Kan ter içinde gelinlikle kabine attım kendimi. Üzerimde ki gelinlikten alelacele kurtulurken bir yandan da gelinlik benim neyime diye söyleniyordum. Gereksizdi... Dükkandan elimde bir şişe suyla çıktım. Hala nefes almakta zorluk çekiyordum. Yer ayaklarımın altından kayıyordu sanki. Boran yanıma yaklaşarak;
"Yardım edeyim mi?" Dedi. Ondan gelecek yarar da zarardan beterdi.
"Çekil çekil çekil"
Dedim elimin tersiyle onu önümden sağ tarafa doğru atarken. Kapıyı açıp koltuğa oturdum. Beyza da arka koltuğa geçmişti. Boran sürücü koltuğuna oturmuş söyleniyordu.
"Çok alıştın sen bu koltuğa. Önceden zorla bindiriyordum şimdi canın ne zaman isterse biniyorsun"
"Ben canım ne istiyor onu yaparım"
"Belli oluyor Şilan hanım. Bir kere bile sözümü dinlemedin darısı ilerleyen zamanlara"
"Ay tövbe tövbe.. TÖVBEEE"
"Çok komik"
"Gül o zaman!"
"Şimdi pek gülesim yok. Hatırlat o zaman güleriz beraber"
"Aynen canım aynen"
"Gelinliğin de seçtiğimize göre işimiz bitti"
"Hıı"
Eve varmıştık. Kapıyı açıp içeriye girdim. Annem de Havin ve Gülşin için alışverişe çıkmış. Avlunun ortasında kıyafetleri ellerinde koşuşturuyordular. Havin bana yaklaşarak;
"Bak ablaa bunlar benim içiiiin" dedi.
"Çok güzeller ablacım.Annem sizin için çok güzel şeyler almış"
Havin önce bir duraksadı sonra tekrar konuşmaya başladı;
"Ama abla bunları annem almadı ki"
"Kim aldı bitanem babam mı?"
"Hayır abla babam da değil"
"Kim peki?"
"Boran abim almııışş!"
Duraksamıştım. Hangi ara aldı ki? Bütün gün birlikteydik. Gelinlik vakasından sonra hiç gitmedi yanımdan. Hangi ara aldı bunları?
Havini avluda bıraktıktan sonra odama çıktım. O kadar çok yorulmuştum ki bir an önce uyumak istiyordum. Kafamı yastığa koymuşmutum ki telefonum çaldı.
Arayan Boran sanmıştım ama değildi. Gizli bir numara..
"Alo?"
"Şilan"
Bu ses Kaana aitti. Ama hiç akıllanmıyor ki bu çocuk.
"Bak Kaan başımıza bela açma ne olursun bak"
"Ben sana veda etmek için aradım Şilan"
Sesi de tuhaf geliyordu. Ne bu şimdi.
"Ne vedası Kaan?"
"Göçüyorum artık buradan"
Ölmek falan düşünüyor herhalde. Böyle bir şeye izin veremem!
"Saçma sapan konuşma Kaan!"
"Seni seviyorum"
"Nerdesin!?"
"Her zaman buluştuğumuz bir tepe varya oradayım"
"Tamam bekle geliyorum"
"Allah'a emanet ol"
Ben daha konuşamadan silahın patlama sesi gelmişti. Yataktan hızlıca kalktım. Hırkamı giyindim. Tek başıma gidemezdim. Boranı mı arasam. Boranı aramazsam ikinci bir "sen Maraz aşiretinin gelini olacaksın ne yapıyorsun" muhabbetine girerdi. Ve ben bu muhabbeti hiç sevmiyordum.Telefonumu alıp Boranı aradım. Açmıyordu. Zaten hep lazım olduğu zamanlar da ortalardan kaybolurdu.
Artık tek çare kendim gidecektim. Koşmaya başladım. Söylediği yer evimize 20 dakika uzaklıktaydı. Koşarken nefes nefese kalmıştım. Hızlıca tırmanıp telefonumun flaşını yaktım. Tekrar Boranı aradım en azından 2 defa aradım diyebilmek için. Birinci defada duymadım deme ihtimali olmasın.
Tekrar önüme döndüm Kaan kanlar içinde yatıyordu. Kafasına sıkmıştı. Gözlerime inanamadım. 112 yi arayıp ambulans çağırdım. Yaşaması mümkün değildi ama inanmak istemiyordum buna. Kaan sedyeyle ambulansa alınırken bende onlarla beraber hastaneye gitmek için ambulansa bindim. Hemşireler bana bakıyordu. Ağlamaktan artık gözümün önünü göremez haldeydim.
Elimde ki telefona baktım. Hala arayan ya da geri dönen yoktu.Hastane girişine gelince ambulanstan inip Kaanı acile götürdü. Yoğun bakıma alınınca bende bahçeye çıkmıştım.
Telefonum çalmaya başladı. Arayan Borandı bir an önce kendimi toparlayıp telefonu açmam gerekiyordu.
"A.. Alo"
"Gece gece hayırdır bir şey mi oldu?"
"Boran..."
Dedim ama devamını getiremiyordum. Sessizce ağlamaya başladım.
"Şilan!"
"Boran ben hastanedeyim"
"Ne! Neyin var geliyorum hemen!"
"Benim birşeyim yok Boran. Kaan"
"Kaan ne? Bir şey mi yaptı o orospu çocuğu yine söyle bana! Gidip kopartayım kafasını"
"İntihar etti"Diyip daha sesli ağlamaya başlamıştım.
"Ne demek intihar etti Şilan?"
"Bi..bilmiyorum Boran! Ben konuşamıyorum lütfen kapatalım telefonu."
"Tamam kapat hemen geliyorum hemen!"
Telefonu kapatıp bahçede ki banka oturdum. Boranın gelmesini bekliyordum.
Tam 15 dakika sonra Boran kapıdaydı. Arabadan inip yanıma geldi.
Omuzlarımdan tutup kaldırırken sarsıyordu beni kendime gelmem için. Gözlerimi kaldırıp ona bakınca tedirginliğini gördüm.
"Boran ben seni gerçekten aradım.. aradım vallahi aradım 2 kere aradım ama sen açmadın"Dedim ağlayarak.
"Biliyorum. Biliyorum Şilan görmedim ben.. özür dilerim benim hatam. Çok özür diliyorum senden"
"Kaan beni aradı gidiyorum dedi bir şeyler daha dedi ben anlayamadım.. Boran anlayamadım.. anlayınca da çok geç oldu. Vurdu kendini. Başından vurmuş Boran"
Dedim kekeleyerek. Anlatmakta zorluk çekiyordum. Boran beni dinledikten sonra sıkıca sarıldı.
"Tamam ben şimdi gidip bakacağım sen gelme"
"Tamam"Dedim tekrar banka otururken.
Boran 10 dakika sonra dönmüştü. Ben ayağa kalkıp Borana baktım.
"Ölmüş mü?"
"Şilan.."
"Ölmüş mü dedim Boran?"
"Kafasına sıkmış Şilan... zaten yaşaması da pek beklenemezdi."
Ben artık dayanamayacak kadar yorulmuştum. Bu yükle daha fazla ayakta duramadım. Yere yığıldım. Boranın beni tutmasıyla beraber asfalta düşmemiştim. Bitkin bir halde Borana bakarken oda beni hastaneye taşıyordu. Gözlerim yavaşça kapandı..
🧡
Uyandığım da hastane odasına yatıyordum. Serum takılmıştı koluma. Boran da kapının önünde dikiliyordu. Bir hemşire gelip bitmiş olan serumu çıkardı. Bende yataktan sıyrılıp Boranın yanına gittim.
"İyimisin Şilan?"
"İyiyim.."
"Ailesine haber verdim Kaanın. Cenazeyi almak için gelecekler henüz annesi öğrenmemiş ama babası da çok kötü oldu duyunca"
"Allahım sen bize bir yol göster aklımı kaçırıcam"
Hastane yavaş yavaş dolmaya başlamıştı. Önce Kaanın ailesi sonra Boranların aşireti, bizimkiler derken hastane tıklım tıklım doluydu.
Herkese baştan sona herşeyi anlatmıştım. Kaanın beni gece araması telefondayken kafasına sıkması... Boranı aramamı ama açmamasını...
Gece 1 gibi hastaneden çıkmıştık. Çıkarken yarın Kaan için yapılacak taziyeye katılma kararını almıştık Boranla. En azından bunu yapmalıydık ayıp olmaması için.
Ailem önden kendi aracımızla gittikten sonra Boran beni eve bırakmıştı. Yol boyunca olanları konuşup beni rahatlatmıştı.
Kapıdan girer girmez avluda babamla karşılaştım. Bir tek o vardı. Karanlıkta pek seçemedim yüzünü aslında.
"Sen gece vakti elin adamının yanına ne diye gidiyorsun!"
Diye bağırmaya başlamıştı. Ben daha kendimi ifade edemezken bir tokat indi yüzüme. Dudağımın acıdığını hissetim.
Kafamı yerden kaldırıp cevap vermek istedim ama veremedim. İkinci bir tokadı daha yemiştim.
"Baba... be.. ben birşey yapmadım aradı beni.. ben sadece kendine birşey yapmasın diye gittim gerçekten"
"SUS BİRDE KONUŞUYOR HALA"
son tokatla yere dizlerimin üzerine kapandım. Annem mutfaktan koşarak yanıma geldi. Beni yerden kaldırırken yere damlayan kanı gördüm. Annemin desteğiyle merdivenleri çıkıp odama girdik.
Annem yüzüme bakarken gözlerinden yaşlar akıyordu. Saçlarımı ensemde toplayıp aynaya baktım.
Dudağımda ve kaşımda patlaklar vardı ve hala kanıyordu. Anneme dönüp;
"Annecim korkma.. bak bir şeyim yok. Acımıyor da küçük sıyrıklar bunlar"
"Banyoya gir temizle güzelce yaraları. Bende merhem getireyim sür"
"Tamam annecim"
Annem odadan çıkarken yavaşça banyoya girdim. Üzerimi çıkadıktan sonra ılık suyu açıp altına girdim. Patlak olan dudağım ve kaşım sızlamaya başlamıştı. 5 dakika durup çıktıktan sonra yaralarımı kuru bir bezle sildim. Üzerimi değiştirip annemin getirdiği merhemi de sürdükten sonra yorgun bedenimi yatağa bıraktım.












