— Cemre’nin Anlatımı —
Son iki gündür Ahmet’in yüzünde tarif edemediğim bir gölge var. Yanına her gittiğimde gözlerini kaçırıyor, bir şey söyleyecek gibi oluyor ama dili dönmüyor. İçimde bir sıkıntı, sanki yaklaşan bir şey varmış hissi… Halbuki cumartesi olmasına rağmen her şey normal görünmeli. Ama Ahmet’in yüzündeki o solgun, uykusuz ifade… içimi kemiriyor.
Ben düşüncelere gömülmüş halde telefonumla oynarken Damla’dan mesaj düştü.
“Cemreee 20.00’da antrenman var okulun spor salonunda.
10 dakikaya Elif’le ordayız, sizi alıp okula geçicez.
Oradan da bize geçeriz – bakım, film, her şey bizdee.”
Derin bir nefes aldım.
“Tamammm.” yazdım sadece.
Eftel’le hazırlanıp aşağı kata indik. Bizimkiler salonda oturmuş Türkiye–Bulgaristan maç özetine dalmış yorum yapıyorlardı. Evdeki o sıcak, hafif gürültülü ortam bir anlığına içimi rahatlattı.
Adem başını kaldırdı.
“Ee kızlar, nereye?”
Eftel ayakkabısını bağlarken cevapladı:
“Hocam 6 gün sonra maçımız var. Hafif tempo antrenman yapıcaz. Sonra Damla’larda toplanıcaz, gece film falan…”
Herkes tamam der gibi başını salladı ama ben Ahmet’in yüzüne baktım. Bir an bile bana bakmadı. Omuzları düşmüş, elleri birbirine kenetlenmişti.
Yanına gidip sessizce eğildim.
“Ahmet… anlatmayacak mısın? Bak gerçekten yardımcı olmak istiyorum.”
Gözlerimi bile açamadı bana.
Sadece sessizlik.
İçim acıdı.
“Peki,” dedim, titreyen bir sesle.
“Anlatma. Ama… sen anlatana kadar seninle tek kelime etmeyeceğim.”
Arkamı dönüp kapıya yürüdüm. Kapıyı kapattığım an içimde bir şey kırıldı.
Dışarı çıktığımızda Elif’in siyah BMW’si kapının önünde duruyordu. Arabaya bindik, gaza bastık ve uzaklaştık.
— Ahmet’in Anlatımı —
Kapı kapanır kapanmaz içimde bir şey düştü. Cemre’nin sesi hâlâ kulağımda çınlıyordu.
“Sen anlatana kadar seninle konuşmayacağım…”
Elimi yüzüme sürdüm. O kabusun ağırlığı iki gündür tepemde öküz gibi oturuyor. Ne uykum var, ne huzurum… Anlatamıyorum da. Çünkü anlatsam bile kimse o karanlığı hissedemez.
Adem omzuma hafifçe vurdu.
“Helal olsun… kızı da üzdün ya. Bravo Ahmet.”
O an beynimde bir şey koptu. Sanki içimde sıkışan öfke artık duracak yer bulamadı.
“Adem sus,” dedim.
Ama susturamadım.
Adem devam etti.
“Valla tebrik ederim. Kız resmen gözünün içine bakıyor, sen taş gibi…”
Birden ayağa kalktım.
“Benim ne yaşadığımı bilmiyorsun!”
Adem şaşırdı.
“Tamam da—”
“Ben… iki gecedir uyuyamıyorum!” sesim çatladı, elim titredi.
“Ben o kabusu kimseye yaşatmam. Ama sen… sen beni anlamak yerine üstüme geliyorsun!”
Adem’in yüzü düştü.
“Tamam, özür… özür dilerim. Kırmak istemedim.”
Başımı salladım.
“Sen hâlâ anlamıyorsun Adem. Ben anlatamam… çünkü anlatsam bile o anı hissedemezsin.”
Bir süre oturup televizyonda maçı izledik, herkes sessizdi. Saat neredeyse 20.30 olmuştu ki yukarıdan sert bir cam kırılma sesi geldi.
Dördümüz aynı anda irkildik.
Adem kalktı.
“Ne oluyor lan yukarıda?!”
Ben Furkan’a baktım, Furkan Emirhan’a.
Hiç konuşmadan birlikte merdivenlere koştuk.
Yukarı çıktığımızda gözlerim büyüdü.
Koridorun ortasında Şahin, Doğan ve Ege – Emir ve Göktuğ birbirine girmişti.
Yerler cam kırıklarıyla doluydu.
Bağırışlar, küfürler… bir adım daha attık.
O anda Göktuğ’un yüzünde tanıdığım o pis sırıtış vardı.
— Cemre’nin Anlatımı —
Spor salonunda müzik açmıştık. Damla ellerini ısıtmak için parmaklarını çıtlatıyor, Elif topu sektiriyordu. Ben de telefonumu bir kenara koyup TikTok için voleybol videosu çekiyordum. Hepimiz kahkahalarla ısınıyorduk.
Hiçbir şeyden haberimiz yoktu.
Hiçbir şeyden.
— Ahmet’in Anlatımı —
Bir anda Ege bana döndü.
“Bakıyorum hâlâ hayattasın Ahmet,” dedi alayla.
Furkan ileri atıldı ama Göktuğ tek hamlede Furkan’ı duvara yapıştırdı.
Ardından Emirhan da sağ kroşeyle yere indirildi.
İkisini de öyle bir dövdüler ki…
Bir dakika bile sürmedi.
Baygın gibiydiler. Ağızlarından kan sızıyordu.
Ben ve Adem öne atıldık ama hareket edemeden Göktuğ arkamdan kolumu tuttu, Ege de Adem’i.
“Artık sıra sizde…”
Her şey saniyeler içinde karardı.
Kollarımız tutuldu, sürüklendik.
Bağırmaya çalıştım ama boğazımda kaldı.
Son hatırladığım şey, kapının dışına çekilirken Furkan’ın kanlı elinin havaya kalkıp düşüşüydü.
— Cemre’nin Anlatımı —
Saat tam 00.00 olmuştu.
Antrenmandan çıkmış, Damla’nın evine gelmiştik. Sırayla duş aldık, bakım yaptık, film izledik. Gülüp eğleniyorduk.
Her şey… olması gerektiği gibi görünüyordu.
Anahtarı çıkardım, kapıyı açtım.
Ev sessizdi.
“Çocuklar?” diye seslendim.
Cevap yoktu.
Meraklanıp yukarı çıkarken kalbim hızlandı.
Adımlarım hızlandı.
Eftel arkamdan “Cemre bekle!” diye seslendi ama durmadım.
Merdivenin tepesine geldiğimde dizlerimin bağı çözüldü.
Koridorun ortasında…
Furkan ve Emirhan yerdeydi.
Ağızları kan içinde, baygın, kıpırdamadan yatıyorlardı.
Nefesim kesildi.
“AHMET?!” dedim titreyen bir çığlıkla.
Tüm dünya bir anda başıma yıkıldı