İzmir’in tuz kokan sokaklarından sonra Mardin’in kuru ve sıcak havası Aysu’nun yüzüne sertçe çarpmıştı.
Otobüsten iner inmez derin bir nefes aldı.
“Tamam Aysu,” diye mırıldandı kendi kendine. “Hayatın boyunca istediğin şey buydu. Kendi ayaklarının üzerinde durmak.”
Elindeki atama kâğıdına baktı.
Mardin - Karataş Köyü İlkokulu.
Yirmi dört yaşındaki Aysu Demir, sarı saçları, ela gözleri ve bitmek bilmeyen enerjisiyle girdiği her ortamı aydınlatan bir kızdı. Ama onu tanıyanlar güzel yüzünden çok başka bir özelliğini konuşurdu.
İnatçılığı.
Bir şeyi kafasına koydu mu dünyanın sonu gelse vazgeçmezdi.
Korku mu?
O kelime onun sözlüğünde pek yoktu.
Köy minibüsüne bindiğinde yaşlı şoför ona birkaç kez dikiz aynasından baktı.
“Öğretmen misin kızım?”
“Evet.”
“Karataş’a mı gidiyorsun?”
“Evet.”
Adamın yüzü tuhaflaştı.
“Orada yaşayanları pek tanımazsın sen.”
Aysu gülümsedi.
“Tanışırım.”
Şoför başını salladı.
“Özellikle de ağalarını…”
⸻
Karataş Köyü’ne girildiğinde herkes bir anda sessizleşmişti.
Köyün merkezinde siyah cipler sıralanmıştı.
Kalabalık bir grup toplanmıştı.
Aysu merakla başını uzattı.
Tam o sırada önüne biri çıktı.
Uzun boylu.
Geniş omuzlu.
Simsiyah gömlek giymiş.
Keskin çeneli.
Sert bakışlı.
Ve etrafındaki herkes ondan çekiniyordu.
Adam konuşmuyordu.
Konuşmasına gerek de yok gibiydi.
Sadece bakışı bile insanları susturmaya yetiyordu.
Aysu onun kim olduğunu bilmiyordu.
Adam ise Aysu’yu baştan aşağı süzdü.
Sarışın saçlar.
Şehirli kıyafetler.
Meraklı bakışlar.
Sorun çıkaracak gibi duran bir öğretmen.
Kaşlarından biri hafifçe kalktı.
“Yolun ortasında ne duruyorsun?”
Aysu gözlerini kırpıştırdı.
Ne kaba adamdı!
“Yol herkesin.”
Adamın yüzü değişmedi.
“Bu köyde değil.”
Aysu sinirlenmeye başlamıştı.
“Ne demek o?”
Adam bir adım yaklaştı.
Boy farkı yüzünden Aysu başını kaldırmak zorunda kaldı.
“Eğer burada yaşayacaksan önce nerede duracağını öğren.”
Aysu kollarını göğsünde bağladı.
“Ben de size insanlarla nasıl konuşulacağını öğretebilirim.”
Etraftaki herkes nefesini tuttu.
Kimse o adama böyle konuşmazdı.
Adamın gözlerinde ilk kez şaşkınlık belirdi.
Sonra dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.
“Cesursun.”
“Hayır.”
Aysu gözlerini kısmıştı.
“Sadece haklıyım.”
Bir an boyunca göz göze kaldılar.
İkisi de geri adım atmıyordu.
Sonunda adam başını yana eğdi.
“İsmin?”
“Aysu.”
“Öğretmen olan Aysu.”
“Sen de köyün kabası galiba.”
Etrafta boğulan öksürük sesleri yükseldi.
Adamın adamları birbirlerine baktı.
Çünkü karşısındaki kişi sıradan biri değildi.
O, Mardin’in en güçlü aşiretlerinden birinin lideri olan Miran Aslan’dı.
Miran.
Paranın, gücün ve korkunun sahibi.
Kimsenin karşısında sesini yükseltmeye cesaret edemediği adam.
Ama karşısında duran bu sarışın öğretmen ona meydan okumuştu.
Miran gözlerini Aysu’dan ayırmadan konuştu.
“Bu köyde uzun süre kalamayacaksın öğretmen.”
Aysu hemen cevap verdi.
“Bahse girerim kalırım.”
Miran hafifçe gülümsedi.
İlk kez.
Ve bu gülümseme nedense Aysu’nun sinirini daha çok bozdu.
“Göreceğiz.”
O an ikisi de bilmiyordu.
Bu karşılaşma yalnızca bir başlangıçtı.
Çünkü Mardin’in en sert ağası ile korkusuz öğretmenin savaşı daha yeni başlıyordu… ❤️