Merhaba, Sevdanın hikayesi sizlerle! Okurken yorumlarınızı paylaşmayı ve arkadaşlarınızla paylaşmayı unutmayın. Son olarak ise şu an nasıl hissettiğinizi başlamadan kendinize hatıra bırakmak için buraya yazın.
Hayatın belki de en sıkıntılı ve zorlu zamanlarından geçiyordu Sevda. Başarısız iş başvuruları, bitmiş bir eğitim hayatı ve gelecek sıkıntıları. Uzunca süredir bu yüzden evden çıkmıyor, saatlerini yatağında kendisiyle depresyonun en zirvesinde geçiriyordu. Anne ve babası Paris'te kendi düzenlerinde yaşıyorlardı. Onların onu çağırmasını hiç dinlemeden burada kendi ayakları üzerinde durmak için çabalamaya devam ediyordu. Yarı zamanlı çalıştığı bir kafe vardı ama artık ona bile gidecek enerjiyi kendisinde bulamıyordu.
Yataktan kalktığı an yansımasına baktı. Sonra aynaya yaklaşıp yansımasındaki yorgun haline bakıp ağladı. Telefonun çalma sesiyle hemen telefonunu eline aldı ama önce nefesini ve sesini toplaması gerekiyordu. Ardından annesinin armasını yalancı bir sevinçle açtı "anneciğim." "kızım, nasılsın?" aynada kendisiyle göz göze geldiği an annesine yalan söyleyeceği için kendisinden utandı "iyiyim anneciğim, uzunca süredir bu kadar iyi hissetmiyordum." O sırada gözyaşlarını siliyordur. "çok sevindim benim güçlü kızım. Babanda bende bunu duyduğumuza çok sevindik." Annesinin iş olayını soracağı an hemen araya girdi "iş konusunda da güzel gelişmeler olmak üzere. Sakın aklınız bende kalmasın." "bu güzel haberlerini yanındayken almayı çok isterdim güzelim ama buradan bile nasıl mutlu olduğumu tarif edemem. Çok uzunca süredir evdesin güzelim eğer işlerin hallolana kadar süren varsa istersen konağa gidip biraz ortam değişikliği yapabilirsin."
Büyükannesinden kalan konak hep öyle duruyordu ve o hiç gitmemişti. Annesi aslında birkaç defa daha teklif etmişti ama o hep okul, iş, ev üçgenini aşıp hiç tanımadığı bir yere gitmeyi düşünmemişti. "düşüneceğim anneciğim kısa bir zamanım var. Hem orayı da görmüş olurum ama kesin bir şey söylemiyorum." "nasıl istersen kızım. Seni seviyoruz kendine dikkat et." "sizde anneciğim." Telefonu kapatıp yatağın üzerine attıktan sonra salonuna geçti.
Artık bir adım atması gerekiyordu. Burada kalmaya daha fazla devam ederse ağlamaktan başka bir adım daha gerçekleşemeyecekti. Bu yüzden annesinin söylediği fikri kullanmaya karar verdi. Uzunca süredir evden adımı dışarıya atmayan birisi için Mardin'e gitmek belki büyük bir karardı ama bunu yapmaktan başka çaresi yoktu. Yaşamayı seven birisi için bu karamsar günler oldukça derin izler bırakmıştı zaten. Daha fazlasına izin vermemeliydi.
Küçük ama huzurlu olan evine baktı Her tarafı farklı renklerle döşeli olan yuvası resmen bir enerji yeriydi ve bu kadar enerjik birisi için karanlığa bürünmek gerçekten kolay değildi. Kendisini banyoya attıktan sonra güzel bir duş ardından önce kendi bedenini sonra da evini düzenlemeye başladı. Burasını böyle bırakıp gidemezdi. Çünkü bu kısa aradan döndüğünde gerçekten iyi bir motivasyonla dönmek istiyordu. Fosforlu pembe elbisesini giyip saçlarını serbest bıraktı. Yatak odasını düzeltmeyi başardıktan sonra hızlıca valizini hazırlamaya başladı.
Rengârenk elbiselerini bir bir yerleştirirken yanına bolca da kitap almayı ihmal etmedi. Valizi hazır olduğu an aslında kendisi de hazırdı. Konağın anahtarı anne babasının odasındaki dolaptaydı. Onu da aldıktan sonra arabasının da anahtarını alıp evi kontrol etti. Şu an saatin bir önemi yoktu onun için. Çünkü her an cayabilirdi ve bu en son istediği şeydi.
Evi kilitledikten hemen sonra topuklularını giyip asansöre geçti. Yaz tatilleri aklına gelmişti. O zamandan tek eksik olan şey yaşam enerjisiydi. Sitenin otoparkına indiği an en sevdiği şeylerden birisi olan kan kırmızısı arabasına bindi ve direksiyonu sımsıkı tutarken derin bir nefes alıp "her şey düzelecek. Güzel günler yakın." Bunu oldukça içten söylemişti. Hızlı bir manevrayla otoparktan çıkıp navigasyon eşliğinde yola koyuldu.
Yolu uzundu ve uzun yolları çok seviyordu. Uzunca süredir dinlediği olumsuz şarkıları bir kenara bırakıp sevdiği şarkıların olduğu enerjik listeyi açıp yol boyunca sürecek olan şarkılara eşliğine başladı. Daha önce bu kadar ani bir karar almış olup olmadığını düşünürken aracın yakıt göstergesindeki işareti görüp en yakın yakıt istasyonuna girdi. Deposunu fullerken kendisine sert bir kahve alıp arabasının yanına döndü. Yolculuğu sırasında anne ve babasını da aramıştı. Onlarla konuşup haber verdikten sonra yolculuğun uzun zamanını kısaltabilmek için oldukça hızla Mardin'e sürmeye devam etti.
Daha önce ne konağa ne de Mardin'e gittiği için oldukça yabancı olacağı bir şehirde ne isterse yapabileceğine çok fazla emindi. Konak çok büyüktü ve bu kadar büyük bir konağı toplaması, alışması da büyük bir zaman gerektireceği kesindi. Önce temizlik mi yapmalıydı? Etrafı mı tanımalıydı? Bunları bir kenara bırakıp sadece tüm odağını yola vermeye devam etti.
Birkaç mola ve saatler ardından Mardin'e çok fazla yaklaşmıştı. Bir an yoldaki kavgaya gözü takıldı "niye kimse ayırmıyor ya?" aracını kenara çektiği sırada ne yapacağını şaşırdı ama sonrasında tüm soğukkanlılığını kullanıp aracından indi. Araçtan indiği gibi fosforlu yeşil topuklularıyla adamların yanına koştu. Gerçekten yumruk yumruğa kavga ediyorlardı "dursanıza ya. Ne bu birbirinizi öldürmeye gelecek kadar kavganız? Beyefendi bir durur musunuz?" O ana kadar yüzlerine bakmamıştı ki kolundan tuttuğu iri yarı adam küfür eder gibi gözlerine baktığı an o da tüm çirkefliğine bürünüp daha da kolunu çekmeye başladı. "deli misiniz siz ya?" İri adam ona doğru döndüğü an "çık git buradan." Diğer adam silahını çektiği an kendisini iri adamın önüne atmıştı ki bunu nasıl ve neden yaptığı konusunda bir fikri yoktu. Sırtına değen iri bedenin de silah doğrulttuğunu fark ettiği an avazı çıktığı kadar bağırdı.
"aptal adamlar! Birbirinizi öldürünce ne olacak?" O adar yüksek sesle söylemişti ki iki adam da kulaklarını kapamıştı. O an arlarından çıkacakken şaşkın şaşkın birbirine bakan adamlara bakıp. "bütün erkekler aptal, yobaz ve dağ ayısısınız!" adımını atacağı an topuğu kırıldı ve yere düştü. Yerden kalkacakken destek olmak için elini uzatan iri adama öfkeyle bakıp "siz önce gidin kendinize yardım edin! Aptal adamlar!" topuklularını çıkarıp fırlattıktan sonra aracına geçip son sürat şaşkın bir şekilde ona bakan iki adamın arasından uzaklaştı. Biraz uzaklaştıktan sonra aracı kenara çekip sinir boşalmasıyla kahkaha atmaya başladı. Uzunca süredir bu kadar gülmemişti. Bir yandan eli ayağı titriyordu diğer yandan ise kendi şansına gülüp yola devam etmeye başladı.
Konağa geldiği an araçtan indi. Taş surların devasa kapısı önüne gelip kapıyı açtıktan sonra aracıyla avluya girdi. Kapıyı kapatıp bir süre avluyu izledikten sonra yorgunluğu tüm ruhunda hissetmeye başladı. Valizlerinden birisini alıp konağın ana kapısına ilerledi. Uzunca süredir kimseler olmadığı için oldukça salaş bir durumdaydı ama her şeyin üstesinden gelebilirdi. Salonun büyük perdeleri kapalı olduğu için içerisi karanlıktı. Hızla perdelere yaklaşıp perdeleri açtı ama pencereler bitmiyordu ki kolu çoktan yorulmuştu.
"Bu konakla çok işim var benim." Valizini merdivenlere sürüklerken bu kadar büyük bir konakta kaç tane oda olduğunu düşünmeye başladı. Bulduğu ilk odaya girip uyumayı planlıyordu. Merdivenin hemen karşısındaki odaya girip havasız odanın pencerelerine koştu. Odada çift kişilik bir yatak, üçlü koltuk, ebeveyn banyosu ve gardolap vardı. İçeriye dolan temiz havayla beraber hemen soyundu. Üzerine rahat pijamalarını geçirip yatağın kollarına bıraktı.
Enerjiye fazlasıyla ihtiyacı vardı. Bu konak ellerinden öpecekti ve ne yazık ki yardım edebilecek kimse de yoktu.