Bu söylediği bana küçüklüğümüzü hatırlatmıştı. Onunla aynıydı. Sadece onun zıttı gibi buz kadar soğuktu. Aşağı diktiğim başımı bu kelimelerin canlandırdığı hatıralar nedeniyle anide kaldırınca alınlarımız tokuştu. Yüzü yüzüme o kadar takındı ki, başını bile kaldırmadan gözlerini gözlerime dikti.
Bir süre o şekilde gözlerimizle bir-birimizin derinliklerine geçmişin hatıralarına dalmayı denedik. Yada sadece bunu ben denemek istemiştim. Soğuk, kılıç kadar keskin sesi benim bu girişimimi yarıda kesmiş, dudaklarından adeta yüzüme tısladığı, kalbime sapladığı o kelimelerle uyandırmıştı beni kısa süreli de olsa, birşeylerin güzel olacağına dair umutlandıran bu rüyadan.
Ha-Jun: "Boşuna bakma onu bulamazsın burada!" Diyip kapıya yasladığı elleriyle ani bir atımla kendisini, yaşların firar etmek üzere olduğu gözlerimden ve benden olabildiğince mesafeli bırakacak şekilde geri itti. "Kilitli" diye ekledi soğukluğundan ödün vermeyen sesi ve duruşuyla. Kalbim sızlamıştı beynimdeki sesler haykırıyordu gerçeği kalbime. Evet bu o değildi. O böyle değildi. Olamazdı! Sanki duymuş gibi cevap verdi. Dahada yaktı canımı.
Ha-Jun: "Ama olmuş! Şimdi çekil eşyalarını hala almak istiyorsan?." diye tısladığında, 2 adım sola atarak kapının önünden çekilmiştim tek bir kelime dahi edemeden. Tek tıkta kapının açılma sesi ölüm fermanı gibi çınladı kulaklarımda. Yavaşca sağ omzunun üstünden baktığımda bembeyaz, bomboş bir odanın köşesinde kaybolup hemen ardından elinde valizim ve çantam ile geri döndüğünü gördüğümde, gözlerim çoktan vaz geçmiş sıkıca tuttuğu o acı damlayı özgür bırakmıştı. Tek kanat çırpışıyla, yuvadan ayrılmaya sabırsızlanan ama uçmayı daha öğrenememiş yavru bir kuş gibi yerle buluşmuştu.
Ben ve ayaklarımın dibine yığılıp kalmış damlayla bakışmamız, valizimin üzerine gelmesiyle yarıda kesilmişti. Yutkundum ve sadece göz altı bir adım geri sağa atarak , "kapı orada" diye bağıran el hareketine baktım. Valizimi alırken bir damla daha, kipriklerime tutunmaktan vaz geçmiş veda etmişti gözlerime. Çantamı da alıp geriye bile bakmadan hızla, bu valizle artık ne kadar hızlı olabilirsem...
Merdivenlerden koşar adımlarla, acısını bastırmaya çalıştığım göğsümü aldırmadan, kapıya doğru gittim. Halen açık duran kapının kolunu tuttum, ayrılmadan önce son birkez daha kendi birikimimle aldığım ama dün gece kovulduğum bu eve bakmak için arkamı döndüğümde, bu ana kadar susan beynim "sakın dönme!" diye haykırdı. Tabii her zamanki gibi son saniyede harekete geçtiği için haklı bile olsa artıkçok geçti. Göz göze gelmemle tekrar göğsümdeki acı büyümeye sağ el bileyime ulaşmaya başlamıştı.
En derin duygularımın dili olurdu hep bu acı. Böyle kanayana kadar çizmek, tırmalamak isterdim. En son 10 yıl önce babamın intihar'ı üstüne de annemin o adamla evlenmesi haberini aldığımda yaşamıştım bu duyguyu. Daha sonra bir duyguyu tatma fırsatım pek olmamıştı. Üst üste dayak işkence zaten her yerin acırken bileğindeki duygu birikintisinin verdiği acı pekde dikkat çekemiyordu. Çünkü kalbe dokunmuyordu. Ama bu gün dokunmuştu. Hemde çok derinden.
Öylece durmuş yüzüme bakıyor ama sanki hiç bakmıyordu. Yüz yüzeydik ama yan yana değildik ruhen. O burada değildi. Karşımdaki kişiyi ilk kez gördüğümü, aslında hiç tanımadığımı farkettim. Beynim "artık izlemeyi bırakıp defolurmusun şu lanet evden!" Diye haykırdığında ellerimde kaymak üzere hafifce tuttuğum çantamın ve valizimin askılıklarını tırnaklarım avuçlarıma geçecek şekilde sıktımve tek kelime dahi duymayacağıma artık ikna olarak evden ayrıldım.
...
Hayat neden bu kadar adaletsiz di? Neden bunca sene sonra tekrar acılarımı, hatıralarımı, kabullenip gömdüğüm tüm anılarımı canladırdı? Kabuk bağlamış yaralarımı neden acımasızca tekrar koparıp kanattı? Neden? Bende güzel bir hatıra olarak kalan kişiyi neden acı gerçeklerle kalbimde tekrar canlandırdı? Bu kadar acıyı hakedecek ne yapmıştım ki? 10 sene önce babamla gitmediğim içinmi oldu bunlar? Hayır!
...
Rüzgar yüzümü avuçlayıp tokatını çarpınca sokağın ortasında kimsesiz kaldığımın farkına vardım. Nereye gidecektim? Ne yapacaktım? Nerede kalacaktım? Hayatım gözlerimin önünden kayıp giderken ben sadece sokağın ortasında arabaların bir sağa, bir sola gidişini izliyordum. Herkes nasılsa özgür, nasılda kendi halinde, bir işleri, evleri aileleri var! Benim? Benim kimim var? Neyim var? Gidecek bir evim bir ailem yok. İşim yo- İşim! İşim!
Sokağın ortasında anın sevinciyle biraz fazla tepki verdiğimi, yanı başımda ki insanların attığı garip "delirmiş olmalı" diye fısıldaşan bakışlarını gördüğümde anlamıştım. Dudaklarımı bir-birine bastırıp kocaman gülümsememi saklama çabalarım eşliğinde, çantamı omzuma atıp valizimle beraber önümde harekete geçmek üzere tıslayan otobüse atladım.
Zaten 5 dakikalık mesafedeymiş, dalıp gidecek fırsat bile bulamadan durmuştuk. Ödemeyi yapıb hızla indim kafeyi açıp içeriyi iyice taradım bıraktığım gibiydi. Masaların olası tozunu alıp kapıdaki kapalı yazısını ters yönde çevirip açık olduğunu belirten yazıyı dışa dönük olacak şekilde yaptım. İşim bitmişti demeye gelmeden, yazıyı görenler, sanki günlerdir aç kalmış sonunda sahibi eve döndümü diye kapıyı güden kedi gibi, akın ettiler kafeye.
Yüzümde kocaman gülümseme ve göğsümde kabaran gurur ile karşılamıştım müşterilerimi. Herkes büyük bir sevinçle ama aynı zamanda şaşkın bakışlarla bir köşeye geçmiş beni izliyorlardı. Hemen menüleri masalara dizip, siparişleri beklemeye koyuldum. Zaten çok bekletilmedim, kumral saçlı yaklaşık 35, 40'lı yaşlarında, 1.55 boylarında, tatlı gülüşlü bir kadın ve yanındaki kumral kıvırcık saçlı yeşil gözlü bir erkek çocuğuyla beraber seslenmişlerdi bana. Masaya yaklaşıp kocaman bir tebessümle selamladım ve aynı şekilde karşılık gördüm.
Kadın: "oğlum için susamlı tatlılarınızdan lütfen, banada kahve ve kurvasan 'çikolatalı' ve meyve suyu, çok soğuk olmasın lütfen" diye tatlı tatlı eklerken oğlu da son vurgularına somurtuyordu, galiba soğuk olmamasını özellikle vurguladığı içindi bu tripler. "Hemen hanımefendi" diye hafifce başımı eğip onaylayarak masadan ayrıldım. Siparişlerle dödüğümde kadın elimdekileri dizerken "Soo-Lin ve oğlum Jung-Min, sen bize Lin ve Min diye hitap ede bilirsin. Burada yenisin galiba Asha teyze anlatmıştı aslında yeni bir eleman aldığını, çokta tatlı bir kızsın maşallah." Diye samimi bir tınıyla tanışma fastını gerçekleştirmişti, bende çok bekletmeden, "Ha-Yoon efendim, teşekkür ederim memnun oldum, oğlunuzda çok tatlıymış Allah bağışlasın" diye ekledim aynı samimiyetle. Memnun bir tebessümle başını salladı.
Diğer masalarada kahve, meyve suyu, makaron, kurvasan, çikolatalı kek, vişneli sufle, çilekli pasta gibi küçük siparişler götürdükten sonra herkes birer birer dağılmaya başladı. Diğer kadın misafirlerim de aynı bayan Lin gibi benimle samimi bir tanışma gerçekleştirdiler. Galiba kafenin müşterilerinin çoğu kadın bu iki saatte bunu gözlemlemiştim. Ve çokta samimi insanlardı. Herkes dağılınca yalnız kalmıştım. Ortalığı hızla toparlayıp masaları eski düzenine kavuşturdum. Gururla etrafımda baktım. Benim başarım, benim işim, ve yeni dostlarım olmuştu. Buda özünde çok hoş bir duyguydu.
Derin bir nefes aldım ama veremeden sırtımdan bir bıçak darbesi ta göğsümü delip çıkacak kadar saplanmış gibi acının tüm vücudumu ele giçirişini hiss ettim. 1 saat önceki olaylar daha hatıralarımda canlanmayı bitiremeden, dün gecenin hatıraları yaranın içinde döndürülen bıçak misali acıtmıştı canımı.
Ha-Yoon: "Seo-jun... Sen de herkes gibiymişsin demek? Ne bekledim ki ikizler sonuçta , al birini vur ötekine." Diye sinirle sitem etmiştim. Ama onlara değil kendi saflığımaydı bu sitemim, kızgınlığım. Şimdi ne yapacağım diye düşünerek başımı masaya tasladığımda oturduğum masanın üstünde yükselen gölge beni bir sonraki planlarımı yapmaktan alı koymuş dikkati üzerine çekmeyi başarmıştı.
Ha-Yoon: "Neden geldin?" diye soğuk bir tavırla, ama aynı zamanda içimde fırtınalara neden olan öfkemi bastırarak sordum, karşımdaki kişiyi bu kadar kısa sürede tekrar görmeyi beklemeyerek. "Yanlış anladın. Ben özür dilerim niyetim seni üzmek yada kırmak değildi. İnan bana." Diye hiç beklemeden kendini masum ve haklı çıkarmaya çalıştı.
Ha-Yoon: "neden? Bunu senden istemedim. Gerek yok! Hem, Sen kimsin?!"
09:31
25.08.24
Bu kadar geç yayınladığı için çok üzgünüm umarım beğeniceğiniz bir bölüm olmuştur. Bölüm beğenmeyi ve ilgili görüşlerinizi yorumlarda belirtmeyi unutmayınız 💙
#seviliyorsunuzkuzucuklarım💙🫶🏻













