İçeriğe geç

Aşk Kural Tanımaz

Bölüm 10 · 7 dk okuma

Aşk Kural Tanımaz

Bölüm 10

10. Bölüm

"Günaydııın,"

Dünkü depresif hâlime nazaran bugün daha mutluydum. Seda Sayan'ın sabah programlarına girişi gibi neşeli bir giriş yaptığımda babamın kaşları şaşkınlıkla havalandı.

"Günaydın kızım," dedi ve belli belirsiz gülümseyip kaş göz yaparak, "Hayırdır, bugün pek bir neşeliyiz?" diye sordu.

"Dün istediği odada uyudu ya, ondandır amca." dedi Özgür, hemen lafa atlayarak. Sesini duymak bile neşemi sömürmesine yeterken babam gülümsedi ve, "Doğru söylüyorsun." diye onayladı onu.

Onlara ters ters baktığımda Fırat Amca'm bana doğru gülümseyip, "Günaydın kızım." dedi içtenlikle. "Gel otur hemen kahvaltıya."

Eliyle masayı işaret ettiğinde memnun olmuşcasına gülümseyip tek boş olan yere, babaannemin yanına oturdum. Özgür tam karşıma denk gelirken onun hemen yanında oturan Didem'den başkası değildi. Annem usulca bardağıma çay doldururken uykumu tam alamamış olacaktım ki, esnedim. Esnedikten sonra babaanneme kısa bir bakış atıp, "Hayırdır, Sevim Sultan?" dedim kaş göz yaparak. "Hiç pas vermiyoruz bakıyorum da."

"Günaydın deli kız," dedi keyifsizce gülümseyip. "Uykunu alamadın mı, esneyip duruyorsun?"

"Yok ya iyi uyudum aslında," dedim Didem'e ters bakışlar atarak. Tüm gece boyunca yorganı üzerimden çekip durmuştu ve asla susmamıştı. Bana kabus gibi bir gece yaşatmıştı. Keşke onu odadan kovsaydım. "Beni bilmiyor musun, saatlerce uyusam da yine alamam uykumu."

"Benim bu soruna bir çözümüm var," dedi Özgür, çatalına batırdığı peynir parçasını ağzına atarak. Ona sorgulayıcı bakışlar attığımda şirince gülümsedi. "Hazır zamanı gelmişken kış uykusuna yat. Biz seni kış bitince uyandırırız."

"Seni şakacı seni," dedim samimiyetten uzak bir tavırla gülümseyerek. "Sen beni kendinle karıştırdın galiba. Ayı olan sensin, ben değilim."

"Hah, yine başladılar." dedi babam, başını iki yana sallayarak. "Daha sabahtan kedi köpek gibi didiştiklerine göre ikisi de mışıl mışıl uyumuş. Belli oldu."

Fırat Amca belli belirsiz gülümsediğinde gözlerimi kısarak ona kötü bakışlar attım. Burada beni savunması gerekirken Özgürle atışmamızı zevkle izliyordu.

Derya Teyze kimseye çaktırmadığını zannederek masanın altından Özgür'ün bacağını cimdi. "Laf atma şu kıza!" dedi gözlerini belerterek. Benden zerre hoşlanmadığını biliyordum ve bunu belli etmekten geri durmuyordu.

Annem, Derya Teyze'ye yandan bir bakış attı ve, "Oğluna mukayyet ol," dedi her an tartışmaya girmeye hazırmış gibi. "Kızımla uğraşıp durmasın!"

"Senin kızın da sütten çıkmış ak kaşık değil, Nihal!" dedi Derya Teyze, baskın bir tavırla. "Sen benim oğluma laf edeceğine önce git kızına terbiye ver."

Sıkıntıyla oflayıp geriye doğru yaslandım. Derya Teyze'nin lafıyla birlikte annem elindeki çaydanlığı sertçe masaya bıraktı. "Ne dedin sen?!" dedi, tehditkar bir tınıyla. "Bir daha söylesene, duyamadım!"

Aralarındaki gergin konuşmayı, zil sesim böldü. Günlerdir çalmayan telefonum şuan öyle bir zamanda çalmıştı ki, içten içe şükrettim. Elim arka cebime uzanırken masada derin bir sessizlik oluştu. Ekranda Naz'ın adını görmemle birlikte dudaklarımı birbirine bastırdım. Naz benim yurttan arkadaşımdı.

"Şey," dedim masadan yavaşça kalkıp. "Benim buna bakmam gerekiyor. Siz edin kahvaltınızı, beni beklemeyin."

"Kim arıyor?" Annem meraklı gözlerle bana bakarken elimi havada sallayıp arkamı dönerek, "Konuşuruz sonra." dedim ve hızlı adımlarla masadan ayrıldım. O gergin ortamda biraz daha kalsaydım, Derya Teyze'yi yolmam an meselesi olacaktı.

Naz'ın aramasını daha fazla beklemeden yanıtladım ve kulağıma götürdüm telefonu. Daha konuşmama fırsat bile vermeden, cırlamaya başladı bana.

"Nerelerdesin sen?!" dedi, kulak zarımı patlatmak istercesine yüksek sesle. "Bir haftadır ya, bir haftadır ne telefonlarıma ne de mesajlarıma cevap veriyorsun! Kafayı yedim, kafayı! İnsan bir cevap verir, bir geri dönüş yapar ya!"

"Naz," dedim gözlerimi yumarak sakince. "Bir sakin olur musun güzelim?"

"Olamam sakin falan!" dediğinde yüzümü buruşturup telefonu kulağımdan uzaklaştırdım. Tam o esnada Özgürle bakışlarımız kesişti. Bana dik dik bakarken ona 'Ne bakıyorsun?' der gibi el kol yaptım. Hiçbir tepki vermeden dik dik beni izlemeye devam ettiğinde, rahatsızca yerimde kıpırdandım. Niye böyle bakıyordu bu?

"Cevap ver bana!" Kulağımdaki ses konuşmasını bitirip bana yeniden cırlamaya başladığında derin bir nefes verdim ve bakışlarımı Özgür'den çekmeden, "Dedem hastalanmış, Muğla'ya geldik." dedim sessizce. "Ondan öncesi de klasik Özay Aile kavgaları işte. Vakit bulamadım bir türlü, özür dilerim."

"Hadi ya," diye mırıldandı daha sakin bir tınıyla. "Deden nasıl peki şuan? Bilmeden etmeden konuştum sana da ya! Ne düşüncesiz insanım ben!"

"Durumu pek iyi değil ama idare ediyor." dedim omuzlarımı kaldırıp indirerek. "Kendine kızma güzelim, hata bende. Nereden bileceksin ben haber vermesem?"

"Orası öyle de, ne bileyim kötü hissettim." dedi sessizce. "Ha bu arada bırakalım şimdi bu işleri de, bir saat sonra Osmanlı Türkçesine Giriş'ten mi ne sınavın varmış."

"Ne?!" diye yükseldim ani bir çıkışla. Çok uzağımda olmayan ailem bu çıkışımla bana kısa bir bakış attıklarında özür dilercesine yüzlerine baktım ve, "Ne diyorsun arkadaşım sen?!" dedim dişlerimin arasından. "Şaka mı bu?"

"Değil, benim zeki arkadaşım." dedi Naz. "Günlerdir derslere girdiğin de yokmuş ki, nereden bileceksin?! Sana ulaşamayınca Yiğit beni aradı, o söyledi. Elini çabuk tutsan iyi olur kardeşim, yoksa sınav sana fena girecek."

"Hiçbir şey bilmiyorum!" diye inledim, boğukça. "Ayrıca bilgisayarım yanımda değil! Ne halt yiyeceğim ben?"

Naz telefonun ucundan sıkıntılı bir nefes verip, "Özgür de yanında mı?" diye sordu, çekine çekine. "Kızma bak hemen adını söyledim diye! Yanındaysa ona sor diye söyledim, belki bilgisayarını yanında getirmiştir."

Elimi alnıma vurup, "Yanımda." dedim sessizce. "Ama bil bakalım kim geldiğinden beri Özgür'e yapmadığını bırakmadı ve her bulduğu fırsatta laf soktu?"

"Sana inanamıyorum," diye mırıldandı Naz. "Bir kez de tut şu çeneni be kızım! Neyse, her şeyi unut ve gidip adam gibi özür dile. Sonra da sınava gir!"

"Ölürüm de özür dilemem." dedim inatla, kaşlarımı çatıp. "Bana neler yaptığını bilmiyorsun Naz!"

"Saçmalama!" dedi ani bir çıkışla. "Bu sınava girmen lazım, mantıklı düşün. Git ve özür dile!"

"Girmezsem başım büyük belada olur, değil mi?" diye sordum, çaresizce.

"Aynen öyle!"

Sıkıntıyla oflayıp derin bir nefes verdim. "Tamam." dedim kabullenerek. "Allah kahretsin tamam ya, dileyeceğim."

"Güzel," dedi Naz, yavaşça. "Hadi kızım göreyim seni! Acele et!"

"Tamam." diye mırıldandım, istemeye istemeye.

"Öptüm seni bebek, görüşürüz!"

"Görüşürüz," dedim ve arama sonlandırıldı. Özgür'den tarafa kısa bir bakış attığımda gözleri hâlâ bendeydi. Konuşma boyunca bana bakmış olamazdı, değil mi?

Sıkıntıyla oflayıp elimle ona işaret yaptım, 'Gel' diye. Kaşları çatılırken arkasına baktı. Gerizekalı, ona çağırdığımı bile anlamamıştı. Yeniden dönüp bana baktığında kendini işaret edip, "Ben mi?" diye sordu ağzının içinden. Dudaklarımı büzerek başımı salladım yavaşça.

Üzerindeki şaşkınlığı atlatamadan masadakilere bir şeyler söyledi ve ayaklandı. Didem, sorgulayıcı bakışlarla Özgür'ü takip ederken Özgür çitlerin arasından dolandı ve yanıma ulaştı. "Hayırdır?" dedi sorarcasına, tam önümde durup. "Ne oldu?"

"Özgür," dedim sessizce, ellerimle oynamaya başlayarak. "Benim sana bir sorum olacak."

Kaşları git gide daha da çatıldı. "Ne soracaksın?"

"Şey," dedim ve duraksadım. "Bilgisayarın yanında mı acaba?"

Sesim öyle yumuşak çıkmıştı ki, ben bile şaşırdım kendi hâlime.

"Yanımda," dedi Özgür, yandan bir bakış atarak. "Yanımda da niye sordun?"

Derince bir nefes çektim içime. "Bir saat sonra sınavım varmış, yani var." dedim nihayet lafın sonuna gelerek. "Acaba rica etsem bana bilgisayarını ödünç verir misin?"

Özgür birkaç saniye yüzüme baktı ve seslice güldü. Ona sorgularcasına baktığımda, "Senin işin düştü, değil mi bana?" diye sordu, gülüşünün arasından keyifle. "Hah, ben de diyorum ki bu kız niye böyle tatlı tatlı konuşuyor! Belli oldu!"

"Dalga geçme," dedim, eski hâlime dönerek gür bir sesle. "Veriyor musun, vermiyor musun?"

"Bilmem," dedi keyifle, dudaklarını büzerek. "Vereyim mi vermeyeyim mi?"

"Özgür!" dedim, ikaz dolu bir tınıyla. "Oyun oynama benimle!"

"Özgürcüğüm bana bilgisayarını lütfen verir misin de, vereyim." dedi, kollarını göğsünde birleştirerek.

Sıkıntıyla oflayıp, "Bana bilgisayarını verir misin?" diye sordum.

Dilini üst damağına vurdu ve, "Olmadı." dedi sessizce. "Özgürcüğüm lütfen verir misin diyeceksin."

"Allah kahretsin ya eline düştüm ya, süründür!" dedim öfkeyle. "Verme ya, verme! Gidiyorum ben, senden yardım isteyende kabahat!"

Yanından bir hışımla geçecektim ki, kolumdan tuttu ve beni kendine doğru çekti. Vücutlarımız birbirine çarptığında geriye çekilmek için adımladım fakat izin vermedi. Korkuyla omzunun üzerinden masadakilere baktığımda, Didem dışında hiçbirinin ilgi alanı değildik. "Sana bir soru soracağım," dedi kulağımın dibinde fısıldayarak. "Ve eğer o soruya doğru cevap verirsen, bilgisayarı sana vereceğim. Üstelik akşama kadar sende kalabilir."

Kömür karası gözlerimi, acı kahve gözlerine diktim ve, "Sor." dedim ciddiyetle.

"Az önce telefonda konuştuğun kimdi?"

"Niye soruyorsun?" dedim, kaş göz yaparak.

"Merak," dedi omuzlarını silkip. "Eğer cevap verirsen vereceğim bak bilgisayarımı."

"Naz." dedim sessizce, gözlerimi gözlerinden çekmeden. "Naz aramıştı sınavı haber vermek için."

"Naz mı?" diye sordu, gözlerini kısarak.

Başımı hafifçe sallayıp, "Naz." dedim tekrar ederek. Özgür'ün dudaklarında aldığı yanıtla birlikte hafif bir tebessüm oluştu. "Naz demek ha," dedi kaşlarını kaldırarak.

"Naz dedim ya Özgür," dedim kaşlarımı çatıp. "Niye sırıtıyorsun?"

Yüzündeki ifade anında ciddiye bürünürken, "Sırıtmıyorum ki." dedi kendini toparlayıp. "Neyse, bilgisayarım valizimin üstünde. Git al."

Kolunu usulca kolumdan çekti ama geriye çekilmedi. İlk geri çekilen bendim. "Bu kadar basit miydi yani?" dedim şaşkınlıkla. "Bunu sordun ve izin veriyorsun, öyle mi?"

"Evet." dedi omuz silkerek.

Belli belirsiz gülümseyip, "Vay be." dedim kendi kendime. "Bu kadar kolay olacağını hiç düşünmemiştim."

"Bebeğim biliyorum benimle konuşmak istiyorsun ama zamanın doluyor," dedi Özgür, eski sinir bozucu tavrını takınarak. "Biraz daha burada kalırsan eğer süren dolacak ve sınava giremeyeceksin."

Alt dudağımı dişleyip, "Ay doğru!" dedim panikle. "Gidiyorum ben!" Gitmeden önce omzuna dokundum. "Sağ ol, domuzcuk!"

Koşturur adımlarla ona arkamı dönüp içeriye doğru yönelmiştim ki, "Yaban çiçeği," dedi arkamdan seslenerek. Ona doğru dönmek yerine omzunun üzerinden yüzüne baktığımda sıcak bir gülümseme yolladı bana. "O sınavın içinden geçeceğini biliyorum ama yine de başarılar."

Dudağımın kenarı yukarı kıvrıldı. "Eyvallah."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.