Hastanenin kapısından çıktığımız an, içime bir ürperti doldu. Rüzgâr, odalardaki o steril kokunun yerini aldı; dışarısı neredeyse yabancıydı. Aylar sonra ilk kez gökyüzünü bu kadar açık gördüm. Demir’in elini bırakmadım. Sanki bıraksam, her şey yine dağılacak gibiydi. “Titriyorsun,” dedi yanımda, sesi hâlâ yorgun ama sıcaktı. “Üşümedim,” dedim kısaca. O an bana baktı, öyle bir bakıştı ki; içinde hem teşekkür hem umut vardı. “Ben sensiz kalmaktan korkuyorum, Ayça.” Bir an durdum. O kadar zaman boyunca onu kaybetmekten korkan bendim, şimdi roller değişmişti. Elimi daha sıkı tuttum. “Ben buradayım Demir. Gitmiyorum.” Birlikte birkaç adım yürüdük. Hastanenin bahçesindeki o küçük bank, ilk gün geldiğimde oturduğum yerdi. O zaman gözyaşlarımı saklamaya çalışmıştım. Şimdi ise gözyaşlarımın yerini gülümsemeler almıştı. Demir nefesini derin aldı, sonra yavaşça konuştu: “Biliyor musun, ben o odada her gece bir ses duydum. Kimi zaman fısıltı gibiydi. Ama hep senin sesindi. ‘Dayan,’ diyordun. Ben de tuttum o sesi, bırakmadım.” O an boğazım düğümlendi. “Sadece sesimle bile yanındaysam, bundan sonra hep yanında olurum,” dedim. Demir hafifçe gülümsedi. “Elimi bırakmadığın sürece, hiçbir şey bizi ayıramaz.” Birlikte yürümeye devam ettik. Rüzgâr saçlarımı savururken, içimden bir cümle yankılandı: Burası bitiş değil. Bizim hikâyemiz yeni başlıyor. Ve o an, gerçekten inandım. Ne olursa olsun, artık biz vardık. Rüzgâr saçlarımı savururken, içimde bir huzur ve korku karışımı his vardı. Huzur… çünkü yanımdaydı. Korku… çünkü bunu kaybetmekten hâlâ çekiniyordum. “Demir…” diye fısıldadım, sesi neredeyse kendimden geliyordu. O an tüm cesaretimi topladım. “Beni buraya getirdiğin için teşekkür ederim. Ben… seni beklerken, her gece senin iyi olmanı diledim.” Demir başını hafifçe yana eğdi, gözlerinde o kararlı ama yumuşak bakış vardı. “Ben de hep senin yanındaydım, Ayça. Farkında değildin belki ama her zaman. Sadece elimi tutmanı bekledim.” O an bir şey fark ettim; korkularımı, kaygılarımı, bütün çaresizliğimi… onun yanında bırakabilirdim. Artık tek başıma değildim. Hastanenin bahçesinde yürürken, ayak seslerimiz sessizce birbirine karıştı. O bankın yanından geçtik, aynı bank ki ben ilk geldiğimde gözyaşlarımı saklamıştım. Şimdi… Şimdi gözlerim dolsa bile, gülümseyerek doluyordu. Çünkü gözyaşlarımı artık korku değil, sevinç, umut ve sevgi dolduruyordu. Derin bir nefes aldım, göğsümdeki sıkışıklık hafifledi. “Biliyor musun Demir,” dedim, sesim hâlâ titrek ama kararlı, “seni beklediğim her an, seni sevmenin ne demek olduğunu daha iyi anladım. Seni kaybetmekten korktum, ama şimdi… artık biliyorum ki birlikteyiz.” O, gözlerini bana dikti ve hafifçe gülümsedi. “Ben de… Aynı şeyi hissettim. Sen yanımdayken, hiçbir şey bizi yıkamaz.” O an, rüzgâr, gökyüzü, bahçedeki ağaçlar… Hepsi sessizleşti, sadece kalplerimizin aynı ritimde attığını duyuyordum. İçimden geçen tek şey vardı: Ne olursa olsun, ne kadar zor olursa olsun, artık birlikteydik. Ve bu, her şeye değerdi. Arkadaşlar, bugünlük bu kadar. Bir sonraki bölümde, Ayça ve Demir’in birlikte attıkları ilk adımların, yeni umutlarının ve karşılarına çıkacak küçük sürprizlerin hikayesini keşfedeceksiniz.
Bölüm 14
12. Bölüm
