Annem beni uyandırmaya gelmişti. Ama ben çoktan uyanmış celladımı bekliyordum. Kahvaltıya indim avluda çok güzel bir sofra vardı tıpkı 3 gün öncesi gibi . Abim hala yoktu belki bir ümit bulunmasını bekliyordum. Ama bu gün sondu galiba. Maraz aşiretinin de sabrı tükenmişti. Kahvaltıdan sonra amcamın eşi Banu yengem gelmişti. Alışveriş için bana yardım edecekti. Oda amcamla küçük yaşta evlendiğinden aramızda 4 yaş vardı. Her zaman yol göstericim olmuştu benim. bir Abla gibiydi.Dışarı çıkınca Kaanı gördüm. Vazgeçmiyordu ama yanına gidemezdim Boran her an her yerden çıkabilirdi. Yanımıza doğru gelmeye başlamıştı. Ben kaçacak delik arıyordum.
"Şilan"
"Lütfen Kaan Boran görecek bak canını yakacak''
"Seni bırakmam Şilan!"
"Ne diyorsun Kaan?"
Gitmesi için anlamamış gibi davranıyordum. Gitmesi gerekiyordu eğer gitmezse biliyordum Boran gelecekti.
"Seni o Boran şerefsizine yar etmem!"
"Neler söylüyorsun sen Kaan? Boran duyacak! Burada biliyorum hadi git n'olur "
"Boranın sana sahip olmasına izin vermeyeceğim!"
"YETER SUS"
"Benimsin kızım işte!"
"Sonra konuşalım lütfen"
"Hayır şimdi dedim"
"HAYIR YA HAYIR CANINA MI SUSADIN SEN!"
Kolumdan tutmuştu ki Boran Kaanı yere yatırdı. Çok sert vuruyordu. Yüz felci olması an meselesiydi.
"Benim sözlüme uzanan dilini kopartırım"
"Boran dur" diye çığlık atıyorduk yengemle. Ben Boranın elini kolunu tutmaya çalışıyordum. Ölmek için Borandan dayak yemek hiç de iyi bir fikir değildi. Kaanın ağzı burnu kan dolmuştu. Boran üzerinden kalktığında adamlarına Kaanı alması için işaret etti. Onlar Kaanı götürürken Boran bana bakıyordu.
"Yenge Hanım sen bizi biraz yanlız bırakırmısın"
"Tamam" diyip önden yürümeye başladı Banu yengem. Boran ise bana bakıyordu.
"Ne oldu ne bakıyorsun tren görmüş öküz gibi"
"Sen düzgün konuşmayı bilmiyormusun kızım"
"Bilmiyorum Boran ağa çekil şimdi"
"O lavuk hakkında uyardım demi seni"
"Ne o haklıyım muhabbeti mi yapacaksın"
"Kızım yürü git işine ya"
"İzin verirsen gidicem"
"Tabii tabiii buyrun Şilan hanım"
Koşar adımlarla Boranı geride bıraktım.Yengeme yakınlaşmıştım oda beni görünce durup yanına gitmemi bekledi.
"Ne diyo Boran?"
"Aşkımdan yanmış tutuşmuş"
"Ne güzel kızım"
"Tabi yengem dünyanın en güzel şeyi bu"
İlk girdiğimiz abiyeciden hemen bir elbise alıp çıkmak istiyordum. Daha fazla mutlu mesut isteme elbisesi bakan kız gibi görünmeme gerek yoktu . Mankenin üzerinde gördüğüm turuncu elbiseyi istedim.
Yengem "Şilan bu çok pahalıdır kızım bırak bunu" dedi.
"Bunu istiyorum yenge" Nerde pahalı birşey varsa onu alıcaktım. Batsın Boran ağa. Evleneceğine de pişman olsun.Turuncu tülden üzerinde papatyalar olan bir elbiseydi bu
Eve dönüyorduk. Bizi almaya Boran gelmişti. Zorla ön koltuğa oturtmuştu beni. Eve gelene kadar yengeme nasihat verdi.
"Yenge Hanım Şilanı gözünüzün önünden ayırmayın. Sağı solu belli olmuyor bu kızın"
"Ne o korktun mu benden?"
"ŞİLAAAN" diye tısladı.
"Çok özür dilerim ABİ ağzımdan kaçtı"
Yengemi eve bırakıp beni arabadan indirmedi. Nereye gidiyorduk bilmiyorum ama Boran deli gibi direksiyonu dövüyordu.
"Bana bak kızım kendine gel artık. Sen Maraz aşiretinin tek gelini olacaksın şu hareketlerine çeki düzen ver yoksa ben çeki düzen vericem"
"Ne oldu yine"
"Kocan olucak adama hala abi diyorsun arkadaş ortamında dalga konusu oluyorum"
"Bence onun için değil kız kardeşi yaşında kızla evleniyor diye dalga geçmeleri lazımdı"
"İn şu arabadan Şilan"
"Benim için şereftir"
Arabadan inip kapıyı sertçe kapattım. Ona ihtiyacım yok.
Saatlerce taksi bekledim. Ne gelen vardı ne giden. Tam ümidimi kesecektim ki Boranın arabayla geldiğini gördüm.
"Bin şu arabaya"
Yok abi bu adam kesin bipolar yani.
" Bence bir psikologa gitmeni tavsiye ederim"
"Neden Şilan hanım sizinle uğraşırken aklımı yitirmiyim diye mi?"
"Hayır bipolar var sende hastasın sen. Gerçi seni tedavi edecek doktoru da düşünemiyorum ama neysee"
"Nasıl susuyorsun sen düğmen falan yok mu?"
"Kes ya çekemem seni yürü git yoluna"
"Bin şu arabaya dedim Şilan birdaha demem"
"Binmiyorum kardeşim"
"Yetti ha yetti"
Arabadan inip beni kucakladığı gibi ön koltuğa oturttu kemerimi takarken inmek için çırpınıyordum.
"Rahat dursana kızım sen"
susmuştum eve gitmek istiyordum artık. Boran arabaya binince kapıları kilitledi.
"Bundan sonra sağında solunda gerekirse yakınında tek bir erkek bile görmiycem Şilan duydun mu beni "
"Yok duymadım sağırım ben"
"YA RABBEL ALEMİN YA RABBEL ALEMİN "
"Hadi eve"
"Evlenince göstericem ben sana evi Şilan"
"Şşş aklından neler geçiyor bilmiyorum ama senin karın olucam sadece. Bana sahip olamazsın"
"Yalvarsan da dokunmam"
"Yölvörsön dö dökönmöm"
"Biraz sus be kızım"
Susmuş eve gitmeyi bekliyordum. Arabadan inince kapıyı sertçe kapattım. İnşAllah kırılmıştır kapısı. Eve girince farketmiştim herkes hazırdı. Bir ben hazır değildim. Odama çıkıp elbisemi giydim. Saçım makyajım da hazırdı. Maraz aşireti konağa davulla zurnayla girmişti. O kadar çok kalabalıktı ki. Bipolar hastasını göremedim. Ben odamda beklerken Azad abim girdi.
"Hadi Şilan gelenler seni görmek istiyor"
"Abi" dedim gözlerim dolu dolu.
Abim koluma girip beni merdivenlerden indirdi. Avluda oturan herkese hoş geldiniz dedikten sonra tek tek el öptüm. Annem beni mutfağa çağırdığı için Annemle beraber mutfağın yolunu tutmuştum. 50 fincan çıkarmış dizmişti köşeye.
"Anne bu kadar fincanı napıcaz?"
"Sen Boranın kahvesini yap gerisini ben hallederim"
"Tamam"
Kahveyi yaparken Boran da teşrif etmişti. Elinde kutular vardı. Onları odama bırakması için yengeme verdi. Geçip baş köşeye oturdu. Sen şimdi görürsün oğlum yaktım çıranı. Yandım Şilan diye bağırtmazmıyım ben seni.
Kahveyi yaparken bolca karabiber koydum. Kahve hiç karabibersiz olur mu canım? Suyuna da 2 yemek kaşığı tuz dökünce tamamdı. Annem diğer büyüklerin kahvelerini dağıtırken ben de Boranın kahvesini götürüyordum. Bu topuklular da beni sınıyordu. Avluda bir kapaklansam yere varya rezillik ha.Tam düşecektim ki beni tanımadığım birisi tuttu.
"Yenge daha dikkatli ol" dedi. Bende tebessüm ederek beni tuttuğu için teşekkür ettim.
Hiç bozuntuya vermeden Borana kahvesini uzattım. Alırken de kulağına eğilip;
"Zehir zıkkım olsun" dedim.Gülümsüyordu. 5 dakika sonra o gülümseme gidince görücektim ben. Özellikle ilk yudumu aldığında surat ifadesini görmek için tam karşısına oturdum.
İlk yudumu aldığında gözleri beni buldu. Canım kocam ya kıyamam sana. beni almak kolay değil. Kahveyi içiyordu ama içinden küfürler savurduğuna yemin edebilirdim. Boş fincanı almak için yanına gittiğimde annem Borana kahvesini soruyordu
"Çok güzel olmuş Şilanın böyle kahve yaptığını hiç bilmiyordum birde yapsa kendi içse"
Tepsiyi uzattığımda kulağıma
"Fare zehri yokmuydu koyacak?" Dedi sessizce.
"Ya bak nasıl aklıma gelmedi tüh kafamı hangi taşa vursam Borancım"
Tepsiyle mutfağa girince gülmeye başlamıştım. Hoşuma gitmedi değil. Kudursun mutfaktan çıkarken beni köşeye çekti. Anlaşılan Boran seviyor böyle kuytu köşeleri.
"Bu elbise ne kızım sen beni katil mi edeceksin?"
"Ne var elbisem de çok da güzel"
"Göğüslerin meydanda"
"Bakma o zaman"
"Ben bakarım sorun etraftakilerin bakmasında ne biçim elbise bu ya göğüs kısmı yapışmış üzerine"
"Ya bende bilmiyorum hep yapışan şeyler beni buluyo senin gibi"
"Bu elbiseyi istemeden sonra çıkarıp makasla parça parça kesiyosun"
"Bana emir vermeyi kes"
"Bak kızım kahveyi getirirken o lavuğun seni tutmasını gözümün önünden silemiyorum zaten daha çok dellendirme beni"
"Sus be sizin taraftan tanımıyorum çocuğu"
"Sorun orda Maraz aşireti karışacak"
"Ah cınım bakiyim umrumda mı ıııı yok değilmiş"
İçeri giderken beni kolumdan çekmesiyle vücutlarımız birbirine çarptı. Gözlerimin içine bakarken annem gelip;
"Hadi yüzükler takılacak" dedi. Annem giderken bende Boranı üzerimden atmakla meşguldüm."Çekil üzerimden ayı"önde ben arkada Boran Avluya girdik. Yan yana dikilmiştik. Hazar ağa gelip yüzüklerimizi taktı. Kurdeleyi kesmesi içinde babamı çağırdı. Herkes ellerini açmış gözlerini kapatmış dua ediyordu. Boran da dahil. Fırsattan istifade Ayağına tekme attım. Babam amin diyince kesti kurdeleyi. Boran elimden tutup yukarı kaldırdı. Büyüklerin ellerini öpmeye gittik.Boranın annesinin elini öpecekken geri çekildi
"Ölsem de seni gelin almam" dedi.
Ben birşey diyemiyordum. Boran hızlıca beni arkasına alıp annesine;
"O senin gelinin olmayacak zaten Mihriban anamın gelini çekil şimdi"
Elimden tutup dışarı çıkardı beni. Mihriban kimdi bilmiyordum. Arabaya bindik mezarlığın önüne gelince durdu. Aşağıya inip içeri girdik. Mihriban Maraz yazılı mezarın önünde durduk.
"Annem"
"Annen?"
"Öz annem. o yılanın evladı değilim ben sen de mihribanın gelinisin"
"Boran" dedim sesim kısıldı sanki. Gözlerim dolmuştu. Dua edip arabaya bindik. Avluya gelince Hazar ağa bizi karşıladı.
"Demek mihribanı görmeye gittiniz evlatlarım benim" diyip sarıldı.
Sanki bana eşya muamelesi yapan o değilmişcesine.
Yavaş yavaş konak boşalmaya başlamıştı. Herkesi uğurladıktan sonra. Sıra Borana gelmişti.
"Birdaha gelme olur mu"
"Emrin olur sultanım"
"Kes be zevzek"
"Çıkar şunu lütfen"
"Lütfen mi bir dakika bir dakika sen kibar mı konuştun"
"Şilan uzatma çıkacak o kıyafet"
"Bende seni" diyip kapıyı kapattım. Odama çıkıp makyajımı temizledim. Saçımı açıp kıyafeti çıkardım. Kendimi soğuk suyun altına bıraktım.
Duştan çıktığımda telefon çaldı. Arayan Borandı telefonu açtım.
"Ne o rüyana mı girdim"
"Senden olsa olsa kâbus olur Şilan"
"Teveccühünüz sizlere layık olmaya çalışıyorum"
"Neden geç açtın telefonu"
"Duştaydım"
"Bensiz mi"
"Modası geçti bunun eşek kadar olmuşsun hala abaza lafları"
"Evet"
"Ne derdin var söyle çabuk kapatıcam"
"Derdim yatak odası takımımız"
"içtin mi sen?"
"Ne içmesi prenses"
"Ayı olduğunu bilmesem inanıcam"
"Tamam kapatıyorum çıkar o elbiseyi"
"çıkardım ruh hastası"
.....
Telefonu kapattım içmiş her halinden belli. Üzerimi giyinip yatağa geçtim. Yatağın üzerinde duran kutuları açmaya başladım. Hepsi altın inci elmas çeyrek altınlar. Bu ne ya kuyumcumuyum ben. kutuları kapatıp yatağa uzandım. Uyuyarak halletmeye çalışıyordum sorunlarımı. Olmayacak duaya amin demek gibiii...









