Yedi Yıl Önce: Ecem: Kalbim fırlayacak gibi göğüs kafesime çarpıyordu. Ellerimin titriyor, korku içimi kemiriyordu. Tribünlerde ki binlerce insan yarışmanın coşkusuna kapılmıştı ama ben bir boşluğun içinde oradan oraya savruluyordum.Esat koşar adımlarla yanımıza gelirken onu izliyordum. Ona baktıkça yüreğimde kavrulan derin bir öfke hissediyor, dişlerimi sıkarak kendimi tutmaya çalışıyordum. Esat ile yaşadığımız anılar bir şerit misali gözümün önünden geçerken göz yaşlarımın akmaması için büyük bir çaba sarf ettim.Yanımıza vardığında kısa süreliğine duraksadı. Derin bir nefes aldı. sanki kelimeler boğazına düğümlenmiş gibiydi. Herkesi tek tek süzdükten sonra konuşmaya başladı. "Emre abi..." Esat bana kırgın bir bakış attı. O an, onu çoktan içimde bitirdiğimi fark ettim. Kırgın, çaresiz bakışları yüreğimi parçalamak yerine yüreğimde ki intikam ateşini harlayınca fark ettim bunu.Göz göre göre yapıyordu bunu. Ne beni ne de abimi umursuyor, sadece kendi çıkarları uğruna haraket ediyordu. "Emre abi... Artık... Ekipte değilsin." O kadar sert, o kadar duygusuz söyledi ki, kalbime bir hançer saplandı. Göz yaşlarımı tutmaya çalıştım ama bu sefer başaramadım.Canım mı yanıyordu? Yoksa intikam ateşi ile kavrulduğum için miydi bu kadar göz yaşı, bu kadar öfke? "Esat... yapma." Abimin ses tonunda ki çaresizlik sertçe yutkunmama sebep oldu. Nefes almanın benim için zorlaştığını fark ettim."Özür dilerim abi... Hakkını helal et. "Esat abime sıkıca sarıldı ama bana üzülüyormuş gibi gelmiyordu. Duymak istemediğim gerçeği görmüştüm:O duygusuzdu. O vicdansız, kalpsizin tekiydi.Abim ekip için çabalamıştı ama Esat nankördü.Esat'tan akan göz yaşlarını görünce sinirden ağlamaya başladım.Bir anda kükredim. "Sen yaptın!" Tüm gücümle onu ittirdim. O sendeledi ve bana bağırdı. "Ben yapmadım Ecem!" "Sen yaptın! Vicdansız, ne istiyorsun benden! Bırak öz abimle yıllar sonra mutlu olayım! Ne istiyorsun Esat?!" "Ecem, bak... her şeyi anlatacağım. Söz veriyorum. Hiçbir şey gördüğün gibi değil!" Ağlıyordum. Bağıra çağıra üstüne gitmeye çalışıyordum ama nafile.Abim göz yaşlarını engellemeye çalışırken bir yandan da beni tutuyordu."Ben neyi görmüyorum biliyor musun?! Senin bana olan kinini! Ama artık çok net gördüm." Tam ağzını açacaktı ki konuşmasına izin vermedim: "Bundan sonra!.. Benim için bir hiçsin Esat!" Yedi Yıl Sonra: Bir Hafta Sonra: 21 Temmuz: Yavuz: Yeni evi evimize taşınmamız neredeyse bitmişti ve bugün Ecem'in eşyaları taşınıyordu. Ekibin sekiz üyesinin altısı yerleşmişti. Geriye Sarp ve Ecem kalmıştı. Ekipteki her üye başka üyelerin odasını taşımada yardım etmişti. Bu iki hafta da, kanala üyelerin odasını taşırken ki kısa videolar dışında video atmaya fırsat bulamamıştık. Aslında bunu takipçilerimize önceden bildirmek bizim için epey rahatlık sağlamıştı.Kolileri arabadan indirirken Sarp ve Ecem'de bana yardım ediyorlardı. Koliler çok fazlaydı ve hepsi birbirinden ağırdı. Yine kolileri yüklenmiş merdivenden çıkarken Ecem'le muhabbet ediyorduk. Gülüşmelerimiz devam ederken arkamızdan oflaya oflaya merdiven çıkan Sarp'a söylendim: "Sarp tembel hayvan gibisin ha! Hadi!" "Ya abi geliyoruz işte! Amma abarttın ha!" diye sesini yükseltti boş evde. Hepimiz gerçekten çok yorulmuştuk ama işin büyük bir kısmını halletmiştik. Odaya önce ben, sonra Ecem arkamızdan da Sarp girdi. Koliyi yere bıraktıktan sonra "Of!" dedim ve güçlü bir nefes verdim. "Yoruldum. Ulan cadı ne eşyan varmış bitmiyor!" dedim ellerim dizlerimde hızlı nefesler alıp verirken. "Öyledir." Ellerini beline yerleştirip bilmiş bir tavır takındığı sırada Sarp dalgayla "Söyleneme de çalış Yavuz." dedi. Vücudumu dikleştirdim ve ona bakarak konuştum: "Sus lan. Ecem şuna da lakap bul ya." Sarp Ecem'in konuşmasına izin bile vermeden hızla lafa girdi. "Aman, aman. Ben böyle mutluyum." Sarp ışık hızında odadan çıktığında Ecem ile aynı anda kıkırdadık. Ecem yanıma gelip başını göğsüme koyduğunda bende kolumu omzuna attım ve beraber pencereden dışarı bakmaya başladık. "Çok fenasın." dediğimde güldü. "Biraz." Odası, bahçenin sağ tarafını ve yolu görüyordu. Manzarası yüzünden Ecem bu odaya pek sıcak bakmıyordu ."Manzaranda fena değil aslında." dedim kendi kendime. Burası sessiz sakin bir yer olduğunu için bence yola bakması büyük bir sorun değildi.Sarp başka bir koli ile tekrar odaya girdi. Bizim samimiyetimizi görünce duraksadı. "Çeneniz değil, eliniz çalışsın."dedi kelimelerin üstüne basa basa. Koliyi fırlatırcasına yere bıraktığında Ecem bağırdı. "Abi! Benim onda makyaj malzelemelerim var! Vurma onu yere!" Sarp'ın cevabı gecikmedi."Sus kız. Çok biliyorsan sen taşı." Hafifçe saçını çektiğinde Ecem'de onun kafasına vurdu. Hızlı adımlarla odadan çıkacakken Esat ile çarpışacak kadar yakınlaştılar. Bu, Esat'ın elleri cebinde umursamaz tavrının yerine alaycı bir tavır takınmasına neden olmuştu. Esat "Hoop!" deyip dönecek gibi hızla vücudunun yönünü değiştirdi. Esat'ın bu refleksi aralarında ki teması engellemişti.Esat temas ve yakınlıktan nefret ederdi. Bu nefreti yüzünden refleksleri fazla gelişmişti. Özel bir sebebi olup olmadığını bilmiyordum.Ecem göz devirdi ve umursamadan-umursamıyormıyormuş gibi davrandı- aşağı indi. Biraz Ecem'i tanıdıysam şu an Eso'ya küfürler yağdırıyordu. "Neredesin Eso. Tüm iş bitti." dedim elimi omzuna koyarak. Elleri hâla cebindeydi ve bize doğru yürürken etrafı inceliyordu."Bana ne abi elalemin odasından." Bu cümleyi kurarken o kadar da ilgisiz durduğu söylenemezdi. Geldiğinden beri odaya veya kolilere bakıyordu. Sarp araya girdi. "Ulan altı kişinin odasını da neredeyse sen taşıdın." Gerçekten başkalarının odasını yerleştirmede elinden geldiğince yardım etmişti hatta fazlasını bile yapmıştı ama Ecem'in odasına ilk kez uğruyordu. ☯❁☯❁☯❁☯❁☯❁ Evin aşağı katında ki oturma otamızda hep beraber oturuyorduk. Herkes telefonunu eline almış sosyal medyada geziniyor, videolarının editleriyle uğraşıyordu.Ecem'in odasını yerleştirmemiz bizim için bitmişti. Geri kalan kısımı Ecem'e bırakmıştık. Yarında Sarp'ın odasını taşıyacak ve eve yerleşme serüvenimizi sona erdirecektik.Eve yerleşmemizin kısa sürmesi için resmen yırtınmıştım. Bir an önce yarışmaya hazırlanmaya başlamamız gerektiği kesindi. Beni bu yarışmadan alıkoyup, oyalayacak hiçbir şeye izin vermeyecektim. Bu yüzden eve bu kadar hızlı yerleşmiştik aslında.İlk günlerde mutfak, oturma odası gibi ortak kullanım alanlarını kaba taslak yerleştirmiştik. Halâ eksiklerimiz çoktu ama zaman içerisinde oturacaktı.Otururken çoğu kişi gibi bende instagram'da geziniyordum. Öylesine keşfetimde gezinirken bir anda bir magazin sayfasının gönderisine rastladım ."L4S ekibinin lideri neden bu kadar gizli?" Kısa süre bu sorunun cevabını düşündüm ama herkes gibi bende bilmiyordum.Sosyal medya, ekiplerinde ki herkesin yüzlerini videolarından görmüş, adlarını da duymuşlardı ama ekip liderinin sadece lakabı bir de sesi vardı. "Peur." Kelimenin anlamını merak etmiyordum ama herkes ona böyle hitap ederdi. Bazı fenomenler sadece ilgi çekmek için bu kadar gizli kalırlardı. Her ne yapıyorsa işe yarıyordu. Son aylarda çok konuşuluyor ve izleniyorlardı. Bizimle bir rekabet seziyordum ama gereksizdi.Yorumları okumak için yorumlara tıkladığım sırada Esat hızlı adımlarla merdivenlerden indi. "Abi biz çıkıyoruz." dediğinde arkasından da Kaan inmişti. "Nereye?" Telefonumu kapatıp cebime koydum. Ayağa kalktım ve onları uğurlamak için karşılarına geçtim. Kaan halâ saatini takmaya çalışırken "Bizim bir kuzen varda. Bayadır görüşemiyoruz. Ona." dedi. Neşesi ve heyecanı sesinden anlaşılıyordu. "Tamam. Görüşürüz, dikkat edin." "Görüşürüz abi." Esat ve Kaan'ı kapıdan uğurlarken mutfağı toparlayan Ecem bana seslendi. "Abi!" "Geliyorum!" Esat ayakkabısının bağacıklarını bağlarken konuştu: "Biz biraz geç gelebiliriz abi. Haberin olsun." "Sorun değil oğlum. Anahtarlarınız var zaten." Belli belirsiz başını salladı."Dikkat edin." İkiside başıyla beni onayladı. Kapının önünden uzaklaştıklarında kapıyı kapattım ve mutfağa doğru ilerledim. Ecem tezgahtaki çöpleri göstererek "Şunları atar mısın abi, sana zahmet." "Atarım kraliçemiz. Ne demek." Mutfağı toparlayan kişinin günden güne değiştiği bir sıra yapmıştık ve buzdolabımızın üzerine asmıştık. Bugün ise sıra Ecem'deydi ve işini bitirmişe benziyordu.Akşam serinliği olabileceğinden üzerime ince bir hırka geçirdim ve çöpleri yüklendim.Dışarı çıktığımda yüzüme vuran ılık bir yel vardı. Denizin sesi az çok duyuluyordu. Hava güzeldi ama tahmin ettiğim gibi biraz da akşam serinliği vardı.Çöp buradan fazla uzaktaydı yakınlara çöp koyulması için gerekli kişilerle konuşacaktım ama ev ile uğraşmaktan sıra bir türlü ona gelememişti. Tahminimce Ecem'de bu yüzden bana söylemişti.Yürürken derin nefesler alıp vermek beni rahatlatıyordu. Yürüdüğüm yol istikametinde toplamda iki veya üç villa vardı. Burası yeni yerleşim bölgesi haline getiriliyordu ve bizde buraya yerleşen ilk kişilerdendik.Nihayet çöp kovasına vardığımda hızla çöpleri attım ve derin bir nefes alıp tekrar yürümeye başladım. Aniden çalan telefonum kaşlarımı çatmama sebep oldu. Telefonumu cebimden çıkarıp kim olduğuna baktığımda yine bir bilinmeyen numara arıyordu. Dudaklarımı hafifçe ıslattım ve olduğum yerde gözlerimi kapattım. İç çektim. Telefon ısrarla hala çalıyordu. Hızla açtım ve "Ne istiyorsun?" dedim kabaca. Yine aynı kişi miydi bilmiyordum ama bilinmeyen numaralar artık beni sinirlendiriyordu. "Yine yalnızsın." "Kimsin?" dedim bıkkın bir ses tonuyla. "Esat'ın yakını." "Ne?" "Yakında değerli bir eşyan çalınırsa üzülme." "Sen kimsin lan?" deyip bir küfür savurdum. Sesi yine kalındı. Sesini değiştirmek için program kullandığı çok belli oluyordu. "Yakında öğreneceksin. Aynı zamanda, yanındakilere çok güvenme." Telefon kapandığında. Küfürler yağdırararak telefonu cebime koydum ve hızlı adımlarla eve yürümeye başladım. Gökçe: Bu sabah İstanbul'dan dönmüştüm.Yayınevinde beklediğimden daha iyi karşılanmıştım ve bir sorun çıkmamıştı. Kitabımı okuyacaklardı; bu sürecin iki üç hafta süreceği söylenmişti. O gün Esat ile telefonda anlaştığımız gibi bugüne buluşma ayarlamıştık. Birazdan burada olurlardı. O kadar özlemiştim ki ikisini de, geldiklerinde doya doya öpüp sarılacaktım.Anlattıklarına göre evi yerleştirirken herkes herkese yardım etmişti. Eminim ki onlarda yorgunlardı. İki haftadır video atmıyorlardı. En son kanallarına yükledikleri eve yerleşme videosunun sonunda, yerleşmeleri bitene kadar doğru düzgün video atamayacaklarını söylemişti Yavuz. Sadece üyelerin odasını yerleştirirken kısa videolar çekmişler hem Instagrama hem de YouTube'a atmışlardı.Bende asıl haberleri editör kuzenlerim Esat ve Kaan'dan alıyordum. Yaklaşık iki haftada eve yedi kişi yerleştiğini de onlar söylemişti.Kapı çaldığında gülümsememe ve heyecanıma hakim olamadım. Koşarcasına kapıya gittiğimde kapıda kimse yoktu. Etrafa, ardından sağ sola baktım ama görünürde kimse yoktu.Kapının önünde duran küçük kağıdı çok sonradan fark etmiştim. Kapımın önünde bir kağıt olmasına anlam veremediğim kaşlarımı çatmamdan belli oluyordu.Kağıdı aldım ve okumaya başladım. "Her şey belirli bir zamana kadar iyiye gider Gökçe. Sonra..." "Ne?" diye mırıldandım kendi kendime.Bir anda, asansör; oturduğum katı söylediğinde Esat ve Kaan'ın gülüşmelerini duydum.Bunu onlar mı yapmışlardı?Elimde ki kağıdın ne anlama geldiğini düşünürken onlar kapının önüne gelmişlerdi bile. "Kız kapıyı bile çalamadık daha. Sesimizi mi duydun?" dedi Kaan güleryüzlü bir şekilde. Esat "O kadar sesli miydik ya?" diye sordu ortaya. "Sanki... Bir tık." dedi Kaan belirsiz bir şekilde.Bu kağıdı onların yazıp yazmadığını sormak istiyordum ama kararsızdım.En sonunda kağıdı onlara uzatarak sordum: "Bunu siz mi yazdınız?" Esat "Neyi?" diye sordu. Yavaş bir hamle ile kağıdı aldığında gülümsemesi az öncekine göre biraz soluktu.Katladığım kağıdı açıp okumaya başladığında Kaan: "Biz daha yeni geldik. Bir şey yazmadık ki." dedi bana bakarak. "Kim yazmış bunu?" dediğinde Kaan elinde ki kağıdı kaptı ve o da okumaya başladı. "Bilmiyorum ki." Kaan kağıdı bana verdi. "Var mı anlaşamadığın veya kavgalı olduğun biri?" "Yok. Her neyse bugünü batırmayalım. Hadi içeri geçin." dedim ve kağıdı ayakkabılığa koydum. Belki de şakadır diye düşünerek umursamamaya çalıştım. Ayakkabılarını çıkarıp içeri girdiklerinde ikisine de sıkıca sarıldım. ☯❁☯❁☯❁☯❁☯❁ Oturmuş çaylarımızı içerken geçmişten konuşuyorduk. Henüz onlara müjdeli haberi vermemiştim ama birazdan vermeyi düşündüğüm için inanılmaz heyecanlıydım. Cümleye nasıl başlayacağımı düşünüyordum. Ya da devamını nasîl getireceğimi. Bu haberi duyduklarında onların da çok sevineceğine adım gibi emindim.Esat siyah saçlarını karıştırırken uzaklara dalmıştı. İç çekip yarım kalan lafına devam etti. "Şaka maka, Gökçe'nin de oyun kanalının olduğu zamanlar ne kadar güzeldi. Hep beraber oturup oyun videosu çekiyorduk, o yaşta bir de." Kıkırdayıp "Ne günlerdi be." diye mırıldandı kendi kendine. O günler çok fazla yan yana olduğumuz, hep güldüğümüz günlerdi. Hatırladıkça geçmişe olan özlemim artıyordu ama anlaşılan onlarda en az benim kadar o günleri özlemişlerdi.Kaan çayını sehpaya koyarken konusmaya başladı. "Hatırlasanıza bir kere Gökçe oyun oynarken sinirlenip masayı yumruklamıştı." Üçümüzde kahkaha attık. O videoma çok gülmüştük ve hâla lafı geçtiğinde gülüyorduk. Oyun oynarken bir seviyeyi geçemeyip sinirden masayı yumruklamıştım. Üstüne üstünlük sonra ayağa kalkıp sandalyemi ıssırmıştım.Gerçekten çok güzel ve eğlenceli zamanlardı. Ama sanırım artık büyümüştük ve her şey değişmişti. "Peki bugünlerde düşünür müsün Gökçe?" diye sordu Kaan.Çayımdan bir yudum alıp masaya koydum ve "Neyi?" diye sordum ona dönerek. "Sanal oyunculuğunu ilerleteceğin bir YouTube kanalı açmayı? Sonuçta halâ oyun oynuyorsun ve seviyorsun." "Bilmiyorum. Şu yayınevinden bir haber gelsinde." "Ne yayınevi?" diye sordu Esat ışıkhızında. Olayı anlamışa benziyordu. Meraklı bakışları beni de heyecanlandırmıştı. Biraz daha susarsam kelimeleri ağzımdan kerpetenle alacak gibi duruyordu. "Madem ağzımdan kaçtı. Artık söyleyeyim. benim İstanbul'a gitme sebebim..." dediğimde Esat çayından bir yudum alamadan öksürmeye başladı. Öksüre öksüre ayağa kalktı. "Lan yoksa!" diye sesini yükseltti yarım yamalak.Ardından Kaan "Basıldı mı?!" diye sesini yükseltti. Tepkilerine gülmeden edemedim. "Yayınevi okuyacak. İki hafta sonra bana haber verilecek. Basılıp, basılmayacağına dair." "Allah!" diye bağırıp Kaan üzerime atlarcasına bana sarıldı. "Hayırlı olsun kızz! Basılacak bak gör!" Esat "İşte benim kızım!" dedi ve o da koltukta birsz zıpladıktan sonra üzerime atladı."Yerim sizi lan." dedim ve ikisini de kollarımın arasına aldım. "Vayy bee! Kuzenimiz yazar oluyor! Gözlerimizin önünde hemde!" Onların neşesi ve mutluluğu ister istemez bana da geçmişti. Uzun süre hiç konuşmadan öylece kalakaldık. O an fark ettim: Biz kuzen değil, kardeştik. Kaan bir anda omzunda ki kolumdan kurtuldu ve dikeldi. Esat ve bana döndü. "Ya ben birşey diyeceğim. Alakasız biraz. Bir haftadır aklımda ama nasıl olacağını düşünüyorum." Esat'da omzunda ki kolumdan ayrıldı ve "Söyle bakayım. Yine ne yumurtlayacaksın." dedi. Her zamankine göre daha sabırlı duruyordu.Kaan bir bana bir ona kuşkulu bakıslar attıktan sonra konuşmaya başladı. "Acaba. Gökçe bizim ekibe mi gelse?" İkimizde şaşırıp birbirimize döndük."Ya hayır. Saçmalayın. Ayrıca o işler şıp diye olmaz." diye kendimi savundum ama Esat hızla kendi fikrini beyan etti."Ben çok isterdim. Sende hem oyuncu hem yazar olurdun işte fena mı olurdu?" Şaşkınlıkla ona döndüm."Ya saçmalamayın ben hem yazalığı hem oyunculuğu nasıl ilerleteyim?" Kaan lafa girdi. "Bizimle video çekerek ilerletirsin. Kendine kanal açma, bizimle devam et. Yazarlığın oturunca istersen açarsın. Hem sen yıllardır bu ekibi takip etmiyor musun? Herkesi tanıyorsun."Konuşmama izin vermeyen Esat ışıkhızında lafa atladı. "Aslında benim de aklıma yattı. Hem Yavuz abiyi ikna ederiz biz. Sen ilk iki hafta dene adapte olursan gerisi Yavuz abiye kalıyor zaten. Olmazsa söz zorlamayacağız." Kaan "Yoo." dediğinde Esat ayağıyla Kaan'ın ayağına vurdu. Ben bir ona bi Kaan'a bakarak yine savunmaya geçtim. "Ya Yavuz'un derdi başından aşkın. Bir de benimle mi uğraşacak?" O kadar mantıklı konuşuyorlardı ki aklıma yatmıyor değildi. "Yavuz abim yoğunluğu sever ki. Bir sürü iş ile uğraşmayı ister, sever. Senden ne olacak ayrıca. Sosyal medyaya duyurmayız sadece. Senin katılacağın netleşirse duyururuz." Kaan lafa atladı. "Zaten Yavuz abi hemen ikna olmaz. Sen adapte olursan üç dört ay kalırsın ekipte denemek için Yavuz abi san güvenir seni severse alır ekibe. Oyunları zaten iyi oynuyorsun." Kararsız kalmıştım. Aklıma yatmıştı ama ekibin beni yazarlıktan alıkoyacağını düşünmüyor değildim. Esat omzuyla hafifçe omzuma vurdu. "Ne dersin? Konuşalım mı Yavuz abiyle?" Kaan iknacı bir ses tonu ile: "Denemekten zarar gelmez." dedi. "Yazarlık?" dedim kararsızca. Yıllar önce sanal oyunculuğu bırakma sebebim yazarlıktan beni alıkoyacağını düşünmemdi ama şu an kuzenlerim cok mantıklı konuşuyorlardı.Bir noktada haklılardı.Sevdiğim iki işi neden aynı anda yapamazdım ki? En fazla ne olabilirdi ki? "Dedik ya bizimle video çekersin arada. Geri kalan vakit senin. "Kaan 'şşt' deyip göz kırptı ve omzuma omzuyla vurdu.Kısa süre düşündükten sonra derin bir nefes vererek "Tamam." dedim.Kaan "Gerisi bizde. Bize güven." deyip eliyle omzuma hafifçe vurdu ve göz kırptı. Önümde nasıl bir yol vardı bilmiyordum. Resmen önümde ne olduğunu bilmediğim bir yolda gözlerim kapalı ilerlemeye çalışıyordum. İçimden bir ses hayatımda ki her şeyin değişeceğini söylüyordu ama dönüp dolaşıp kafamda hep aynı cümleyi kuruyordum: En fazla ne olabilirdi ki?
Bölüm 2
2. Bölüm- Geçmişten İki Davet
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.