İçeriğe geç

ASIRLIK HASRET

Bölüm 1 · 13 dk okuma

ASIRLIK HASRET

Bölüm 1

1. Bölüm: Hasretin İlk Nefesi

Esme tüm gece Şerif'in zehirlediği keçileri kurtarmak için Koçari'de kalmış. Neyse ki Eleni Niko ile panzehiri bulmuş. Panzehiri bulana kadarda etkisini azaltmak için Oruç ile birlikte bir karışım tarifi vermişler. Çakır uşak biraz adam alıp panzehiri almaya gitmiş. Adil, Esme ve Koçariler birlik olmuş. Oruç ve Eleni'nin verdiği tarifi yapıp keçilere vermişler. Sabah olmuş Adil bir kuzuyla birlikte uyuya kalan Esme'nin yanına gitmiş. Kuzuyu Esme'nin yattığı Banka bağlamış. O sırada Esme uyanmış. Kuzunun iyi olduğunu görünce heycanla ayaklanmış ve kuzuyu sevmeye başlamış. Esme,"İyileşti mi buu?" Adil,"İyileşti. Hepsi iyileşti çok şükür." Esme,"Allah'ım sağa şükürler olsun. Allah'ım sağa şükürler olsun." Adil,"Eee gün doğdi. Haydi git sen evine kocan şüphelenmesin." Esme,"Neyden şüphelenecek?" Adil,"Yanımda olduğundan." Esme,"Ben senin yanında değilim Koçari. Ben masum hayvanların yanındayım. Üstüne alınma." Adil,"Ula ben ne üstüme alınacam. Senin kocan üstüne alınmasın. Hayde, hayde kocan burda olduğunu öğrenmeden git evine hayde." Esme,"Saklayacam mı sandun?" Adil,"HAH! Eleni'nin katilini koruyan kadın konuştu." Adil avluya keçilerin hanına gider. Esme,"Koçari, geber da!" Adil,"Esme, esme da!" Esme avluya girer ve keçilerin yanına geçip Şerif'i görüntülü arar. Şerif,"Ha Esme. A bende seni arayacaktum. Nerdesun sen?" Adil Şerif'in sesini duyunca irkilir. Esme'nin yanına yaklaşır. Ne yaptığı merakla izler. Esme,"Koçari avlundayım. Bilesin dedum. Metilen mavisi bulundu. Zehirlediğin masum keçiler kurtuldu. Bende geceden beri ha burayaydum. Elimden geldiğince yardum ettum. Düşmanlığa masumları karıştırdığın sürecede edecem. Haberin olsun." Esme telefonu kapattı. Şerif dondu kaldı. Sonrada sinirle telefonu yere atıp parçaladı. Adil,"Sen manyak mısın? Sen manyak mısın ula? Binlerce hayvanı zehirleyen o şerefsuz herif sağa neler eder hiç düşündün mü?" Esme,"Korktun mu?" Adil,"Korktum ula. Korktum Allah'ın cezası korktum iyi mi?" Esme,"Kork o zaman. Çünkü ben artuk düşünmirum. Ben artuk sorayrum. Sağa da bir kez daha soracam. Bu sefer cevap verecesun." Adil,"Sor. Sor Allah'ın belası sor. Ne sorucaksan sor." Esme,"Oruç'lan Eleni niye İstanbul'a gitti?" Adil,"HAH" Esme,"Oruç Eleni'yi götürürken gördüm seni. Tepedeydun." Adil,"Bende seni gördüm. Eve giriydun kocanla. Yine gir yalnız bu sefer dikkat et ölün çıkmasun içerden." Esme,"Koçari! Bırak benim ölümü de dirimi de. Oruç'lan Eleni niye İstanbul'a gitti? Eleni'yi öldürmeye çalışmalarıyla bir ilgisi var mı? Ne saklaysun? Ne saklaysunuz? Ne var bu kızda söyle? Bak! Ölüm bu kızın peşinde biliyruz. Sebebini bilmiyruz ya da tek ben bilmiyrum. Bağa da söyle yardım edeyim. Bende koruyayım o masumu ha. Ne var bu kızda Koçari söyle." Adil,"Eleni yunan değilmiş. Aslı Türk." Esme,"Ne?" Adil,"Buraya anasını aramaya gelmiş. İstanbul'a da bir iz bulmaya gittiler. Anası Furtunadanmış." Esme,"Anası Furtunalıymış." Adil,"He" Esme,"Anasını aramaya gelmiş." Adil,"Anasını aramaya. Sen vurunca beni iyi etmeye. Şerefsuz kocanın zehirlediği ha bu hayvanları yaşama döndürmeye. Allah bize bir melek indirmiş Esme." Esme şok olmuştu. Hemen avludan çıkarak arabasına bindi. Esme,"Allah'ım. Allah'ım." Acaba dedi içinden. Acaba benim kızım yaşıyor olabilir mi? _________________________ Adil ve Şerif iki köyün sınır köprüsünde karşı karşıya geldiler. Adil Şerif'in üstüne doğru yürüdü. Sevdiği kadının kocası ve babasının katili tam karşısındaydı. Ne kadar içinden onu öldürmek istesede Şirin Furtuna'ya Şerif'i öldürmeyeceğine dair söz vermişti. Elleriyle adamın göğsüne doğru vurdu. Adil,"Anana yemin verdum seni öldürmiycem diye. Ama eğer Şerif bir daha hayvanlarımın başına bir şey gelirse bir daha Esme yardıma geldi diye oğa bir şey edecek olursan o yemin yalan olur bilesün. Saçının teline zarar gelirse senide Furtuna'yıda yıkarum." Şerif etrafına bakınarak bir sağa bir sola doğru yürüdü. Sonra adamlarına dönüp: Şerif,"HAYDE, HAYDE ARABALARA!",dedi. ________________________ Mezarlığa sürdü. Koşa koşa gitti kızının mezarına. Oturdu yamacına. Koydu elini okşamaya başladı kara toprağı. Esme,"Burda musun kızım? Aleynam. Işığım. Sevdamın hatırası." Esme göz yaşlarını serbest bıraktı. Esme,"Sen burdasın di mi annem? Eleni diğilsin di mi?" Esme kızının yanına kıvrıldı. Bir yandan eliyle toprağını okşarken bir yandan da hamileyken kızı için yazdığı ninniyi söylüyordu. Esme,"(...) Bekle Işığım Bekle Baban Bizi Bulur (...)" (...) 20 YIL ÖNCE İSTANBUL Esme,"Aleynam. Işığım. Sevdamın hatırası. Senin için bi ninni yazdım." Esme yanaklarından süzülen göz yaşlarıyla kızına yazdığı ninniyi söylemeye başlar. Esme,"(...) Sabah Sesinle Olur Yayla Sisinle Meşhur Bekle Işığım Bekle Baban Bizi Bulur Nenni Aleyna'm Nenni Nenni Oy Nenni Nenni Nenni Nenni Aleyna'm Nenni Nenni Oy Nenni Nenni NENNİ" ŞİMDİ Kİ ZAMAN... Beğendiysen beğenmeyi unutma. Hadi bakalım sırada ki bölüme. Bu senaryonun aynısı olmuş diyebilirsin. Ama sırada ki bölümde farklılıkları görüceks.(Kabus gören Adil nasıl olur du sence?) ŞİMDİ Kİ ZAMAN Esme sabaha doğru mezarlıktan çıkmış. Furtuna Konağına gitmişti. Arabasını konağın önünde durdurdu. Tüfeğini eline aldı ve çardakta oturan Şerif, Zarife ve Hicran'ı görür görmez soluğu yanlarında aldı. Tüfeğini arkası dönük olan Zarife ve Hicran Esme'yi görmüş ama daha birşey diyemeden Esme'nin tüfeğinin namlusu Şerif'in kafasına dayanmıştı. Esme,"ELENİ'NİN ANNESİNİ ARADIĞINI BİLİYOR MUYDUNUZ?!." Zarife,"Esme eltim, abam bi sakin ol gel otur şöyle." Esme,"BAĞA ELTİM DEME. SENDA BİLİYORSUN SENİN HİÇ BİR ZAMAN ELTİN OLMADUM, OLMAYACAĞUM DA.! ŞİMDİ BAĞA SÖYLEYİN BİLİYOR MUYDUNUZ ?!" Şerif yavaşça Esme'ye döndü. Şerif,"Biliyordum." Esme,"Anasunun kim olduğunu biliyor musun?" Şerif,"Biliyorum." Esme,"Annesi... Annesi ben miyim?" Şerif,"Hayır sen değilsin." Esme'nin umut dolan kalbi paramparça olmuş ama bir yandanda Eleni'nin ona her baktığında Adil'i hatırlatması kalbinde hala bi umut filizinin canlı kalmasına sebep oluyordu. Tüfeğini indirdi ve arabasına doğru koşmaya başladı. Ona seslenen sesleri duymuyordu. Muhtarlığına gitti. Muhtarlık odasına girdi tüfeğini duvara astı sonra kendini koltuğa attı. Dizlerini kendine çekti ve kafasını dizlerine yazlayıp kendine sarıldı. Orda öylece kaç saat kaldı bilmiyordu belki 1 belkide 3 saat. Tek bildiği 20 senedir Furtuna ailesinin büyüklerinin sakladığı çok önemli bir sır vardı. Aksi halde gencecik bir kızın canının peşine neden bu kadar çok düşmüşlerdi ki onu neden defalarca öldürmek istemişlerdi. Bunu bir sebebi olmalıydı. İçinde hem çok korktuğu hemde umut filizini büyüten o ihtimal onu hem mutlu ederken hemde kahrediyordu. Ya o kız onun kızıysa ya o kız onların kızıysa. 20 yıl kendi kızına ait olmayan bir mezarda kızı için göz yaşı dökerken, ninni söylerken ya kızı o sırada başka bir ülkede başka bir ailede büyüdüyse. Başka bir kadına anne dediyse. Başka bir kadın onu sarıp sarmaladıysa onun yüreği kan ağlarken kızı bu küçücük mezarda değilde başka bir aile ile beraber yasadıysa. İçi içini kemirirken nefes alma ihtiyacı ile göz yaşları içinde Adil ile tanıştıkları yere gitti. Gördüğü an hatırladı daha birkaç gün önce mazinin yıkıldığını. Yaklaştı geriye kalan yıkıntıya dokundu buz gibi tahtalara. Hatıralar geldi aklına. Adil'e tanışması, konuşmaları ve Adil'in o gün kaydettiği kasedi çalması. Kasedi çaldıktan sonra kaçan Adil'in peşinden koştuğunu ve yakalayamayınca nefes nefese "Koçari, geber da!" dediğini Adil'in de onu duyduğu an "Esme, esme da!" dedigini hatırladı. Anlık yüzüne bir gülümseme geldi. Sonra hatıralardan şimdi ki zamana döndü, gülümsemesi anında soldu. Döndü denize ayakları suya değene kadar yürüdü ve yere oturdu. Çekti dizlerini yine kendine baktı denize. Denizin dalgaları soğuktu, belirsizdi, sevdalıydı, özlem doluydu. Özlemle vuruyordu dalgaları sahile, taşlara, dağlara... Esme orada öylece kendine sarılmış Adil'e ilk tanıştıkları gün Adil'i kendine getiren türküsünü söylemeye başladı. Esme," Esti bir deli rüzgâr yakti beni efkârim Esti bir deli rüzgâr yakti beni efkârim Yarum senun huyların niye böyle uçari Yarum senun huyların niye böyle uçari Sen barutsun ben ateş bir kibrit mi çakalum İki deli yan yana dünyayi mi yakalum Efkârum karabulut karşu daği aşacak Söylesem sevduğumu ha bu deniz taşacak Efkârum karabulut karşu daği aşacak Söylesem sevduğumu ha bu deniz taşacak Vurdum kaban yukari da sardi dağlari duman Vurdum kaban yukari da sardi dağlari duman Al başumdan sevdani da yok midur sende iman Al başumdan sevdani da yok midur sende iman Sen barutsun ben ateş bir kibrit mi çakalum İki deli yan yana dünyayi mi yakalum Efkârum karabulut karşu daği aşacak Söylesem sırlarumi ha bu deniz taşacak Sen barutsun ben ateş bir kibrit mi çakalum İki deli yan yana dünyayi mi yakalum Efkârum karabulut karşu daği aşacak Söylesem dertlerumi ha bu deniz taşacak Efkârum karabulut karşu daği aşacak Söylesem sırlarumi ha bu deniz taşacak HA BU DENİZ TAŞACAK" (...) Esme orda öylece uyuya kalmıştı. Sabah olduğunda Adil Eleni'yi sağlık ocağına bıraktı. Esme'nin Koçari avlundaki tepkisi aklından hiç çıkmamıştı. Gelmişken ona da bir bakmak istedi. İlk muhtarlığa gitti. Dışarda arabasını gördü. Sorun şu ki kapıları kitli değildi. Muhtarlığa doğru yürüdü. Kapı açıktı ama Esme içerde değildi. Duvarda asılı olan tüfeğini gördü. Endişelenmeye başlamıştı. Muhtarlıktan çıktı. Pansiyonların olduğu yere doğru yürümeye başladı. Tanıştıkları pansiyonun olduğu yere doğru yürürken tam oranın önünde denizin dalgalarının kendine gelebileceği yerde dizlerini kendine çekerek kendine sarılmış halde Esme'yi bulmayı beklemiyordu. Esme'yi gördüğü an koşa koşa yanına gitti. Yüzü diğer tarafa dönüktü görünmüyordu. Yanına yaklaştığında söylenmeye başladı. Adil,"Kızum sen manyak mısın? Niye suyun içinde oturuyorsun öyle." Yanına vardığında diğer tarafına geçti ve yüzüne baktı. Esme uyuyordu. Yüzü bembeyaz olmuştu. Yanakları ve burnu kıpkırmızıydı. Üstü başı açmur içindeymiş. Onu öyle görünce korkuyla hemen yere çömelip öncelikle eliyle yüzüne gelen saçları kulağının arkasına atıp Esme'yi uyandırmaya çalıştı. Adil,"Esme kızum iyi misin? Kalk hadi bak üşütüceksin." Esme'den tepki alamayınca elini alnına koydu ve ateşi var mı diye kontrol etti, yanıyordu. Hemen kalktı ve Esme'yi kucağına aldı muhtarlığa doğru götürdü. Muhtarlık odasında ki koltuğa yatırdı usulca. Sağlık ocağına götürmedi çünkü Oruç'ta ordaydı ve kucağında Esme'yle onu görüp bir ton laf anlatmak zorunda kalmak istememişti. Eleni'yi aradı; Adil,"Eleni kızum kimseye özellikle de Oruç'a çaktırmadan Esme'nin muhtarlığına gelir misin? Gelirken yanına ateş ölçer ve soğuk algınlığı, ateş düşürücü gibi ilaçlarda al çabuk gel." Eleni,"Po po po! Ne oldu yoksa Esme'ye mi bir şey oldu?" Adil,"Gelince anlatırım sen çabucak gel buraya." Eleni,"Tamam hemen geliyorum." Eleni telefonu kapatıp Adil'in dediklerini ve lazım olursa diye birkaç malzeme daha almış ve muhtarlığa doğru koşmaya başlamıştı. O sırada Adil Çakır uşağa mesaj atmış ve bir kaç kadın kıyafeti almasını söylemişti. Etrafına bakınmış ve sehpahanın üstünde bir battaniye görmüştü hemen alıp Esme'nin ıslanmış bedenine sardı Yanına çöküp eliyle yanağını okşadı. Adil,"Niye ordaydın, nasıl bu hale geldin. Ah be Esme cayır cayır yanaysun." Eleni'nin merdivenlerden sesi gelince Adil elini Esme'nin yanağından çekti ve kapıya doğru baktı. Eleni hemencecik kapıyı açıp içeri girdi. Esme'yi koltukta o halde görünce hemen yanına geldi ve Adil'e ne olduğunu sordu. Eleni,"Po po po! Esme'ye ne oldu?" Adil,"Gelduğumd sahil kenarında yıktığumuz pansiyonun önünde dalgalarun ulaştuğu yerde uyurken buldum. Üstü başı çamur olmuş, ateşi hayli yüksek." Eleni çantasından Ateş ölçeri çıkardı. Esme'nin ateşi 39 'du. Eleni,"Ateşi 39. Hemen serum takmam ve üstünü değiştirmem lazım. Burda serumu asabeceğim bir yer var mı? Birde temiz giysiler?" Adil,"Çakır'a dedum getirur şimdi kıyafetleri. Serumu da ha şuraya şimdi bi çivi çakarım oraya asarsun." Eleni onaylar şekilde başını salladı. Adil köşede duran alet kutusunu aldı ve Eleni'nin serumu rahatça asabileceği biryere bir çivi çaktı. Eleni serumu hazırladı. O sırada Çakır geçti kapıdan. Çakır,"Getirdim patron buyur." Adil,"Sağolasın uşağum. Sen bizim çocuklarla beraber pansiyonu korumaya devam et o Şerif iti'nin buraya tek adım dahi atmasına izin vermeyin." Çakır,"Tamamdır patron." Çakır gitmiş ve Adil'de kıyafetleri Eleni'ye Esme'nin kıyafetlerini değiştirsin diye verip dışarı çıktı. Sıcak bir çorba ve ıhlamur kaynatmak için pansiyonun mutfağına gitmişti. Eleni'de Esme'nin üstünü değiştirmiş. Dolapları karıştırırken bulduğu battaniyeyi alıp Esme'nin üstünü örtmüş ve serumu takmıştı. Adil'in yanına gidip sirkeli su ve bez almaya gidecekken Esme sayıklamaya başladı. Esme,"Işığım gitme..." Eleni Esme'nin yanına çöküp yanaklarına damlayan göz yaşını silmiş. Eleni,"Işığın kim Esme?" Eleni kalkıp Adil'in yanına gitmiş ve bir büyük kaba soğuk su ve sirke koymuş. Birde temiz bir bez almıştı. Adil'le ne yaptığını sordu. Eleni,"Adil ne yapıyorsun?" Adil,"Çorba ve ıhlamur. Sen değiştirdin mi Esme'nin üstünü müsait mi şuan?" Eleni,"Evet hallettim. Adil Esme demin sayıkladı ve "Işığım gitme...", dedi." Adil şaşırmıştı. Işığım kelimesi çok tanıdık gelmişti. Birden geçmişin hatıralarından biri geldi gözü önüne 21 YIL ÖNCE Adil ve Esme piknik yapmaya gitmişler ve veri dönüşte de Esme Adil'in koluna girmiş sohbet ederek yürüyorlardı. Adil,"Sen bir de bakalım Efulim. Neymiş bu Aleyna'nın anlamı?" Esme,"Parlayan ışık demekmiş." Adil," 'Parlayan ışık' Aynı senun gibudu da." Esme,"Hee benum gibidu da." Adil,"Oh oldi. Çok güzel oldi. Sende parla kızımızda parlasun bende size bakınca gözlerum şavkınızdan kör olsun. Far görmüş tavşana benziyim he." Esme,"Adill. Ama çok güzel bak. Aleyna!" Adil,"Aleyna ne du ya?" Esme,"Bak ne kadar da güzel geliyi kulağa." Adil,"Zehğraa." Esme,"U Zehra ne du?" Adil,"Fatğmaa hee" Esme,"Uyy Adil sus." ŞİMDİ Kİ ZAMAN Adil bu fikri kafasından atmak istedi çünkü ne de olsa hastaydı kim bilir neyden bahsediyordu. Vakit geç olunca Adil Eleni'yi Çakır uşakla Koçari Konağına göndermişti. Kendisi ise Esme'nin yanında kalmıştı çünkü Esme henüz kendine gelememiş ve ateşi 38'di. Soğuk sirkeli suda ıslattığı bezi sıkmış ve Esme'nin alnına yerleştirmişti. Sandalye çekip oturmuş Esme'ye bakarken uyuya kalmıştı. ADİL'İN RÜYASI (KABUSU) Adil pansiyonların orda kıyıda ilerlerken Esme ile tanıştıkları yere bakmış. Gördüklerine inanmak istememişti. Esme tanıştıkları yerde ki yıkıntının içinde sadece eli gözükür şekilde hareketsiz yatıyordu. Bileğinden parmak ucuna doğru ilerleyen ve oradanda yere damlayan yerde küçük kızıl bir göl oluşturan kanı görünce hemen yanına gitti ve dikkatlice Esme'yi çıkarmaya çalıştı. Adil,"Hayır hayır hayır hayır hayır. Esme tut elimi bak burdayım yanındayım. Esme Esme kızım bir ses ver kurbanın olıyım bir ses ver. Esme Esme korkutma kız beni ses ver ne olursun." Adil sonunda Esme'nin tüm vücudu gözükücek şekilde üstünde ki yıkıntı kaldırmıştı. Esme'yi kucağına alıp denizin suyunun ona değebileceği şekilde yatırmıştı yere başını kucağına almış yüzünün önündeki perçemleri kulağının arkasına atıp eliyle yanğını okşayarak yalvarmıştı sevdasına. Adil,"Bak yanındayım iyi olucaksın. Hadi kalk lütfen. Esmem yalvarırım bırakma beni. Ben sensiz yaşayamam Esmem kurbanın olıyım aç gözünü." Esme gözünü hafif aralamıştı. Dudaklarını hareket ettirirken bunu gören Adil'in gözleri ne diyeceğini merak ederek bir dudaklarına bir gözlerine bakıyordu. Esme,"A-Adil..." Adil,"Burdayım yanındayım Esmem." Esme,"B-Be-Beni neden görmüyorsun." ... Nasıl dı? Umarım beğenmişsindir. Diğer bölüm Esme kalkınca ne tepki vericek merak etiysen hadi diğer bölüme. Dedikten sonra Adil sıçrayarak uyanmıştı. İlk iş etrafına bakındı nerede olduğunu anlamak için sonra olanları hatırladı ve koltukta ki Esme'ye baktı. Derin bir nefes almıştı. Ateşini ölçtü 36,5 olmuştu. Ohh çekmiş ve alnında ki bezi alıp tepsiye bıraktı. Bu sırada alnından alınan bez ile Esme'de uyanmaya başlamıştı. Esme esnemiş ve kollarını kaldırıp gerinmişti. Gözlerini açtığın da önce nerde olduğuna bakmış sonra kendisine bakan Adil'i görünce küçük bir çığlık attı. Esme," Ula yangaz Koçari senin burda ne işin var. Canına mı susadın ula." Esme ayağa kalktığı gibi Adil'e vurmaya başladı. Adil ne kadar uğraşsada Esme'nin darbelerinden kaçamadı. Adil Esme'nin kollarından tutup durdurdu. Adil,"ESME YETER YETER DA. ESME, esme daa." Esme,"Koçari, Geber Da!." Adil,"Eyvallah. Ama şimdi geberemem. Önce sağa bir soru sormam lazım." Esme,"Ne sorucan sen bağa be." Adil,"Pansiyonların orda deniz kıyısında suyun içinde ne işin vardı." Esme,"B-Ben. SAĞA NE ULA SANA HESAP MI VERECEM HAYURDUR." Adil,"Hesap sormayrum. Ateşler içinde bayılıp hasta olacak kadar niye ordaydın diye sorayrum." Esme şaşırarak. Esme,"Hasta mı oldum? Ateşler içinde mi? Baygın mıydım?" Adil,"Haa. Valla bir baktum üstün başın ıslanmış ateşin var cayır cayır yanaysun. Aldum seni kucağuma buraya getirdim." Esme, Adil üstün başın ıslanmış diyince baktı üstüne. Sonra ikinci bir şok geçirde üstünde kendine ait olmayan kadın kıyafetleri vardı. Esme,"LAANN! BU ÜSTÜMDE Kİ PİJAMA TAKIMIDA NERDEN ÇIKTI. ULA SEN Mİ DEĞİŞTİRDİN ÜSTÜMÜ?" Adil Esme'yi sinir etmek için, Adil,"Hee ben değiştirdim noldi beğenmedun mi?" Esme sinirle koltuğun üstüne çıkıp Adil'in sırtına atladı ve onu dövmeye başladı. Esme,"YEDUM ULA SENİ GEL BURAYA. SEN NASİL BENUM ÜSTÜMÜ DEĞİŞTİRİRSUN. SENİ GEBERTİRİM ULA." Adil Esme'yi tutup sırtından ön tarafına kucağına aldı. Esme aniden kendini Adil'in kucağında bulunca sersemledi. Adil'in yüzüne bakakaldı. Yüzleri arasında ki mesafe çok azdı. İkisi de birbirlerinin nefeslerini hissediyordu. Gözleri bir dudaklarına bir gözlerine gitmişti. Esme kendine gelerek Adil'in göğsüne vurdu. Adil Esme'yi bıraktı kucağından ve kendine vurmasın diye kollarını tuttu. Adil,"Esme kızım sakin ol şaka yaptım ya. Eleni değiştirdi üstünü." Esme Eleni'nin adını duyunca sakinleşti. Kollarını Adil'den kurtardı. Sonrada koltuğa oturdu. Adil,"Sakinleştin mi?" Esme,"Hıhı." Adil,"O zaman şu ilaçları al bakalım.", dedi. Elinde Eleni'nin Esme için getirdiği ilaçlar vardı.

Bölüm sonu

1 yorum

  • Uyyy balıım bu hikaye neduur naa bendedee tattaranın hikayesi var istersen isfad okumak isterseen okyyanilirisinn