İçeriğe geç

Aşk Seni Bulmaz

Bölüm 2 · 12 dk okuma

Aşk Seni Bulmaz

Bölüm 2

Bölüm:2

Gözlerini açmaya başladığı an önce nerede olduğunu anlamaya çalışırken bir gözü kapalı şekilde etrafa baktı. Sonrasında ise ne yaptığı aklına gelince kendisine gülüp yataktan çıktı. Pembe pofidik terliklerini ayağına geçirip valizine yöneldi. Kırmızı elbisesini üzerine geçirip hafif bir makyaj ardından defterini eline aldı ve adımları yazmaya başladı (1-eksikler yaz, 2-eksikleri tamamla, 3-temizliğe başla, 4-günü lütfen ölmeden tamamla.) "hadi inşallah." Odadan çıktığı an telefonunu kontrol etti. Ardından konağın ilk katını gezmeye başladı. Birinci katta bile altı tane yatak odası vardı. "ulan biz madem bu kadar geniştik de hepsinin soyu mu kurudu? Ben nasıl bitireceğim?" Ağlamalı gözlerle birinci katın koridoruna bakarken daha iki kat olduğunu hatırlayıp üst katlara çıkmaya başladı. İkinci kata çıktığı an bu katı hafızasından silmek istedi aslında ama her odanın ayrı bir güzelliği ve detayı vardı. Onları tek tek incelemek istiyordu ama temizlik düşüncesi bile kanını donduruyordu. Başını merdivene çevirdiği an oranın teras olduğunu fark edip hızlıca yukarıya çıktı. Belki de en etkilendiği yer burası olmuştu. Belgeler, kitaplar, çalışma masası olan oda ve oldukça büyük teras kısmı.

Annesinin telefonuyla beraber korkmuştu. "anneciğim." "kızım, dinlendin mi?" "evet anneciğim. Şimdi temizlik ve ev için bir şeyler almaya gideceğim." "yiyecek dışında bir ihtiyacın yok kızım. Her şey dolaplarda bulunuyor. Temizlik için endişelenme çünkü düzenli temizliği yapan Nazan yanına gelmek üzeredir. O hızlıca derin temizliği halleder." "anne bunu neden söylemedin? Bu odalar arasında kalpten gidiyordum." "merak etme kızım sen o işleri. Sadece kafanı dinle." Telefonu kapadıktan sonra aşağıya indi. Aracına binmeden önce büyük kapıları açıp aracını çıkardı. Ardından kapıları kapatıp en yakın marketin konumuna sürmeye başladı. İhtiyacı olanları aldıktan sonra konağa doğru dönmeye başladı. Konaklar dip dibe olduğu için komşularıyla da tanışması gerekiyordu ama şu an her şeyden çok yalnız kalmaya ihtiyacı vardı.

Konağın kapısına geldiği an kapıda bir kızla karşılaştı. Araçtan inip yanına geldiği an "Sevda Hanım." Nazan'a elini uzatırken "Sevda demen yeterli Nazan." "ben kapıyı açayım." Nazan kapıyı açarken o da aracını içeriye girdirdi. Sevda bagajdan malzemeleri alırken Nazan da ona yardım etmişti. Hemen kanı kaynamıştı bu güzel kıza. Nazan'la içeriye girerken konak hakkında konuşmaya başlamışlardı "Nazan burası çok büyük." "aslında burasının konak yapısından biraz büyük ama hemen hemen yakın büyüklükteler." "ben üç artı bir evden geldim." O an gülmeye başladılar. "nasıl yapacağız?" "odalar düzenli temizlendiği için aslında sıkıntı yok ama genel temizlik yapıp çok daha güzel hale getireceğim." "beraber yapacağız Nazan. Seni hiçte yalnız bırakmam."

Nazan'la temizliğe başlamışlardı. Çok geçmeden aslında bu koca evi çok daha güzel hale getirmişlerdi. Sevda uzunca süredir hareketsiz bir hayat yaşadığı için bu iş onu gerçekten yormuştu. Son olarak avlu kalmıştı ama onu daha sonra halletmeyi düşünüyordu zira şu an sadece uyumak istiyordu. Nazan ona güzelce yemek de hazırlamıştı. Konakta şu an yalnız başına olmak onun için ihtiyacı olan şeydi. Bu yüzden çok daha huzurluydu ama Nazan'ın arkadaşlığı da çok iyi gelmişti.

Bir tabak yemek alıp terasa çıkmıştı. Gün batımı çoktan gerçekleşmişti. Bu yüzden konakların ışıltısı gökyüzünü aydınlatıyordu. Hemen yandaki konağın avlusu gözüküyordu ve avlunun içindeki silahlı adamlar ona dik dik bakarken o da onlara aynı şekilde bakıyordu. Avluda oldukça telaşlı bir atmosfer vardı. Gelenler, gidenler, sesler. Terastaki koltuğa geçip yemeğini midesine indirirken bir ses duydu. Dış kapısından geliyordu. Hızlıca aşağıya indi ama inene kadar resmen bir asır geçmişti. Önünde bir tur da avlu uzunluğu vardı. Kapıyı açtığında nefesini toplamaya çalışıyordu. Karşısındaki kadın ona endişeyle bakarken "iyi misiniz?" kendisini toplayıp "endişelenecek bir şey yok. Uzun yoldan geldim." Derken terası işaret etti ve gülmeye başladı. Genç kızda onunla gülüyordu.

Genç kız elini uzatıp "ben Sıla, yan konağın kızıyım." "merhaba, ben de Sevda." "annem sizi yarın akşam yemeğine davet etmek istiyor." O an ne söyleyeceğini şaşırmıştı. Çünkü gerçekten şu an o psikolojide değildi ama daveti geri çevirmezdi. Gülümsedi "çok memnun olurum." "o zaman yarın akşam yemekte görüşmek üzere." "görüşmek üzere." Kapıyı kapattıktan sonra yarın ne yapacağını düşünmeye başladı. Ne giymeliydi? Nasıl insanlarla tanışacaktı? Yarın annesiyle bu konuyu kesinlikle konuşması gerekiyordu ama şu anda konağın en güzel odasında dinlenmekten başka bir ihtiyacı yoktu.

Konağa girdikten sonra kapıları kilitleyip yatak odasına doğru çıkmaya başladı. Bu evin büyüklüğü onu korkutuyordu aslında ama bununla baş edebilirdi. Korkularından daha önemli sorunları vardı ve Sevda şu an korkuları da sonu haline getirmek istemiyordu. Duşa alıp kendisine geldikten hemen sonra yatağa uzandı. Gece gözlerini silah sesiyle açtığı an kalbinin ritmini düzenleyip hızlıca pencereye yöneldi. Sesler oldukça yakından geliyordu. Avlu bu odadan gözükmüyordu. Terasa çıktığı an silah sesleri durulmuştu. Terasa çıkması gerekiyordu ama oldukça korkuyordu. Başını usulca uzattığı an yan konaktan geldiğini gördü. Hemen polisi araması gerekiyordu. Telefonu için odasına koşarak indi.

Saati gördüğü an gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Gecenin ikisinde kimin ne alıp veremediği vardı? Polise konum bilgilerini ilettikten hemen sonra yatağına geçip polislerin gelmesini beklemeye başlamıştı ama ne gelen vardı ne de gidin vardı? Bütün uykusu da kaçmıştı. Yeniden terasa çıktığında artık sesler kesilmişti. Bu yüzden terasa çıkıp onarın avlusunu izlemeye başlamıştı. Avludaki görevliler onu yeniden fark etmişti. Konağın tüm ışıkları yanıyordu ve bu insanlar onu akşam yemeğine davet etmişti. Bir bahane bulması gerekiyordu. Nasıl giderdi bu tehlikeli konağa?

Odasına doğru indiği anda dış kapıdan gelen çalma sesiyle oraya doğru ilerlemeye başladı. Adımları geri geri gitse de kapıyı bu saatte neden çaldıklarını öğrenmesi gerekiyordu. Kapıya geldiği an "kimsiniz?" "polise şikâyet ettiğin kişi." O an kapıyı usulca araladı. Kapının ardındaki adamla göz göze gelmesi biraz aman almıştı çünkü bu o iri yarı adamdı. Ağzı bir karış açık kalmıştı ki "sen!" o da şaşırmış bir şekildeydi aslında ama bunu yansıtmamak için çaba gösterdiği belliydi. "beni şikâyet ederek zaman harcamaya kalkma. Uyarayım dedim." "sana ne ya! İster ararım, ister rahatsız ederim. Gecenin ikisinde silahla benim güzel uykumu bölmeye ne hakkın var?" "çünkü canım öyle istedi." Adam üzerini süzdüğü an üzerindeki kırmızı geceliği yeni fark etmişti. Hızla kapıyı kapatmadan hemen önce "uyuyacağım. İyi geceler." Kapıyı kapatıp konağa doğru hışımla yürümeye başladı.

Bu dağdan inme ayıyla oldukça işi vardı. İlk geceden komşu mu rahatsız edilir ya? Odasına doğru çıkarken de üzerindeki gecelikle dışarıya çıktığı için kendisine küfürler ediyordu. Yatağına geri döndüğü an yeniden silah sesleri duyulmaya başladı ama bu sefer başını yastığın altına gömüp sesleri duymamaya çalıştı. Sabah gözlerini açtığı an dinlenmiş olmanın verdiği mutlulukla birlikte gülümsedi ve yataktan kalktığı gibi tüm perdeleri açıp içeriye daha fazla güneş ışığının dolmasını sağladı. Bu birkaç günde kendisinde olan olumlu değişimler ona oldukça huzurlu hissettiriyordu. Dolaptan çıkardığı capcanlı turuncu elbisesiyle resmen enerji topu haline gelmişti.

Kahvaltı yapmayı genellikle günün ortasına doğru yaptığı için işleriyle ilgilenmeye karar verdi. Bu gün yeni ilanlar olduğunu fark ettiğinde hemen başvuru yapmaya karar verdi. Büyük salondaki masada bilgisayarı ve not defterleriyle birlikte çalışmaya koyuldu. Her birine gerekli cv gönderimini sağladıktan hemen sonra bir şeyler atıştırmak için mutfağa geçti. Akşam mecburen gitmek durumundaydı ve onunla karşılaşacak oluşu huzursuz olmasına neden olmuştu aslında. Ne olursa olsun bu gece yemekten hemen sonra eve dönmek için bahane hazırlaması gerekiyordu.

Avluya çıkıp düzenlemeye karar verdi. Hem de zaman geçirmesi gerekiyordu. Sedirleri ve minderleri yerleştirdikten hemen sonra bu büyük avlu ve konağa bakıp ne kadar da yalnızlık içinde olduğunu gördü. Annesine kalan bu konak aslında oldukça kalabalıktı. Sonra insanlar bir bir kendi hayatlarına savruldu. Sonrasında ise konağın sahibi ananesi dedesinin hasretiyle onun yanına gitmişti. Konağa daha önce gelemem nedenlerinden birisi ananesini çok az süre tanımış oluşu ve tanıdığı zaman diliminde onunla İstanbul'da hastaneden hastaneye şifa bulması için koşuşturması olduğuydu. Annesi büyük kaybı ardından tekrar konağa gelebilecek cesareti bulamadı.

Güzel bir aşkın çocuğu olan annesinin sayısız hatırası vardı ve Paris'teki yaşantısı onun için çok daha iyiydi.

Akşam olmak üzereydi. Odasına çıkıp makyajını yapmaya başladı. Çok fazla makyaj yapmayı bilen birisi değildi aslında. Sadece ufak dokunuşlar yapıyordu. Turuncu elbisesi, siyah ince topukluları ve siyah çantasıyla hazırdı. Bedeni çok inceydi aslında ama son zamanlarda aldığı kilolar ona çok daha fazla yakışmıştı. Her ne kadar birkaç gün önceye kadar aldığı her kiloya kızgın olsa da şu an bedeninin daha canlı olduğunu hissediyordu.

Telefonu ve konağın anahtarıyla avludan çıkarken çok sevdiği arabasına göz kırptı. Diğer konağın kapısına geldiği gibi korumalar öncelikli olarak kim olduğunu sordu. O da davetli olduğunu ifade ettikten sonra korkutucu avluya giriş yaptı. Terastan göz göze geldiği korumalarla daha yakından göz göze geldiğinde onların tarayan bakışlarına aynı şekilde karşılık verip ana kapıya doru ilerledi. Kapıya geldiği an Sıla onu karşıladı "hoş geldin." Sıcak bir gülümsemeyle karşılık verirken "hoş buldum." Sıla ona yolu gösterirken konağı incelemeye fırsatı olmamıştı ama bu konak gerçekten hayat doluydu.

"Annem seninle tanışmak için sabırsızlanıyor." O sırada yemek salonuna girmişlerdi. "anneciğim, Sevda. Sevda, annem Melike" Bu toprakların dişli kadınlarından birisi izlenimini veren ama tebessümünde samimiyet dolu bir kadındı karşısındaki. Kadın yanına gelip ona sarıldı. O da aynı samimiyetle karşılık verdi "Davetimi kırmadığın için teşekkürler Sevda." "asıl ben davetiniz için teşekkür ederim Melike Hanım." Kadın onu masaya davet ederken "oğlum hemen şimdi bize dâhil olacak." Oğlum ve o adam. Bir an gözleri dalmıştı ki hemen zihnindeki donukluğu dağıtıp sohbete devam etti. "gece rahatsız ettiğimiz için üzgünüm. Gece tatsız bir tartışma yaşandı." O an Sıla arya girdi "deli abime alışman çok uzun sürmez." O an gelen bir boğaz düzeltme sesiyle kimin geldiği belli olmuştu "Deli abin geldi Sıla." Sıla kıpkırmızı olmuştu "abiciğim öyle demek istemedim." "ben anladım Sılacığım. Misafirimize kendimi daha düzgün tanıtayım istersen." O an ayağa kalktı.

İlk defa bu kadar derin incelemişti karşısındaki adamı. Simsiyah gözleri, saçları ve bütün siyahlığa inat beyaz teni vardı. Buranın insanı esmer olmuyor muydu? Diye zihninden geçirirken oldukça iri olan bedeni zihninde başka bir soru oluşturmuştu. Annen seni neyle besledi be adam. Ona elini uzatırken "Sevda." O da samimi olmayan bir gülümsemeyle "Kerem." İkisi de ellerini bırakmadan savaşır gözlerle birbirine bakıyordu. Teni oldukça soğuk olan adam sanki ölü bir bedene değiyormuş gibi hissettiriyordu.

"hadi yemekler soğumadan yemeğe geçelim gençler." Melike Hanımın uyarısıyla masaya geçmişlerdi. Hemen karşısına oturan Keremi görmezden gelmeye karar verip yemeğe odaklandı. Bu evden gerçekten bir an önce kaçmalıydı. Telefonuna gelen titreşimle zihni dağılmıştı ama şu an bakabilecek durumda değildi. Melike Hanımın sesiyle odağını ona çevirdi "anneni görmeyeli çok uzun yıllar oldu. Onlar nasıl?" "oldukça iyiler. Yurtdışında akademisyenliklerine devam ediyorlar." "konağa alışabildin mi?" Bir an duraksadı. Sonra gülümseyip "büyük bir konak olduğunu biliyordum ama bu kadar büyük olacağını hayal edememiştim. Yavaş yavaş her bir köşesini tanımaya, alışmaya çalışıyorum. Çok fazla da alışmamam gerekiyor." Melike hanım "neden?" "doğrusunu söylemek gerekirse kısa bir süreliğine geldim ve bu konak eğer uzun süre kalırsam beni göndermez gibi duruyor. Farklı bir enerjisi var." Melike Hanım karşısındaki duvara dalıp bakarken "çok uzun süredir kimsesiz. Ananen ardından sanki o da hayata veda etmişti. Akşam ışığın yandığını görünce bu yüzden çok mutlu oldum." Ona dönüp tebessüm ettikten sonra. Yemeklerine devam ettiler. Telefonun çalma sesi ardından "özür dilerim." Telefonu sessize alıp Kerem hariç sohbete devam etti üç kadın. Her ne kadar Melike Hanım sohbete dâhil etmeye çalışsa da o oldukça kendi halinde ve düşünceliydi.

"Mardin'in insanı çok sıcakkanlıdır. Hiç yabancılık çekmezsin." "Onu şehre hemen girmeden önce fark ettim aslında. Yol kenarında birbirine mutlulukla sarılan iki insana denk gelince ne kadar doğru bir karar verdiğimi fark ettim." O an Kereme bakıp onun tepkisini kontrol etti. Yemeğin hemen ardından kahve içmişti üç kadın sonrasında işleri olduğunu bahane eden Sevda konağa döndü. Dönerken telefonuna gelen aramayı hatırlayıp terasa çıktı. Terastaki koltuklara otururken mesajı okumaya başladı ama okuduğu mesaj mutluluktan ayağa kalkıp zıplamasına neden olmuştu. İşe alınmıştı.

Deli gibi dans ederken korumalardan birisiyle yeniden göz göze gelmişti ve hemen kendisine çeki düzen verip sanki az önce deli danalar gibi dans edene kadın o değilmiş gibi koltuğa geçti ama içinde deli sevinçler devam ediyordu. Online bir iş olduğu için şimdilik konaktan halledecekti ama ilerleyen süreçte İstanbul'a dönmeliydi. Bunu kutlaması gerekiyordu. Uzunca alınan iş reddi cevapları ardından bu ağlamasına sebep olmuştu. Hızla merdivenlerden aşağıya inip aracının yanına geldi ama deli kız anahtarı odasın da unuttuğu için odasına çıkıp anahtarı alıp yeniden aşağıya indi.

Aracı çıkardıktan hemen sonra kapıyı kapattı ama dans ederek yapıyordu tüm hareketlerini. Aracına yeniden bindiğinde gaza sonuna kadar yüklenip yüksek sesle şarkılar söyleyerek hız yapmaya başladı. Bir ara aracına yakıt alması gerekiyordu. Hafif şehir dışına çıkıştı. Biraz araç sürüp şarkı söylemek şu an burada yapabileceği en mantıklı eğlenme yöntemiydi. Dışarıda nerede ne yapılır henüz keşfedemediği için kendi zevklerine odaklanmak en mantıklısıydı. Akaryakıt istasyonuna girip yakıt alırken kendisine de kahve aldı. Yumuşak ve uykusunu kaçırmayacak olan tarzda bir kahve.

Ödemeyi tamamladıktan hemen sonra aracına dönüp gazı köklemeye devam etti. Konağa dönüyordu. Yol çok sakindi. Bu yüzden de hız yapmaktan çekinmiyordu. Konağın sokağına döndüğü an bir araçla burun buruna geldi. Aracında birkaç saniyelik şoku yaşadı ama o sırada aracın sahibi yanına doğru geliyordu. Camını tıklattığı an camını indirdi ve karşılaştığı adama dönüp onun öfkeli gözlerinin ne söyleyeceğini beklemeye başladı "bela mısın?" "asıl sen bela mısın?" o an aracının kapısını açıp indi. Burnunun dibine iyice yaklaşıp o öfkeli gözlerine daha net bakmaya başladı "sokağa bu kadar hızlı giremezsin." Sevda omzuna dokunmaya çalışsa da biraz mümkün değildi. "istediğimi yaparım dağ ayısı, komşum beyefendi." O an tıslamaya başlamıştı ki Sevda aracına bindi ve gaza basacağı an duyulan silah sesiyle araçta durmuştu. Çünkü Kerem aracın lastiklerine sıkmıştı. Asıl şoku o an yaşamıştı. Kılını kıpırdatamıyordu aracın içinde. Araçtan indiğinde ise dizlerinin bağı çözülmüştü ve yere düştüğü an kendisine gelip hemen polisi aramak için numarayı girmişti ama bu polisle halledilebilecek bir şey değildi. Bundan o kadar emin şekilde sırıtan dağ ayısına bakıp içinden küfürler etti.

Yanına geldiğinde elini uzattı. Ondan destek almaktansa konağa emekleyerek gitmeyi, tercih ederdi. Bunu fark eden Kerem iyice ona yaklaşamaya başladı. Araçla aralarında fazla mesafe de yoktu "bana bir daha dağ ayısı deme! Sözlerine seni pişman ederim." Onu yitmeye çalışsa da çok güçlüydü ve bu imkânsızdı. Ayağa kalkmayı başarıp üzerini düzelttikten hemen sonra Kerem lafa girdi "aracını yarın alırsın." Çantasını arabadan alıp topuklularını çıkardı. Sanki o yanında yokmuş gibi hareket ediyordu "gecemi berbat ettiğin için teşekkür ederim." Gözleri dolmuştu. Duygusal olarak ne hissedeceğini bilmediği bir süreçte çıkmanın ve bu dağ ayısının hareketleri sonucunda duygusal boşalma yaşamıştı. Bir elinde topukluları diğer elinde çantasıyla "benim değerlime hiçbir zarar gelmeden bana teslim et." Yürüyüp konağa ilerlemeye başladı. Ayağına batan taşların acısıyla her adımında ona küfür ediyordu.

Konağın kapısını açıp içeriye girdiğinde avludaki koltuklara bıraktı kendisini. Dizlerini kendisine doğru çekip öylece uzanmaya başladı. Yandaki konağın ışıltısıyla gözlerini kapattı. Şu an yukarıya çıkabilecek bir enerjisi yoktu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.