Bu kitap da hafif düzeyde şiddet,taciz, küfür argo gibi unsurlar bulunur.
Aşka ve arkadaşlığa inancını kaybeden herkese... Yavuz: Dört Yıl Önce 18 Ağustos: Arabayı ekipçe buluşacağımız restoranın önüne yavaşça park ettim. Arabadan inip restorana doğru yürürken Sarp ile havadan sudan şeyleri konuşuyorduk. O kadar konuşmuştuk ki bu mevzuları, artık düşünmeden cevap verebiliyordum.Cevap verirken bir hafta önce şahit olduğum o anlar yine gözümde canlanıyordu. İster istemez sürekli gözümün önüne geliyor, aklımdan çıkmıyordu. O an da hissettiğim öfkeyi, acıyı kalbimden söküp atamıyordum.Sarp sesimde ki tekdüzelikten artık bu muhabbetlerin beni sıktığını anlamış olacaktı ki susmuştu.Yürürken yüzüme vuran sıcak yel, bana yazın varlığını bir kere daha hatırlatırken gün batmak üzereydi.Restorana girdiğimizde klimanın üfleyişi beni serinletmeye yetmişti.Bizi karşılayan güler yüzlü hostes masamızı tarif ettiğinde ekipteki herkesin çoktan geldiğini ve bizi beklediklerini görmüştüm. Ecem "Abim hoş geldin!" diye üzerime atlarcasına sarıldığında kalbimde bir sızı ve bastırılmış bir özlem hissettim. Bir haftadır ekip ile konuşmuyordum. YouTube'a video atmıyordum.Bu organizasyonu da ben hazırlamamış Sarp'a hazırlatmıştım çünkü ekibe açıklamam gereken şeyler vardı. Dilim her ne kadar varmayacak olsa bile, bunları bilmeye hakları vardı.Ecem'e nazikçe karşılık verdim. En azından gerçekten beni sevdiğini düşündüğüm insanları kırmamam gerektiğini düşünüyordum fakat ya onlarda benim düşmanımsa? Sessizce masaya oturdum ve ekipteki herkesi tek tek süzdüm. Herkes benden bir açıklama bekliyordu. Meraklı bir o kadarda endişeli gözler bana dönmüş ağzımdan çıkacak her bir kelime için sabırsızlanıyorlardı.Kesinlikle bir açıklamayı, temiz beyaz bir sayfa ile yeniden başlamayı hak ediyorlardı ama o sayfa benim için hiçbir zaman temiz olmayacaktı. Bu acı ömrümün sonuna kadar benimle gelmek zorundaydı... "Öncelikle hepinizden özür dilerim. Bu bir hafta olmak zorundaydı." dedim zorlukla. Herkesin bana bakmasının getirdiği bir stres vardı üzerimde ilk defa. Konuşurken stres yaşayan bir insan değildim. Bunu nadiren yaşardım ve şu anda da nadir bir andaydık.Derin bir nefes aldım ve lafıma devam ettim."Bugün sizi buraya birkaç bir şeyi açıklamak için çağır-" Lafım bitmeden "Abi ne olur bırakıyorum deme." dedi Esat çaresizlik ile hüznün harmanlanmış olduğu bir ses tonu ile. İlk defa bakışlarında bu kadar samimi bir istek görüyordum. Ekibin zor dönemlerden geçtiğimi tahmin etmesi hiç zor olmamıştı çünkü geçmişte bu tarz şeyler yaşanmıştı ama ilk defa ekip ile iletişimimi kesmiştim. Onların bırakacağımı düşünmesi beni yeterince tanımadıklarının bir kanıtıydı.Yavuz hiçbir zaman pes etmezdi ve gerçek intikamın başarı olduğunu düşünürdü. Kelimeleri tek tek vurgulayarak yanıtladım: "Bırakmıyorum Esat. Bırakmayacağım da. Hiçbir zaman, ne sizi ne kariyerimi. Ama bir şeyler yaşandı ve ne olduğunu hiçbir zaman, hiçbiriniz bilmeyeceksiniz."Herkes razı gibiydi ama kaşları çatık sorgulayan bakışlar bana dönüktü. "Bu dönemler, bu konular hiçbir yerde asla konuşulmayacak bugün yaşanacak ve bitecek. Sosyal medyayı da ben halledeceğim. Söz verin bana." Herkesin ağzından aynı anda çıkan güçlü bir 'söz' duyduğumda o ekibimin hala arkamda ve yanımda olduğunu hissettim. Onlar beni bırakmamıştı. Yani umarım ki öyleydi... "Poyraz Erdinç." dedim güçlükle. Adı bile midemi bulandırmaya yetiyordu. O sahneler yine gözümün önüne gelince sanki unutabilecekmiş gibi yutkundum."O artık bu ekipte değil. Bir daha asla olmayacak." Çoğu kişiden 'ne' duydum. Kimisi de sadece şaşkın bir halde bana bakıyordu. Bu kadar şerefsiz bir kişiliğin bende ve ekibimde bıraktığı izi gördükçe kafayı yiyordum. "İyi ama neden?" dedi biri. Kim olduğunu kestiremedim ama kestirmek içinde özel bir çaba sarf etmedim. Tam yanıt verecekken "Öyle olması gerekti çünkü." dedi Kaan hafifçe omuz silkerek. Böyle bir cevabı kimseden beklemiyordum. Kaan çoğu zaman böyleydi. Ekibin aksine hareket edip, kimsenin vermediği tepkiyi vermesi beni çoğu zaman şaşırtmaya yeterdi. Bazı hareketlerine ya da tepkilerine anlam veremiyordum. Tıpkı şu an olduğu gibi. "Aynen öyle. Ben bu ekibi kurduğumda net olduğum bir cümle vardı.'Bana veya ekibimden birine affedilemeyecek bir şey yaşatanın bu ekipte yeri yok.'Poyraz ismi bir daha bu ekipte geçmeyecek. En azından benim yanımda." "İyide siz çok iyi anlaşıyordunuz abi." dedi Sarp sanki bunun olacağını tahmin etmişcesine. Sebebini merak ediyordu herkes gibi ama bunun cevabı herkesin kalbini kıracaktı."Kafesin anahtarını yanlış kişilere vermenin bedeli o kafeste kilitli kalmaktır Sarp. Sen benim için bir yerde kilitli kaldığımı gördün mü?" Dört Yıl Sonra 13 Temmuz: Karşımda duran sıska adam ile nazikçe el sıkıştım. Adam elinde ki anahtarı bana teslim etmeden önce derin bir nefes alıp buruk bir gülümseme ile son bir kez evini gözden geçirdi. Bakışları bana boşluğu ve zorunluluğu anımsatıyordu. Sanki bu evi bırakmak istemiyormuş ama zorundaymış gibiydi.Biraz önce ki buruk gülümsemesi ile bana döndü ve anahtarı uzattı. "Hayırlı olsun Yavuz'cum. İnşallah bu ev sizin için çok hayırlı olur." dedi bir Sarp'a bir bana bakarak."Eyvallah abi inşallah." dedim samimi bir gülümseme ile. Sarp'a döndüğümde elleri cebinde sırıtarak etrafı inceliyordu. Ekibin eve geldiğinde vereceği tepkileri düşünüyor olmalıydı. Mutluluğu ve heyecanı yüzünden okunuyordu. "Bizimkiler havaya uçacaklar varya." dedi etrafa hayranlıkla bakmaya devam ederken. Ev çok büyüktü. Bazı detaylar tam bizim istediğimiz gibiydi ve bu durumdan Sarp gibi bende oldukça memnundum. Boş evde bir kapı kapanma sesi yankılandığında adamın evden çıktığını anladım. Kıkırdadı: "Kaan ve Esat şu havuzda birbirlerini boğmazlarsa iyi."O anlar gözümden canlandığında ister istemez sırıttım."Yapar onlar." dedim balkona çıkarken. Havuz gerçekten çok büyüktü. Yanlarında ki şezlong ve şemsiyeler bahçeye güzel bir dekor katıyordu."Bu balkondan çıkabileceğimi hiç sanmıyorum." dedim ellerimi korkuluklara koyup kendimi deniz manzarasının huzurlu kollarına bırakırken. Balkonun manzarası ayrı bir güzel ve huzurlu gelmişti. Hem bahçede ki havuza hem barbekü masasına hemde denize bakıyordu. Ekipçe bu evde çok eğlenecektik. "Yavuz." "Efendim." "Eyvallah. Hepsi senin sayende." Arkama döndüm. Hüzünlenmişe benziyordu. "Yeter ki isteyin oğlum. Her şey sizin mutluluğunuz için." Gülümsedi, bir elini sırtıma atıp beni kendine çekti ve sırtıma vurdu. Bende onun sırtına vurduğum da Sarp'ın telefonu çaldı. Telefonu cebinden çıkardı. "Kim?" diye sordum kaşlarımla telefonunu işaret ederek. "Eco." "Alo, Eco... Bir saniye. " "Hemen geliyorum abi." dedi ve uzaklaştı. Ekip arasında konuşulanlar beni pek ilgilendirmiyordu. Özele karışılmasından nefret etmemden dolayı kimin ne konuştuğuna takılmıyordum. Ekiptekiler de pek takılmazdı.Ben konuşulanların çoğunu sonradan öğrenirdim ama bu özel hayata olan saygımı veya bakış açımı değiştirmiyordu.Dalgaların kıyıya vuruşunu izlerken huzur bulmamak elde değildi. Nedeni bilinmez doğaya dair her şeyi çok seviyordum. Beni sakinleştirdiğini ve rahatlattığını hissediyordum. Doğa dışında beni en çok sakinleştiren ve rahatlatan şeylerden biri kız kardeşim kabul ettiğim Ecem'di. On dört yaşımdan beri tanışıyorduk ve abi kardeş gibi büyümüştük.Sarp bir anda, "Abi Ecem şu yarışma hakkında bilgi toplamış!" diye neşeyle sesini yükselttiğinde arkama döndüm."Gerçekten mi? Neymiş?" diye sordum merakım sorumun önüne geçmişti.Bunun bu kadar kısa süreceğini düşünmemiştim."Maximum altı kişilik ekipler olması için yarışmanın kurucusunu ikna edebilmiş." "Süper. Başka?" "Bizden başka altı kişi isteği yokmuş zaten sadece bir tane beş kişi isteği varmış o da bu yeni çıkan L4S ekibi. Bu iki ekip normal yarışmacı sayısının üstünde yarışmacı ile katılmak istediği için katılan ekip sayısı arttırılmış."Bu bilgilerin hepsini telefona bakarak söylüyordu. Sanırım Ecem ona bir şey göndermişti ve oradan okuyordu. "Süper. Tam da tahmin ettiğimiz gibi." "Aynen öyle abi. Ecem dün akşam yapımcılar ile online toplantıya katılmış ve bunlar konuşulmuş." "Ne zaman yapılacağı kesinleşmiş mi peki?" diye sorduğumda kelimelerim heyecanla yerini cevaba bıraktı."Martın on yedisi." "Güzel. Bu yarışmayı kazanmak zorundayız biliyorsunuz değil mi? Ödülü umurumda değil dünyanın her yerinden en iyi oynayan insanlar olacak bu yarışmada. Eğer yenersek T4E ekibi tüm dünyada duyulacak tüm Türkiye, tüm dünya bizi başarımız ve dayanışmamızla tanıyacak." "Aynen öyle abi. Bu yarışma için sabırsızlanıyorum." "Neyse, yavaş yavaş ekibi çağırmaya başlayalım mı?" diye sordum bir elim cebimde diğer elimde telefon, rehberimde gezinirken. Ekiptekilerin numarasını arıyordum. Sarp başıyla beni onaylayıp "Arabadan kameraları alıp geliyorum." dedi ve merdivenlerden inmeye başladı.Yıllardır kurduğumuz hayalimizi gerçekleştirerek aynı eve çıkmayı başarmıştık ve bundan sadece benim ve Sarp'ın haberi vardı. Planımız, ekipteki herkesi buraya kötü bir şey olmuş gibi çağırmaktı. Buraya geldiklerinde ise çok sevinecekler ve bir o kadarda şaşıracaklardı.Aynı zamanda tüm bunları yaparken ekibimizin ortak kullandığı YouTube kanalına yüklemek için video çekecektik. Takipçilerimizin en az bizim kadar sevineceklerine adım gibi emindim. Gökçe: İzmir'den İstanbul'a uçtuğum süre zaafı boyunca yeni kurgumun ilk bölümünü yazmak ile meşguldüm. İlk kurgumun beklemediğimden çok sevilip okunması beni yeni bir kurgu yazmaya sürüklemişti ve bende bu yolda emin adımlarla ilerlemeye çalışıyordum. Bu süre zaafında o kadar çok takipçimle konuşmuştum ki en sonunda bana verdikleri gazla yıllardır kurduğum hayalimi gerçekleştirmek için İstanbul'a uçma kararı almıştım. Onların bundan haberi yoktu fakat öğreneceklerdi.Kalbim pır pır atıyordu. Durduğum yerde terlediğimi hissedebiliyordum. Gökyüzünde ki bulutlara dalmış bunları düşünürken uçağın inmek üzere olduğu anons edildi. Bilgisayarımı kapattım ve eşyalarımı toplamaya başladım.Saatler sonra telefonumu elime alıp yeni kurgunun geldiğini takipçilerine duyurmak için Instagram'a girdiğimde karşıma çıkan şey karşısında istemsizce kaşlarımı çattım. Son zamanlarda ortaya çıkan ve baya bir ünlenen L4S gamer ekibi Neon Arena adlı yarışmaya katıldıklarını duyurmuşlardı. İçimden bir ses, içinde kuzenlerimin de olduğu T4E ekibi ile bir rekabete çoktan başladıklarını söylüyordu. Biraz aşağı kaydırdığımda, T4E ekibinin yarışmaya katıldıklarını daha önceden duyurduğu bir gönderi gördüm. "Her neyse." diye mırıldanıp telefonun kamerasını açtım ve saçlarımı düzeltmeye başladım. Yavuz: Kaydı başlatmış ve ekiptekileri tek tek aramaya başlamıştık ve aramadığımız son bir kişi kalmıştı o da Esat'dı.Eso'nun numarasını bulup aradığımda kameraya dönerek konuşmaya başladım."Son kişiyi arıyoruz. Kuzenlerden Eso." deyip telefonu kameraya gösterdim. Sarp'ın kameraya bakarak yine saçlarını düzelttiğini gördüğümde kafasına vurdum. "Yeter lan, kamerayı açtığımızdan beri. Allah Allah ne cilveli adam çıktın oğlum." dedim. Sarp işaret parmağını dişiyle hafifçe ısırıp göz kırptı. Ona gülerek vurduğumda kahkaha atarak kadrajdan çıktı. Mutluluktan ne yapacağını şaşırmıştı.Bir anda sesini kalınlaştırıp elleri cebinde ciddi bir şekilde tekrar kadraja girdi ve "Sayın Yavuz Bey karizmamı yerle bir ediyorsunuz." dedi.İmalı bir şekilde yan yan ona baktım. "Ya ben böyle bir adam değildim of!" deyip dizine vurdu ve ellerini başına koyup benim olduğum yerden yavaşca arkamda ki duvara doğru yürümeye başladı. Tam o sırada telefon açıldı. "Efendim abi." "Çok şükür be kanka. Öldüm lan burada davar." "Ya abi tuvaletteydim. Sıçmayayım mı?!" Güldüm. "Tamam... Hadi gel." "Nereye?" "Konum atayım. Sarp'da yanımda. Sana bir şey göstereceğiz." "O arabayı aldın değil mi ve videodasın."Kendi arabamı satıp almayı düşündüğüm bir araba vardı; uzun süredir bunun hayalini kuruyordum fakat Sarp ve ben bazı şeylerimizi satmıştık. Biriktirdiğimiz parayla evi alarak ekibe süpriz yapmaya karar vermiştik. Onlardan biri de benim arabamdı."He he. Kayıttayız, selam ver." "Selam gençlerr! Birazdan oradayım." "Neyse, konum atıyorum hadi gel." "Tamam." Telefonumu kapattım. Çoğu kişiyi kötü bir şey olmuş gibi çağırmıştık ama mükemmel bir biçimde rol yapmaktan sıkıldığımız için aradığımız son iki üç kişiyi normal bir şekilde çağırmıştık. Esat'a konum atarken, Sarp elini pencerenin önüne koyup ağırlığını eline verdi ve kameraya beni işaret edip"Bizim için arabasını sattı bu arada." dedi."Susar mısın?" dedim sahte bir gülümseme ile Sarp'a gülümseyerek. Çok fazla üstünde durulmasinı istediğim bir konu değildi. Üzüldüğümden değildi ama çok konuşulsun istemiyordum. Sonra egolu diye linçlenmek istemiyordum."Yoo." dedi. Kolunu omzuma attı ve beni göstererek: "Adam, adam. Reis ya. Şu adamın olduğunu kanala abone olunup beğeni atılmaz mı gençler?" deyip kameraya göz kırptı. "Bu sefer haklı bir beğeni ve abone alırız." dedim.Sarp kameraya eğilip saçlarını yine düzelttiğinde "Ekibin olgun çocuğu oldu kreş çocuğu." diye kendi kendime mırıldandım ve telefonumu cebime koydum. Koşarken "Bugün en mutlu günüm abee!" diye boş evde sesini yükseltti. Hiç merdiven basamağı inmeden merdivenin sahanlığına atladığında bu anı kayda aldım. Arkasından "Yavaş hayvan!' diye bağırdım fakat o yine merdiven basamaklarına basmadan direkt aşağı atladı. Gerçekten Sarp'ı ilk defa bu kadar neşeli ve enerjik görüyordum. Genelde sakin bir çocuktu. Bende yavaş adımalarla merdivenlerden inmeye başladım. Şimdi ekip üyelerinin gelmesini beklemek için evin bahçesinden dışarı çıkıyorduk. Gökçe: Arkadaşım Feride kendi arabası ile beni havalimanından almıştı ve şimdi kitabımı bastırmayı planladığım yayınevine doğru gidiyorduk. Heyecandan sesimin titrediğini fark edebiliyordum ama ne yaparsam yapayım durduramıyordum. Feride beni sakinleştirmek için dakikalardır dil döküyordu çok işe yaradığı söylenemezdi ama iyi hissettirdiği kesindi. Bir anda telefonum çaldığında Feride sustu ve kaşlarıyla kucağımda ki telefonumu işaret etti."Açmayacak mısın?"Derin bir nefes aldım ve kimin aradığına bakmak için telefonumu kendime çevirdim.Kuzenim Esat arıyordu. Açıp açmamak arasında kaldım ama uzun zaman sonra beni arıyorsa önemli bir şey olabileceğini düşündüm ve açmayı tercih ettim."Alo kuzi n'apıyon?" Kuzenlerimle yaklaşık iki aydır konuşmaya vakit bile bulamıyorduk. Ben yazarlık, onlar editörlük derken birbirimizi arayamıyorduk bile.Aradığında gerçekten özlediğimi fark etmiştim. "İyi canom sen?" "İyi bende. Yavuz abi çağırdı onun yanına gidiyorum şimdi." "İyi." "Story'ni gördüm. Yolculuk nereye?" "Süpriz." dedim mutlulukla."Allah, Allah hayırdır baya heyecanlı ve gergin geliyor sesin." "Olursa çok sevineceğin bir şey ama şimdilik süpriz."Kuzenlerimde az çok kitap okumayı severlerdi ve vakit buldukça onlarda benim kurgumu okurlardı. Onlarda en az benim kadar yazar olmamı çok istiyorlardı ve ellerinden geldiikleri kadar bana destek oluyorlardı."İyi öyle olsun bakalım. Ne zaman dönüyorsun?" "Yirmi bir temmuzda." "Buluşalım mı o gün? Bayadır yan yana gelemiyoruz. Özlettin kızım." "Olur, çok güzel olur hemde. Kaan'a söyle o da gelsin." "O her yerden çıkıyor zaten.Söylemesem bile bir şekilde ögrenir o." Kıkırdadım. "Şu çocukla anlaş artık Eso ya." "Anlaşıyoruz zaten kızım. Ama anlaşma dilimiz bu."Tekrar kıkırdadım. "Neyse ben çıkıyorum evden. Sende ne için stres oluyorsan sakin ol. Her şeyin üstesinden geldin bununda üstesinden gelirsin sen. Canavar gibisin canavar. Halledersin. Sakin ol yeter tamam mı?" "Tamamdır canom görüşürüz. Dikkat et." "Sende. Öpüyorum, görüşürüz." Telefonu kapattığımda sakinleştiğimi hissettim. Bu çocuk hep on ikiden vuruyordu. O kadar iyi tanıyordu ki beni, ne olduğunu bilmese bile destek olabiliyordu. Söylediklerini düşündüm bir süre. Canavar gibisin canavar. Halledersin sen. Sakin ol yeter tamam mı? Geçmişteki anılarımızı düşünmeye başladığımda gülümsemeden edemedim. Kaan ile ettiği kavgaları, Kaan'ın Esat'ı Bodos¹ diyerek sinirlendirdiği günleri özlediğimi fark ettim. Bodos¹: Anadolu ağızlarında hayvan, hoyrat, düşüncesiz, kaba anlamına gelen bir kelime. Bodos kelimesini ekipte Esat'ın hiç anlaşamadığı Ecem bulmuştu ve bu sosyal medyada Esat'ın lakapı haline gelmişti. Kaan ve ekiptekilerde onu sinirlendirmek için ona Bodos derdi.Beni bu düşüncelerden koparan şey Feride'nin neşeli bir ses ile "Geldik!" demesiydi. İşte şimdi önümde iki seçenek vardı:Ya hayalimi gerçekleştirmemle hayatım değişecekti ya da hayatımda hiç unutamayacağım bir darbe alacaktım... Akşam Üstü: Yavuz: Bir yaz gününe daha veda ederken ekip bunu hiç umursuyor gibi durmuyordu.Güneş yavaş yavaş batarken ben havuzun kenarına oturmuş gülümseyerek ekiptekilerin havuzda ki eğlencesini izliyordum. O kadar eğleniyorlardı ki kahkahalar ve gülüşler durmak bilmiyordu.Ben ise video işini nerdeyse bitirmiştim sadece videoya kapanış yapmamıştım onu da ekiptekiler ile havuz eğlencemiz bittiğinde yapmayı planlıyordum. Çok yorulmuş ve acıkmıştım. Videoya kapanış yapmaya bile üşeniyordum. Bunları düşünürken Kaan yüzerek yanıma geldi."Abi bir şey geldi aklıma."Bir şey isteyeceği davetkar ses tonundan anlaşılıyordu."Ne?" dediğimde havuzdan çıkıp yanıma oturdu. "Madem barbekü köşemiz var, acıkmaya da başladık. Barbekü mü yapsak acaba? Acaba?"Resmen iç sesimi duyup yanıma gelmişti. Anlaşılan acıkan tek ben değildim."Bana uyar ya ben acıktım. Diğerlerine de sor bakayım acıkmışlar mı?" "Sordum ben abi herkese o yüzden yanına geldim zaten." deyip kirli sakalını sıvazladı ve göz kırptı."Kurt yiyeceğini düşünür diye boşuna dememişler abi." dediğinde sırıtarak başımı biraz sağa eğip dudağımı yaladım. "Ne tilki çocuksun ha. Hazırlan o zaman, madem öyle beraber gidelim."Başıyla beni onayladı ve gülümseyerek ayaklandı. Bende ayağa kalktım ve ekibe seslendim."Barbekü yapacağız gençler. O yüzden Kaan ile bir şeyler almaya gideceğiz. Gelmek isteyen var mı?"Esat sigarasını söndürüp yanıma geldi. "Ben gelir-"Lafını bile tamamlayamadan Ecem araya girdi."Sen ne alaka ya? Ben giderim." dedi ve ıslak saçlarını savurup eliyle karıştırdı.Esat göz devirdi. "Dört kişi kasaba mı gidilir kızım? Otur oturduğun yerde."Ecem Esat'a yaklaştı ve "Çok rahatsızsan gelmezsin." deyip ıslak saçlarını Esat'ın yüzüne vurdu.Esat elinin tersiyle yüzünde ki ıslaklığı silerken kendi kendine söylendi: "Yemin ederim rahatsız bu kız ya. Sorunlu. Ya da beyin nöronları kısıtlı sayıda falan."O ee doğru yürürken bende havuzda diğer üyelerle eğlenen Sarp'a seslendim. "Sarp, arabanın anahtarını alıyorum, ev ve ekip de sana emanet!"Eliyle tamam işareti yapınca tişörtümü alıp evin içine doğru yürüdüm.Tişortümü giydikten sonra eşyalarımla beraber kamerayı da aldım ve evden çıktım. Ekipçe bir şeyler yapmaya devam etmemiz demek kayıdında devam etmesi demekti.Esat "Abi araban nerede?" diye sorduğunda ister istemez afalladım."Sattım ben onu." dedim Sarp'ın anahtarıyla arabayı açarken. Arabamı satmak bana çok acı verici gelmiyordu. Sadece içimde hafif bir burukluk vardı o kadar. Esat "Ne?!" diye sesini yükseltti ardından kısık ses ile söylenmeye başladı: "Sen... Arabayı değiştirdim derken... Ev için... Ya niye abi! Bizden niye para istemedin!? Biz eşek başı mıyız burada ya!?" Ecem şaşkınlıkla bizi dinlerken Kaan araya girdi. "Çok sorgulama kuzi bizim abimiz mal biraz. Beyni geriden geliyor." Tam Ecem bir şey söyleyecekti ki lafa atladım."Amma abarttınız ha. Binin şu arabaya ya! Yaptık işte bir şey. Allah Allah." Arabaya bindim ve sertçe kapıyı kapattım. Benden sonra diğerleri de bindi ama Esat hala kendi kendine söyleniyordu."Esat." dedim uyarıcı ton ile."İyide neden abi, neden! Bir ev için kendi hayalinden neden vazgeçiyorsun!"diye bağırdı.Bu çocuğun sinir problemleri benimki ile buluştuğunda ortaya volkanik bir patlama çıkardı. Ben ona göre daha kontrollüydüm, kendi sinirime yenik düşmemeye çalışırdım ama o bu konuda hiç çaba göstermezdi. "Eso, bu bir ev değil abicim." dedim. "Yılların hayali. Yıllarımızın göstergesi bu ev. Dört senedir bunun hayaliyle yanıp tutuşuyoruz." Esat bir anda sustu."İyi ama-" diye itiraz edecekken "Aması yok. Oldu ve bitti. Kaydı açacağım daha fazla bu konuyu tartışmak istemiyorum." diyerek konuya noktayı koydum.Yanıma aldığım kameramı arka ve ön koltukları görecek bir yere yerleştirdim. Park yerinden çıkarken yanımda oturan Kaan'a "Kaydı başlatır mısın?" dedim. O sakince dediğimi yaptı ve ben gülümseyerek konuşmaya başladım."Evet arkadaşlar, hepimiz yorulduk ve acıktık. Kaan'da herkesin sesi oldu ve dedi ki 'barbekü yapalım' Şu anda da bir şeyler almaya çıktık. Evet Kaan ne söylemek istersin bu konu hakkında?"Kaan yolu izlerken gülümseyerek kameraya döndü."Kurt yiyeceğini düşünür. Esat'da..." deyip sırıttı. Ardından kameradan Ecem'e baktı. Ben anlayıp sırttım ama Esat sakin kalmaya çalışarak, "Sende birazdan ağzının ortasına yiyeceğin yumruğun şiddettini düşünsen iyi edersin." dedi.Ecem derin düşüncelerinden sıyrılıp bana çakmak çakmak baktı. Belli ki hiçbir şeyi duymamıştı."Neden tartışıyorsunuz yine?" diye sordu bıkmış bir ses tonu ile.Esat "Sana ne?! Seni ilgilendiriyor mu!?" dedi, beklemediğim bir sertlikle.Ecem ise "Senin seviyene inmeyeceğim geri zekalı!" diye bağırdı ve cebinden kulaklığını çıkarıp kulağına taktı."Sakin ol oğlum." dedim hafifçe sırıtırken. Esat koltukların ortasında oturuyordu, olabildiğince Ecem'den uzak durmak için neredeyse kapıyla bütünleşti. Ecem onun böyle yaptığını görünce o da aynısını yaptı.Bu ikilinin kavgasını izlemek çok hoşuma gidiyordu nedenini bilmediğim bir şekilde. İkisinin de birbirlerinden üstünmüş gibi davranmaları komiğime gidiyordu. O kadar ters kişiliklerdi ki her dakika kavga etmeleri bana normal geliyordu. Aslında Esat, Kaan'la da çok kavga ediyordu ama ikiside asla alınmıyordu. ❁☊❁☊❁☊❁☊❁☊❁☊ Şişeleri sepete bırakırken markette gereğinden fazla bir sessizlik oldugunu hissettim. Ecem, herkes direkt görmesin diye aşağıda tuttuğum kameranın kadrajına girdi ve "Ben bu günün şerefine herkese brownie alırım." dedi ve koşar adımlarla çikolata reyonuna gitti. Boyunun biraz üstünde kalan çikolataya uzanmak için ayak ucuna kalktı.Almak için çabalıyorken, ben onu kameraya çekiyordum. Onu gören birinin gülmemesi elde değildi. Çok tatlı ve bir o kadar da komik görünüyordu."Boyu kısa olmanın zararları." dedim, Ecem'i zoomlarken² zoom²: Kamerada yakınlaşırma anlamına gelir. Hâlâ almak için çabalıyorken bir anda Esat reyonun yanından çıktı ve çikolataları rahatlıkla aldı. Sırıtıp Ecem'in yüzüne bile bakmadan ona bir şeyler söyledi. Ardından benim yanıma geldi. "Artist." dedim ve kafasına vuracaktım fakat o eğilerek hamlemden kurtuldu. Sırıttı ve ellerini cebine yerleştirdi. İkimizde Ecem'i izliyorduk. Bize doğru hışımla geliyordu. Ne diyeceğini merakla bekliyorduk.Geldiğinde, elinde sadece bir çikolata vardı. Alışveriş arabasından bir çikolata daha alıp "Senin dokunduğun çikolatayı yemem ben." dedi ve Esat'ın aldığı çikolatayı yerine koymaya gitti.Esat'ın suratını görünce kahkaha attım."Ne oldu lan?"Bir anda yüzü düşmüştü. Gözlerini hafif kapatarak dudaklarını yaladı. Yine sinirlenmişti.Ardından Kaan yanımıza geldi."Pideleri arabaya koydum."Başımla onayladım sırıtırken. Ecem söylene söylene gelirken bir anda önünde ki uzun çocuğa çarptı. Aralarında konuşurlarken Ecem'in yüzünde bir gerginlik sezince kaydı durdurdum ve onları izlemeye başladım."Aa siz! T4E'de ki Ecem Deniz değil misiniz?" diye sesini yükseltti çocuk.Ecem afallamış gibi duruyordu. Bende durumu daha iyi anlayabilmek için yaklaştım."Bende L4S ekibinden Enes Akmen. Memnun oldum." deyip elini uzattığında Ecem kısa süre duraksayıp ardından karşısında ki çocuğun elini sıktı. "Memnun oldum." Biraz sonra "Bende İshak Yavuz Karataş. Memnun oldum." diye araya girdim ve elimi uzattım. Çocuk bir bana, bir elime baktı ardından gülümseyerek elimi sıktı."Memnun oldum, Enes bende." Biraz ileride ki genç kız elinde ki cipsi hoyratça yiyerek yanımıza geldi."Enes çıkacak mıyız ar... Aa sen İshak değil misin?" "İshak değil, Yavuz." "Neyse ne işte. Bende Tuğba." dedi elini uzatarak. Elimi uzatmayıp bir ona, bir eline sert bakışlar attım."Aa doğru ya." deyip yağlı ellerini kısa kot şortuna sildi ve tekrar elini uzattı."Memnun oldum."Zorunda kalarak elini sıktım ve "Bende memnun oldum." dedim. Tuğba'nın hareketleri pek iç açıcı değildi. Belki de iyi bir insandı ama kimseden çekinmiyordu. Enes ise nazik, beyefendi bir çocuğa benziyordu. "O da Atlas." dedi Enes ileride ki çocuğu göstererek. Atlas buraya baktı. İsmini duymuş olmalıydı. Enes 'gel' işareti yaptığında çocuk etrafına bakıp buraya doğru gelmeye başladı. Uzun, iri ve yapılı bir çocuktu. "Sorun ne?" dedi sert bakışları ile."Bak T4E ekibinin üyeleri. Esat, Ecem Kaan ve İshak. Pardon, Yavuz."Arkama döndüğümde Kaan ve Esat'ın zaten arkamda olduklarını gördüm. "Memnun oldum. İshak." "Yavuz." "Neden İshak değil?" "Canım öyle istiyor." "Öyle olsun. Yavuz." Atlas tek tek hepimizi süzdü. Gözleri Ecem'de durduğunda konuşmaya başladı."Sen de Ecem'din değil mi? Çok güzel kızsın ha. Bak ismin nasıl da aklımda kalmış." dedi. Ecem'i baştan aşağı sırıtarak süzdüğünde, çenemi öyle bir sıkıyordum ki dişlerimin sızladığını hissettim. İçimden bir ses suratına yumruğunu geçir diyordu. Ecem'in sert bakışlarını çocuğa kitlediğini gördüm."Ağır ol." dedim hafif sesimi yükselterek. "Hadi ama İsha... Yavuz işte. Çok sertsin bu kadar sert olma." dedi elini omzuma koyarak. Elini alıp omzumdan çektim. Enes aramıza girdi. "Hey! Gerilmeye gerek yok. Sadece tanışıyoruz." deyip ikimizi de birbirimizden uzaklaştırdı. O kadar sinirliydim ki çocuğa dalmamak için kendimi zor tutuyordum."Ecem İnstagram'dan seni takip ediyorum." dediğinde bu sefer Esat konuştu."Az önce seni uyardığını hatırlıyorum." Elleri cebindeydi ve o da en az benim kadar öfkeli duruyordu. Ekipteki her erkeğe kadınları özellikte de ekipteki kadınları korumaları için bir söz verdirmiştim. Esat ne kadar öfkeliyse bir o kadar da sadıktı. Verdiği sözü unuttuğunu sanmıyordum. Ecem kitlediği çenesini açtı ve "Hakkımda düzgün konuş." dedi.Tuğba araya girdi."Neyse ya. Muhabbet çok sıktı. Hadi gidelim ben alacağımı aldım." Atlas Ecem'e sırıtarak bakarken Tuğba'ya yanıt verdi: "Bencede." Enes "Tekrardan tanıştığımıza memnun olduk. Görüşürüz!" dedi neşeli bir ifade ile. Başımla onayladım. Atlas Ecem'e bakarak "Görüşürüz." dedi. Ardından hepsi uzaklaşmaya başladı.Gözden kayboldukları anda güçlü bir küfür savurdum. Devamı şiir gibi geldiğinde Kaan "Tamam abi sakin." dedi hafifçe sırtıma vurarak.Ecem ise sert bakışlarla Esat'a işaret parmağını yönletti ve sesini yükseltti. "Bir daha sakın, beni savunmaya kalkma! Kendi başımın çaresine bakarım!"Esat sesini yükseltti. "İyilik yaptık kızım. Bela mı arıyorsun sen başına ya?! Bir de seninle uğraşamam. Deli midir nedir?!" "Kaan al şu kartı. Siz alın çıkın. Ben dışarıdayım. Yoksa delireceğim." Kaan başıyla beni onayladı. Bense hızlı adımlarla çıkışa yönledim. Arabaya kadar yürüdüm.Arabaya yaslanarak çocukları beklemeye başladım. Derin derin nefesler aldım ve gözlerimi kapattım. Az önce yaşananları unutmaya çalışırken bir anda telefonum çaldı.Cebimden çıkarıp kim olduğuna baktığımda ister istemez kaşlarım çatıldı. Bilinmeyen numara arıyordu.Telefonu açtım kısa bir süre ses gelmedi fakat sonra kalın bir ses konuşmaya başladı. "Merhaba Yavuz." "Kimsin? Numaramı nereden buldun?" "Az önce olanlara sinirlendin değil mi?" "Ne? Atlas sen misin? Bak sensen hiç uğraşamam." "Kim olduğumu yakında öğreneceksin. Ama benden sana bir tavsiye. Herkese güvenme. Özellikle yanındakilere..." Telefon kapandı. Kısa süre ne demek istediğini düşündüm ama sonradan şaka olduğunu düşündüm ve telefonu cebime koydum. Başımı kaldırdığımda Ecem'in yanıma geldiğini gördüm.Dudaklarını kıpırdattığını gördüm, söylediği kelimeleri ayırmak zordu."Ne oldu?" dedim bıkkın bir sesle. "O Esat'ı geberteceğim!" diye sesini yükseltti ve arabaya vurdu."Ne dedi?" diye sordum düz bir sesle."Elimde ki çikokatayı elimden alıp diğer çikolataların arasına koydu!" Güldüm. Çocuk gibilerdi. Bir birbirlerinin saçlarını çekip ağlamadıkları kalmıştı. Nefretten ne yapacaklarını şaşırmışlardı. "Esat sana çikolata verirken ne dedi?" diye sordum yoldan geçen arabaları izlerken."Kendine çok güveniyorsun falan filan." dediğinde ona döndüm. Ses tonu değişmişti."Başka bir şey dedi mi?" "Hayır." "Emin misin? Sanki başka bir şey daha demiş gibi." "Yoo."Gözlerime bakmadı. Cevabı hızlı ama eksikti. Esat sinirlenince ne dediğini bilmediği için yine saçmaladığını düşündüm.Çocuklar yanımıza geldiğinde Ecem hızla, kapıyı çarparak arabaya bindi. Esat göz devirip bir şeyler mırıldandı. Aralarında nefretten başka bir şey göremiyordum. Kaan'ın elinden poşetleri aldım ve "Otur sen." dedim. Kaan'ın bana bakışı uzun sürdü. Bir Esat'a bir bana baktı ve arabaya oturdu. Poşetleri yerleştirirken Esat ile aramızda ki sessizliği bozdum."Ecem ile ne yaşadınız bu kadar birbirinizden nefret edecek?" Duymamazlığa verdi ve poşetleri rastgele bagaja bıraktı. Ardından arabaya oturdu ve sertçe kapıyı örttü. Neydi ağızlarını bile açmadıkları bu geçmiş?