlerinden farketmiştim ancak içimde ona karşı vicdan kırıntısı kalmamıştı.
- A-abi!
- Senin bir abin yok Arman. Sen vatanına ihanet ederek ailene de ihanet ettin. Benim senin gibi bir kardeşim yok!
Arman'ın adını duyduğunda Meyra biranda bağırmaya başlamıştı. Şaşkındım.
-NE! AYNEMİ ŞEN Mİ ÖYDÜYDÜN! KATİY! KATİY! ŞEN KÖTÜYEYDENŞİN AMA AYNEM MEYEK TAMAM MI! ŞENİN YÜSÜNDEN EYKEN MEYEK OYDU AMA! DİT BUYDAN! DİT! CASAVAY! CASAVAYSIN ŞEN!
Annemle konuşmalarımızı duymuştu. Hemde aylar öncesini. Aylar önce annemle Arman hakkında konuşmuştuk uyuyo olduğunu sanıp. Hiçbirini unutmamıştı. O zaman Arman'ın ihanetkârlardan olduğu kesin değildi. Ama öyleyse ya Aybüke'nin okuluna saldıranlar arasında vardıysa diye konuşmuştuk. Polislerle konuşmalarımla da Meyra kafasında kesinleştirmişti.
-Yapma amcacım nolur yapma. Bilmiyodum yengemin o okulda çalıştığını. Nolur affedin beni.
Gerçekten de orayı bombalayanlar arasında olduğunu duyunca varolan öfkem artmıştı.
-GERÇEKTEN VAR MIYDIN LAN ONLARIN ARASINDA! NASIL YAPTIN LAN NASIL! ONCA ÇOCUĞA NASIL KIYDIN?! SENİNLE TEK KELİMEM YOKTUR ARTIK!"
-Sakin ol oğlum. Kardeşin o se-
-Sakın annem. Sana saygısızlık yapamam. Meyra'yı alıp çıkıyorum ben kapıdayım sen ne konuşacaksan konuşup gelirsin.
Meyra'mın elinden tutup dışarı çıkmıştım. El kadar çocuk öfkeden titriyordu. Eğilip sımsıkı sarıldım.
-Affetme babba. Onu affetme. Aynemi öydüydü o...
- Affetmicem kızım. Affetmicem...
Bize nedenini an
lamadığım şekilde ağlayarak bakan Tomris hanımla göz-göze gelmiştim. Meyra'ya bakıyordu. Anlamıştı. Bir polis olarak bir vatan hainiyle aynı kandan olduğumu anlamıştı...
