Sofrayı topladıktan sonra Züleyhayla oturmuş kara kara düşünüyorduk.
"Sence niye konağa gidiyoruz Züleyha?"
Dedim can sıkıntısıyla. Züleyha da benden farksızdı. Gözlerini Tv ünitesinde ki biblolara dikmiş oturuyordu.
"Valla bende bilmiyorum gelin hanım"
Gelin hanım demesi beni çıldırtıyordu ama şuan daha mühim konular vardı.
"Şu son olanlar için olabilir mi?"
"Ne oldu ki?"
Dedi Züleyha bana dönerek.
"Boranın babası Mirzayı ite kaka bizim eve sokup Boranla iyi anlaşmasını söyledi aksi takdirde bizim boşanmamızı istedi"
Dedim yerimden kalkıp bir bardak su alırken. Züleyhanın gözleri kocaman olmuştu.
"Boşanıyomusunuz gelin hanım?"
Yani evet demek beni çok mutlu ederdi normalde ama Boran'a bir şans vermek istiyordum. Bu durumda evet demek Borana saygısızlık olurdu.
"Yok Züleyha Boran karşı çıktı. Ciddi anlamda karşı çıktı hemde. Sonra da Gitti Hazar Ağa ama...."
Diyip yerime oturdum.
"Ama ne gelin hanım?"
Dedi Züleyha.
"O gittikten sonra Mirza Boran'a eğer karını boşayacaksan haberim olsun ona talibim dedi"
Züleyha vahlayarak dizlerini dövmeye başladı.
"Vah vah! Allah'ım bu nasıl bir illet!? Öldürdü mü Boran Ağam onu? Canlı bırakamaz"
Dedi Züleyha korkarak. Ellerimle saçlarımı toplayarak Züleyhaya cevap verdim.
"Delik deşik olmuş kıvranırken gördüm en son"
Züleyha ayağa kalkmış volta atıyordu artık.
"Boran Ağam ipini çeker onun. Çok yaşamaz ama elini kana bulaması hiç iyi olmaz"
Dedi bana bakarak.
"İlk defa bulamayacak Züleyha"
Dedim gözlerimi devirerek. Daha önce çok kişiyi delik deşik etmiş olduğunu kendisi kabul etmişti çünkü.
"Bu sıradan birisi değil ki! Aşiret içinden birisi. Çok sıkıntı gelin hanım çok hemde"
"Off çok bunaldım ben Züleyha"
Diyip bahçeye attım kendimi. Hava almak şu durumda bana çok iyi gelicekti. Dışarıya çıkar çıkmaz korumalardan birisi beni bulmuş elinde ki çiçeği bana uzatıyordu.
"Bu ne?"
Dedim çiçeği alarak.
"Boran Ağam gönderdi yenge"
"Tamam"
Diyip şaşkınlıkla aldım çiçeği. Boran bey bu kadar incemiydi ki? Çiçeğin içini karıştırıp not falan var mı diye aramaya koyuldum. Tahmin ettiğim gibi küçük bir zarfla not iliştirilmişti çiçeğe. Zarfı açıp yazıları okumaya başladım;
"Seni düşünmek dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek..."
Etrafa bakındım. Tekrar tekrar okudum kağıdı. Gözlerimin içinde ki ışıltı tarif edilemezdi. Çiçeklerimle beraber eve döndüm Züleyha çiçeklerime bakarak;
"Boran Ağa göndermiş deme ahan da şuraya düşer bayılırım"
Dedi gülerek. Sanırım benim kadar oda şaşkındı. Çiçekleri koymak için vazo ararken Züleyhaya cevap verdim;
"Züleyha ben... Bende inanamadım ama evet Boran göndermiş. Notu oku bide sen"
Züleyha eline aldığı nota dakikalarca baktı. Kafasını kaldırdığında benim bahçedeki surat ifademi gördüm.
"Bu"
"Evet bu"
Dedim sandalyeme otururken. Züleyha sırıtarak bana baktı.
"Abayı yakmış"
"Tabi tabi ne demezsin"
Dedim gülerek. Biz mutfakta söylenirken kapı çalınmıştı. Gelen Boran olmalıydı. Züleyha kapıyı açtıktan sonra Boran içeri girdi.
"Hadi hazırlan çıkalım"
Dedikten sonra ben üzerimi değiştirmek için odama doğru yol aldım. Dolabımı açıp bir iki parça kıyafet çıkardıktan sonra giyinip inmiştim. Boran kapıda bekliyordu.
"Çok güzel olmasaydın"
Dedi gülerek. Üstüme başıma baktıktan sonra Boran'a döndüm;
"Yoo olmamışım ki"
Gülerek kapıyı açtı ve eliyle geçmemi işaret etti. Ben nazlı nazlı yürürken Boran da benim arkamdan geliyordu. Arabanın kapısını açıp oturdum. Boranda yerini alınca gitmeye hazırdık.
Yol boyunca ikimiz de konuşmadık. Sıkılmıştım..
"Çiçekler için teşekkür ederim"
Dedim sessizce.
"Alış"
Dedi gözlerini yoldan çevirmeden. Yanaklarım kızarmıştı. Ona bakarak gülümsedim.
Yolculuk bitmek üzereydi. Konağın önünde dikiliyorduk.
"Elimi tutmanı rica etsem? Öyle girsek daha uygun olur ama eğer...."
Boran lafını bitirmeden koluna girmiştim. Şaşkınlıkla yüzüme baktı. Oda beklemiyordu böyle bir şey. Konağa girince bizi bekleyen ev ahalisiyle karşılaşmıştık. Oldukça kalabalıktı. Sanırım ciddi bir durum söz konusuydu. Boran erkeklerin oturduğu yere geçerken bende kadınların yanına çömeldim.
Herkes pür dikkat Hazar Ağa'nın ağzından çıkan lafları dinliyordu. Hazar Ağa Borana baktıktan sonra konuşmaya devam etti.
"Bilirsiniz ki abim Kenan'ın oğlu Mirza artık benim himayemdeydi ammaa artık evlenme vakti gelmiştir. Kendisi de bu maruzatını bana bildirdi. Bende onu baş göz edeceğim bir gelin adayı arıyordum. Ne yazık ki kendisinin çoktan seçtiği bir aday varmış. Bende onay verdim. Sizlerin de huzurunuzda yüzükler bu gün burada takılacak"
Çok ani olmuştu. Bunun neden bu kadar ani olduğu çok açık ortadaydı ama en azından bizim için iyi bir şey yapılıyordu. Herkes ayağa kalkıp yüzüklerin gelmesini bekledi. Benim asıl merak ettiğim bu kadar kısa sürede kimin bu psikopatla evlenmeyi kabul ettiğiydi. Bir kaç dakika sonra kız belirmişti konağın kapısında.
Tam da kendi gibi birisini bulmuş. Suratı beş karış yerdeyi kızın. Ben kızı incelerken Boran bana bakıyordu. Onun bakışlarını üzerimde hissetmiştim çünkü. Kafamı kaldırınca elmas gibi parıldayan gözlerini gördüm. Hafifçe gülümsedi bana. Utanmıştım başımı öne eğip yüzüğümle oynamaya başladım. Yüzükler takılıp kurdele kesilince çeşitli tatlılar ve şerbetler dağıtılmaya başlanmıştı. Yardımcı olmak için mutfağa Beyza'nın yanına gittim. Bıkkınlıkla bardak indiriyordu.
"Beyzaaa"
Diyerek içeriye girdim.
"Ay ödümü kopardın yenge!"
"Yenge mi?"
Dedim gözlerimi devirerek.
"Yaa! Yenge tabii avluda bakışlarınızı görmedim sanma kafama taş yığını düşse unutmam YENGECİM"
dedi gülerek.
"Üf iyi tamam. Bakıştık biraz"
Dedim bardakları doldururken.
"Biraz mı? Abim bakışlarıyla yaktı ortalığı"
Dedi Beyza doldurduğum bardakları tepsiye dizerken.
"Sonra konuşacağız bunları Şilan şuan hiç sırası değil"
Dedi Beyza tepsilerden birisini alarak.
"Haklısın canım"
Diyip bende diğer tepsiyi aldım. Şerbetleri dağıtırken sıra Borana gelmişti. Tepsiyle beraber eğilip şerbeti Borana uzattım. Boran şerbeti almak yerine önüme düşmüş olan saçlarımı geriye doğru itti.
Şerbetini aldıktan sonra ben diğer tepsiyi alıp boş tepsiyi mutfak yardımcısıyla göndermiştim. Mirzaya uzattığım tepsinin içinde ki bardakları sayıyordum muhattap olmayayım diye.
"Soğuk mu?"
Diye sordu Mirza. Kaçacak delik arıyordum. Boran imdadıma yetişmişti. Elimde ki tepsiyi alıp Mirzaya uzatırken;
"Yaraların iyileşmemiş oysa ki?"
Dedi ciddi bir tavırla. Haklıydı Mirzanın çoğu yeri sargılı şekildeydi.
"Anlamadım?"
Dedi Mirza Borana bakarak. Boran devam etti;
"Tekrardan delik deşik olmak istiyorsun ama yaraların iyileşmemiş oysa ki diyorum"
Dedikten sonra tepsiyi bana uzatıp mutfağa geçmemi söyledi. Ben tepsiyle beraber mutfağa geçtikten sonra kollarımı sıvayıp makineyi doldurmaya başladım. Diz diz bitmiyordu. Elimi arkada ki bardaklara uzatmıştım ki bir şey bileğimi kavradığı gibi sıkmaya başlamıştı. Acıyla karışık bir ah çektim.
"Noluyor!!"
Dedim tezgahta ki bıçağı diğer elime alarak arkamı döndüm. Önümde Mirzanın nişanlısı duruyordu.
"Pek de güzelsin ama yazık olacak!"
Dedi kolumu bırakarak. Ben elimde ki bıçağı daha sert bir şekilde kavramıştım.
"Ne diyorsun sen?"
Dedim sakin bir şekilde. Metanetimi korumam lazımdı.
"Mirzadan diyorum! Uzak duracaksın kocamdan! O artık nişanlı!"
Allah'ım belki cennetini haketmiyorum ama cehennemine de razıyım. Delirmek üzereyim.
"İyy Banane be senin kocandan! Senin kocanı bahçeme köpek diye bağlamam"
Dedim gülerek. Çok bozulmuştu. Beni omuzlarımdan itekleyerek üzerime yürüdü. Gücümü toparlayıp kızı duvarla arama aldım. Elimde ki bıçağı burnun ucuna doğru götürdüm. Hareketsiz kalmıştı.
"Bana bak kızım bizim buralarda bir laf vardır bilir misin? Derler ki; kişi kendinden bilir işi... Yani demem o ki sen öyle şeylere meyilli olduğun için herkesi kendin gibi sanıyosun demek... Ama asıl ben seni kocam Boranın çevresinde görürsem bu bıçağı sana saplamakla kalmam o leş ciğerini de söküp eline veririm!"
Geri çekilip elimi havluyla kuruladıktan sonra bıçağı yere bıraktım. Tam arkamı döndüm gidiyordum ki Boranın vücuduna çarptım.
"Hayırdır inşallah Aşkım?"
Dedi Boran gülerek. Hiç sırası değildi ama yapılması gerekeni yaptım ve;
"Hayır Aşkım hayır... Arkadaş biraz sıkıntılı sanırım senin tanıdığın psikolog arkadaşın falan yok mu çok acıdım garibana."
Dedim gülerek. Boran şaşkınlıkla bakıyordu bana.
Daha fazla kalmadan mutfaktan çıktık. Boran peşimden geliyordu. Avludakiler bizi görür görmez konuşmayı kesti.
"Bizde tam sizden bahsediyorduk oğlum"
Dedi Hazar Ağa kalabalığın içinden.
"Buyur baba"
Dedi Boran yanına giderek. Ben de Beyza'nın yanına oturmuştum.
"Hala bir torun vermediniz kucağımıza. Eee biz artık torun istiyoruz yaşımızı başımızı aldık"
Boran bir iki dakika durduktan sonra;
"Benim şuan baba olmak gibi bir niyetim yok"
Dedikten sonra izin istedi.
"Biz kalkalım artık"
Hazar Ağa başıyla onay verdikten sonra biz kalkarak arabamıza doğru yol aldık. İkimizin de yüzü kızarmış şekilde birbirmize bakıyorduk.
"Merak etme uzun bir süre açılmayacak bu konu"
Dedi Boran derin bir nefes aldıktan sonra.
"İkimiz için de iyi olur"
Dedikten sonra bende kemerimi takmıştım. Yolculuğumuzun son durağı olan evimize gelmiştik. Ben içeri girerken Boran adamlarıyla konuşuyordu.
Züleyha kapıyı sevinçle açtı.
"Ne olmuş gelin hanım!?"
Dedikten sonra ben yavaştan anlatmaya başlamıştım bile...
"Mirza nişanlandı Züleyha."
"Aaa bu kadar çabuk mu?"
Dedi şaşırarak.
"Bilemiyorum Hazar Ağa onu bizden uzak tutmak için de böyle bir şey yapmış olabilir ama hiç iyi şeyler olmayacak Züleyha"
Dedim odama çıkarak. Üzerimi değiştirip gelmek daha iyi olacaktı benim için.
"Ben de size çok güzel yemekler pişirdim hemen in aşağı soğutmadan"
Dedi Züleyhay mutfağa giderek.
Odama çıkıp üzerime pijamalarımı geçirdikten sonra aşağıya inip sofraya oturdum. Yediğim yemekten de bir şey anlamamıştım. Sanırım iştahım yoktu. Boran yemem için zorlasa da pek bir şey yemeden masadan kalktım.
"Ben biraz uyusam çok iyi olacak"
Dedim merdivenlere doğru ilerlerken. Boranda benim hemen ardımdan kalkmıştı.
"Benim de işlerim var. Züleyha geç gelirim, sende istersen eğer izine çıkabilirsin bu gün"
Züleyha Borana dönerek;
"Sağol Boran Ağam"
Dedikten sonra sofrayı toplamaya koyuldu.
Kendimi yatağıma bırakınca bedenimi sıcacık bir battaniye sarmıştı. Ne olduğunu anlamadan Boranın odadan çıktığını gördüm...





