Pazar günü düşündüğümüzden çok daha güzel geçmişti. Evde uzun zamandır hissetmediğimiz bir huzur vardı. Ahmet'in ateşi düşmüş, o kötü titreyişi kalmamıştı. Pazartesi sabahı okul yolunda yürürken artık toparladığı belli oluyordu. Yine de sürekli montunun fermuarıyla oynuyor, sanki hafif bir üşüme hâlâ peşini bırakmamış gibi davranıyordu.
Okula girince herkes savrula savrula sıraya geçti. Biz ise her zamanki düzende oturduk.
Önde ben ve Eftel, arkamızda Adem ve Ahmet. Onların arkasında Furkan ve Emirhan.
Sınıfta hafif bir uğultu vardı. Kimisi hafta sonunu anlatıyordu, kimisi yarı uykulu yüzünü kitabın arkasına saklamıştı.
Tam çantamı açıyordum ki kapı açıldı.
Müdür içeri girdi.
Müdür:
— Günaydın çocuklar. Önemli bir duyurum var.
Sınıf bir anda tamamen sessizleşti.
Müdür:
— Cuma günü deneme sınavı yapılacak.
Derin bir nefes aldı.
— Ve bu sınava… Ege, Emir, Göktuğ, Doğan ve Şahin de katılacak.
Sınıfın içindeki hava bir anda buz gibi oldu.
Ben istemsizce nefesimi tuttum.
Eftel kaşlarını çatıp, “Of yine mi bunlar…” diye homurdandı.
Arkamdan Ahmet’in hırıltılı bir nefes verdiğini duydum.
Müdür devam etti.
Müdür:
— Bu saatten sonra başka okula kayıt yaptıramadıkları için burada kalmak zorundalar. Pazartesi itibariyle tekrar bizim öğrencimiz oldular.
Sınıftan düşük bir uğultu yükseldi. Hiç kimse “hoş geldiler” havasında değildi.
Müdür:
— Ayrıca bu deneme sonuçları sınıflarınızı belirleyecek. En yüksek puan alanlar A sınıfına yerleştirilecek. Geri kalanlar da B ve C olarak eşit şekilde bölünecek.
Tam o sırada, kapı tıklatılmadan açıldı.
Ege önde, arkasında Göktuğ, Emir, Şahin ve Doğan sınıfa girdiler.
Sanki sahneye çıkmış gibiydiler—güvenli, rahat, sinir bozucu.
Ege gözlerini direkt bana çevirdi.
Ege:
— Matematikte bol şans.
Söylerken o kendini beğenmiş gülümsemesini saklamıyordu. Sanki “başaramazsın” demenin havalı bir yolunu bulmuş gibiydi.
Tam cevap verecekken Damla lafa girdi.
Yana eğilip Ege’ye sert bir bakış attı.
Damla:
— Bence sen ona bol şans dilesen daha mantıklı olur, Ege.
Elini kaldırıp beni işaret etti.
— Bu kızın 8. sınıfta aldığı en düşük matematik sonucu 18-2’ydi.
Sınıf bir anda sessizleşti.
Damla devam etti:
— Yani boşa konuşuyorsun.
Ege’nin yüzündeki ifade bir anlığına bozuldu ama toparlamaya çalıştı.
Bu defa Elif söze girdi.
Tonlaması sakin, ama cümleleri keskin ve nettindi.
Elif:
— Boşa kürek çekmeye devam edebilirsiniz.
Gözlerini tek tek Ege, Emir, Göktuğ üstünde gezdirdi.
— Ama sizi A sınıfında görmek… bana biraz hayal gibi geliyor.
Arkamdan Ahmet’in eli sıraya hafifçe vuruldu.
Adem başını kaldırıp hafifçe güldü.
Eftel ise daha sert konuştu:
Eftel:
— Cuma günü gelsin, kim hayal kim gerçek, çok net göreceğiz.
Ben gülümsememi tutamadım. İçimde bir sıcaklık vardı; yalnız olmadığımı, bu sefer herkesin arkamda durduğunu hissediyordum.
Ahmet eğilip kulağıma fısıldadı:
Ahmet:
— Konuşsunlar. A sınıfına çıkacak olan biziz. Onlar hâlâ rüya görüyor.
Ders zili çaldı.
Öğretmen içeri girdi, defterler açıldı.
Ama herkesin aklında tek bir şey vardı:
Cuma günü yapılacak hesaplaşma.
Ve bu sefer…
Kimse eskisi gibi sessiz kalmayacaktı.