İlay anlatıyor
Jason ve Piper dans ederken yan gözle bitmiş kola şişelerini davul olarak kullanıp çalan melodiye eşlik eden Leo ve Zabit’e baktım. “Siz dans etmeyecek misiniz?” Diye sormadan edemedim. Zabit güldü ve drama queenlik yaparak elini dizlerine vurup söylenmeye başladı. “Ah ah…Leo benle dans etmek istemiyor ki!” Leo onun kafasına şişeyle vurdu. “Ayağıma basıp duran salak sensin!” Zabit acı ile küfredip leo’ya baktı. “Olabilir. Yine de benimle dans etmen gerek. Gülü seven dikenine katlanır canıms.”
“Gül mü? Güldürme beni! sen yapraklarını tatlı tatlı açmış ama üzerine konan sineği anında yutan obur bir etobur bitki olursun anca, uyduruk kedi!” Zabit şişeyle onun kafasına vurdu. “Sen nesin be?! Hephaistos’un donunun içine sakladığı tesbih!” Leo şaşkınlıkla bakıp, “Lan sen Hephaistos’un donuna sakladığı tesbih’i nerden biliyorsun?”dedi. Zabit, güldü. “Hocam bizde birileriyiz hani. Her masada varız. Masada yoksak bile agalarımız vardır.” Onlar konuşmaya-ya da tartışmak da denilebilir- devam ederken masadan kalkıp balo salonunun balkonuna gittim ve yere oturup hekatenin Whatsapp profiline baktım.

Açıklamasını yirminci kez okudum.
“Karanlık olmadan yıldızları göremezsiniz. 🌑🔮💜”
Haklıydı. Karanlık olmadan yıldızları göremezdik. Gülümsedim ve ona yazmaya karar verdim.
İlay:
Selam, Hekate.
Ben ilay.
Apollon’un arkadaşıyım. Numaranı ondan aldım.
Uh…şey. Tanışalım mı?
Bir saniye sonra görüldü oldu ve yazıyor gözüktü.
Hekate:
Selam, ilay. Seni hatırladım. Tabii tanışabiliriz^^
ilay:
Yemek yedin mi?
Ve böylece konuşmaya başladık.
🐈💨
Apollon anlatıyor
“HERA ELİNİ ÖPEYİM HADİ YA!” diyen Ares’i umursamadan, heranın benden uzun ayıcığına sarılıp telefona bakmaya devam ettim. Zeus hera için file bone örüyordu. Evet örüyordu. Aramızda örgü bilen kişiler arasında ben ve o vardı ama bu görevi seve seve almıştı. Hermes, İlyadasından kafasını kaldırıp bakmaya tennezül bile etmiyordu. Dio mutfakta Belkıs Solheim’in ona verdiği çeşit çeşit üzümleri yiyordu. Posedion ise bizden önce gitmeyi tercih etmişti. Ares volta atmayı bırakıp bize baktı. “Siz nasıl bekleyebiliyorsunuz ya?” Dedi. Telefonu kapatıp ona baktım. “Dostum, on sekiz yıldır altı tane kadınla beraber yaşıyorum. Normal değil mi?” Zeus başını salladı. “Geçen yıl onlar taşınana kadar bende dört halam ve ninem ile beraber yaşıyordum. Beklemek o yüzden bizim için normal.” Hermes ise kitabını sonunda kapatıp, “Hera’yı beklemek kolay. Dokuz kız kardeşim var. Bir de beni hayal edin.” Ares şaşkınlıkla baktı. “Ebenin nikahı…” güldüm. En sonunda hera giyinme odasından çıktı. Büyük bir plaj çantası almıştı. Üstü bikiniliydi. Altında ise biraz uzun şort vardı. Zeus örgüden başını kaldırıp Hera’yı süzdü. “Güzel…güzel olmuşsun yani..” hera saçını savruldu. “Her zaman ki hâlim. Ben hazırım örgü bitti mi?” Zeus başını sallayıp diktiği örgü boneyi uzattı. Hera heyecanla takıp merdivenlerden aşağı indi ve “hadi! Gelmiyor musunuz?” Diye bağırdı.
Hep beraber Auqa Park’ın yolunu tuttuk.
🐈💨🔥
Bir saat sonra sonunda gelebilmiştik. Tam içeriye girecekken, “DEDEM BENİM BE! MACUN KANKAM!” diyerek bana yaklaşan leo ve diğerlerini gördük. Onlarda mı gelmişti? “Abi böyle kaderin içine…lan niye her gittiğimiz yerde sizde varsınız? Bizi mi takip ediyorsunuz yoksa??” dedi ares. Zabit leonun yanına yaklaşıp, “ Hayır, siz bizi takip ediyorsunuz, ne münaseboo.” dedi. Tam hepimiz içeriye girecekken Hephaistos ve Afrodit’in Snack Bar da beraber kokteyl içerken gördüm. Ares’e yaklaşıp onu kendime çektiö ve onları görmemesini sağladım.
Tabi başarısız oldum.
“Ay o dağ ayısı Hepha mı? Kesinlikle zorbalık modum açıldı tutmayın beni!” Diyen hera sayesinde ares’in gözleri o tarafa kaydı. Hera ikisine yaklaştı. Bende diğerleri havuzlara doğru giderken zeus ile beraber heranın peşime takıldım. “Ay, Afrodit! Seni gördüğüme çok mutlu oldum! Bana bir kokteyl alır mısın ya? Biliyorsun…hastaneden yeni çıktım ayaklarım çok ağrıyor..” Afrodit, Hera’ya sarılıp “tabii, güzelim hemen getiririm.” Dedi ve uzaklaştı. Hera ile düşman değil de arkadaş olduğumuz içim bir kez daha şükür ettim. Hera hızlıca Hephaistos’un karşısına oturdu. “Nasılsın dağ ayısı be- ah. Yani hephaistos.” Hephaistos kaşlarını çatarak tesbihini döndürmeye devam etti. “İyilik, Hera bacım. Sen nasılsın?” Hera iğrenir gibi bakarak sahte bir şekilde güldü. “İyiyim, iyi…ay burası ne kokuyor ya? Apocuğum parfümümü verir misin rica etsem?” Heranın çantasından Tom Ford Soleil Blanc olduğunu yüzlerce kez söylediği parfümünü uzattım. Hera parfümü alıp hephaistos’un yakınlarına sıktı. “Şimdi daha iyi. Ah..parfümüm azaldı. Neyse ki evde açılmamış iki yüz tane daha var.” Zeus gülmemeye çalışarak, “Bu kız insana hayatı sorgulatır.” Dedi. Hera durur mu hiç? Devam etti. “Bu arada duyduğuma göre lazer’e başlamışsın? Canın acıyor mu bari?” Hephaistos’un İlk defa utandığını gördüm. “He. Az acıyor yav ama biz adanalıyız, bize bişi olmaz.” Hera iğrenir gibi bakmaya devam etti. “Evet evet..belli. Ay neyse biz kalkalım.” Diyerek bir koluna beni diğer koluna zeus’u alarak diğerlerinin yanına gittik.
🐈💨
“Lan, leo! Donumu çekmesene!” Jason sinirle bağırıyordu. “Ay o senin donun muydu? Ben onu Aponun donu sandım da çektim, tüh.” Sabır dilenircesine havuzun içinde hemen önümde ki ikisine bakıp, “Görsel şölen istiyorsan arka odaya geçelim, Leocuğum.” Dedim. Posedion, “Donlarınıza sahip çıkın, ey muhterem topluluk!...” diye bağırdı. Leo ise aldırmadan Jason’un sırtına çıkmaya çalışıyordu. “Kanka…olurdu da…tipim değilsin ya…” Jason bağırmaya başladı. “Lan, leo! İn diyorum in! Mal mısın? İn!!” Zabit onlara doğru yaklaşıp telefonu ile ikisini çekmeye başladı. “Jasoncuğum…sen bu malı bilmez misin? Ona laf geçiremezsin.” Leonun ayağını gıdıklamasıyla leo suyun içine düştü. “Lan, şerefsiz kedi! Napıyorsun lan?!” Didişmelerinden bıkmış bir şekilde onlardan uzaklaştım ve Aresin yanına gittim. “Oğlum…iyi misin?” Dedim endişe ile. İyi durmuyordu. Onun için endişeleniyordum. Ares yavaşça başını salladı. “İyiyim, kanka ya. Her zaman ki gibi.”
Dayanamayıp ona sarıldım. “Bişi olmaz be, kardeşim. O kaybetti.” Ares güldü. “Onun kaybetmesini bile istemem, kardeşim.”
🐈💨
Ares, “SİZİNLE BİNECEĞİM KAYDIRAĞIN TELLERİNE KONAN KUŞU SİKEYİM!” Diyerek bağırırken ona hak veriyordum. Zabit, Leo, ben ve Ares dört kişilik binilen kaydıraklardan birine binmiştik ama yolun yarısında zabit, leo’yu bottan attı, leo ise zabitin ayağından çekerek kendi ile beraber götürdü biz ise az kişinin olmasından dolayı ters dönen botla beraber yeni suya dalabilmiştik. Zabit saçında ki suyu sıktı. “O teller değil miydi?” Ares havuzdan çıkıp Posedion’un onun için tuttuğu havluyu alıp ona sarıldı. “Ne fark eder? İki türlü de kuş var.” İlay koşarak zabitin yanına gelip telefonunu gösterdi ve geri gitti. “Ona noluyor? Sabahtan beri kimle mesajlaşıyor?” Dedim merakla. Zabit hain hain gülümsedi. “Kuzeninle.”
Kuzenim? Lan yoksa…
“Doğru mu anladım? Hekate. İlay. Konuşuyorlar.” Zabit başını salladı. “LAN BEN İKSİON DENEN HERİFİN KARDEŞİNE KIZ MIZ VERMEM!” Leo enseme tokat attı. “Senden isteyen yokki?” Dedi masummuş gibi gülümseyerek.
şerefsiz… “Ne demek benden isteyen yok? Onun abisi sayılırım ben.” İlay gözlerini devirdi. “Farkında mısın bilmiyorum ama o senden büyük.”
“Olabilir. Kardeşi benden küçük.”
“Kardeşi mi var?”
“Evet. Hazel diye bir kuzenim var.” Leo şaşkınlıkla baktı. “Oğlum siz evde kaç kardeşsiniz? Baban sizinle yaşamıyor mu?”
Baba.
Gözlerimi kaçırdım. “Babamı görmeyeli 14 yıl oldu. Bizimle hiç yaşamadı.” Leo pot kırdığını fark ettiği için kem küm etti. Gülümsedim. “Neyse.” O sırada Jason elinde iki tane limonata ile bana yaklaştı. “İçer misin?” Limonatalardan birini alıp ona baktım. “Bir dahakine ben sana ısmarlayacağım, kabul mü?” Jason başını sallayıp onayladı.
🐈💨
Dinlenmek ve atıştırmak için Brunch’a gelmiştik. Hera telefonuna bakarak çığlıksı sesler atıp yanında ki zeus’un omzunu dövüyordu. Leo onun yanına gidip telefonu işaret etti. “Neye bu kadar heyecanlandın, lan?” Hera telefonunu gösterdi. “Şu editin güzelliğine bak!” Leo yaklaşıp baktı. “Bu nedir?” Hera heyecanla “Müzikal.” Dedi ve anlatmaya başladı. “Şöyle düşün: Bir adam var, cebinde bir kuruşu yok, yetim ve göçmen. Sadece yeteneği ve kalemiyle koskoca ülkenin finans sistemini kuruyor, ama hırsı yüzünden kendi sonunu hazırlıyor.” Biraz duraklayıp anlatmaya devam etti.
“İnanılmaz olan şey, tüm bu sıkıcı politik olayları ve tarih dersini alıp dünyanın en sürükleyici rap albümüne dönüştürmüş olmaları. Kabine toplantılarını bile rap atışması olarak yapmışlar! Dinlemeye bir başlıyorsun, kendini gece 3'te Amerikan Finans Sistemi hakkında rap söylerken buluyorsun." Leo şaşkınlıkla baktı. “Buna unutmazsam bakarım.”
Tabağımda ki yemeklere baktığımda hepsi zabit tarafından yenilmişti. “LAN ZABİT!”
🐈💨
Auqa park çıkışı, Jason ile beraber içecek bişiler almak için markete yürüyorduk. Birisinin “Jason!” diye bağırmasıyla arkamıza döndük. Bu 11-M sınıfından Piper olmalıydı. Jason’a yaklaşıp, “selam…seni gördüm…nasılsın diye sormak istedim. Nasılsın, Jason? Yanında ki kim?” Jason, tam “apo-“ diyecekti ki kolumu onun omzuna sarıp kendime yaklaştırdım. “Adım Apollo. Bu salağın abisiyim. Senin gibi bir güzellikte onun arkadaşı olmalı?” Piper utanarak baktı. “Evet. Arkadaşız. Neyse…Jason numaram bu kağıtta yazılı. İstersen…konuşabiliriz. Babam çağrıyor, gitmem gerek. Görüşürüz!” Dedi ve babasına doğru koşmaya başladı. Jason bana baktı. “Neden abim olarak tanıttın kendini?” Güldüm. “Değil miyim? sus ve yürü. Kaptın numarayı da…”



