(Eftel'in anlatımıyla)
Okuldan eve geleli iki saat olmuştu.
Evde herkes bir yerlere dağılmıştı ama mutfak bir savaş alanı gibiydi.
Cemre, Furkan’a 48 saattir anlattığımız matematik sorusunu 30. kez anlatıyordu.
Cemre masanın başında, saçlarını geriye atmış, kalemi deli gibi masaya vuruyordu.
Furkan hâlâ boş bakıyordu, anlamıyor gibi görünüyordu.
Cemre sonunda patladı:
— Furkan! 30 KERE ANLATTIM! 48 SAAT OLDU! ANLASANA ŞU SORUYU!
Ben masanın kenarına yaslanmış izliyordum ve içimden “birazdan kıyamet kopacak” diyordum.
Ahmet ve Adem içeriden kahkaha atıyorlardı.
Cemre dayanamadı:
— Emirhan’ı çağırın! Vallahi ben anlatamayacağım artık!
Ben hemen yanına gittim ve sessizce:
— Cemre… biraz sakinleş, sana papatya çayı yapayım, dedim.
Cemre gözlerini devirdi:
— Tamam Eftel, yap… yoksa Furkan’ın defterini parçalarım!
Ben çayı hazırlamak için mutfağa döndüm.
Cemre ise salona doğru yürüyordu, koltuğa oturacak tam o anda…
Furkan’ın sesi yankılandı:
— HEEE! ANLADIM!
Cemre olduğu yerde durdu, ellerini iki yana açtı ve bağırdı:
— ALLAH’IM! SANA DOĞRU GELİYORUM DA!
Sonra Furkan’a döndü:
— LAN! BU SORUYU SANA 30 KERE ANLATTIM! 48 SAAT SONRA MI ANLADIN?! BRAVO SANA!
Tam o sırada kapı aralandı, Emirhan içeri girdi:
— Ne bu bağırış? diye sordu.
Cemre ona dönüp hafifçe omuz silkti:
— Furkan 48 saattir bu soruyu anlamıyor…
Cemre koltuğa oturdu, Ahmet ve Adem yan koltukta kahkaha atmaya devam ettiler.
Cemre dayanamadı ve Ahmet’in koluna hafifçe bir tane vurdu:
— Kes gülmeyi!
Ahmet gülümseyip yanına eğildi ve yanağından hafifçe öptü:
— “Tamam tamam… aferin benim sinir küpüme.”
Cemre yüzünü buruşturup gülümsemeyi zor da olsa bastırdı.
Ben papatya çayını hazırlarken içimden düşündüm:
Bu evde bir gün bile normal geçmiyor…