İçeriğe geç

Asker ve doktor aşkı (Hayatla Sınanan Sevda)

Bölüm 14 · 2 dk okuma

Asker ve doktor aşkı (Hayatla Sınanan Sevda)

Bölüm 14

12. Bölüm

Hastanenin kapısından çıktığımız an, içime bir ürperti doldu. ‎Rüzgâr, odalardaki o steril kokunun yerini aldı; dışarısı neredeyse yabancıydı. ‎Aylar sonra ilk kez gökyüzünü bu kadar açık gördüm. ‎Demir’in elini bırakmadım. ‎Sanki bıraksam, her şey yine dağılacak gibiydi. ‎ ‎“Titriyorsun,” dedi yanımda, sesi hâlâ yorgun ama sıcaktı. ‎“Üşümedim,” dedim kısaca. ‎O an bana baktı, öyle bir bakıştı ki; içinde hem teşekkür hem umut vardı. ‎“Ben sensiz kalmaktan korkuyorum, Ayça.” ‎ ‎Bir an durdum. ‎O kadar zaman boyunca onu kaybetmekten korkan bendim, şimdi roller değişmişti. ‎Elimi daha sıkı tuttum. ‎“Ben buradayım Demir. Gitmiyorum.” ‎ ‎Birlikte birkaç adım yürüdük. ‎Hastanenin bahçesindeki o küçük bank, ilk gün geldiğimde oturduğum yerdi. ‎O zaman gözyaşlarımı saklamaya çalışmıştım. ‎Şimdi ise gözyaşlarımın yerini gülümsemeler almıştı. ‎ ‎Demir nefesini derin aldı, sonra yavaşça konuştu: ‎“Biliyor musun, ben o odada her gece bir ses duydum. ‎Kimi zaman fısıltı gibiydi. Ama hep senin sesindi. ‎‘Dayan,’ diyordun. Ben de tuttum o sesi, bırakmadım.” ‎ ‎O an boğazım düğümlendi. ‎“Sadece sesimle bile yanındaysam, bundan sonra hep yanında olurum,” dedim. ‎ ‎Demir hafifçe gülümsedi. ‎“Elimi bırakmadığın sürece, hiçbir şey bizi ayıramaz.” ‎ ‎Birlikte yürümeye devam ettik. ‎Rüzgâr saçlarımı savururken, içimden bir cümle yankılandı: ‎Burası bitiş değil. Bizim hikâyemiz yeni başlıyor. ‎ ‎Ve o an, gerçekten inandım. ‎Ne olursa olsun, artık biz vardık. ‎ ‎Rüzgâr saçlarımı savururken, içimde bir huzur ve korku karışımı his vardı. ‎Huzur… çünkü yanımdaydı. Korku… çünkü bunu kaybetmekten hâlâ çekiniyordum. ‎ ‎“Demir…” diye fısıldadım, sesi neredeyse kendimden geliyordu. ‎O an tüm cesaretimi topladım. “Beni buraya getirdiğin için teşekkür ederim. Ben… seni beklerken, her gece senin iyi olmanı diledim.” ‎ ‎Demir başını hafifçe yana eğdi, gözlerinde o kararlı ama yumuşak bakış vardı. ‎“Ben de hep senin yanındaydım, Ayça. Farkında değildin belki ama her zaman. Sadece elimi tutmanı bekledim.” ‎ ‎O an bir şey fark ettim; korkularımı, kaygılarımı, bütün çaresizliğimi… onun yanında bırakabilirdim. ‎Artık tek başıma değildim. ‎ ‎Hastanenin bahçesinde yürürken, ayak seslerimiz sessizce birbirine karıştı. ‎O bankın yanından geçtik, aynı bank ki ben ilk geldiğimde gözyaşlarımı saklamıştım. ‎Şimdi… Şimdi gözlerim dolsa bile, gülümseyerek doluyordu. Çünkü gözyaşlarımı artık korku değil, sevinç, umut ve sevgi dolduruyordu. ‎ ‎Derin bir nefes aldım, göğsümdeki sıkışıklık hafifledi. ‎“Biliyor musun Demir,” dedim, sesim hâlâ titrek ama kararlı, “seni beklediğim her an, seni sevmenin ne demek olduğunu daha iyi anladım. Seni kaybetmekten korktum, ama şimdi… artık biliyorum ki birlikteyiz.” ‎ ‎O, gözlerini bana dikti ve hafifçe gülümsedi. ‎“Ben de… Aynı şeyi hissettim. Sen yanımdayken, hiçbir şey bizi yıkamaz.” ‎ ‎O an, rüzgâr, gökyüzü, bahçedeki ağaçlar… Hepsi sessizleşti, sadece kalplerimizin aynı ritimde attığını duyuyordum. ‎İçimden geçen tek şey vardı: ‎Ne olursa olsun, ne kadar zor olursa olsun, artık birlikteydik. ‎Ve bu, her şeye değerdi. ‎ ‎Arkadaşlar, bugünlük bu kadar. ‎Bir sonraki bölümde, Ayça ve Demir’in birlikte attıkları ilk adımların, yeni umutlarının ve karşılarına çıkacak küçük sürprizlerin hikayesini keşfedeceksiniz. ‎

Bölüm sonu

1 yorum