Bir sabah, Alex, Rona’yı kasaba meydanında buldu. Gözlerinde pişmanlık vardı. Rona, onu gördüğünde, Alex’in gözlerindeki üzgün bakışları fark etti. Ama bu kez, Rona bir adım bile atmadı. Alex, onu kaybetmişti ve kalbinde bir boşluk vardı.
“Rona, lütfen beni dinle,” dedi Alex, sesinde derin bir hüzün vardı. “Ben sana ihanet ettim, seni kırdım ve bunun ne kadar büyük bir hata olduğunu anlamam zaman aldı. Ama seni seviyorum… gerçekten seviyorum. Bunu kaybetmek istemiyorum. Ne olur beni affet.”
Rona, gözlerinden akan yaşları silerek, “Ben sana her şeyimi verdim, Alex. Ama sen, benim güvenimi kırdın. Seni seviyorum, ama şimdi seni nasıl affedebilirim?”
Alex, dizlerinin üstüne çökerek, “Rona, lütfen. Sadece bir şans ver. İçimdeki karanlıkla baş edebileceğimi ve sana karşı hiç haksızlık yapmamam gerektiğini öğreniyorum. Bu hatamı telafi etmek için elimden geleni yapacağım. Seni kaybetmek istemiyorum.”
Rona, bir süre sessiz kaldı, gözlerinde bir hüzün vardı. Sonunda derin bir nefes alarak, “Beni gerçekten seviyorsan, Alex, sana bir şans vereceğim. Ama unutma, bu seni affetmek değil. Bu, seni yeniden güvenmeye başlamak için sana verdiğim bir fırsat. Gerçekten değişip değişmediğini göreceğiz,” dedi.
Alex, yüzündeki korku ve pişmanlıkla başını sallayarak, “Sana söz veriyorum, Rona. Gerçekten değişeceğim.”