İçeriğe geç

Aşk Dansı

Bölüm 1 · 6 dk okuma

Aşk Dansı

Bölüm 1

1. Bölüm

Genç adam arabayı durdurdu ve bizi davet etti. Yanımda iş arkadaşı olmaktan öte gördüğüm en yakın arkadaşlarım vardı. Yanımda duran 1.78 boylarında beyaz tenli olan Nolan. Genelde arkadaşlarımız bizi yakıştırırlar ama ben onu asla öyle görmüyorum. Eminim o da beni öyle görmüyordur. Zaten arkadaşlarım beni uçan sinekle bile shipliyorlar!

Biraz uzakta olan, kısa boylu uzun saçlı kız Jan-Dyeong. Kendisi Güney Kore asıllı. O benim en yakın kız arkadaşım. Dünyalara bedeldir benim canım Peri'm. Hemen onun yanında ona yakın davranan ise Daniel.

Ben ise Victoria. 22 yaşındayım. 3-4 yaşımdan beri amcamla yaşıyorum. Anne babam ben 11 yaşımdayken öldü fakat bu benim hiç umurumda değil. Bana bakamadıklarından dolayı amcam beni yanına almış ve onlar da bu durumu pek önemsememişler. Amcamın yanında yaşamaya başlamamla birlikte onlarla hiç görüşmedim. Onların pek eksikliğini de hissetmedim.

Amcam hiç mütevazi bir insan değildir. Ne kadar onunla yaşasam da o bile bana ebeveyn olmadı. Gerçi olma gibi bir niyeti de yoktu. Amcam bekar. Hep tek tabancadır kendisi. O adam bana dünyayı öğretti. Daha 14 yaşımdayken bir garsonluk işine girdim. Bu sayede kendi ihtiyaçlarımı karşılayacak param oldu. Aslında amcamdan para istesem verirdi fakat böylesi daha iyi olmuştu. İşe girmemi de amcam istemişti, bu sayede hayata ilk adımımı atabilecektim.

Üniversitede arkadaşlarımla tanıştım. Her şeyim oldular. Hala amcamın yanında yaşıyor fakat çalışmıyordum. Amcam üniversitede okuyacağım bu dört yılın hayattan muaf olduğunu söyleyerek işten çıkmamı istedi.

Dört yıl toprak mühendisliği okudum. Önceleri devlette çalışarak amcamın evinden işe git-gel yapardım fakat artık bunun değişmesi gerektiği için dört arkadaş bir şirkete cv'lerimizi vererek başvurduk. Onaylanacağından emindik. Ve evet, onaylandı. Daha sonra aynı takımda olabilmeyi talep ettik ve o da yaklaşık 3 gün önce onaylandı. Ve şimdi ekip başkanının bize -kendisi dahil- tuttuğu eve gidiyoruz.

Şirketin ayarladığı genç adam -kendisi şoför- bizi yeni evimize götürürken kimse ağzını açmıyordu. Birkaç dakika sonra sessizliği bozan ön koltuktaki Nolan oldu. "Bence bugün kıyamet kopacak." "Neden?" dedim. Cevap gecikmedi. "Victoria amcasından ayrılıyor da ondan." Sırıtarak söylüyordu ve sözü bittikten sonra arabada kahkaha tufanı koptu. Fakat bende mimik oynamadı. Doğru değildi, sadece benimle alay ediyordu. Pislik! Arka koltuktan elimi uzatarak saçına yapıştığımda bağırması ile birlikte elimi çektim. Bu yaptığıma şoför bile gülmüştü.

Yaklaşık 15 dakika sonra sakin köyümsü bir mahalleye geldik. Cidden burada mı yaşayacaktık! Daha sonra geniş ve ahşap bir evin önünde durduk. Galiba yeni evimiz burasıydı. Arabadan inerken Dyeong'un "Wooooow!" deyişi hepimizin yüzünde tebessüm oluşturdu. Şoför bu gelişimizin yalnızca görüp tanımak olduğunu söylediği için olduğunu söylediğinden yanımızda hiçbir eşyamız yoktu.

Eve girerken gözüm hep bir şeyi arıyordu. Çıldırdım mı ben? Sürekli birşeyleri arıyor, etrafa bakıyordum. Neyi, kimi arıyordum? Hatırladım, Başkan yok. Onu arıyor olmalıyım.

"İyi biz buradayız da ev sahibi yok." diye söze girişti Daniel. "Harbi, nerede bu adam? O yoksa biz niye geldik" diyen Nolan'dı.

Aralık olan dış kapının açılmasıyla hepimiz bir umut kapıya yöneldik. Fakat gelen şofördü, Tüm dikkat onda olduğundan hemen söze girişti. "Başkanınız Bay Ethan bugün gelemiyormuş. Siz de eşyalarınızı falan getirmediniz. Gelin gidelim isterseniz. Bay Nolan, size Bay Ethan'ın numarasını vereyim, siz onunla iletişime geçersiniz." Bu sözün ardından Nolan yalnızca tamam demekle yetindi.

Evden çıktıktan sonra şoför hepimize birer anahtar verdi. Bu evin anahtarıydı. Akıllı bir ev değildi, kapı kartı yoktu, kapı otomatik değildi. Bildiğin köy eviydi bu. Geniş, ahşap bir köy evi.

Arabada sessizliği bozan Daniel oldu. "Ararız başkanı, ne zaman müsaitse bir kafeye gideriz, tanışırız. Kafamız estiğinde de hop eşyaları alıp eve uçarız. Bu kadar basit." Karşılığı veren hızlı konuşmasıyla Dyeong oldu. "Ne basiti be! O kadar eşyam var, bir gün belirleyin ki o zamana kadar yetiştireyim. Hop dediğin zaman nasıl getireyim o kadar eşyayı!" Daniel'den cevap gecikmedi. "Kızım senin eşyan çoksa biz ne yapalım? Her gün yüzüne sürdüğün şeyleri getirmek tabi zor olur!" Dyeong tam karşılık verecekken arka koltukta bu ikisinin arasında kalan ben "Yeter!" diye bağırdım. Bu sözümün ardından Daniel "Özür dilerim yavrum be." deyince Dyeong karşılık olarak "Sorun değil aşkım." dedi. Hep şakasına böyle flörtleşirler, umarım bir gün bu sözler gerçek olur.

İki gün sonra yine sıradan bir güne uyandığımı sanıyordum ta ki amcam "Kahvaltı yaptıktan sonra çalışma odama gel, bir şey konuşacağız." diyene kadar. Amcam beni bu şekilde çağırdığına göre ciddi bir şey olmalı diye düşünürken kahvaltıyı nasıl ettiğimi anlamadım.

Odaya girdiğimde amcam koltukta oturuyordu. Gözüm masanın üzerindeki kırmızı hediye paketine ilişti. Amcam eliyle yanını göstererek otur işareti yaptı. Yanına oturduğumda cebinden bir zarf çıkardı. "Al bakalım artist. İhtiyacın olur belki." Belliydi, bu bir para zarfı. Ben şaşkınlıkla yüzüne bakarken devam etti. "Bugüne kadar bana ev arkadaşlığı ettiğin için sağ ol." Diyemedim ki lan asıl sen sağ ol bana baktığın, hep yanımda olduğun için diye. Fakat o bunu söylememden hoşlanmaz çünkü bunu dediğim zaman ebeveyn gibi hissediyormuş. Ona daha önce teşekkür etmeye kalktığımdan biliyorum, beni teşekkür ettiğime bin pişman ediyor.

Boynuna sarıldığımda bir hışımla beni iterken "Ulan artist ne duygusal kızsın, al şu masanın üstündekini de çık odadan." dedi.

Ben sulu gözlerle masanın üstündeki kırmızı hediye paketini alırken o da masa başına geçiyordu. Odadan çıkıp kendi odama koşarken artık ağlıyordum. Yatağımın üstüne zıplayıp hışımla paketi yırttım. İçinde küçük bir albüm ve orta boy çerçeve vardı. Çerçevenin içinde geçen sene gittiğimiz piknikte amcamla çektiğimiz fotoğraf vardı. Albümde ise küçüklüğümden beri amcamla çektiğimiz fotoğraflar, arkalarında ise tarihleri vardı.

Her fotoğrafla birlikte o güne ışınlanıyordum. Beni gerçek dünyaya geri getiren telefonumun sesi oldu. Arayan Nolan'dı. "Efendim Nolan?" diyerek telefonu açtım. Nolan yanıt verdi. "Artist, Secret Cafe'ye gel." Tüm arkadaşlarım bana artist derler, çünkü sesim güzel. Evet beni biraz kıskanıyor olabilirler. "Nolan şu başkan işi ne oldu?" dediğimde "Onunla buluşuyoruz zaten." diye yanıt verdi. Sebepsiz yere telaşlanmıştım. "Salak bu şimdi mi söylenir! Kapat Nolan, hazırlanmam lazım bay bay!" dedim ve telefonu suratına kapadım. İçimde gereksiz heyecan vardı.

Kıyafet seçerken o kadar oyalanmışım ki makyajımın son dokunuşlarını yaparken Dyeong'un aradığını bile fark etmedim. Ancak üçüncü çalışında fark edip telefonu açtım. Açar açmaz Dyeong'un tiz sesiyle irkilmem bir oldu. "Ya kanka neredesin sen? Kafede oturmuş seni bekliyoruz. Nolan bile burada, sen yoksun!" Arkadan Nolan'ın Dyeong'a isyan eden sesini duyunca gülümsedim. ve yanıt verdim. "Ya peri, ben çok heyecanlıyım. Sadece kıyafet seçmek için saatlerimi harcadım. Makyajım hazır ama çok gereksiz stres yapıyorum." Dyeong kısa kahkahasından sonra cevap verdi. "Yine hangi uçan kuştan sebepten heyecanlandın bilmiyorum ama biraz daha geç kalırsan adama rezil olacağız!" dedi ve ve kapattı. Bu kız benim hayatımı kurtarıyor ya, eğer kapatmayıp konuşsaydık ben bir saat falan daha geç kalırdım herhalde!

Kafeye girdiğimde oturdukları masayı bulmam bir 5 saniye falan sürdü. Masaya doğru yürürken kalbim yerinden çıkacakmış gibi hissediyordum.

Bir ucu dışarıya bakan cama dayanmış beş kişilik bir masanın bir tarafında Daniel ve Dyeong, cama bakan tarafında Nolan, Daniel'in tam karşısında ise şık giyimli bir adam oturuyordu. Daniel ve bu adamın kahkahaları benim durduğum yere kadar geliyordu. Dahası tek boş olan sandalye sadece onun yanıydı. Biraz daha yaklaştığımda adam kahkaha atarken bana bakıyordu. O şekilde ne kadar durduk bilmiyorum ama onu ilk gördüğümde zaten tanıyorum gibi hissettim.

Bölüm sonu

3 yorum