İçeriğe geç

Aşk Kural Tanımaz

Bölüm 11 · 6 dk okuma

Aşk Kural Tanımaz

Bölüm 11

11. Bölüm

Dışarı çıkıp annemle sınav hakkında konuşacaktım ki, hüzün dolu bakışlarım, dedemin başında duran Özgür ve Didem'i buldu. Birkaç saniyeliğine duraksadım ve Didem'in niye dedemin yanında olduğunu sorguladım kendi kendime. Kapının eşiğindeki beni fark eden dedem, "Nergis?" dedi sorarcasına. "Bitti mi kızım sınavın?"

Daldığım manzaradan gözlerimi kaçırdım, kendime gelip. İçeriye doğru bir adım attım ve başımı hafifçe sallayıp, "Bitti dede, bitti." dedim sıkıntıyla nefesimi dışarı vererek.

Özgür'ün meraklı bakışları beni buldu ve "Kötü mü geçti?" diye sordu, kaş göz yaparak. "Ne bu suratının hâli?"

Düz olan dudaklarım iki yana kıvrıldı ve 32 dişimi gösterircesine sırıtıp, "Sence benim girdiğim bir sınavın kötü geçme ihtimali var mı?" dedim, egolu bir tavır takınarak. "Şamarladım, şamarladım!"

"Cips paketi gibisin %80'in hava yemin ediyorum." dedi ve kendini tutamayıp güldü. "Kes be!" diye cevap verdim hemen ona. Ters cevap vermemi hiçe sayıp eliyle bana 'gel gel' yaptığında istifimi bozmadan sırıtarak tam önünde durdum.

Önce ellerimizin içleri çarptı birbirine. Hemen ardından aynı şekilde elimizin tersiyle yavaşça birbirimize vurduk ve ikimizin de eli aynı anda yumruk hâlini aldı. Sonrasında yumruklarımızı tokuşturduğumuzda ikimizin de yüzünde tatlı bir tebessüm oluştu.

Bu hareketi yıllardır yapmıyorduk. En son ne zaman yapmıştık hatırlamıyordum ama yıllar sonra yeniden yapmak, iyi gelmişti.

Bakışlarımın hedefi kısa bir anlığına Didem olduğunda, kollarını göğsünde birleştirmiş öylece dik dik bana bakıyordu. Benim de ona baktığımı gördüğünde sert bakışları yumuşadı ve samimiyetine inanmadığım bir gülümseme kondurdu dudaklarına.

Kendime gelip geriye doğru çekildiğimde dedem mahrur gözlerini Özgür ve benim aramda gezdirip, "Sizi böyle görmek ne hoş, çocuklar." dedi keyiflice gülümseyip. .

Özgür bana kaçamak bakışlar atarak, "Bir anlık şey oldu öyle.." dedi sertçe yutkunup.

"Aynen," dedim onu onaylarak. "Yani boşuna heveslenme dedeciğim, gelip geçici bir şeydi."

"Alışkanlık." diye ekledi, Özgür.

Bakışlarımı ona değdirdim ve, "Alışkanlık." diye tekrar ettim.

"Tüh, ben de sevinmiştim büyüdüler diye." dedi dedem, imalı bir tınıyla. "Yanılmışım."

"Anlaşılan deden sürekli didişmenizden baya rahatsız oluyor Özgür," dedi Didem, çekingen bir tavırla araya girerek. "Neden onu üzmek yerine orta yolu bulmayı denemiyorsunuz ki?"

Kendimi tutamadım. Özgür'den önce, Didem'in söylediği şeye ben cevap verdim. "Sana fikrini soran oldu mu?"

Özgür'ün keskin bakışları beni buldu. Bir şey söylemedi ama bakışları çok şeyi ifade ediyordu.

"Ben şey.." dedi Didem, ne diyeceğini bilemezken. "Sadece içimden geçeni söylemek istedim. Kusura bakma Nergis."

"Benim de içimden çok şey geçiyor, ben dile getiriyor muyum?" diyerek ukala bir tavır takındım. Önceden Didem'e karşı ufak da olsa bir sempati besliyordum ama şimdi bana hiçbir şey yapmamış olsa dahi, gıcık oluyordum. Hareketleri çok yapmacık geliyordu.

"Görüyorsun değil mi Didem?" diye sordu Özgür araya girip karşılıklı laf atmayı kesmemizi engelleyerek. "Sence bunun gibi huysuz bir cadıyla orta yol bulabilmek mümkün mü? Seninki de laf!"

Sessizliğini koruyan dedem, Özgür'ün beni o kızın yanında aşağılamasına göz yummadı ve geldiğimizden beri ilk kez ona sesini yükseltti. "Özgür! Kelimelerine dikkat et!"

Bana ağzına geleni söyleyebilirdi. Ki söylemekten de geri durmuyordu zaten. Ama ailemizden olmayan birinin yanında bana laf atmasına tahammül edemiyordum. Çok rahatsız ediciydi!

Özgür, bakışlarımın altında ezilirken boğazını temizleyip, "Pardon dede." diye mırıldandı sessizce. "Bir anlığına kaptırdım kendimi."

"Kaptırma oğlum," dedi dedem, imalı bir tınıyla. "Bu ilk ve son olsun."

Kollarımı göğsümde birleştirdim ve dudağımın kenarı yukarı kıvrıldı. Özgür'e, dedemin desteğini aldıktan sonra üstten üstten baktım. Bana bakıp başını iki yana olumsuzca salladı ve, 'Sonra görüşürüz' dedi dudaklarının arasından.

Ona, dedemin görmediği bir açıdan dilimi çıkardığımda yüzünü buruşturdu. Aramızdaki mimik savaşına son veren, Eren'in sesi olmuştu.

"Abla!" dedi, neşeli bir tınıyla. "Çabuk dışarı gel!"

Kapının eşiğinden öteye geçmezken omzumun üzerinden yüzüne bakıp, "Niye çağırıyorsun?" diye sordum. "Yine ne işin düştü?"

"Abla ne işi ya!" diye sitem etti, kollarını iki yana açarak. "Senin arkadaşın Yiğit Abi vardı ya, o geldi! Kapıda şuan! Arabasını görmen lazım.." Islık çaldı. "Çok iyi!"

Yiğit'in gelmesini geçtim, adını duyar duymaz dudaklarımdan "Ne?!" diye bir nida döküldü. Bana eşlik eden kişi, Özgür olmuştu. Aynı şekilde benim gibi tepki verirken, "Ne işi var onun burada?" diye ekledi. "Ne alaka ne alaka?"

"Ne bileyim," dedi Enes, omuz silkerek. "İster gel abla, ister gelme! Keyfin bilir! Ben arabaya binmeye gidiyorum."

"Enes!" dedim dişlerimin arasından, dışarıya doğru koşturduğunu görünce. "Buraya gel, rezil etme beni!" Beni iplemeyip koşarak dışarı çıktığında dedeme, "Ben birazdan geliyorum dede," diyerek Enes gibi koşar adımlarla çıktım odadan.

Hızlıca salondan kendimi dışarı attığımda, arabasına yaslanıp evin görünüşünü inceleyen Yiğit'i görmemle birlikte sertçe yutkundum. Bakışları, anında beni bulurken yüzünde tarifsiz bir gülümseme oluştu. "Nergis!" dedi, yaslandığı yerden doğrulup bana doğru adımlayarak.

Kendime gelip derin bir nefes aldım ve ona doğru adımladım. Kollarını iki yana açıp bana sarılmak için harekete geçtiğinde zoraki bir gülümseme ile sarılışına karşılık verdim. "Çok özlemişim seni!" dedi elleriyle sırtımı sıvazlayıp. "Kaç gündür nerelerdesin kızım sen? Arıyorum açmıyorsun, mesaj atıyorum dönmüyorsun."

Yiğit'in sorusuna yanıt verecektim ki arkadan Özgür'ün, "Vayy, kardeşim gelmiş!" deyişini duydum. Saniyeler içinde beni Yiğit'ten ayırdı ve kenara itekledi. Dudaklarım şaşkınlıkla aralanırken Yiğit'e sarıldı sıkı sıkı. "Naber ya, görüşmüyoruz ne zamandır?"

"Özgür nefes alamıyorum.." dedi Yiğit, boğukça. Özgür, sanki bunu bilerek yapmış gibi daha sıkı sardı kollarını Yiğit'e. "Özgür!" dedi Yiğit, daha gür bir sesle. "Nefes alamıyorum!"

Özgür, mahçup bir ifadeyle geriye çekildi ve, "Pardon ya ben bir anda seni görünce heyecan yaptım." dedi. Fakat gram inandırıcı değildi. Çünkü Yiğit'e günahını vermeyecek kadar kin güttüğünü biliyordum. "Kusura bakma."

Yiğit, kaşlarını çatarken üzerini düzeltti ve, "Sorun değil." diye homurdandı, memnuniyetsizce. "Beni bu kadar sevdiğini bilmiyordum."

"Aşkolsun, çok severim ben seni." dedi Özgür ve kolunu sertçe omzuma attı. Neye uğradığımı şaşırırken hafifçe beni dürttü ve, "Öyle değil mi Nergis?" diye sordu. "Sen iyi bilirsin."

Samimiyetsizce gülümsedim ve omzumdaki elini sertçe itip, "Ya ya.." dedim iğneleyici bir tonla. "Çok sever seni!"

Yiğit'in kaşları havalanırken dikkatle yüzüne baktım ve, "Hangi rüzgar attı seni buraya?" diye sordum sessizce. "Sen buralara gelmezdin?"

"Ya aslında burada kısa bir işim vardı," dedi, bakışlarını bana çevirip. "Sonra Nazla konuştuk. Senin de burada olduğunu, dedenin rahatsız olduğunu falan söyledi işte. Geçerken bir uğrayayım dedim. Burayı bulmak zor oldu ama haftalar sonra seni görmeye değdi."

Yüzüm kıpkırmızı kesilirken bir an yutkunamadım. Hemen dibimde olan Özgür, boşta olan elini yumruk hâline getirdiğinde, "Uğradın gördün," dedi sertçe. "Şimdi gidebilirsin."

Gözlerimi belerterek ona kısa bir bakış attım ve Yiğit'e dönüp, "Özgür'ü bilirsin, çok şakacıdır." dedim dişlerimin arasından. "Buraya kadar gelmişken hemen gitmek olmaz. Bir şeyler ikram edelim sana. Hem bizimkiler de burada, onlara da görünmüş olursun."

Yiğit, Özgür'ün söylediğine pek takılmadı ve usulca başını salladı. "Vallahi ben de hemen gitme taraftarı değildim." dedi samimi bir tavırla. "Bir kahveni içerim artık."

"Zıkkım iç." Özgür'ün homurdanmasıyla birlikte çaktırmadan ayağına bastım ve elimle evi işaret edip Yiğit'e, "Şöyle geçelim." dedim.

Yiğit, önden yürümeye başladığında Özgür'e doğru yanaşıp, "Ne yapmaya çalışıyorsun sen?!" diye sordum, sakin kalmak için kendimi zorlayarak.

"Bu herif niye evimize giriyor?" diye sordu, kaşlarını çatarak. "Ne alaka şimdi? Yok neymiş de seni özlemiş, bilmem ne! Boş boş konuşup durdu! Sen de bugünü bekliyormuşsun! Ne gerek vardı içeri davet etmene?!"

"Bana bak yaban domuzu," dedim, ikaz dolu bir tınıyla. "Ben senin o sinsi misafirine sesimi çıkarmıyorsam sen de benim arkadaşlarıma laf edemezsin! Oyarım senin o gözlerini!"

"Bu mu lan arkadaş?" diye sordu, sitem ederek. "Nergis bu herifin sana arkadaş gözüyle bakmadığını ikimiz de çok iyi biliyoruz! Konuşturma beni burada!"

"Seni ilgilendirmez, işine bak sen." dedim, ters bir tavırla. "Beğenmeyen muhatap olmaz canım! Gidene kadar kapat kendini odaya, gidince haber veririm ben sana!"

"Oradan bakılınca Yalova Ovası gibi mi duruyorum lan ben?!" diye sordu, sesini kontrol etmekte güçlük çekerken. "Siz birlikte içeride otururken ben de geniş geniş odaya mı kapanacağım?"

"Özgür," diye mırıldandım. "Az belli et canım ya."

"Neyi?" diye sordu, kaşlarını çatarak.

Sevimlice gülümseyip, "Kıskandığını." diye fısıldadım. "Çok belli oluyor bak."

"Dünya üzerinde kıskanacağım son insan bile değilsin Nergis," dedi kendini toparlayıp. "Boş yapma."

"Ha kıskanmıyorsun yani?"

"Aynen." dedi baskın bir tavırla. "Kıskanmıyorum."

Adımlarımı durdurdum ve ayaklarımın ucunda yükselip, "Madem kıskanmıyorsun, o zaman ona göre davran." diyerek Özgür'ün yanağından makas aldım.

O, afallamışcasına suratıma bakarken hiç oralı olmadım. Arkamı döndüm ve koşar adımlarla Yiğit'e yetiştim.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.