Sabah okulun kapısından içeri adım attığımız anda havadaki gerginlik tenimize işledi.
Şahin ve Doğan, kapının hemen yanında durmuş bizi izliyordu.
Sanki tüm gece bizi beklemişlerdi.
Ahmet’in omzu anında kasıldı.
Biz yanlarından geçerken Şahin alaylı bir sesle konuştu:
Şahin:
“Günaydın kahramanlar. Özellikle sen… Ahmet.”
Ahmet durdu.
Gözleri karardı, çenesindeki kaslar gerildi.
Ahmet:
“Hayırdır? Sabah sabah neyin gerginliği bu?”
Doğan öne çıktı, yüzünde alaycı bir sırıtış vardı.
Doğan:
“Sana bir şey hatırlatmak istedim. Ölmeye çok yaklaşmıştın ya… alış bize. Daha çok yaklaşacaksın.”
Ahmet’in nefesi kesildi.
Ben bile irkildim.
Ahmet ilerledi ama Furkan hemen koluna yapıştı.
Furkan:
“Ahmet dur! Sakın!”
Ahmet sıyrılmaya çalıştı, gözleri ateş gibiydi.
Ahmet:
“Bırak lan Furkan! Birkaç laf edeceğim!”
Furkan daha sıkı tuttu, sesi sertleşti.
Furkan:
“Etmeyeceksin. Çünkü bu herifler seni kışkırtmak istiyor.”
Şahin başıyla bizi süzdü.
Şahin:
“Okula girer girmez bu kadar sinir… daha gün yeni başlıyor. Artısı var.”
Ahmet’in sabrı çatırdıyordu.
Sonunda Furkan kolundan çekip onu bizden uzaklaştırdı.
Şahin ve Doğan geride kahkaha atarak yürüdü.
Ben derin bir nefes aldım.
Günün daha başında bu şekilde başlaması hiç iyi değildi.
(Eftel-Adem)
Teneffüs olduğunda Adem hâlâ öfkeliydi.
Eftel bunu fark eder etmez kolundan tuttu.
Eftel:
“Gel benimle.”
Adem şaşırsa da itiraz etmedi.
Koridorun en sonuna, kullanılmayan boşluğa getirdi onu.
Orada kimse yoktu.
Sadece ikisinin nefesi.
Adem duvara yaslandı, gözleri hâlâ parlıyordu.
Adem:
“Ben var ya… o herifin suratını—”
Eftel bir anda onun yüzünün iki yanını tuttu.
Eftel:
“Yeter! Sen kendini tehlikeye atacaksın diye sabaha kadar uyuyamıyorum.”
Adem dondu.
Bu cümlenin ağırlığı onu susturdu.
Eftel devam etti, sesi biraz daha titrek:
Eftel:
“Sen bir şey yaşarsan… ben ne yapacağım?”
Adem’in nefesi anında değişti.
Eftel’in yüzüne doğru eğildi.
Adem:
“Ben seni hiç üzmek istemem…”
Eftel gülümsedi.
Bir adım yaklaştı.
Adem onun yanağına dokundu.
Adem:
“Gel buraya.”
Ve dudakları buluştu.
İlk başta yavaş… temkinli… ama sonra Adem onu belinden çekip kendine bastırınca öpüşme derinleşti.
Eftel ellerini Adem’in boynuna doladı.
Sanki dışarıdaki bütün gerginlik kayboldu; sadece ikisinin nefesi vardı.
Dakikalarca birbirlerinden ayrılamadılar.
Sonunda nefes nefese ayrıldıklarında Adem alnını onun alnına yasladı.
Adem:
“Sen varken başka hiçbi’ şey umrumda değil.”
Eftel hafifçe gülümsedi.
Eftel:
“Bence de.”
(Cemre-Ahmet)
Sınıf tamamen boştu.
Ahmet masanın kenarına oturmuş, parmaklarını birbirine kenetlemişti.
Bir şey düşünüp durduğu çok belliydi.
Yanına gittim.
Cemre:
“Yine huzursuzsun.”
Ahmet gözlerini bana çevirdi, omuzları yavaşça düştü.
Ahmet:
“Şahin’in söyledikleri… Doğan’ın bakışları… yani… bilmiyorum. Sanki bir şey olacakmış gibi.”
Ben onun yanında durup elimi koluna koydum.
Cemre:
“Sana bir şey olursa… ben ne yaparım biliyor musun?”
Ahmet şaşırdı.
Gözleri bir anda yumuşadı.
Ahmet:
“Bana bir şey olmayacak. Sen yanımdayken hiç olmaz.”
Bu cümle içimi eritti.
Cemre:
“Yanındayım işte.”
Ahmet yavaşça ayağa kalktı, bana doğru iki adım attı.
Ahmet:
“Ben de hep yanında olacağım.”
Sustu.
Bir saniye geçti.
İki saniye…
Sonra elini yüzüme götürdü, yanağımı okşadı.
Ahmet:
“Beni böyle bakarak öldürüyorsun.”
Cemre:
“Sende de suç var.”
Ahmet gülümsedi… çok hafif, çok güzel.
Sonra yavaşça eğildi.
Dudaklarıma önce nazikçe dokundu.
Ben ellerimi boynuna sardım.
Öpüşme derinleşti… derinleştikçe Ahmet beni belimden çekti.
Sırtım masaya yaslandı, nefesimiz birbirine karıştı.
Öpüşme dakikalarca sürdü; dışarıdaki sesler tamamen kaybolmuştu.
Sadece ikimiz vardık.
Tam o anda—
Kapı pat diye açıldı.
Furkan:
“Cemre şu matematik sorusuna bakabilir mis— OOOO HOOOP!”
Emirhan da arkasından kafasını uzattı.
Emirhan:
“Ben bir şey görmedim. Benim gözlerim dolu. Körüm ben.”
Ahmet ellerini yüzüne sürdü.
Ahmet:
“Oğlum sizde gram zamanlama yok mu?!”
Furkan gülmekten duramadı.
Furkan:
“Matematik çözmeye geldik, biyoloji pratiğine denk geldik.”
Emirhan:
“Devam edin isterseniz biz kapıyı çalar çıkarız.”
Ahmet kaşlarını kaldırdı:
Ahmet:
“Defolun.”
Furkan kapıdan çıkarken hâlâ konuşuyordu:
Furkan:
“Bir sonraki derste buraya gelirken zil çalmasından 5 dakika sonra geliyorum ki risk almayayım!”
Kapı kapanınca Ahmet derin bir nefes aldı.
Bana döndü, hafif bir gülümseme belirdi.
Ahmet:
“Nerede kalmıştık?”
Ben gülerek:
“Hiçbir yerde.”
Ahmet:
“Hmm… emin misin?”
Ben:
“Evet Ahmet!”
Ama kalbim hâlâ hızlı atıyordu.