Hayat neden sürekli bizi test etme gereği duyarki? 8 yaşımdan beri Sürekli bir sınava tabii tutuluyorum. Hepsinden bazen sürünerek bazense tamamen ayakta çıktım, ama artık tükenmiştim. Sürekli kaybetmek, istenmemek, dışlanmak, zorbalık görmekten. Küçük düşürülmekten.
İç sesim bana artık buna bir son vermem gerektiğini haykırıyordu. Sanki içimde birşeyler taşlaşıyor kuruyor kabul bağlıyordu. Ayakta durmaya zorluyordu, bilmediğim bir güç beni. Ona karşı koymak vazgeçmek istedim, ama farkettim ki bu zamana kadar onun sayesinde ayakta kalabildiysem, buraya kadar gelebilyisem, şimdi vazgeçmek neden?
Yüzümü gömdüğüm dizlerimden çektim, başta gece olduğunu sandım o kadar gözlerime baskı yapmışım ki dizlerimle, ilkte etraf karartı görünmeye daha sonra çözülüp şu anı yansıtan ışıklarına kavuşmaya başladı. Birkaç kez gözlerimi kırpıştırdıktan sonra duvardan aldığım soğukla tutulan sırtımı esnetip ayaklandım. Önce biraz zorlandım, bacaklarım uyuşmuştu, kalbim gibi, ama aldırmadan yürümeye vaşladığımda kısa sürede eski hallerine, az öncekinden pek farkı olmayan hallerine dönmüşlerdi.
İlk durağım kendi paramla aldığım, ama daha ne olduğunu bile anlamadan kovulduğum evimi geri almaktı!
Ciddi ve kararlıydım. Bir o kadar da kızgın ve kırgın, yorgun da tabii. Burdan eve yürümem valizle felan bir saatimi almıştı. Neyseki hafta sonuydu, geciktiğim bir dersim yoktu. Kovulmuştum, başına geçmem için beklendiğim bir işim de yoktu. Saat beş gibi eve vardığımda, durup soluklandım. O şeytanın karşısına bu halde çıkacak değildim ya? Güç toplamam gerekiyordu. Derin bir nefes aldım ve tam da o anda jeton düştü.
Ben ne diyecektim ya? O kadar yol geldim hiç mi planlamasını yapmadım? Offf malmıyım ben? "-Evet." Diye fısıldadı zeka küpü beynim. Ama düşünecek zamanım yoktu. Çünkü biliyordum, düşünmeye başlarsam vazgeçip kaderime boyun eyeceğimi. Osırada kapının açıldığını farkedip döndüm bahçeye. Çöp atmaya çıkmış gibi görünüyordu, hemen koşup yetişmeye çalıştım. "Dur!" Diye bağırarak valizimi öne itip peşinden koştum. Böyle daha kolay oldu yetişmem. Gözlerini fal taşı gibi açmış kapıda öylece duruyordu. "Dur! Dur!" Diye tekrar ettim nefes nefese.
Ha-Jun: "Şimdi neyini unuttun? Yoksa işinide kaybedince ayaklarıma kapanmaya yardım dilənməyə mi geldin?" Diye, kırıcı, soğuk, bir tınıyla sormuştu. O kadar ki, bakışları bıçak olsa delip geçmişti vücudumu. "Bu- burası benimde evim! Beni burdan kovmaya hakkın yok! Bilmiyorum nasıl oldu ama ben iki gün önce bu evi bir internet sitesinden satın aldım. Evet kanıtlayamam ama bu gerçek. Siteyi bulamıyorum ama yalanda söylemiyorum!" Diye, sanki bu yardımcı olacakmış gibi, gözlerimi sıkarak kapatıp, sağ el işaret parmağımı öne uzatarak kendimi savunmaya geçmiştim.
Yüzüme çarpan rüzgar eşliğinde duyduğum kapı sesi anlık sıkıca kapadığım gözlerimin fal taşı gibi açılmasına neden oldu. Bir süre kapıya vurmama rağmen inadı inat öldüm mü kaldım mı diye camdan bile bakmadı. Duvara yaslanıp çimlere doğru kaydım bacaklarımı öne uzatıp, "Sen inatsan, ben senden de inadım!" Diye bağırarak sinir bozucu bir tempoda kapıyı tekrar tıklaymaya başladım. Bir süre sonra artık kapıya vurmaktan uyuşan parmaklarımda hiç acı hiss etmiyordum. Gerçekten ama inadım inatdı!
Kaç sat oldu bilmiyorum bir ara sıkılıp kulaklıklarımı takıp öylesine bir müzik açmıştım. Oda artık beynimi yakmıştı. Aniden elim boşa gidince kolum kapı köşesine denk geldi. En hassas tarafım aşırı uyuşmaya rağmen sızım sızım sızladı. Bakışlarımı geri arkama, yani kapıya yöneltdiğimide, başımın üstünde öylece durmuş aşağıda bir yerlere bakıyordu. Bakışlarının yönünü takip ettiğimde parmak eklemlerimin iyice kızarıp kanlandığını gördüm. Hemen kulaklıklarımı çıkarıp elimi cebime soktum.
Hava baya kararmıştı soğuktan tüm vücudum tutulmuştu. Ama olsundu, sonuçta onun inadını kırmayı başarmıştım. Zar zor elimi duvara yaslayıp kalktım ve büyük bir marifetmiş gibi, yüzüme başarmanın mutluluğundan olsa gerek, sinsi bir gülümseme yayıldı.
Ha-Jun: "Kovulmayı çok mu seviyorsun? İlla defol mu demem lazım? Sabahdan beri car car car kapıyı kanattın yorulmadın mı? Bi sal ya. Sal!" Diye bıkkın bir tavırla duruyordu karşımda gemileri batmış kaptan bile bundan calıdır, belliki iyice sinirlendirmiştim, yüzünde bir soğuk hayat belirtisi bile yoktu. Günlerdir uyumamış gibi hali vardı. Hah başardın kızım!
Ha-Yoon: "Yani?" Diye sordum yüzümdeki gülümsemeyi pişkin pişkin dahada genişletip otuz iki diş gülürken.
22:53 04.11.24
Not:
İyi akşamlar kuzucuklarım az biyaz küçük kaldı ama hemen bir bölüm daha yazmaya geçiyorum. Umarım severek okuduğunuz bir eser olarak devam ederiz. 🙃🍀
bölümle ilgili yorum ve düşüncelerinizi yorumlarda belirtmeyi ve beğenmeyi unutmayınız🫣💙
#Seviliyorsunuzkuzucuklarım💙🫶🏻







