İçeriğe geç

AŞK-I NEMNU(DİP HİKAYE)-3

Bölüm 50 · 3 dk okuma

AŞK-I NEMNU(DİP HİKAYE)-3

Bölüm 50

AHCEM

Cemre’nin anlatımıyla

Hastanenin kapısından girerken o tanıdık koku çarptı burnuma.

Temizlik, ilaç ve uykusuzluk.

Emirhan’la yan yana yürüyorduk ama konuşmuyorduk.

Konuşsak da kelimeler yere düşüp kırılacak gibiydi zaten.

Odaya yaklaştıkça sesler gelmeye başladı.

Ahmet’in sesi.

Furkan’ın sesi.

Ve o fazla normal kahkahalar.

Kapıyı ittik.

Eftel yatakta yatıyordu. Rengi hâlâ soluktu ama yaşıyordu.

Bu yetiyordu.

Başucunda Adem vardı. Sandalyeye yarı gömülmüş, ellerini dizlerine koymuştu.

Gözleri bir saniye bile Eftel’den ayrılmıyordu.

Bir an durduk.

Sonra Ahmet bizi fark etti.

Elinde tost vardı.

Ama öyle böyle değil…

İki kat kaşarlı, ağzından uzayan peynirli tost.

Furkan da yanında.

O da tost yiyor.

Sanki pikniğe gelmişler gibi.

“Ha geldiniz mi?” dedi Furkan ağzı doluyken.

Ahmet başını salladı.

“Doktor az önce çıktı. Şimdilik stabil.”

İçimden derin bir nefes verdim.

Eftel’in eline baktım.

Bandajlıydı ama sıcaktı.

“İyi misin?” diye fısıldadım.

Gözlerini hafifçe açtı.

Çok hafif bir gülümseme yaptı.

O an boğazım düğümlendi.

Adem bana baktı.

Sadece başını salladı.

Teşekkür eder gibi. Ya da buradayız der gibi.

Sessizlik çöktü.

Ta ki Furkan tekrar konuşana kadar.

“Elimizden geldiğince moral yapıyoruz,” dedi.

Sonra Ahmet’in elindeki tosta baktı.

“Gerçi,” dedi sırıtıp,

“bu tostlar travma sonrası destek paketi gibi.”

Ahmet gülümsedi.

Ben gülmedim.

Furkan devam etti.

“Yani düşün,” dedi,

“bazılarımız kalp durduruyor, bazılarımız eşofman durduruyor.”

Oda bir an dondu.

Ahmet’in elindeki tost havada kaldı.

Yüzü bir anda sertleşti.

“Furkan,” dedi.

“Gerçekten sırası mı?”

Furkan ağzını açacak gibi oldu ama bu sefer Eftel konuştu.

Sesi kısık ama netti.

“Yeter,” dedi.

“Komik değil.”

Herkes ona döndü.

“Ben buradayım diye,” dedi Eftel,

“her şeyi şakaya vurmak zorunda değilsin.”

Furkan’ın yüzündeki sırıtma söndü.

“Diyecek bir şey yok,” dedi Ahmet sertçe.

O an odanın havası değişti.

Tost kokusu bile ağırlaştı.

Benim içimde ise…

Bir şey çat diye kırıldı.

“Ben tuvalete gideceğim,” dedim.

Sesim sandığımdan daha sakin çıktı.

Kimse bir şey diyemeden kapıya yöneldim.

Çıkarken arkamdan

“Furkan sus artık,” dedi Ahmet’in sesi geldi.

Ama artık duymak istemiyordum.

Kapıyı kapattım.

Koridor sessizdi.

Ve o sessizlik,

arabanın içindekine çok benziyordu.

Ahmet’in anlatımıyla

Cemre odadan çıkar çıkmaz içimde bir şey yerinden koptu.

Furkan’a kızgındım ama asıl mesele o değildi.

Cemre’nin yüzündeki o ifade…

Ben buraya ait değilim der gibiydi.

Peşinden çıktım.

Koridorda yürüyordu.

Omuzları düşüktü.

Tuvaletin kapısına geldi.

Tam kapıyı açacakken kolundan tuttum.

“Cemre.”

Durdu ama bana dönmedi.

“Bırak,” dedi kısık bir sesle.

“Gitme,” dedim.

“Böyle gitme.”

Bir an sessiz kaldı.

Sonra yüzünü bana çevirdi.

Gözleri doluydu.

“Bu konu,” dedi,

“her açıldığında çok mahcup oluyorum.”

Yutkundu.

“Senin bile miden bulanıyor,” dedi.

“Ben fark ediyorum.”

İçim acıdı.

“Elimde değil,” diye devam etti.

“İnsanların bana bakışı değişiyor gibi hissediyorum.”

Bir adım yaklaştım.

“Cemre,” dedim.

“Evet,” dedim dürüstçe,

“mide bulandırıcı bir durumdu.”

Kaşları hafifçe kalktı.

“Ama,” dedim,

“senin sağlığın her şeyden önemli.”

Ellerini tuttum.

“Senin canın sağ olsun,” dedim.

“Gerisi umurumda değil.”

Bir an sustum.

“Ve tuhaf gelecek ama,” dedim,

“bu benim için tatlı bir anı.”

Şaşkınlıkla baktı.

“Çünkü,” dedim,

“sen hayattaydın.”

Sesim alçaldı.

“Ve ben seni kaybetmedim.”

Gözlerinden bir damla yaş aktı.

Düşünmedim.

Sadece eğildim.

Dudaklarım dudaklarına değdi.

Kısa.

Sessiz.

Ama her şeyi anlatan bir öpücük.

Geri çekildiğimizde nefes almayı unutmuştuk.

Alnımı alnına yasladım.

“Bir daha,” dedim fısıltıyla,

“kimsenin seni böyle hissettirmesine izin vermem.”

Cevap vermedi.

Ama elimi daha sıkı tuttu.

Ve bu, her şeye yetti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.