ŞİMDİ Kİ ZAMAN Esme sabaha doğru mezarlıktan çıkmış. Furtuna Konağına gitmişti. Arabasını konağın önünde durdurdu. Tüfeğini eline aldı ve çardakta oturan Şerif, Zarife ve Hicran'ı görür görmez soluğu yanlarında aldı. Tüfeğini arkası dönük olan Zarife ve Hicran Esme'yi görmüş ama daha birşey diyemeden Esme'nin tüfeğinin namlusu Şerif'in kafasına dayanmıştı. Esme,"ELENİ'NİN ANNESİNİ ARADIĞINI BİLİYOR MUYDUNUZ?!." Zarife,"Esme eltim, abam bi sakin ol gel otur şöyle." Esme,"BAĞA ELTİM DEME. SENDA BİLİYORSUN SENİN HİÇ BİR ZAMAN ELTİN OLMADUM, OLMAYACAĞUM DA.! ŞİMDİ BAĞA SÖYLEYİN BİLİYOR MUYDUNUZ ?!" Şerif yavaşça Esme'ye döndü. Şerif,"Biliyordum." Esme,"Anasunun kim olduğunu biliyor musun?" Şerif,"Biliyorum." Esme,"Annesi... Annesi ben miyim?" Şerif,"Hayır sen değilsin." Esme'nin umut dolan kalbi paramparça olmuş ama bir yandanda Eleni'nin ona her baktığında Adil'i hatırlatması kalbinde hala bi umut filizinin canlı kalmasına sebep oluyordu. Tüfeğini indirdi ve arabasına doğru koşmaya başladı. Ona seslenen sesleri duymuyordu. Muhtarlığına gitti. Muhtarlık odasına girdi tüfeğini duvara astı sonra kendini koltuğa attı. Dizlerini kendine çekti ve kafasını dizlerine yazlayıp kendine sarıldı. Orda öylece kaç saat kaldı bilmiyordu belki 1 belkide 3 saat. Tek bildiği 20 senedir Furtuna ailesinin büyüklerinin sakladığı çok önemli bir sır vardı. Aksi halde gencecik bir kızın canının peşine neden bu kadar çok düşmüşlerdi ki onu neden defalarca öldürmek istemişlerdi. Bunu bir sebebi olmalıydı. İçinde hem çok korktuğu hemde umut filizini büyüten o ihtimal onu hem mutlu ederken hemde kahrediyordu. Ya o kız onun kızıysa ya o kız onların kızıysa. 20 yıl kendi kızına ait olmayan bir mezarda kızı için göz yaşı dökerken, ninni söylerken ya kızı o sırada başka bir ülkede başka bir ailede büyüdüyse. Başka bir kadına anne dediyse. Başka bir kadın onu sarıp sarmaladıysa onun yüreği kan ağlarken kızı bu küçücük mezarda değilde başka bir aile ile beraber yasadıysa. İçi içini kemirirken nefes alma ihtiyacı ile göz yaşları içinde Adil ile tanıştıkları yere gitti. Gördüğü an hatırladı daha birkaç gün önce mazinin yıkıldığını. Yaklaştı geriye kalan yıkıntıya dokundu buz gibi tahtalara. Hatıralar geldi aklına. Adil'e tanışması, konuşmaları ve Adil'in o gün kaydettiği kasedi çalması. Kasedi çaldıktan sonra kaçan Adil'in peşinden koştuğunu ve yakalayamayınca nefes nefese "Koçari, geber da!" dediğini Adil'in de onu duyduğu an "Esme, esme da!" dedigini hatırladı. Anlık yüzüne bir gülümseme geldi. Sonra hatıralardan şimdi ki zamana döndü, gülümsemesi anında soldu. Döndü denize ayakları suya değene kadar yürüdü ve yere oturdu. Çekti dizlerini yine kendine baktı denize. Denizin dalgaları soğuktu, belirsizdi, sevdalıydı, özlem doluydu. Özlemle vuruyordu dalgaları sahile, taşlara, dağlara... Esme orada öylece kendine sarılmış Adil'e ilk tanıştıkları gün Adil'i kendine getiren türküsünü söylemeye başladı. Esme," Esti bir deli rüzgâr yakti beni efkârim Yarum senun huyların niye böyle uçari ... Sen barutsun ben ateş bir kibrit mi çakalum İki deli yan yana dünyayi mi yakalum Efkârum karabulut karşu daği aşacak Söylesem sırlarumi ha bu deniz taşacak ... HA BU DENİZ TAŞACAK" (...) Esme orda öylece uyuya kalmıştı. Sabah olduğunda Adil Eleni'yi sağlık ocağına bıraktı. Esme'nin Koçari avlundaki tepkisi aklından hiç çıkmamıştı. Gelmişken ona da bir bakmak istedi. İlk muhtarlığa gitti. Dışarda arabasını gördü. Sorun şu ki kapıları kitli değildi. Muhtarlığa doğru yürüdü. Kapı açıktı ama Esme içerde değildi. Duvarda asılı olan tüfeğini gördü. Endişelenmeye başlamıştı. Muhtarlıktan çıktı. Pansiyonların olduğu yere doğru yürümeye başladı. Tanıştıkları pansiyonun olduğu yere doğru yürürken tam oranın önünde denizin dalgalarının kendine gelebileceği yerde dizlerini kendine çekerek kendine sarılmış halde Esme'yi bulmayı beklemiyordu. Esme'yi gördüğü an koşa koşa yanına gitti. Yüzü diğer tarafa dönüktü görünmüyordu. Yanına yaklaştığında söylenmeye başladı. Adil,"Kızum sen manyak mısın? Niye suyun içinde oturuyorsun öyle." Yanına vardığında diğer tarafına geçti ve yüzüne baktı. Esme uyuyordu. Yüzü bembeyaz olmuştu. Yanakları ve burnu kıpkırmızıydı. Üstü başı açmur içindeymiş. Onu öyle görünce korkuyla hemen yere çömelip öncelikle eliyle yüzüne gelen saçları kulağının arkasına atıp Esme'yi uyandırmaya çalıştı. Adil,"Esme kızum iyi misin? Kalk hadi bak üşütüceksin." Esme'den tepki alamayınca elini alnına koydu ve ateşi var mı diye kontrol etti, yanıyordu. Hemen kalktı ve Esme'yi kucağına aldı muhtarlığa doğru götürdü. Muhtarlık odasında ki koltuğa yatırdı usulca. Sağlık ocağına götürmedi çünkü Oruç'ta ordaydı ve kucağında Esme'yle onu görüp bir ton laf anlatmak zorunda kalmak istememişti. Eleni'yi aradı; Adil,"Eleni kızum kimseye özellikle de Oruç'a çaktırmadan Esme'nin muhtarlığına gelir misin? Gelirken yanına ateş ölçer ve soğuk algınlığı, ateş düşürücü gibi ilaçlarda al çabuk gel." Eleni,"Po po po! Ne oldu yoksa Esme'ye mi bir şey oldu?" Adil,"Gelince anlatırım sen çabucak gel buraya." Eleni,"Tamam hemen geliyorum." Eleni telefonu kapatıp Adil'in dediklerini ve lazım olursa diye birkaç malzeme daha almış ve muhtarlığa doğru koşmaya başlamıştı. O sırada Adil Çakır uşağa mesaj atmış ve bir kaç kadın kıyafeti almasını söylemişti. Etrafına bakınmış ve sehpahanın üstünde bir battaniye görmüştü hemen alıp Esme'nin ıslanmış bedenine sardı Yanına çöküp eliyle yanağını okşadı. Adil,"Niye ordaydın, nasıl bu hale geldin. Ah be Esme cayır cayır yanaysun." Eleni'nin merdivenlerden sesi gelince Adil elini Esme'nin yanağından çekti ve kapıya doğru baktı. Eleni hemencecik kapıyı açıp içeri girdi. Esme'yi koltukta o halde görünce hemen yanına geldi ve Adil'e ne olduğunu sordu. Eleni,"Po po po! Esme'ye ne oldu?" Adil,"Gelduğumd sahil kenarında yıktığumuz pansiyonun önünde dalgalarun ulaştuğu yerde uyurken buldum. Üstü başı çamur olmuş, ateşi hayli yüksek." Eleni çantasından Ateş ölçeri çıkardı. Esme'nin ateşi 39 'du. Eleni,"Ateşi 39. Hemen serum takmam ve üstünü değiştirmem lazım. Burda serumu asabeceğim bir yer var mı? Birde temiz giysiler?" Adil,"Çakır'a dedum getirur şimdi kıyafetleri. Serumu da ha şuraya şimdi bi çivi çakarım oraya asarsun." Eleni onaylar şekilde başını salladı. Adil köşede duran alet kutusunu aldı ve Eleni'nin serumu rahatça asabileceği biryere bir çivi çaktı. Eleni serumu hazırladı. O sırada Çakır geçti kapıdan. Çakır,"Getirdim patron buyur." Adil,"Sağolasın uşağum. Sen bizim çocuklarla beraber pansiyonu korumaya devam et o Şerif iti'nin buraya tek adım dahi atmasına izin vermeyin." Çakır,"Tamamdır patron." Çakır gitmiş ve Adil'de kıyafetleri Eleni'ye Esme'nin kıyafetlerini değiştirsin diye verip dışarı çıktı. Sıcak bir çorba ve ıhlamur kaynatmak için pansiyonun mutfağına gitmişti. Eleni'de Esme'nin üstünü değiştirmiş. Dolapları karıştırırken bulduğu battaniyeyi alıp Esme'nin üstünü örtmüş ve serumu takmıştı. Adil'in yanına gidip sirkeli su ve bez almaya gidecekken Esme sayıklamaya başladı. Esme,"Işığım gitme..." Eleni Esme'nin yanına çöküp yanaklarına damlayan göz yaşını silmiş. Eleni,"Işığın kim Esme?" Eleni kalkıp Adil'in yanına gitmiş ve bir büyük kaba soğuk su ve sirke koymuş. Birde temiz bir bez almıştı. Adil'le ne yaptığını sordu. Eleni,"Adil ne yapıyorsun?" Adil,"Çorba ve ıhlamur. Sen değiştirdin mi Esme'nin üstünü müsait mi şuan?" Eleni,"Evet hallettim. Adil Esme demin sayıkladı ve "Işığım gitme...", dedi." Adil şaşırmıştı. Işığım kelimesi çok tanıdık gelmişti. Birden geçmişin hatıralarından biri geldi gözü önüne 21 YIL ÖNCE Adil ve Esme piknik yapmaya gitmişler ve veri dönüşte de Esme Adil'in koluna girmiş sohbet ederek yürüyorlardı. Adil,"Sen bir de bakalım Efulim. Neymiş bu Aleyna'nın anlamı?" Esme,"Parlayan ışık demekmiş." Adil," 'Parlayan ışık' Aynı senun gibudu da." Esme,"Hee benum gibidu da." Adil,"Oh oldi. Çok güzel oldi. Sende parla kızımızda parlasun bende size bakınca gözlerum şavkınızdan kör olsun. Far görmüş tavşana benziyim he." Esme,"Adill. Ama çok güzel bak. Aleyna!" Adil,"Aleyna ne du ya?" Esme,"Bak ne kadar da güzel geliyi kulağa." Adil,"Zehğraa." Esme,"U Zehra ne du?" Adil,"Fatğmaa hee" Esme,"Uyy Adil sus." ŞİMDİ Kİ ZAMAN Adil bu fikri kafasından atmak istedi çünkü ne de olsa hastaydı kim bilir neyden bahsediyordu. Vakit geç olunca Adil Eleni'yi Çakır uşakla Koçari Konağına göndermişti. Kendisi ise Esme'nin yanında kalmıştı çünkü Esme henüz kendine gelememiş ve ateşi 38'di. Soğuk sirkeli suda ıslattığı bezi sıkmış ve Esme'nin alnına yerleştirmişti. Sandalye çekip oturmuş Esme'ye bakarken uyuya kalmıştı. ADİL'İN RÜYASI (KABUSU) Adil pansiyonların orda kıyıda ilerlerken Esme ile tanıştıkları yere bakmış. Gördüklerine inanmak istememişti. Esme tanıştıkları yerde ki yıkıntının içinde sadece eli gözükür şekilde hareketsiz yatıyordu. Bileğinden parmak ucuna doğru ilerleyen ve oradanda yere damlayan yerde küçük kızıl bir göl oluşturan kanı görünce hemen yanına gitti ve dikkatlice Esme'yi çıkarmaya çalıştı. Adil,"Hayır hayır hayır hayır hayır. Esme tut elimi bak burdayım yanındayım. Esme Esme kızım bir ses ver kurbanın olıyım bir ses ver. Esme Esme korkutma kız beni ses ver ne olursun." Adil sonunda Esme'nin tüm vücudu gözükücek şekilde üstünde ki yıkıntı kaldırmıştı. Esme'yi kucağına alıp denizin suyunun ona değebileceği şekilde yatırmıştı yere başını kucağına almış yüzünün önündeki perçemleri kulağının arkasına atıp eliyle yanğını okşayarak yalvarmıştı sevdasına. Adil,"Bak yanındayım iyi olucaksın. Hadi kalk lütfen. Esmem yalvarırım bırakma beni. Ben sensiz yaşayamam Esmem kurbanın olıyım aç gözünü." Esme gözünü hafif aralamıştı. Dudaklarını hareket ettirirken bunu gören Adil'in gözleri ne diyeceğini merak ederek bir dudaklarına bir gözlerine bakıyordu. Esme,"A-Adil..." Adil,"Burdayım yanındayım Esmem." Esme,"B-Be-Beni neden görmüyorsun." ...
Bölüm 2
2. Bölüm: "Burdayım Esmem"
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.