Bir akşam, Alex ve Rona, kasabanın dışında terkedilmiş eczanenin önüne geldiler. Kapı, yıllardır hiç açılmamış gibi kararmıştı. "Burası gerçekten korkutucu," dedi Rona, içeriye doğru adım atmadan önce. "Ama bu eski dükkan... Annem hep bahsediyordu, Alex. Burası bir zamanlar iksirler yapılıyordu."
Alex, başını sallayarak "O zaman burada bir şeyler bulmalıyız," dedi ve cesurca kapıyı iterek içeriye girdi.
İçerisi karanlıktı, tozlu raflar her yeri kaplıyordu. Eski kitaplar, şişeler ve garip otlar birbirine karışmıştı. Bir köşede, parlak mavi bir sıvı dolu şişe dikkatlerini çekti. Rona, ürkekçe o şişeye doğru adım attı. Gözlerinde, eski hatıralar ve korkular vardı. Bu iksirin ne olduğunu bilmek, onun için bir tür takıntıya dönüşmüştü.
Alex, Rona’nın yanına gelip, "Bunu bulduk, ama ne yapacağımızı bilmiyorum," dedi. Gözlerinde hala bir endişe vardı.
Rona, mavi sıvıyı incelemeye devam ederken, "Sanırım, burada sadece iksirler değil, tehlikeler de var," dedi. "Bu dükkanın kapanmasının bir nedeni var, Alex.
Ama ne?"