İçeriğe geç

AŞK ÜÇGENİ

Bölüm 9 · 2 dk okuma

AŞK ÜÇGENİ

Bölüm 9

Kaçış

Seo-Jun: "d- dilin yeşil olmuş ve afeders- sin ama bu çok komi-" diye kıkırtılar eşliğinde ekledi. Aramızdaki mesafe yoksunluğundan nefesi nefesime dokunuyordu adeta, nutkum tutulmuş tek kelime edemez olmuştum. Gülerek geri çekildi, gözleri gözlerimle buluşmuştu gülüşü giderek yumuşak bir tebessüme dönüştü.

Ağzım hala açık kalmış gözlerinde kaybolmuş gibiydim. "İyimisin?" diye bir fısıltı duyduğumda, hemen doğruldum kafamı bir sağa bir sola sallayıp daha sonra onaylarcasına aşağı yukarı yaptım. "Tamam" misali gözlerini kapatıp açtı. Birşey daha diyecekti ama hemen ayağa fırladım ve okulun içine sınıfa gitmek için koştum.

Arkamdan ağzı açık baka kalmıştı, koşarken elimi arkaya doğru sallayıp, "önemli bir işim var" diye bağırdım ve koşmaya devam ettim. Sınıfa kadar koştum kapıdan içeri baktığımda kimse yoktu ders oturdum derin bir nefes aldım, o sırada bir öğrenci gelip "oklunun öğretmenlerinden biri vefat etmiş tüm öğretmenler oraya gitti" diye bağırıyordu, iki elini iki yandan kapı pervazlarına dayayıp vücudunu içeri sarkıtıtkrn.

Hiç durmadan uzanıp çantamı alıp sınıfın kapısına doğru dönüp son hız koşuyorumki yüzümü çok set bir biçimde iri sert bir şeye çarpıb geri tökezledim. Eğilip ellerim dizlerimde nefesimi verirken sağ elimi dizimden çekip alnıma götürdüm.

Ha-Yoon: "Biraz yavaş olamazmısın yüzüm oyun hamuruna döndü" diye çıkıştım, alnımı ovuşturup burnumu tutarken. Burnum küçüktü evet ama çok sert çarpışmıştık baya acıyordu. Sağ elim burnumdayken sol elimde çantam sol dizimden biraz üstten destek alarak başımı yukarı kaldırdım.

Görüş alanıma ilk giren iki ilmeği açık siyah bir gömleğin kapatmaya çalıştığı iri bir bedendi. Biraz daha kaldırdım başımı ve koyu kahve gözler görüş alanımı katledince hemen aşağıya indirdim. Gözlerimle bir sağa bir sola baktım burnum hala acıyordu. Doksan derecelik açıyla bükülmüş pozisyonumu hiç bozmadan sol taraftan bir boşluk bulup yavaşca oraya doğru iki adım daha sonra doğruldum ve hiç duraksamadan son hız koşmaya devam ettim

İşe geç kalıyordum hemde daha ilk günden. Bir kaç kilometre koştuktan sonra kafenin önünde durmuştum. İçeride kimse yoktu kapının üstünde kapalı yazıyordu. Bu sabah uğrayıp işe alındığıma dair bir kaç evrak imzaladıktan sonra sahibinin verdiği anatharları hatırladım, bu gün burayı ben açacaktım yarınsa ilk günüm başlayacaktı.

Anahtarı cebimden çıkardım tek elimle kapıyı açıp içeri geçtim anahtarları girişteki koltuğa attım ve kendime kahve ısıttım cebimde biraz param vardı ondan alıp çekmeceye koydum, burada çalışan bilirim ama daha başlamadım ve şimdiden parasını vermeden kafeden bişey almam doğru değildi. Kahvemi alıp koltuğa geçtim bir yudum aldım ve arkama yaslandım.

Ha-Yoon: "Ha-Jun" diye fısıldadım derin bir nefes alıp gözlerimi kapatırken, ve tekrar kelimeler döküldü dilimden "siyah, karanlık, ne kadar karanlık o kadar sır dolu, koyu siyah, zefiri karanlık, karanlık bir gölge gibi."

Ses: "Seo-Jun'un gölgesi..." diye duyduğum bir fısıltıyla aniden gözlerimi açtım ve hem ayağa fırlayıp sesin geldiği yöne arkama dönüm.....

18.03.2024. 09:52

2 kez yapılan düzenlemelerden sonra işte sizlerle🫠💙🫶🏻

Okuyup beğenip yorum yapan😍 yada sadece okuyan 🙃 herkese derin teşekkürlerimi bildiriyorum...💙

#seviliyorsunuzkuzularımm😽🫶🏻

Bölüm sonu

39 yorum