İçeriğe geç

AŞK-I NEMNU(DİP HİKAYE)-3

Bölüm 10 · 3 dk okuma

AŞK-I NEMNU(DİP HİKAYE)-3

Bölüm 10

B-PLANI

(Emirhan’ın Anlatımı)

B Planı’nın adı konmaz. Ama herkes bilir: Birinin canını acıtmak için bağırman gerekmez. Bazen doğru kişiye, doğru anda dokunman yeterlidir.

Ahmet’in telefonu titreşti.

“Buse,” dedi sadece.

Kimse soru sormadı. Çünkü hepimiz biliyorduk: Bu iş ya onunla çözülecekti

ya da hiç çözülmeyecekti.

(Buluşma)

Kafe kalabalıktı ama Ahmet bilinçli seçmişti. Gürültü, gözleri dağıtır.

İnsanları rahatlatır.Buse cam kenarında oturuyordu. Saçları omzuna düşmüştü. Elindeki kahveye bakıyor ama içmiyordu.Ahmet karşısına geçti. Sesini yumuşattı. Bakışlarını kaçırmadı.

“Değişmişsin,” dedi.

“Eskiden böyle sessiz değildin.”

Buse hafifçe gülümsedi.

“Hayat,” dedi.

“İnsanı törpülüyor.”

Ahmet gülümsedi. Bu bir flörttü ama masum değildi. Hesaplıydı.

“Beni hâlâ tanıyorsun,” dedi.

“Ne zaman sustuğumu, ne zaman oynadığımı.”

Buse’nin yanakları hafifçe kızardı.

“Beni mi çözüyorsun?” dedi.

“Hayır,” dedi Ahmet.

“Hatırlıyorum.”

Tam o sırada— Ahmet ayağa kalkarken masaya çarptı.Kahve devrildi.

Sıcak kahve Buse’nin üstüne döküldü.

“Ah!” diye irkildi Buse.

Hızla ayağa fırladı.

“Üstüm mahvoldu,” dedi.

“Tuvalete gitmem lazım.”

Telaşla çantasını sandalyenin arkasına bıraktı ve hızlı adımlarla uzaklaştı.

Ahmet oturmadı bile.Ben yanına geldim. Adem de arkamızdaydı.Çanta açıktı.Ahmet eliyle yokladı.Anahtar.Tek bir anahtar. Ama ağırlığı tanıdıktı.

Adem anahtarı aldı.

“Bu,” dedi sessizce,

“ev.”

Buse geri döndüğünde biz çoktan kafeden çıkmıştık.

(Evin Yolu)

Arabada kimse konuşmadı.Ahmet direksiyondaydı. Adem yanında.

Ben ve Furkan arkadaydık.Herkes aynı şeyi düşünüyorduama kimse söylemiyordu:Bu anahtar bir kapıyı değil, bir sonu açıyordu.

(Ev)

Kapının önünde durduk.Adem anahtarı çıkardı.Kilit tek seferde döndü.

Kapı açıldı.İçeri adım attığımız an—Tıkırtı.Sonra hızlı adımlar.Küçük bir gölge koşarak geldi.Boncuk.Ege’nin köpeği.Kuyruğu deli gibi sallanıyordu Hiç tereddüt etmedi.Doğrudan Ahmet’in üstüne atladı.Ahmet çömeldi.

“Gel buraya oğlum,” dedi.

Boncuk onun yüzünü yaladı. Sonra sakinleşti, yanına sokuldu.O an hepimiz anladık:Ege’nin en kıymetli şeyi para değildi, itibar değildi.Boncuk’tu.

Furkan kapıyı kapattı.

“Bunun yokluğu,” dedi,

“Ege’yi delirtir.”

Adem sessizce ekledi:

“Ve deliren insan hata yapar.”

Ahmet Boncuk’un tasmasını aldı.

“Merak etme,” dedi köpeğe.

“Kimseye zarar gelmeyecek.”

Ama hepimiz biliyordukEge bu eve geldiğinde bir şeyin eksik olduğunu fark edecekti.Ve o eksik onu çökertecekti.

Kapının kilidi ikinci kez döndüğünde saat çoktan geceye kaymıştı.

Boncuk koltuk kenarında yatıyordu; başını kaldırdı, kulakları dikildi.

Adem fısıldadı.

“Biri geliyor.”

Işıklar kapalıydı. Ayakkabı sesi vardı—acele değil, temkinli. Bu acele etmemek, Ege’nin yürüyüşü değildi.Kapı açıldı.Adam içeri girdi. Saçı kırlaşmış, ceketi omzunda. Ege’nin babası.Bir an durdu. Evin sessizliğini dinledi. Sonra ışığı yaktı.Bakışları odayı taradı. Koltuk. Sehpa. Mutfak kapısı.Sonra… Boşluk.Boncuk’un yeri boştu.Adam yavaşça nefes verdi.

Paniklemedi. Bağırmadı.

“Siz misiniz?” dedi, sesi sakin ama sert.

“Çıkın.”

Saklanmanın anlamı yoktu. Ahmet öne çıktı. Arkasından Adem. Ben ve Furkan kapının yanında kaldık.Adam gözlerini Ahmet’ten ayırmadan konuştu.

“Ege neredeyse,” dedi,

“onunla konuşmayacağım. Sizinle konuşacağım.”

Ahmet başını salladı.

“Biz de onu istiyoruz,” dedi.

“Konuşmayı.”

Adam bir adım attı. Boncuk’u gördü—Ahmet’in yanında, tasması elindeydi. Köpeğin kuyruğu yere vurdu.Adamın yüzü ilk kez değişti.

“Dokundunuz,” dedi.

“Yanlış yere.”

Ahmet sakin kaldı.

“Yanlış olan,” dedi,

“çocukların hayatını yakmak.”

Adam sustu. Bir süre etrafa baktı. Sonra sandalyeye oturdu.

“Ne oldu?” diye sordu.

“Baştan anlatın.”

Anlattık. Dolaplar. Boya. Şikâyet. Karakol. Eftel. Cemre. Damla. Elif.

Adam dinledi.Bir kez bile söz kesmedi.Sonunda başını eğdi.

“Ege,” dedi,

“kontrol etmeyi güç sanıyor.”

Ayağa kalktı.Ceketini sandalyenin arkasına astı.

“Boncuk,” dedi,

“Ege’nin zayıf noktası değil.

Benim sorumluluğum.”

Ahmet tasmanın ucunu gevşetti.

“Kimse zarar vermeyecek,” dedi.

“Tek istediğimiz şu:

Şikâyet geri çekilecek.”

Adam gözlerini kapattı. Uzun bir nefes aldı.

“Bu gece,” dedi,

“geri çekiyorum.”

Hepimiz aynı anda baktık.

“Yarın,” diye ekledi,

“avukatla da konuşacağım.

Eftel için ıslah lafı bile edilmeyecek.”

Bir adım attı, Boncuk’u dizlerinin arasına aldı. Köpek hemen sakinleşti.

“Bir şartım var,” dedi.

Ahmet başını salladı.

“Dinliyoruz.”

“Bu,” dedi, Boncuk’un başını okşayarak,

“burada bitecek.

Ege yalnız kalacak ama ezilmeyecek.

Siz de yolunuza bakacaksınız.”

Ahmet kısa bir an düşündü.

“Biz intikam peşinde değiliz,” dedi.

“Kızlar çıksın. O yeter.”

Adam başını salladı.

“Çıkacaklar,” dedi.

“Bu gece.”

Kapıya yürüdük. Çıkarken adam arkamızdan seslendi.

“Ege,” dedi,

“yalnızlığın ne olduğunu öğrenecek.”

Kapı kapandı.Arabaya bindiğimizde kimse konuşmadı. Sadece ben düşündüm:Bazen bir plan en sert yumrukla değil, en ağır sessizlikle kazanılır.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.