Arabada ön koltukta yani onun yanında oturuyordum. "Sakinleştin mi?" sorusu ile irkildim. "Evet." dedim.
Biraz zaman geçtikten sonra "Aslında abartılacak bir şey yok bu anlık bir duyguydu. Yani... Galiba." dedim sevecen bir ses tonuyla. Ethan'ın "Çok tatlısın Victoria." demesi ile şok oldum. O bana tat çok tatlısın mı dedi?
"Anne ve babana ne oldu peki?" dedi. "Bilmiyorum... Yani sanırım ben 11 yaşımdayken ölmüşler." diye yanıtladım.
Bu cevabıma şaşırmış olacak ki değişik bir yüz ifadesi ile bir soru daha yönetti. "Ölmüşler sanırım dedin, sen onlar ölene kadar yanlarında değil miydin?" Evet herkes bunu merak eder. Hayatımda çok kez duyduğum bu soru öyle bir soru ki cevabını bilsem bile nedenini bilmiyorum. Bunları düşünürken Ethan'ın sorusunu yanıtlamam gerektiğini hatırladım ve ona cevap verdim.
"Değildim. Dört yaşımdayken amcamla yaşamaya başladım. Onları tam olarak hatırlamıyorum bile. Amcamın dediğine göre onlar beni hiç sevmemişler. Amcamın yanında olduğum zamanlar boyunca beni bir kez olsun aramadılar.
O yüzden onları sevdiğim ya da özlediğim söylenemez. Fakat onlarla asıl sorunları olan ben değilim, amcam. Nedenini bilmiyorum ama amcam onlarla hiç anlaşamazmış. Davalık bile olmuşlar.
Genetik ebeveynlerim hakkında bildiklerim sadece bunlarla sınırlı."
Biraz yalancı bir gülümseme ile devam ettim. "Amcam onların hakkında konuşmaya başladığım an azarlar beni."
Ethan ise yalnızca "Anladım." demekle yetindi.
Yaklaşık on dakika sonra eve varmıştık. Nolan kapıyı açarken biz de arabadaydık.
Ethan arabayı park ederken Nolan arabaya doğru döndü. Beni arabada görünce şaşırmış olmalı ki anahtarlar elinden düştü.
Ethan, "Sen bizden hızlı çıktın be Nolan." dedi samimice. Nolan ise sadece gülümsedi! Gülümsemesindeki soğukluğu iliklerime kadar hissettim.
Ethan anahtarlar ile kapıyı açıp salona geçti. Hemen arasından Nolan içeri girdi. İçeriye adımı attığım an kapının ardında bekleyen Nolan'ı gördüm. Ben kapıyı kapatırken kolumu tuttu. Ne yapıyor bu salak?
"Neden Nolan'la geldin?" diye soru yöneltti. Bu şimdi beni sorguya mı tutuyordu?
"Pardon?" diyerek onu tersledim. Benim cevabımdan sonra sadece "Hiç." dedi ve salona geçti.
Ben salona doğru yürürken ardımdan kapı açılma sesini duyunca arkamı döndüm. Gelen Dyeong'du.
"Selam artist!"
"Hoş geldin güzellik."
"Tek sen mi varsın evde?"
"Başkan ve Nolan içerideler."
"Başkan hızlı desene. En son amcanın evinin önünde salına salına konuşuyordunuz."
"Aslında biz buraya beraber geldik."
"Ne diyorsun be! Ciddi misin kızım, birlikte mi geldiniz?"
"Basbayağı birlikte geldik."
"Adama sülük gibi yapıştın, değil mi?"
"Hayır, o davet etti arabasına."
"Sizin aranızda bir şey var. Hiçbirimize yapmadığı kibarlıkları sana yapıyor. Aranızda öyle bir çekim seziyorum ki... Anlatamıyorum bile."
"Dyeong, çekim falan iyi sallıyorsun ama bir sorun var."
"Ne oldu?"
"Nolan'a neler oluyor? Onda bir gariplik var."
"Kızım sana önce de demiştim. Nolan'ın senden beklentisi var."
"Ne? Ne beklentisi?"
"Geçenlerde bir kilo elma istemişti, onu bekliyordur."
"Ne- ne elması!?"
"Mal mısın artist ya? Ne beklentisi olabilir? Sevgi, flört, ilişki... Bu kelimelerin anlamını biliyor musun?"
"Ya dalga geçmeyi bırak. Nolan'da başka bir şey var. Bir de neden benden bir beklentisi olsun ki? Arkadaşız, bunu o da biliyor."
"Sen sizin yalnızca arkadaş olduğunuzu mu düşünüyorsun? Davranışlarınız bunu desteklemiyor. Her neyse, biraz daha konuşursak elimde kalacaksın!"
"Kes be budala!"
İkimiz de kıkırdayarak salona girdik. Salonda karşılıklı koltuklarda oturan Ethan ve Nolan telefonları ile ilgileniyorlardı.
Nolan ile aramızdaki mesafeyi giderebilmek adına yanına oturdum. Yanına yerleştikten sonra biri diğerinin üzerinde olan ayaklarından yere değene bastım.
"Lan!" diye bağırmasıyla başını bana doğru çevirdi. "Hayırdır ağır abi? Ayağına basmamla bile canın acıyor." dedim gülerek.
"Sen basınca acıyor." dedi Nolan. Ya hayır! Abartma, o kadar da ağır değilim.
"Tabi acır, salmış göbeği, kaç kilo kim bilir?" diye atıldı Dyeong. Tabi, ona da eğlence çıktı.
"Kızım keserim seni! Ne göbeği? 90-60-90 fiziğim var, kıskanma." diye cevapladım.
Ethan dahil herkes sırıtıyordu.
Kısa süren bir sessizlikten sonra açılan kapı sesini duyduk. Gelen Daniel'di. Elindeki büyük bavulu ileri doğru itip içeri girdi. Hızlıca Dyeong'un yanına oturup bana göz kırptı.
"Eee Victoria kral, nasıl gidiyor hayat?" diye soru yöneltti bana.
"Ne olsun, yuvarlanıp gidiyoruz işte."
"Elli yaşında gibi konuşma sinirlerimi bozuyorsun!" Ona cevap bile vermeden terliğimi çıkarıp ona fırlattım.
Nolan "Bırakın curcunayı, nerede kalıyoruz şimdi?" diye sordu.
"Kalkın odaları belirleyelim." diye ilk defa konuştu Ethan.
Hep birlikte salondan çıkıp koridora geldik.
"Üst katta iki oda var, bence o odaları prenseslere verelim." dedi Ethan.
"Duydun mu Victoria? Sonunda biri sana prenses diyor!" diye bağıran Dyeong'dan başkası değildi. O sırada Ethan'ın kahkahalarla güldüğünü fark ettim.
"Seni pislik, senin beni kötülemekten başka işin yok mu?" dedim. Harbiden de öyle; yemiyor, içmiyor beni yerin dibine sokuyor.
"Ne yapayım canım, yalan mı söyleyeyim? Amcan dışında herhangi biri sana bu türden sevgi sözcükleri sarf etti mi?" dedi Dyeong. Bir de gülüyor!
"Evet, az önce Ethan o sözlerden birini sarf etti ya!" dedim alay eder bir şekilde.
Bir dakika... Ne!? Ben az önce Ethan mı dedim? Ne bu samimiyet aptal Victoria! Adam bir nevi patronun, ne diye ismiyle hitap ediyorsun?
"Bu kız niye morardı lan?" diyen Nolan'dı. Utançtan gebereceğim.
Daniel "Hayatında ilk defa biri ona prenses dedi ya, ondandır." dedi.
Terliğimi ona fırlatmak için ayağıma baktığımda zaten bir tekini az önce fırlattığımı hatırladım. Sorun şu ki fırlattıktan sonra o terliği giymeyi unutmuşum!
Benim ayağıma baktığımı fark eden herkes ayağımda terliğin tekinin olmadığını görmüş oldu.
Daniel ve Ethan sesli -epey sesli- gülerken Nolan gelip kafama vurdu.
"Ulan ne mal kızsın, bir ayağın çıplak geziyorsun." dedi.
Daniel oradan söze girişip "Başkan prenses diyor, bizimki kıza mal diyor. Oğlum sen hödük müsün? dedi. Aman Tanrım! Neden söz dönüp dolaşıp Ethan'ın bana prenses demesine geliyor?
"Sadece bana prenses demiş gibi davranıyorsunuz, Dyeong insan değil mi? Başkan prensesler dedi, yani Dyeong'u da kastetti. Otizmli gibi olayı bana getirip durmayın'" diye çıkıştım.
"İntikam alıyor aklınca. İşin içine Dyeong'u da katmaya çalışıyor." dedi Daniel.
Tamam, tövbe ettim. Sizin yanınızda bir daha Victoria'ya prenses demeyeceğim." dedi Ethan. Her hareketi bir olay! Ne yani, bizimkiler olmasa bana hep prenses mi diyecek?
"Salonun yanındaki oda benim. Karşısındaki iki odayı da diğer iki prensese verelim." diye sözlerine ekledi Ethan. Nolan ve Daniel prensesler. Bu iyiymiş!
"Hadi bakalım, yavaş yürüyün prensesler!" dedim.
"Yavaş olun aşkolar, tırnağınız kırılmasın." diyen Dyeong'du.
"Ay en güzel odaları seçmeleri şaka mı?" diye ekledim.
"Kapınızı yavaş kapatın başkan, küçük hanımlar uyanmasın." dedi Dyeong.
Ethan "Genç kızlarla aynı katta kalmam problem olur mu?" dedi. Bu adamın mizahına ve ayak uydurmasına bayıldım!
Resmen onları zorbaladık! Ama hakettiler. Benimle dalga geçmenin cezası bu!
Giriş katta salon, salonun yanında ise Ethan'ın odası var. Ethan'ın odasının karşısında ise Nolan'ın odası var. Nolan'ın odasının hemen yanında, salonun karşısındaki Daniel'in odası.
Üst katta ise iki büyük iki küçük olmak üzere dört oda var. Büyük odaları Dyeong ve ben aldık. Küçük odaları ise ortak çalışma odaları yapmayı planlıyoruz. Banyo her odada var. Mutfak ise salonun içinde.
Taşıma şirketi çalışanları çoktan eşyaları yerleştirmişlerdi. Herkes odalarına geçmiş; odalarını dizayn ediyor, eşyalarını yerleştiriyordu. Zaten burada halihazırda yatak ve gardıroplar olduğu için getirdiğimiz şeyler minik mobilyalar, giysiler, yatak örtüleri ve halılardı. Fakat ben eşyalarımın çoğunu büyük çoğunluğunu arabamla getirecektim. Ethan şoför arabanı getirir demişti ama ortalıkta ne şoför var ne de arabam!
Ethan'ın odasının önünde dikildim ve derin bir nefes alıp kapıyı tıklattım.
