Prenses Leyla uzun saçlarını aynada tararken kendini izledi. Henüz 25 yaşındaydı ama yüzünde bir iki çizgi belirmişti bile. Tarağı bıraktı ve bulanık aynanın önünden kalktı. Güneşin batışının en nadide örneği o loş ışığın düştüğü yatağına oturdu ve kendini geriye bıraktı. Beyaz çarşafın çiçek işlemeli kısmına denk gelen beyaz yüzüne günün son ışığı düştüğünden gözlerini kapadı ve başını sağa yatırdı. Biraz sonra kral babasının dövüş seyri vardı ve ona destek olmak zorundaydı.
Gizli krallığın gizli varisi, modern dünyanın sır krallığı, büyük devrimin nadide artığı: robot konseyi Prenses Leyla ve Krallık için bunları derdi. Elçilerin uçurduğu haberler sayesinde dışarıda neler olur bilirlerdi. Öyle sadıktı ki geleneklerine krallık, bu topraklara değil bir robotun ayak basması teknolojiye dair bir şeyin girdiği bile vaki olmamıştı. Büyük devrimden beri uykudaydılar lakin uyanmak yakındı.
Prenses doğruldu ve sağ eliyle zarifçe tacını düzeltti. O dişi yürüyüşünü takınarak salındı ve odasından ayrıldı. Hoş kokuların yükseldiği kapalı salona gelince kendisine ayrılan yere, kralın yanına oturup ona selam verenlere gülümsedi. Biraz sonra dövüş seyrinde dövüşecek babasına baktı ve elini tutarak "Kazanacaksın baba, sen hep kazandın," diye fısıldadı.
Kral mağrur gülüşünü kızına doğrulttu ve ellerini sıkıca tutup öptü. "Son zaferim olacak Leyla, bundan sonra meydan da savaş da senin olacak." Prenses gözlerini kaçırdı ve kapıya baktı. Hezimete uğratmaktan çekindiği krallığın altından işlenmiş tek kanatlı kuşuna yemin etti sessizce "and olsun ki senin kanatlarını tamamlayacağım!"
Kral gurur taşırdığı gözünü armaya çevirip gençliğini hatırladı, O da Leyla gibi bu sözü vermişti, ne yazık hâlâ yarımdı kuş. Belki, dedi içinden Belki Leyla başarır bunu, sessizliği bozmadan kızının elini bıraktı ve biraz sonra kendisini çağıracak olan borazan sesli adamı bekledi. Prenses Leyla kralın koluna dokunup kapıyı göstermeseydi hiçbir şeyi duyacağı yoktu.
Leyla ayağa kalkıp adama yaklaştı, şimdi pek vakur durmayı beceremezdi. Bitap düşmüş adamın önünde dikilip "Ne oldu elçi? Ne haber getirdin?" Defi, sesi çocukluk taşan bir merak taşıyordu. Elçi terli suratını silip kızarmış yüzünü önce soruyu soran prensese çevirdi sonra krala taraf sabitledi. "Seçim sonuçları belli oldu hazretleri" Kral yerinden ok gibi fırladı, sabrı bitmişti, adamın hizasında oturup "söyle" diye bağırdı, "kim seçildi?" Adam gözlerine düşen saçını itlerken sıkılgan bir nefes verdi: "Robot seçildi"
Bu iki kelimelik cümle Leyla'nın nefesini sıklaştırdı, bir iki adım geri yürüdü ve sendeleyince onu tutan nedimesinin yardımıyla yerine oturdu. Kral babası olduğu gibi yerinde duruyordu, yıkılmış olduğu belliydi. Adam prensese mahçupça bakıp devam etti: "Bu bizim sonumuz demek"
Kral olayı prensesten daha geç kabullenmişti. Mavi kaftanının uçları yerden yavaşça kalktı ve uzun boyu elçinin tüm bedenini prenses için kapattı. Leyla babasının hareketlerini arkadan izliyordu, yüzü dönük değildi ama gözlerinin altının kızardığına, alnındaki yatay çizginin derinleştiğine emindi. Kederlenince hep böyle olurdu. Leyla tam yerinden kalkıp babasının yanına gidecekti ki öndeki muhafızlar koşup babasının koluna girdi, birden ortalık karıştı ve karşıdaki insanlar dehşetle çığlıklar atıp ellerini ağızlarına götürdüler. Prenses, kralın sendelediğini görünce koşarak yanaştı ve elçinin elindeki kırmızıya boyanmış hançeri görünce derin bir nefes çekip "baba" dedi yalnızca. Sesi öyle mahzundu ki ona acımamsk elde değildi.
Kralın mavi kaftanına kızıl düşmüş, gözlerine kan oturmuştu. Biraz sonra muhafızların kollarından bir nehir gibi aktı ve yere serildi. Leyla nihayet yanaşmaya cüret bulabildi. Kralın başını dizlerine aldığında gözlerinden dökülen yaşlar doğrudan babasının yanağına düşmüştü. Leyla hâlâ nefes alıp veren kralın yüzüne ellerini sürüp okşarken muhafızların yaka paça uzaklaştırdığı elçiye baktı: onun yakasına iğnelenmiş parıltılı düğmeyi fark edince "durun!" Diye bağırdı. Babasının başını hafifçe kaldırıp yere koydu, elçinin yanına gidip yakasındaki düğmeyi tutup çekti ve "bu ne?" Dedi burnundan sessiz nefes alıp vererek. Elçi ahmak bir dudak bükmeyle "bilmiyorum" dedi sadece, suratı şaşkın bir ifadeye bürünmüştü. Leyla nefeslerini hızlandırarak geriye doğru yürüdü. Elçi krslı kanlar içinde yerde görünce ağlamaklı bir sesle "burada ne oldu?" dedi, kimsenin ona nasıl baktığına bile bakmadan biçare halde hayretini daha da yükselterek bağırdı "bunu kralımıza kim yaptı?"