(Ahmet’in anlatımıyla)
Saat gece yarısını çoktan geçmişti.
Ev tamamen sessizdi.
Koridorun ışığı kapalıydı.
Salon karanlıktı.
Mutfaktan bile tek bir ses gelmiyordu.
Herkes uyuyordu.
Ya da en azından ben öyle düşünüyordum.
Odamda yatağın üzerinde oturmuş, karşımdaki küçük çantaya bakıyordum.
Çok büyük bir şey değildi.
Bir haftalık birkaç kıyafet.
Şarj aleti.
Cüzdanım.
Kulaklığım.
Bir de birkaç kişisel eşya.
Hepsi bu kadardı.
Çantanın fermuarını kapattım.
Bir süre elim fermuarın üzerinde kaldı.
Sonra derin bir nefes aldım.
Gerçekten gidiyorum.
Bu düşünce bile garipti.
Daha birkaç saat önce Cemre'nin yanındaydım.
Aynı evdeydik.
Aynı koridorda yürüyorduk.
Aynı odalarda nefes alıyorduk.
Ama şimdi...
O uyurken ben evden çıkacaktım.
Ona haber vermeden.
Çantayı yatağın yanına bıraktım.
Telefonumu elime aldım.
Ekranı açtım.
Mesajlara baktım.
Cemre'nin adı oradaydı.
Parmağım birkaç saniye ekranda öylece kaldı.
Ne yazacağım?
"Ben gidiyorum."
Hayır.
"Bir haftalığına Çanakkale'ye gidiyorum."
Daha da kötü.
"Merak etme."
Zaten merak edecekti.
Telefonu kapattım.
— Söyleyemem...
Kendi kendime fısıldadım.
— Şimdi söyleyemem.
Çünkü ona söyleyince gitmek daha zor olacaktı.
Belki beni durduracaktı.
Belki kızacaktı.
Belki...
Belki sadece gözlerime bakıp kalmamı isteyecekti.
Ve ben kalmak isteyecektim.
Bu yüzden bilmiyordu.
Şimdilik.
Kapıyı çok yavaş açtım.
Koridora çıktım.
Adımlarımı mümkün olduğunca sessiz attım.
Salona geldiğimde koltuklardan birinde Furkan'ı gördüm.
Bir anda durdum.
— Furkan?
Furkan başını kaldırdı.
Uykulu gözlerle bana baktı.
Sonra çantayı gördü.
— Gideceğini biliyordum.
Şaşırdım.
— Uyuyor musun sanıyordum.
— Uyuyamadım.
Bir süre birbirimize baktık.
Furkan ayağa kalktı.
— Saat kaç?
— Geç.
— Otobüs kaçta?
— Birazdan.
Furkan derin bir nefes aldı.
— Gerçekten gideceksin.
Başımı salladım.
— Evet.
Yanıma geldi.
Çantama baktı.
— Çok az eşya almışsın.
— Bir hafta.
— Yine de.
Hafifçe gülümsedim.
— Fazlasına gerek yok.
Furkan birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra:
— Kendine dikkat et.
Başımı salladım.
— Ederim.
— Bunu sadece söyleme.
— Gerçekten edeceğim.
Furkan bana sarıldı.
Sıkıca.
Bir süre hiçbirimiz konuşmadık.
Sonra kulağımın yanında:
— Döndüğünde burada olacağım.
dedi.
Gözlerimi kapattım.
— Biliyorum.
Ayrıldığımızda Furkan gözlerimin içine baktı.
— Ve Ahmet...
— Efendim?
— Ne olursa olsun telefonunu aç.
Gülümsedim.
— Açacağım.
Koridordan bir ses geldi.
Emirhan kapısının önünde duruyordu.
Bize bakıyordu.
— Siz ne yapıyorsunuz?
Furkan:
— Vedalaşıyoruz.
Emirhan'ın bakışları çantaya kaydı.
Sonra bana baktı.
— Demek zamanı geldi.
Başımı salladım.
— Evet.
Emirhan yanıma geldi.
Omzuma elini koydu.
— Adem biliyor.
— Biliyorum.
— Eftel bilmiyor.
— Biliyorum.
— Cemre hiç bilmiyor.
Bu cümlede ikimiz de sustuk.
Başımı eğdim.
— Evet.
Emirhan derin bir nefes aldı.
— Zor olacak.
— Biliyorum.
— Ama belki gerçekten ihtiyacın vardır.
— Ben de öyle düşünüyorum.
Emirhan bana sarıldı.
— Bir hafta.
— Bir hafta.
— Sonra geri dön.
— Döneceğim.
Emirhan ayrıldıktan sonra yüzüme baktı.
— Adem'e söz verdin mi?
Başımı salladım.
— Evet.
— Ne sözü?
— Geri döneceğim.
Emirhan hafifçe gülümsedi.
— O zaman sözünü tut.
— Tutacağım.
Bir süre sonra kapının yanında üçümüz sessizce durduk.
Furkan:
— Hazır mısın?
Çantamı omzuma aldım.
— Değilim.
Emirhan güldü.
— En azından dürüstsün.
Ben de hafifçe gülümsedim.
Sonra gözlerim koridorun sonundaki kapıya kaydı.
Cemre'nin odası.
Kapısı kapalıydı.
İçeride uyuyordu.
Kalbim sıkıştı.
Gitmeden önce onu görmek istiyorum.
Ama yapamazdım.
Kapısını açarsam...
Belki uyanırdı.
Belki yüzüne bakardım.
Belki gitmekten vazgeçerdim.
Başımı çevirdim.
Furkan bunu fark etti.
— Git.
Sesi çok kısıktı.
— Bakarsan gidemezsin.
Ona baktım.
Sonra başımı salladım.
— Haklısın.
Kapıya yöneldim.
Ayakkabılarımı giydim.
Çantamı düzelttim.
Kapının koluna uzandım.
Ama açmadan önce durdum.
— Furkan.
— Efendim?
— Ona söyleme.
Furkan sustu.
— Ne zaman?
— Ben dönene kadar.
Emirhan başını salladı.
— Tamam.
— Kızacak.
Furkan:
— Muhtemelen.
— Çok kızacak.
— Büyük ihtimalle.
Hafifçe güldüm.
— O zaman hazır olun.
Furkan da güldü.
— Sen dön, gerisini hallederiz.
Kapıyı açtım.
Soğuk gece havası yüzüme vurdu.
Bir an dışarıda durdum.
Sonra eve son kez baktım.
Hoşça kal.
İçimden geçirdim.
Bir hafta sonra görüşürüz.
Kapıyı sessizce kapattım.
Ve yürümeye başladım.
CEMRE
Gece boyunca huzursuz uyudum.
Nedenini bilmiyordum.
Bir ara gözlerimi açtım.
Odam karanlıktı.
Telefonuma baktım.
Saat çok geçti.
Yorganı üzerime biraz daha çektim.
Gözlerimi kapattım.
Bir şey eksik gibi.
Ama ne olduğunu bilmiyordum.
Bir süre sonra tekrar uykuya daldım.
Ahmet'in evden çıktığından haberim yoktu.
Çantasının hazır olduğundan haberim yoktu.
Çanakkale'ye gitmek üzere yola çıktığından hiç haberim yoktu.
Sadece...
İçimde garip bir huzursuzluk vardı.
AHMET
Sokak sessizdi.
Adımlarımın sesi kaldırımda yankılanıyordu.
Çantam omzumdaydı.
Ellerimi cebime soktum.
Bir süre arkamı dönüp eve baktım.
Pencereler karanlıktı.
Cemre uyuyordu.
Furkan ve Emirhan evdeydi.
Adem hastanedeydi.
Eftel de onun yanındaydı.
Herkesin hayatı bir şekilde devam ediyordu.
Ben ise birkaç saatliğine o hayatın dışına çıkıyordum.
Otogara doğru yürümeye devam ettim.
Telefonumu çıkardım.
Adem'e mesaj yazdım.
"Çıkıyorum."
Mesajı gönderdim.
Birkaç saniye sonra cevap geldi.
"Dikkat et. Varınca haber ver."
Ekrana baktım.
Gülümsedim.
"Tamam abi."
Telefonu cebime koydum.
Bir süre sonra yeniden çıkardım.
Cemre'nin adına baktım.
Parmağım ekrana yaklaştı.
Ama mesaj yazmadım.
Şimdi değil.
Döndüğümde.
Belki o zaman her şeyi anlatırım.
Belki o zaman...
Ben de kendimi biraz daha iyi anlarım.
Otogarın ışıkları uzaktan görünmeye başladı.
Adımlarımı hızlandırdım.
Gece sessizdi.
Şehir uyuyordu.
Ve ben...
Çanakkale'ye doğru başlayan o yolculuğun ilk adımını atıyordum.
Arkamda bıraktığım evde ise Cemre hâlâ uyuyordu.
Ve henüz hiçbir şeyden haberi yoktu…
(Cemre’nin anlatımıyla)
Sabah gözlerimi açtığımda ilk hissettiğim şey garip bir huzursuzluktu.
Nedenini bilmiyordum.
Bir süre tavana baktım.
Sonra dün geceyi düşündüm.
Ahmet'in söyledikleri geldi aklıma.
Biraz mesafe iyi olabilir.
Gözlerimi kapattım.
İçim yine sıkıştı.
Tamam Cemre.
Kendine gel.
O sadece biraz zamana ihtiyacı olduğunu söyledi.
Yataktan kalktım.
Üstümü değiştirdim.
Saçlarımı toparlayıp odadan çıktım.
Koridora çıktığım anda mutfaktan sesler geldi.
Furkan ve Emirhan konuşuyordu.
Mutfağa girdim.
İkisini de kahvaltı hazırlarken gördüm.
Furkan ekmekleri tabağa koyuyordu.
Emirhan çay hazırlıyordu.
— Günaydın.
İkisi aynı anda bana baktı.
— Günaydın.
Ben sandalyeye oturdum.
— Adem nasıl?
Emirhan çayı masaya koydu.
— İyi.
— Eftel?
— O da iyi.
Başımı salladım.
Sonra gözlerim istemsizce koridora kaydı.
Bir şey eksikti.
Ama ne olduğunu ilk anda anlayamadım.
Furkan masaya peynir koyarken bana baktı.
— Ne oldu?
— Bir şey yok.
Gözlerim yine koridora kaydı.
Sonra fark ettim.
Ahmet yoktu.
Kaşlarımı çattım.
— Ahmet nerede?
Furkan'ın eli bir an havada kaldı.
Emirhan başını kaldırdı.
İkisi de birbirine baktı.
O küçücük bakışma bile içime kötü bir his bıraktı.
— Ne oldu?
Furkan hemen:
— Uyuyordur.
dedi.
— Bu saatte mi?
Emirhan araya girdi.
— Gece geç yattı.
— Odasında mı?
— Evet.
Sandalyeden kalktım.
— Gidip bakacağım.
Furkan hemen:
— Cemre, dur.
Durup ona baktım.
— Neden?
Furkan bir an ne diyeceğini bilemedi.
— Yani... bırak biraz uyusun.
— Okula gideceğiz.
— Uyanır.
— O zaman neden ben uyandırmayayım?
Emirhan:
— Gerçekten uyuyor olabilir.
Kaşlarımı çattım.
— Siz niye bu kadar garip davranıyorsunuz?
İkisi de sustu.
İçimdeki huzursuzluk büyüdü.
— Bir şey mi oldu?
— Hayır.
— Emin misiniz?
Furkan:
— Eminiz.
Ona baktım.
Furkan gözlerini kaçırdı.
Bir şey saklıyorlar.
Bundan emindim.
Ama ne olduğunu anlayamıyordum.
Tekrar oturdum.
Kahvaltıya baktım.
İştahım kalmamıştı.
— Ahmet dün gece iyi görünmüyordu.
Furkan sessiz kaldı.
— Belki biraz uyumaya ihtiyacı vardır.
dedi sonunda.
Başımı salladım.
— Belki.
Ama içimdeki ses:
Hayır.
diyordu.
Kahvaltıdan sonra çantalarımızı aldık.
Ben ayakkabılarımı giyerken yine koridora baktım.
Ahmet'in odasının kapısı kapalıydı.
Yanına gidip kapıyı açmak istedim.
Ama durdum.
Belki gerçekten uyuyordur.
Kapıya doğru bir adım attım.
Sonra geri çekildim.
— Ben çıkıyorum.
Ses yoktu.
Furkan arkamdan:
— Cemre.
Döndüm.
— Ne?
— Hadi.
Başımı salladım.
Kapıdan çıktık.
Ama içimdeki huzursuzluk bizimle birlikte dışarı çıktı.
Okula vardığımızda koridor her zamanki gibi kalabalıktı.
Öğrenciler sınıflara dağılıyordu.
Ben Furkan ve Emirhan'ın yanında yürüyordum.
Bir yandan da etrafıma bakıyordum.
Ahmet'i görebilecekmişim gibi.
Ama yoktu.
Sınıfa yaklaşırken Emir ve Göktuğ'u gördüm.
İkisi duvarın yanında durmuş konuşuyordu.
Bizi görünce Emir'in yüzünde alaycı bir gülümseme oluştu.
— Bakın kimler gelmiş.
Göktuğ:
— Eksik kadro.
Adımlarım yavaşladı.
Furkan hemen bana baktı.
— Cemre...
Emir devam etti.
— Ahmet nerede?
Cevap vermedim.
Göktuğ kollarını bağladı.
— Yoksa yine kaçtı mı?
Başımı kaldırdım.
— Ne dedin?
Göktuğ güldü.
— Ahmet'i soruyorum.
Emir:
— Belki bu sefer gerçekten kaçmıştır.
Furkan öne çıktı.
— Kesin sesinizi.
Emir ona baktı.
— Sen karışma Furkan.
Ben Furkan'ın koluna dokundum.
— Dur.
Sonra Emir'e döndüm.
— Ahmet hakkında konuşacaksanız düzgün konuşun.
Göktuğ alaycı bir şekilde:
— Neden? Söylediklerimiz zoruna mı gitti?
Bir adım ona doğru yürüdüm.
— Hayır.
Bir adım daha.
— Ama sizin seviyenize düşmek zoruma gider.
Koridordaki birkaç kişi dönüp bize bakmaya başladı.
Göktuğ'un gülümsemesi biraz kayboldu.
— Büyük konuşuyorsun.
— Hayır.
Gözlerinin içine baktım.
— Gayet açık konuşuyorum.
Emir:
— Ahmet burada değil diye onun avukatlığını mı yapıyorsun?
Gülümsedim.
— Hayır.
— O zaman?
— Kendi karakterimi koruyorum.
Emir kaşlarını kaldırdı.
— Ne?
— Siz birinin yokluğunda arkasından konuşmayı güç sanıyorsunuz.
Bir adım daha yaklaştım.
— Ben buna güç demiyorum.
Sessizlik.
— Korkaklık diyorum.
Göktuğ'un yüzü değişti.
— Dikkatli konuş.
— Sen de dikkatli dinle.
Sesimi yükseltmedim.
Ama koridorun sessizleştiğini hissedebiliyordum.
— Ahmet'in yaptığı hatalar varsa kendi aranızda konuşursunuz.
— Ama onun burada olmamasını fırsat bilip laf atamazsınız.
Emir:
— Sen onun neyi oluyorsun?
Bu soru beni birkaç saniye susturdu.
Sonra:
— Hiçbir şeyi.
dedim.
— Ama bir insanın yanında olmak için onun sevgilisi, arkadaşı ya da ailesi olman gerekmiyor.
Göktuğ:
— Çok savunuyorsun.
— Çünkü siz çok saldırıyorsunuz.
Bir an göz göze geldik.
Sonra parmağımı hafifçe ona doğru kaldırdım.
— Bir daha Ahmet'in adını ağzınıza alıp da böyle konuşursanız...
Furkan arkamda hafifçe:
— Cemre...
dedi.
Ama durmadım.
— Karşınızda beni bulursunuz.
Emir güldü.
— Ne yapacaksın?
Gülümsedim.
— Onu sana göstermek zorunda kalırsam, gösteririm.
Furkan koluma hafifçe dokundu.
— Tamam.
Ben hâlâ Emir'e bakıyordum.
— Ama şunu iyi bilin.
Sesimi biraz düşürdüm.
— Ahmet şu an burada olmayabilir.
— Ama yalnız değil.
Göktuğ cevap vermedi.
Emir de sustu.
Ben çantamı omzuma taktım.
— Şimdi yolumdan çekilin.
İkisi birkaç saniye daha baktı.
Sonra kenara çekildiler.
Furkan ve Emirhan'la birlikte yürümeye başladım.
Ama kalbim hızlı atıyordu.
Ahmet nerede?
Ve neden Furkan ile Emirhan bunu benden saklıyor?
Tam sınıfa girecekken koridorun diğer ucundan bir ses geldi.
— CEMRE!
Başımı çevirdim.
Damla koşarak bize doğru geliyordu.
Çantasını bir omzuna asmıştı.
Saçları dağılmıştı.
Nefes nefese kalmıştı.
Yanımıza gelir gelmez koluma girdi.
— Seni arıyordum!
Şaşırdım.
— Ne oldu?
— Hadi sınıfa gidelim.
— Neden?
Damla önce Furkan'a baktı.
Sonra Emirhan'a.
İkisinin yüzündeki ifadeyi fark etti.
Kaşlarını çattı.
— Bir şey mi oldu?
Furkan hemen:
— Yok.
Damla gözlerini kıstı.
— Siz bugün niye böyle davranıyorsunuz?
Emirhan:
— Hiç.
Damla bana döndü.
— Sen de mi bir şey bilmiyorsun?
Başımı iki yana salladım.
— Hayır.
Damla kolumu biraz daha sıkı tuttu.
— Tamam. O zaman sınıfa gidiyoruz.
— Damla...
— Sonra konuşuruz.
Beni çekiştirerek sınıfa götürmeye başladı.
Ben yürürken bir kez daha arkamı döndüm.
Furkan ve Emirhan hâlâ koridordaydı.
İkisi de bana bakıyordu.
İçimdeki o garip his daha da büyüdü.
Kesinlikle bir şey vardı.
Ve ben...
Ne olduğunu öğrenmeden rahat etmeyecektim.
(Cemre’nin anlatımıyla)
Teneffüs zili çaldığında sınıftan herkes yavaş yavaş dışarı çıkmaya başladı.
Ben yerimden kalkmadım.
Damla yanıma geldi.
— Kantine geliyor musun?
Başımı kaldırdım.
— Hayır.
— İyi misin?
— Değilim.
Damla bir şey söyleyecek gibi oldu ama vazgeçti.
Çünkü gözlerimin sürekli Furkan ve Emirhan'a kaydığını fark etmişti.
İkisi sınıfın diğer tarafında konuşuyordu.
Birbirlerine bakıp duruyorlardı.
Sanki benden bir şey saklıyorlardı.
Artık emindim.
Ayağa kalktım.
— Furkan.
Furkan döndü.
— Efendim?
— İkiniz de buraya gelin.
Emirhan bana baktı.
— Ne oldu?
— Gelin dedim.
Sesim sakindi.
Ama içim hiç sakin değildi.
Furkan ve Emirhan yanıma geldi.
Damla da birkaç adım geride kaldı.
Ben doğrudan Furkan'a baktım.
— Ahmet nerede?
Furkan sustu.
— Sana sabah söyledim.
— Uyuyor dedin.
— Evet.
— Ama uyumuyor.
Emirhan hemen:
— Cemre...
— Sen sus.
Emirhan sustu.
Furkan derin bir nefes aldı.
— Cemre, şimdi burada konuşmasak?
— Hayır.
Sesim yükseldi.
— Burada konuşacağız.
Sınıfta birkaç kişi bize bakmaya başladı.
Umurumda değildi.
— Sabah evde yoktu.
Furkan gözlerini kaçırdı.
— Sonra okulda da yok.
— Çünkü...
Furkan sustu.
— Çünkü ne?
Cevap gelmedi.
— Furkan, bana bak.
Furkan başını kaldırdı.
Gözlerinin içine baktım.
— Ahmet nerede?
Furkan dudaklarını birbirine bastırdı.
— Cemre...
— Nerede?
Bu kez sesim titremişti.
Emirhan araya girdi.
— Kafasını toparlamak için biraz uzaklaşmak istedi.
Bir an hiçbir şey anlamadım.
— Ne?
Emirhan devam etti.
— Bir süre buralardan uzaklaşmak istedi.
Kalbim sanki bir anda durdu.
— Nereye?
Sessizlik.
— Nereye gitti?
Furkan:
— Bunu söyleyemeyiz.
Gözlerim doldu.
— Neden?
— Çünkü ona söz verdik.
— Kime?
— Ahmet'e.
Başımı iki yana salladım.
— Hayır...
Gözlerimden yaşlar süzüldü.
— Hayır, hayır...
Bir adım geri çekildim.
— Siz biliyordunuz.
Kimse cevap vermedi.
— Siz biliyordunuz!
Sesim sınıfta yankılandı.
Furkan:
— Cemre, sakin ol.
— Nasıl sakin olayım?!
Gözyaşlarım artık durmuyordu.
— Gece evden çıkmış!
Furkan başını eğdi.
— Evet.
— Ben aynı evde uyurken...
Sesim kırıldı.
— Ahmet evden çıkmış.
Emirhan:
— Cemre...
— Bana söylemeden!
Bir an nefes alamadım.
Elimi göğsüme götürdüm.
— Dün bana mesafe istediğini söyledi.
Gözlerimi sildim.
— Ben de tamam dedim.
Sesim gittikçe yükseliyordu.
— Ama böyle gideceğini bilmiyordum!
Furkan bana doğru bir adım attı.
— Cemre, Ahmet'in amacı seni üzmek değildi.
— Ama üzdü!
Furkan sustu.
— Hem de nasıl üzdü!
Başımı iki yana salladım.
— Ben onu durdururdum.
Emirhan:
— Belki de tam olarak bu yüzden söylemedi.
Başımı kaldırıp ona baktım.
— Ne demek istiyorsun?
Emirhan sustu.
— Söyle.
— Cemre...
— Söyle!
Emirhan derin bir nefes aldı.
— Seni görünce gitmekten vazgeçebileceğini düşündü.
Bu cümle beni tamamen dağıttı.
Gözlerimi kapattım.
Bir damla yaş yanağımdan süzüldü.
— Demek...
Sesim neredeyse fısıltıya dönmüştü.
— Demek beni bırakıp gitmeyi seçti.
Furkan hemen:
— Öyle düşünme.
— Nasıl düşüneyim?!
Bir anda bağırdım.
— Ben onun yanında olmak istedim!
Sınıftaki herkes sustu.
— Hep yanında olmak istedim!
Sesim titriyordu.
— Kızdım, evet!
— Bağırdım!
— Hatalıydım!
Gözyaşlarımı sildim.
— Ama hiçbir zaman onu bırakmak istemedim!
Furkan:
— Cemre...
— Siz ne yaptınız?
İkisine birden baktım.
— O giderken arkasından baktınız.
Furkan'ın gözleri doldu.
— Ona engel olmadık.
— Neden?
— Çünkü karar vermişti.
— Ve siz bunu kabul ettiniz.
Emirhan başını eğdi.
— Evet.
Bir süre hiçbirimiz konuşmadık.
Sonra ben Emirhan'a doğru yürüdüm.
— Sen onun kardeşisin.
Emirhan başını kaldırdı.
— Biliyorum.
— Onu durdurabilirdin.
— İstesem de durduramazdım.
— Ama en azından bana söyleyebilirdin!
Emirhan:
— Söz verdim.
— Söz mü?!
Sesim çatladı.
— Bana karşı verdiğin sözden daha mı önemliydi onun sözü?
Emirhan cevap vermedi.
Bir anda öfkem taştı.
Yaklaşıp Emirhan'ın yakasından tuttum ve onu geriye doğru ittirdim.
Emirhan dengesini toparlayıp bana baktı.
Furkan hemen aramıza girdi.
— Cemre!
— Bırak beni!
— Yeter!
Emirhan bana bakıyordu.
Ben ağlamaya devam ediyordum.
— Nereye gitti?!
— Söyleyemem.
— Söyle!
— Cemre...
— NEREYE GİTTİ?!
Emirhan başını iki yana salladı.
— Söylemeyeceğim.
Bir an öylece kaldım.
Sonra gözyaşlarım yeniden aktı.
— Peki.
Çantamı sıradan aldım.
— Ben Ahmet'i bulurum.
Furkan:
— Cemre, dur.
— Ya ben Ahmet'i bulurum...
Kapıya doğru yürüdüm.
Sonra dönüp ikisine baktım.
— Ya da siz onu buraya getirirsiniz.
Furkan'ın yüzü düştü.
Emirhan hiçbir şey söylemedi.
— Ama bana nereye gittiğini söylemeyeceksiniz, öyle mi?
Sessizlik.
Başımı salladım.
— Tamam.
Kapıya doğru yürüdüm.
— O zaman ben de kendim bulurum.
Furkan arkamdan:
— Cemre!
Durmadım.
Kapıyı açtım.
Tam koridora çıktığım sırada ileriden iki kişiyi gördüm.
Adem.
Ve Eftel.
Adem'in üzerinde hastane çıkışında verilen kıyafetler vardı.
Eftel yanında yürüyordu.
İkisi de bize doğru geliyordu.
Adem uzaktan bile sınıftaki havayı fark etmişti.
— Ne oluyor burada?
Kimse cevap vermedi.
Ben gözyaşlarımı silmeye çalıştım.
Eftel bana baktı.
Sonra Furkan'a.
Sonra Emirhan'a.
— Neden herkes böyle?
Adem birkaç adım daha yaklaştı.
— Cemre?
Ona baktım.
Gözlerim yeniden doldu.
— Adem...
Adem'in yüzündeki ifade değişti.
— Ne oldu?
Cevap veremedim.
Furkan sessizce:
— Ahmet gitti.
Adem durdu.
Eftel şaşkınlıkla Furkan'a baktı.
— Ne?
Adem'in yüzü ciddileşti.
— Biliyorum.
Ben ona döndüm.
— Sen biliyor muydun?
Adem birkaç saniye sustu.
Sonra:
— Evet.
Gözlerim yeniden doldu.
— Sen de mi?
Adem bana doğru geldi.
— Cemre...
— Sen de biliyordun.
Adem başını eğdi.
— Evet.
Bir süre ona baktım.
Sonra sesim titreyerek:
— Nereye gitti?
Adem cevap vermedi.
— Adem...
— Söyleyemem.
Gözlerimi kapattım.
Artık kimsenin bana söylemeyeceğini anlamıştım.
Ama bir şeyi de çok iyi biliyordum.
Ahmet nereye gittiyse...
Ben onu bulacaktım.
Ne kadar sürerse sürsün.
Ve onu geri getirecektim.
(Furkan’ın anlatımıyla)
Cemre'nin arkasından kapı kapanınca sınıfta birkaç saniye kimse konuşamadı.
Herkes birbirine bakıyordu.
Emirhan hâlâ olduğu yerde duruyordu.
Adem ise birkaç adım gerideydi.
Eftel'in yüzünde ise ne olduğunu anlamaya çalışan bir ifade vardı.
— Ne oldu?
Kimse cevap vermedi.
Eftel kaşlarını çattı.
— Neden kimse konuşmuyor?
Adem derin bir nefes aldı.
— Ahmet gitti.
Eftel'in yüzündeki ifade bir anda değişti.
— Ne?
— Dün gece evden çıktı.
Eftel birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.
— Nereye?
Emirhan başını eğdi.
— Söylemedi.
Eftel doğrudan kardeşine baktı.
— Sen biliyorsun.
Emirhan cevap vermedi.
— Emirhan.
— Biliyorum.
— Nereye gitti?
— Söyleyemem.
Eftel'in gözleri büyüdü.
— Siz ciddi misiniz?
Adem:
— Kafasını toparlamak için uzaklaşmak istedi.
Eftel başını iki yana salladı.
— Ve siz bunu kabul ettiniz?
Ben araya girdim.
— Eftel...
— Hayır, Furkan.
Sesi titriyordu.
— Cemre biliyor mu?
Başımı eğdim.
— Yeni öğrendi.
Eftel'in yüzü düştü.
— O yüzden mi ağlıyordu?
— Evet.
Eftel hemen kapıya baktı.
— Nereye gitti?
Emirhan:
— Bilmiyoruz.
Eftel ona baktı.
— Yalan söyleme.
— Yalan söylemiyorum.
— Ahmet'in nereye gittiğini biliyorsun!
— Ama söyleyemem.
Eftel gözlerini kapattı.
Sonra bir anda arkasını dönüp koridora koştu.
— Eftel!
Peşinden çıkmak istedim ama Adem koluma dokundu.
— Bırak.
— Ama Cemre...
— Eftel onun yanına gitsin.
Emirhan da koridora baktı.
— Umarım yetişir.
Birkaç dakika sonra sınıfın kapısı yeniden açıldı.
Cemre çıktı.
Yüzü gözyaşları içindeydi.
Çantasını omzuna atmıştı.
Adımları hızlıydı.
Sanki bir yere yetişmeye çalışıyordu.
Eftel arkasından koşuyordu.
— Cemre!
Cemre durmadı.
— Cemre, bekle!
Eftel sonunda koluna yetişti.
— Ne oldu?
Cemre dönüp ona baktı.
Bir an ikisi de sustu.
Eftel'in gözleri doldu.
— Ahmet mi?
Cemre başını salladı.
Eftel onu hemen kendine çekti.
Ama Cemre birkaç saniye sonra ayrıldı.
— Onu bulacağım.
Eftel:
— Ne?
— Ahmet'i bulacağım.
Sesi kararlıydı.
Tam o sırada ben, Emirhan ve Adem de yanlarına gittik.
Cemre bizi görünce yeniden öfkelendi.
— Siz de gelmeyin peşimden.
Adem:
— Cemre, sakin ol.
— Sakin olamam!
Ben koluna hafifçe uzandım.
— Cemre, nereye gittiğini bilmiyorsun.
Kolunu çekti.
— Öğrenirim.
— Nasıl?
— Bir yolunu bulurum.
Emirhan:
— Cemre, dur.
— Hayır.
Emirhan önüne geçti.
— Bunu tek başına yapamazsın.
Cemre ona baktı.
— Ahmet yapabiliyor da ben mi yapamıyorum?
Emirhan sustu.
Cemre'nin gözlerinden yaşlar akıyordu.
— O beni korumak için her şeyi tek başına yaptı.
— Şimdi ben onu bulacağım.
Ben tekrar koluna uzandım.
— Cemre, yapma.
Cemre beni de itti.
— Bırak beni!
— Seni tutmaya çalışıyorum çünkü böyle gitmeni istemiyorum.
— Ben de onu yalnız bırakmak istemiyorum!
Sesi koridorda yankılandı.
Bir anda herkes sustu.
Cemre başını iki yana salladı.
— Siz anlamıyorsunuz.
Gözyaşlarını sildi.
— Hepiniz onun yalnız kalmasına izin verdiniz.
Adem:
— Cemre, bu onun kararıydı.
Cemre Adem'e döndü.
— Ve ben o kararı değiştireceğim.
Adem cevap vermedi.
Cemre devam etti:
— Nereye gittiyse gitsin.
— Ne kadar uzağa gittiyse gitsin.
— Bir hafta mı?
Başını salladı.
— Bir hafta beklemeyeceğim.
Ben:
— Cemre...
— Ben Ahmet'i bulacağım.
Emirhan:
— Nereye gittiğini bilmiyorsun.
— Öğreneceğim.
— Söylemeyeceğiz.
Cemre gözlerini Emirhan'a dikti.
— O zaman ben bulurum.
Bir adım geri çekildi.
— Ama şunu unutmayın.
Hepimize tek tek baktı.
— Ahmet geri dönene kadar peşini bırakmayacağım.
Sonra bana döndü.
— Siz onu benden saklayabilirsiniz.
Emirhan'a baktı.
— Bana yalan söyleyebilirsiniz.
Adem'e baktı.
— Ama beni durduramazsınız.
Tam o sırada koridorun diğer ucundan hızlı adımlar duyuldu.
Damla koşarak geliyordu.
— Cemre!
Cemre başını çevirdi.
Damla yanına gelir gelmez nefes nefese:
— Ne oldu?
dedi.
Cemre cevap veremedi.
Damla onun yüzüne baktı.
Gözyaşlarını görünce ifadesi değişti.
— Ahmet mi?
Cemre sadece başını salladı.
Damla hiç düşünmeden ona sarıldı.
Eftel de hemen yanlarına geldi.
Cemre iki tarafında kalan kızların arasında kaldı.
Damla bir kolunu,
Eftel diğer kolunu sardı.
Cemre sonunda kendini bıraktı.
Başını Eftel'in omzuna yasladı.
Ağlamaya başladı.
Eftel saçlarını okşadı.
— Tamam...
Damla da:
— Buradayız.
dedi.
Cemre'nin sesi ağlamasının arasından çıktı.
— Onu bulacağım...
Eftel gözlerini kapattı.
— Biliyorum.
— Ne kadar sürerse sürsün...
Damla onu daha sıkı tuttu.
— Tamam.
Cemre gözlerini kapattı.
— Onu geri getireceğim.
Biz birkaç adım ötede sessizce onları izliyorduk.
Adem başını eğmişti.
Emirhan'ın yüzü düşmüştü.
Ben ise sadece tek bir şey düşünüyordum.
Ahmet...
Umarım gerçekten kendine iyi gelmesi için gitmişsindir.
Çünkü burada seni bekleyen insanlar var.
Ve o insanların içinde...
Cemre artık seni bulmaya kararlıydı.
(Ahmet’in anlatımıyla)
Otele geldiğimde saat sabahın erken saatleriydi.
Resepsiyondaki işlemleri hallettikten sonra odama çıktım.
Çantamı yatağın üzerine bıraktım.
Oda küçüktü.
Bir yatak.
Bir masa.
Bir sandalye.
Küçük bir televizyon.
Pencerenin önünde şehir manzarası.
Hepsi bu kadardı.
Çantamı açtım.
Kıyafetlerimi dolaba yerleştirdim.
Sonra yatağın kenarına oturdum.
Telefonumu çıkardım.
Ekrana baktım.
Mesaj yoktu.
Bir süre telefon elimde kaldı.
Sonra ekranı kapattım.
Buraya bunun için geldim.
Düşünmek için.
Kimseyle uğraşmamak için.
Biraz yalnız kalmak için.
Ama yalnız kalınca düşüncelerimin susacağını sanmıştım.
Yanılmıştım.
Cemre aklımdan çıkmıyordu.
Adem.
Eftel.
Furkan.
Emirhan.
Hepsi.
Bir süre sonra yatağa uzandım.
Gözlerimi kapattım.
Uyumaya çalıştım.
Ama uyuyamadım.
Saatler geçti.
Ne yaptığımı bile anlamadan tavana bakıp durdum.
Sonra telefonumu tekrar elime aldım.
Saat:
13.49
Ekrana bakarken telefonum çaldı.
Arayan:
Furkan
Kaşlarımı çattım.
Görüntülü aramaydı.
Bir an açmak istemedim.
Sonra açtım.
Ekranda Furkan vardı.
Ama yalnız değildi.
Emirhan da yanındaydı.
Ve...
Adem.
Hastaneden yeni çıkmış olmasına rağmen o da görüntülü aramaya katılmıştı.
— Ne oluyor?
Furkan yüzüme baktı.
— Konuşmamız lazım.
— Ne oldu?
Emirhan sessizdi.
Adem de ciddi görünüyordu.
İçime kötü bir his çöktü.
— Bir şey mi oldu?
Furkan derin bir nefes aldı.
— Cemre öğrendi.
Bir an hiçbir şey söylemedim.
— Ne?
— Cemre öğrendi.
Başımı eğdim.
Gözlerimi kapattım.
— Nasıl?
— Sabah fark etti.
Emirhan araya girdi.
— Evde olmadığını anladı.
— Sonra?
Furkan:
— Okulda bizi sıkıştırdı.
Adem devam etti:
— Her şeyi anlattık.
Başımı kaldırdım.
— Her şeyi mi?
— Evet.
Bir süre sessiz kaldım.
— Nerede olduğumu söylediniz mi?
Üçü de aynı anda:
— Hayır.
Biraz rahatladım.
Ama içimdeki huzursuzluk geçmedi.
— Başka?
Furkan bana baktı.
— Ağladı.
Kalbim sıkıştı.
— Ne kadar?
— Çok.
Gözlerimi kapattım.
Biliyordum.
Böyle olacağını biliyordum.
Emirhan:
— Çok sinirlendi.
— Bana mı?
— Hepimize.
Başımı iki yana salladım.
— Size kızmakta haklı.
Furkan:
— Bize bayağı kızdı.
— İyi yapmış.
Emirhan kaşlarını çattı.
— Ahmet...
— Ne?
— Bizi de suçladı.
— Çünkü suçlusunuz.
Furkan:
— Sen de mi kızgınsın?
— Evet.
— Neden?
Sesim yükseldi.
— Çünkü ona söylemeyin dedim ama onu bu kadar üzün demedim!
Üçü de sustu.
Derin bir nefes aldım.
— Cemre ağladı mı?
Furkan başını salladı.
— Evet.
— Çok mu?
— Evet.
Gözlerimi kapattım.
Bir süre konuşamadım.
Sonra:
— Ne söyledi?
Adem cevap verdi.
— Seni bulacağını söyledi.
Kalbim daha da sıkıştı.
— Ne?
— Seni bulacağını söyledi.
Furkan devam etti:
— Ne kadar uzağa gidersen git, seni bulacağını söyledi.
Başımı iki elimle tuttum.
— Allah kahretsin...
Emirhan:
— Bayağı kararlı.
— Biliyorum.
— Bize de bayağı kızdı.
— Tahmin edebiliyorum.
Furkan:
— Seni geri getireceğini söyledi.
Bu kez başımı kaldırdım.
— Ne?
— Seni geri getireceğini söyledi.
Sessiz kaldım.
Bir süre ekrana baktım.
Sonra istemsizce güldüm.
Ama gözlerim dolmuştu.
— İnatçı...
Adem hafifçe gülümsedi.
— Evet.
Başımı eğdim.
— Bana kıyamıyor.
Furkan:
— Sen de ona kıyamıyorsun.
Cevap vermedim.
Çünkü haklıydı.
Ben ona nasıl kıyayım?
Ben onun ağladığını duyunca burada nasıl oturayım?
Ben onu nasıl bırakayım?
Bir süre sessiz kaldım.
Sonra ayağa kalktım.
Furkan şaşırdı.
— Ne yapıyorsun?
— Dönüyorum.
Emirhan:
— Ne?
— Dönüyorum.
Adem:
— Ahmet, daha yeni geldin.
— Biliyorum.
Çantama baktım.
— Ama burada kalamam.
Furkan:
— Daha birkaç saat oldu.
— Farkındayım.
Telefonu masaya koydum.
— Ama Cemre ağlıyorsa ben burada oturamam.
Emirhan:
— Bir hafta kalacağını söylemiştin.
— Plan değişti.
Adem:
— Emin misin?
Başımı salladım.
— Evet.
Furkan bana baktı.
— Peki Cemre'ye ne diyeceksin?
Bir an sustum.
Sonra:
— Bilmiyorum.
Gülümsedim.
— Ama önce onu göreceğim.
Adem:
— Otobüs bak.
— Bakacağım.
Furkan:
— Hemen mi?
— Evet.
Çantama doğru yürüdüm.
— Bir şekilde Bursa'ya döneceğim.
Emirhan başını salladı.
— Tamam.
Furkan gülümsedi.
— İşte bizim Ahmet.
Telefonu kapatmadan önce Adem bana baktı.
— Ahmet.
— Efendim?
— Döndüğünde kaçma.
Bir an sustum.
Sonra başımı salladım.
— Kaçmayacağım.
Adem:
— Cemre'yle konuş.
— Konuşacağım.
Furkan:
— Ve bu sefer her şeyi anlat.
Gözlerimi kapattım.
— Anlatacağım.
Telefonu kapattım.
Oda yeniden sessizleşti.
Ama bu sefer yalnızlık eskisi gibi gelmiyordu.
Çünkü artık geri dönmeye karar vermiştim.
Telefonumu açtım.
Otobüs biletlerine bakmaya başladım.
Bir hafta kalırım sanmıştım.
Meğer birkaç saat bile yetmiş.
Pencereye baktım.
— Cemre...
Sessizce söyledim.
— Geliyorum.
Ve o an anladım.
Bazen uzaklaşmak gerçekten nefes almak içindi.
Ama bazen...
İnsanın nefes alabilmesi için geri dönmesi gerekiyordu.