İçeriğe geç

Aşiretoloji School AU/Yarı Texting

Bölüm 7 · 7 dk okuma

Aşiretoloji School AU/Yarı Texting

Bölüm 7

6. Bölüm: Oha, Çüş lan!

Apollon anlatıyor

Ekipçe Nuri Bakkal’ın yanında ki parkta bekliyorduk. Dio salıncakta ters bir şekilde sallanırken, Hermes paten sürüyordu. Bende karnımı tutuyordum. Bozuk yoğurt midemi bozmuştu fazlasıyla. Ares sesli bir nefes verdi. “Bir de bu veletleri mi bekleyeceğiz?” Dedi. hera başını salladı. Gözlerim Zeus’a gitti. Yine Hera’ya bakıyordu.

Sonunda geldiler. Önde Leo ve Zabit gülerek geliyordu. Arkalarında ise İlay, Tai ve Jason vardı. Percy ise onlardan daha uzakta koşuyordu.

“Vay be! Sizi de lüks bir yerde beklerdim ama bakkal yanı da fena değil, he?” Leo alayla güldü. Sinirle oturduğum yerden kalkarken Dio, salıncaktan hızlıda kalkıp yanıma geldi ve kolumu tuttu. “Sakin ol, lütfen.”

“Eee..şimdi kim kiminle?” Dedi Hermes konuyu kapatmak için. Öne çıktım. “Şöyle yapalım. Jason ile ben. Hermes ile Thalia. Hm…Zabit ile Dio. Leo ile Zeus. İlay ile Hera. Ares ile Percy. Posedion sende bizim yazdıklarımızı temize çekersin.” Herkes onaylar şekilde baktı. “Çiçekleri ne yapacağız?” Diye sordu ilay. Jason düşünüyor gibiydi sonunda bize baktı. “Bana bırakın bu işi. Araştırıp çiçekleri nereden bulacağımı öğrenirim. Artık gidelim. Hadi.” Onlar uzaklaşınca biz kaldık. Zeus gözlerini devirdi. “O gerizekalılarla uğraşıyor olmak çok sinir bozucu.” Posedion onaylar şekilde başını salladı. “Kesinlikle katılıyorum.”

🐎💨💨💨

Kronos Hoca, Sınıfa girip elinde ki kalın kapaklı tarih kitabını öğretmenler masasına güm diye attı. Sandalyeye oturup ceketinin cebinden mendilini çıkartıp yüzünde ki teri sildi ve gözlüğünü masaya koyup gözlerini bana dikerek baktı.

“Lan, Zeus ben bu adamdan korkuyorum lan. Çok korkunç.” Yanımda oturan Zeus’u dürttüm. Başını salladı. Herkes sessizdi.

“Bakıyorum bugün pek sessizsiniz? Hayırdır, dün koridorda birbirinizi yerken aslan kesiliyordunuz şimdi hepiniz sütten çıkmış ak kaşık oldunuz?”

İşaret parmağı ile beni gösterdi.

“Hele sen Apollon…Geçen gün voleybol topunu kafama dikerken o ağzından çıkanları yaşlıyım diye duymadım mı sandın! Duydum, duydum…bir de üstüne kimya laboratuvarında ne idüğü belirsiz bir sıvı içip hastanelik olmuşsun. Evladım, senin anan baban seni bu okula okumaya mı gönderiyor, yoksa acil servis koridorlarında sabahlamaya mı? Akıl var mantık var, insan bilmediği şeyi niye karıştırıp içer? Laboratuvar burası, kantin mi de dikiyorsun kafaya?” herkes gülerken, gözlerimi kaçırdım. Ailevi meselelerimi en çok bilen kişilerden biri olmasına rağmen yine konuşmuştu.

Kronos hoca öksürüp devam etti. “Müdürünüz Kaos Bey de maşallah çok yaratıcı, tutmuş size 'Empati Projesi' vermiş bir de ceza olarak. Bak, iyi dinleyin beni. Ben otuz yıldır bu okulda tarih anlatırım. Selçuklu'yu anlattım, Osmanlı'yı anlattım, koskoca imparatorlukların yıkılışını gördüm ama sizin kadar kendi sonunu hazırlayan bir grup görmedim. Bir de alt sınıflardan bir grupla eşleştirmiş sizi. İyi olmuş, çok da güzel olmuş. Belki o tepedeki burnunuz biraz aşağı iner, insanlarla düzgün konuşmayı öğrenirsiniz. dönem sonu o proje eksik gelirse, hiçbirinize sözlü mözlü vermem, doğrudan kınama dosyanızı müdür yardımcısının masasına ben kendi ellerimle bırakırım. Benim dersimde öyle yan gelip yatmak, akıllı telefonla masanın altından oynaşmak yok!” Ayağa kalkıp tahta kalemini cebinden çıkardı. “Şimdi herkes çıkarsın defterini kitabını. Sayfa yüz yetmiş iki, Lale Devri. Islahatları yazacağız. Açın, açın... Bakma öyle boş boş Apollon, senin defterin nerede? Çıkar o defteri çabuk.”

Kalemi sinirle kullanarak tahtaya ‘LALE DEVRİ’ başlığı attı ve sınıfa dönüp anlatmaya başladı.

Ders bitişini temsil eden zil çaldığında hevesle kalkıp kantine koştum. Kendime pizza tost alıp dionysus için vişneli meyve suyu aldım.

Çok severdi vişneli meyve suyunu. Gülümsediğimi farkettiğimde yüzümden ayaklarıma doğru inen ısı ile donakaldım. Bu neydi? Neden böyle hissediyordum? Kafamı iki yana sallayıp sınıfa girdim. Dionysus, Afrodit ile bir konuşarak gülüşüyordu. Gözlerimi kaçırarak önüne vişneli suyu koyup sırama oturdum. Evden getirdiğim çay termosunu çıkartıp plastik bardağa doldurdum. Elim yanmasın diye az doldurmuştum. Posedion ve Ares içeri girdi. “VAY BENİM FAVORİ KANKAM BİZE ÇAY MI GETİRDİN! VAR YA OĞLUM SEN BENİM FAVORİMSİN! HAYATIMIN ANLAMISIN GEL BİR ÖPEYİM SENİ HE CANIM KANKAM YA. ÇOK SEVİYORUM BİLİYOR MUSUN SENİ? KANKA İYİ Kİ VARSIN YA.” Ares yanağımı ve alnımı öperken bana iltifatlar yağdırıyordu. Posedion güldü. “Yağlara zam geldi, Ares.” Diyerek önümde ki sırasına oturdu. Ares çayımı alıp içerken mutsuzmuş gibi bir taklit yapıp sol eli ile gözlerini kapatıp burnunu çekti. “Sorma kardeşim sorma..Yağlara zam gelmesinden sarma yiyemiyorum.” Güldüm. “Salaksın, Ares.” Bana bakıp öpücük attı. “Teşekkür ederim, Apocuk.”

🐎💨💨

Okul bitiminde kırk dakika sonra çıkabilmiştim. Görsel dersinde, Medusa hoca’yı biraz sinirlendirmiştim ve boya tüplerini yere dökmüştüm. Beni beklememelerini söylediğim için arkadaşlarım benden önce gitmişlerdi. Okul kapısından çıkıyordum ki “Beni bekle.” Diyen sesle arkamı döndüm.

Dionysus.

“Sen niye gitmedin, lan?” Dedim adımlarımızın uyumuna bakmak için yere bakarken. “Bilmem. Seni bekleyesim geldi.” Cebinden limonlu şeker çıkartıp bana uzattı. Limonlu şeyleri severdim.

‘Limonlarla seni dövdüğüm geceyi unuttun mu, Apollo? Ne yazık…’ zihnimde ki sesle irkildim. Dio bunu fark edip elini omzuma bir süre koyup geri çekmişti. O böyleydi. Fazla temas sevmezdi ama ihtiyacım olduğunda hep yanımda olurdu. Okulda ki tüm partileri o düzenlerdi. Tiyatro kulübündeydik ikimizde. O başkandı. Ben ise onun yardımcısıydım. İkimizde sanatla ilgili şeyleri genel olarak severdik, zaten. Gülümsedim. “O ses yine kulağımın dibinde, dio.” Anlayış ve ne yapacağını bilemeyerek başını salladı. “Doktor’a git, artık.” “Tımarhaneye gitmek istemiyorum, teşekkürler.” Dedim. Güldü. Onun evine yaklaştık. “O zaman…Yarın görüşürüz?” Dedi. Başımı salladım sonra ise tamamen içimden gelen bir şey yaptım.

Ona sarıldım. Aynı boyda sayılırdık. Kollarımı beline sardım ve başımı omzuna koyup ağlamaya başladım. bir süre öyle kaldık. Dio sarılışıma karşılık verdiğinde ise daha çok ağladım. Daha sonra bir şey demeden ayrıldım ve yürümeye başladım. Evim, tek katlıydı. Altında üç dükkan vardı. Kapıyı açıp merdivenlerden çıktım. Son merdiven basamağında ayakkabılarımı çıkardım. Annem, Merdivenlere halı sermişti. Kapı açıktı, hızla içeri girdim. “Anne? Ben geldim. Nerdesin?” Mutfaktan gelen kokuyu takip edip mutfağa geçtim. Annem, teyzem, yengelerim beraber mutfaktalardı. Teyzem, gülerek bir şey anlatıp yemek hazırlıyordu. “Ooo, Oğlumuzda gelmiş. Nasıl geçti yavrucağım okulun?” Annem oturduğu yerden kalkıp kafamı kendine doğru çekip alnımdan öptü. “İyiyim anne…ben biraz yorgunum. Odama geçiyorum. Yemek sonra yerim.” Dedim. Annem başını salladı. “Tamam, kuzum.” Odama geçip çantamı yere fırlattım. Odam güzeldi. Duvarlarda, Duman, DKTT, Nirvana tarzı grupların posterleri vardı. Ayrıca küçük fotoğraflar serpiştirmiştim. Duvarlarımın rengi Maviydi. Mavi, benim özgürlüğümdü. Telefonumda ki Elli mesaj’a bakmayıp yatağa kendimi attım. Bana bugün ne olmuştu? Neden…Neden Dio’ya olan hislerim artmaya başlamıştı? Dudağımı ısırıp yastığı kafama bastım ve bağırdım. Annemlerin duymadığından emin olunca yastığı yere atıp telefona baktım.

Trendyoldan sekiz mesaj

Fenası Kerim yirmi mesaj

Gerizekalı Dio 5 mesaj

Merakla Dio’nun attığı mesaj’a baktım.

Eve vardın mı?

İyisin dimi?

Eğer kötü hissediyorsan bize gel. Evde tekim ve Apollon…bir şey itiraf etmem gerekiyor.

Ben sana aşık oldum.

Fazlasıyla.

Defalarca tekrar okuduktan sonra okul formamı çıkartıp beyaz bir tişört giydim. Saçlarımı düzeltip telefonumu cebime koydum ve odamdan çıktım. Koridorda ablam vardı. “Nereye gidiyorsun, böyle?” Ayakkabı giymeye üşenip terliklerimi giyerken bağırdım. “Bir arkadaşımın dayısı doğum yapmış! Geçmiş olsun’a gidiyorum!” Arkamdan “Manyak bir çocuk bu. Seni çöpten aldık zaten.” Demesini görmezden gelip koşmaya başladım. O kadar hızlı koşuyordum ki bir arabayı bile geçiyordum. “Oha, çüş lan! Apo biraz yavaş koş!” Balkonda çamaşırları asan hermes’e kulak vermeyip daha hızlı koşmaya başladım. Dio’nun evine vardım. Zile on iki defa bastım. Dio kapıyı açtı. Üstünde koyu kırmızı bir tişört vardı. Saçları nemliydi. Elinde havlu vardı. “Yine o çocuklarsa damdan atarım si-“ soluklanmaya çalışan beni görünce şaşkınlıkla baktı. “Apo. Geldin.” Başımı salladım. “Geldim. Evine de geldim. Sana da geldim.” Dedim hızlıca. Gülümsedi. “Evime de bana da hoş geldin.” Aramızda ki mesafeyi kapatıp onu öpmeye başladım. Dudaklarım dudaklarına değince başımdan ayak parmaklarıma kadar bir enerji dolanmaya başladı. Karşılık vermediği için çekilecekken tişörtümden tutup beni kendine daha çok çekti. öpüşmeye devam ederken geri geri gitmeye başladı bende ona eşlik ettim. Kapıyı kapattında beni kapıya yasladı. Sert ve hoyratça değildi. Aksine sevgi ve saygı dolu bir öpüşmeydi. Ellerimden biri onun sırtında gezinirken diğeri ise onun saçlarındaydı. Geri çekilip alnımı alnına yasladım. “Seni seviyorum. Öyle normal sevmek değil. Hayat nasıl devam ediyorsa, bende öyle devam edeceğim seni sevmeye. Sana aşığım, Dionysus. Senin yüzünden sarhoş olacak kadar. Sana olan aşkımdan dolayı delirecek gibi. Seni seviyorum, hislerim gerçek. İyi ki hayatımdasın. İyi ki benimlesin ve iyi ki varsın.” Dio gülümsedi. “Bende seni seviyorum, Işıldak.”

🐎💨💨💨🐎💨💨💨

Yazarın anlatımıyla

Hermes, Apollon’u merak etmişti. Annesinden izin aldıktan sonra aşağı inmişti ama kimseyi görememişti. Diğerlerine mesaj atacakken telefonunun şarjı olmadığını fark etti ve yürümeye başladı. Bir süre sonra bakkal’a uğrayıp dondurma aldı ve mahalle’nin çıkışına doğru yürüdü. O sırada karşısına çıkan kız ile adımları durdu. Bu Siyah saçları, Mavi gözleri, siyah göz makyajı ve marjinal tarzı nerede görse tanırdı.

Thalia. 11-M öğrencisi.

“Selam.” Dedi yaklaşarak, genç kız. Hermes başını hafifçe sallayarak selam verdi. “Adın Hermes değil mi? Adın çok güzel. Benim adımı biliyorsundur. Bilmiyorsan da adım Thalia. Dondurma mı yiyorsun? Bende çok severim dondurmayı. Bu arada senin burcun neydi?” Thalia, Hermes’in yanında yürürken sürekli sorular sormayı ihmal etmiyordu. “Hep bu kadar konuşur musun yoksa bugün’e özel mi?” Diye sordu hermes. Thalia biraz utanmış şekilde baktı. “Özür dilerim. Yani. Çok soru sorduğumu düşünmemiştim. Tarzın çok güzel bu arada.” Hermes gülümsedi. “Sağol. Özür dilemene gerek yok. Burcumu bilmiyorum. Doğum günüm 12 Eylülhangi burç oluyorum?” Thalia duraksadı ve düşünmeye başladı. “Başak burcusun. Belli. Mantıklı, titiz ve kuralcı birisin…” konuşmaya devam ettiler.

Hermes, çok mutluydu, fazlasıyla.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.