1 Buçuk Ay Önce/ 20 Haziran
Kalbimde kötü bir his vardı. Bu hissi düşünmemeye çalıştım. Her şey güzel olacak, diye kendimi tekrar ettim içimden.
İki gün önce girdiğim üniversite sınavı kolay geçmişti. En azından benim için. Güzel sonuçlar bekliyordum. Hayallerime bir adım daha yaklaşmıştım. Umutlarımın yeşerttiği tohumlar filizleniyordu.
Eğer istediğim bölümü kazanırsam ailemi bu çöplükten kurtarabilirim.
"Eva, baban geldi."
Annemin sesiyle test kitaplarımı yatağımın altına sakladım. Babam üniversite sınavına girdiğimi dahi bilmiyordu. Ona göre okumak tamamen boş bir şeydi, özellikle de kızsan. Okuyandan hiç bir halt olmaz! Derdi.
Kız olmak zordu. Hele ki ailen baskıcıysa. Babam hiç destek olmamıştı bana. Hep köstek olmuş, karşımda durmuştu. Oysa ben kendimden çok onları kurtarmak için istiyordum okumayı.
Babamın yanına geçip elini öptüm. "Hoş geldin baba." Dedim gülümseyen bir ifadeyle. Babam tepki vermeden salona geçti. Arkasından salona geçtim. "Aç mısın? Yemek hazırlayayım." Dedim, babam eliyle tekli koltuğu gösterince koltuğa oturdum. Gerilmiştim. Babam ile normal baba ve kızlar gibi değildik. Babamı severdim. Onun da beni sevdiğini düşünürdüm.
Her baba sevmezdi kızını. Bu yük ağır gelirdi kimisine. Taşıyamaz, atardı o yükü omuzlarından. Babam belli etmese de severdi beni.
"Kaç yaşındaydın sen Eva?" Yutkundum. "On sekiz." Birden gülümsedi. Bu gülümsemsi beni ürpertti. Bir babanın kızına şefkati yoktu gülüşünde. Kendi çıkarları vardı.
Annem babamın yanına oturdu. "Ben sana dedim, yaşı geldi diye." Annem tam olarak neyden bahsediyordu? Ne yaşım gelmişti? Aklıma gelen kötü senaryoları yok ettim. Onlar benim ailem. Bana kötülük yapmazlar. Yapmazlar değil mi? Beni zorlamazlar istemediğim hiçbir şeye.
Babam doğrulup bana baktı. "Sen ne düşünüyorsun bu konu hakkında?" Konu tam olarak neydi? Anneme baktığımda onaylarcasına kafasını salladı. Yoksa babam okumama izin mi verdi? Yüzümde oluşan gülen yüzle "Sen ne dersen o olur baba." Dedim.
Kafamı hafifçe eğdim. Babama göz ucu ile baktığımda bana gurur duyuyor gibi bakıyordu. Yere bakmaya devam ettim. "O zaman yarın bu işi bitirelim." Tam olarak anlamadım. Kafamı kaldırıp babama baktım. "Anlamadım baba."
"Evleniyorsun."
Yüzümdeki gülümseme hızla soldu. Solan sadece gülüşüm değildi, benim hayallerim de solmuştu. Dünyam başıma yıkılmıştı. Kafamdan aşağıya dökülen kaynar suları vücudumda hissettim. Ayağa kalktım, titreyen dizlerime inat. Sadece dizlerim değil tüm bedenim titriyordu. "Şaka mı yapıyorsunuz?" Diye sordum. İstemsizce sesim yüksek çıkmıştı. Babam saygısızlık sevmezdi. Babam ayağa kalkınca, korkuyla bir adım geri attım.
"Biz sana yeterince baktık, artık kocan baksın." Dedi babam otoriter bir sesiyle. Anneme baktığımda gülümsüyordu. Dolan gözlerimden, etrafı bulanık görüyordum. "Baba ben okuyacağım." Diye mırıldandım. Babam alayla kahkaha atınca, gözümden bir damla yaş aktı. "Duydun mu hanım? Okuyacakmış bizim kız." Sesinden akan alay bıçak gibi kesti hevesimi. Nefesim de kesilmişti ama bu mühim değildi. Artık nefes almam önem vermiyordu.
Hayalleri ölenlerin, nefesleri tükenirmiş.
Dar geldi evim sandığım dört duvar. O an anladım. Nefesimi tüketmişler benim.
"Baba ben üniversite sınavına girdim!" Yüksek çıkan sesimle babamın bana dönüp kaşlarını çatması bir oldu. Üstüme yürüyünce geri adım attım. "Bizim götümüze giyecek donumuz yok! Sen üniversite sınavına para mı yatırdın!?" Bana bağırırken ellerimin titremesi artıyordu. Kesik kesik nefes aldım. Korkuyordum. Babamdan çok korkuyordum.
Yüzüme gelen tokatla ağlamaya başlamıştım. Bana ilk kez vurmuyordu. Babama baktığımda "Okul diye evden çıkacaksın. Hangi adamın altında olduğun belli olmayacak!" Diye bağırdı, tekrar tokat atınca, Öykü'nün yerdeki tahta oyuncağına takılıp yere düştüm.
Dizlerim acıyordu. Kız çocuklarının en çok dizleri acırmış.
Babaları onları düşünce kaldırırmış ama benim babam sadece düşürüyordu beni.
Artık geri dönüşüm yoktu, o ne kadar ciddiyse ben de o kadar ciddiydim. Kafamı yerden kaldırıp baktım. İlk defa onların istediği bir şeye karşı gelecektim. "Ben evlenmeyeceğim!" Diye bağırdım tüm gücümle. Babam yüzüme düşen saçımdan tutup hızla çekti. Başım geriye düşmüştü. Canım acıyordu. Saç diplerimdeki derin sızıyla, acı içinde inledim.
"Sen kimsin de bana karşı geliyorsun? Öldürürüm seni Eva!" Canımın yanmasını göz ardı etmeye çalıştım. Bu son şansımdı okumak için. Hatta belki de yaşamak için. Hiç tanımadığım biriyle nasıl evlenirdim?
Acıdan kıvranırken ettiği küfürlerle daha şiddetli çekiyordu saçımı. "Okul okuyacakmış! Bunca masraf yapmamışız gibi. Bir de bundan sonra yapacağız he!?" Kafamı ittirerek saçımı bıraktı. Yere bakarak hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.
Babam salondan çıkıp gitti. Annem yanıma geldi. Tepeden bana baktı. "Eva senin kaderin bu. Okulu falan unut daha fazla bozma huzurumuzu. Evlen yuvanı kur."
Yerden destek alarak ayağa kalktım. "O zaman neden benim sınava girmeme izin verdin anne?" Burnumu çektim. Annem elimi tuttu. Sindiremiyordum. Bana bunları reva gören öz ailemdi. "Kızım en hayırlısı bu." Derken elimi sertçe çektim.
Kafamı olumsuz anlamda sallarken ona arkamı döndüm. Odama geçip kapıyı sertçe kapattım.
Yatağımda uyuyan Öykü'yü görünce iç çektim. Ne güzel uyuyordu, dertsiz tasasız. Öykü uyanmasın diye yere oturup ağzımı kapatarak ağlamaya başladım. Ben evlenmeyeceğim. Öldürürüm kendimi ama asla evlenmem! Hayallerim var benim. Okuyacağım ben.
Saatler geçerken evdeki herkes uyumuştu. Ayağa kalkıp sessiz adımlarla dış kapıya yöneldim. Kaçarsam kurtulurum. Saatlerce düşünmüştüm ama aklıma sadece bu geliyordu. Kaçmak. Her şeyi geride bırakmak.
Anahtarı görmeyince etrafta anahtarı aramaya başladım. Işık açılınca kafamı korku ile çevirip baktım. Babam elindeki anahtarla bana bakıyordu. "Bunu mu arıyordun?"
Yanıma hızlı adımlarla gelirken zor durdurduğum göz yaşlarım tekrar akmaya başladı. Saçıma ellerini dolayıp hızla çekti. "Baba bırak!" Diye bağırdım ama işe yaramadı. Beni salona doğru sürükledi. Salona gelince beni ittirerek bıraktı. Yere düşünce babama baktım.
"Ben okumam, çalışırım baba lütfen."
Ağlamaktan konuşamıyordum. Babam sinirle bana bakıp ayağıyla dizime vurdu. "Sen ne meraklıymışsın orospuluk yapmaya!" Diye bağırdı sinirle. Öykü yanımıza gelince "Abla?" Dedi, ağlamaklı sesiyle. Korkmuştu ve uyku sersemiydi. Babam bir adım geri attı. Hızla Öykü'nün yanına geçtim. "Sen odana geç, geliyorum hemen miniğim."
Öykü uykulu çıkan sesiyle, "Ama masal oku." diye mırıldandı. Akan göz yaşımı elimin tersiyle sildim.
Öykü odaya geri gidince, babama baktım.
21 Haziran
Dün akşam babamın gözü dönmüştü. Ne kadar yalvarsam da beni dinlememişti. Annem odaya gelince ona baktım. Makyaj malzemeleri getirmişti. "Yüzünü kapat biraz." Dedi, ruh gibi ortalıkta geziyordum. Bir şey diyemeden elinden malzemeleri aldım. Takatim kalmamıştı. Ne dersem diyeyim kararlarından vazgeçmeyeceklerdi. Çünkü onlar çoktan benden vazgeçmişti.
Ayna karşısına geçip kendime baktım. Dudağımın kenarını fondöten ile kapatmıştım. Gözümdeki kızarıklık neyse ki morarmamıştı ama gözümün içi kan toplamıştı. Gözümün etrafına kapatıcı sürdüm.
Benim şuan arkadaşlarımla dışarıda geziyor olmam lazım değil miydi?
Benim annemin gelinliğinin içinde ne işim vardı?
Annem yanıma gelip bana makyaj yapmaya başladı. "Az daha güzelleştirelim seni." Dedi, ne yani? Yoksa beni almaktan vazgeçip size para vermezler mi? Ne güzel olurdu. Keşke, diye geçirdim içimden.
Annem makyaj yaparken "Her şey senin için." Diyordu. Beni mi kandırıyordu yoksa, kendini mi? Belki ikimizi de.
Ona cevap veremedim. Konuşmak istemiyordum. Hiçbir şey istemiyordum. Makyaj bitince annem elindeki ruju masaya koydu. "Gelmek üzereler." dedi. Ne kadar heyecanlıyım anlatamam(!)
Yarım saat geçti veya geçmedi, eve iki kişi gelmişti. "Damat nerede?" Diye sordu babam, kadın alay eder gibi gülümsedi. "Nikah memuru yolda, o çoktan imzaladı, kızınız imzalasın ve konu kapansın." Dedi, babam bana baktığında önüme döndüm. "Tabi ki, biz de öyle düşündük." Mal satın alıyorlardı sanki! Ah pardon. Tam olarak öyle olmuştu. Babam beni satmıştı. Beş kuruşluk insanlara beni mal gibi veriyordu.
Babamın cümlesi üzerine kadın gözlüğünü çıkarıp bana baktı. "Ne kadar aynı fikirdeyiz." Bu kadın sürekli alayla mı konuşacaktı? Beni istemiyorsa defolup gidebilirdi. Çünkü ben zerre kadar istemiyordum bu evliliği.
Nikah memuru gelince bana kalem bir verdiler.
"İmzala." dediler.
Babam bana gülümserken, ben önüme dönüp imzaladım.
"Üstündekini çıkar, arabamı kirletme." Adam ilk defa konuşmuştu. Bir araba kadar değerim yoktu şu hayatta, şaka gibi.
Annem kolumdan tutup, odaya götürdü. Bana pazardan aldığı dantelli iç çamaşırlarını uzattı. Ona sessizce bakarken "Hamile kalıp ayrılırsan, paraya para demezsin Eva." Dedi, öğüt veriyordu. Para kadar önemim yoktu değil mi? Annem üstümdeki gelinliği çıkarınca "Bunları giy." Dedi, elinden alıp yavaşça giyindim. Ardından çiçekli elbiseyi giydim.
Odamdan çıkmadan önce Öykü'ye sıkıca sarıldım. Bu evde özleyeceğim tek kişi kardeşimdi. Hatta bu hayatta özleyeceğim tek kişi oydu.
Geldiğimde masanın üstünde bir çanta dolusu para gördüm. Acaba beni ne kadara sattılar? Neydi onların gözünde fiyatım? "Gidelim." Kadına bakıp kafamı onaylarcasına salladım.
Evden en son ben çıkmıştım. Kadın ve adam çoktan arabaya geçmişti ama ben ayakkabımı giyiniyordum. Ayağa kalkıp annem ve babama baktım.
"Bundan sonra, ölsem bile gelmeyin. Çünkü beni siz öldürdünüz. Bedenim burada belki ama ruhum öldü." Cevap vermelerine izin vermeden onlara arkamı döndüm. Tiksiniyordum ikisinden de.
Arabaya geçtiğimde kadın bana baktı göz ucuyla. "Küçük bir düğün yapılacak, ailenin gelmesine gerek yok. Maazallah takılan altınları çalarlar." Diyerek konuştu. Bir şey demeden dinledim onu. "Oğlumu da orada görürsün. Babanlar ikna olsun diye boş bir kağıda imza attın, gerçeğini düğünde imzalarsın."
Sustum. Yine bir şey demedim, diyemedim. Beni küçük bir düğün salonuna getirdiler. Yolda "Şanslısın ki koronadan dolayı az kişi davet edebildik." Demişti adam. Ben daha olayın etkisinden çıkamadığım için kimseye cevap veremiyordum. Hepsi yabancıydı benim küçük dünyama.
Bana verdikleri gelinliği boş bir odada giyinmiştim. Bir kaç kadın gelip saçımı ve makyajımı yapmıştı. Düğün salonuna girdiğimde etrafa bir göz gezdirdim. Herkesin bana bakıyor oluşu beni tedirgin etmişti.
Kocam olacak o kişi ile salonun ortasında dans etmeye başladık. "Evet diyelim, bitsin gitsin." Dedi sessizce, ne kadar heveslisin sen öyle! Dans boyunca bir daha konuşmadık. Yüzüne bile bakmamıştım. Umurumda değildi nasıl biri olduğu. Beni parayla satın alan insanlar, sadece karaktersiz olabilirdi gözümde. Fazlası değil.
O büyük zamana yani 'Evet' diyeceğim zamana gelmiştik. Yerlerimize geçilince nikah memuru bir ton konuştu. Kısaca sorsan da bitse bu çile. "Yasin Özbek ve Nazlıcan Özbek'in kızı, Eva Özbek. Batuhan Kuday ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?" Bomboş bir şekilde beklerken yanımda olan kocam elimi tuttu.
"Evet demen gerekiyor." Diye söyledi sessizce, elimi çektim. Ne ara bana sıra geldi ki? "Evet." Alkış kopunca tekrar kendi iç dünyama geri döndüm. Kocamın ismi neydi acaba?
Kocam olmuştu. Ben evliydim artık. Bu dünyanın en acı cümlesiydi. 18 yaşında, hayallerimi toprağın altına gömmüş, zorla hiç tanımadığım biriyle evlenmiştim. Kendime acıdım. Yazık. Çok yazık.
Önüme koydukları büyük deftere imza attım.
Nikah memuru bizi karı koca ilan ettikten sonra sevgili kocam gitmişti. Düğün günü terk mi edilmiştim? Neyse. Şansım olsa bende giderdim.
Düğün bittikten sonra beni kocaman bir eve bırakmışlardı. Odaları gezinip yatak aramaya başladım. Yatacağım bir yatak bulunca gelinliğimle yatağa uzandım.
Her son, yeni bir başlangıç hikayesi değil miydi?
Bu hikayenin bir başlangıcı yoktu. Sadece son vardı.
Benim sonum bu evlilikti.
Bir yerde okuduğum söz geldi aklıma. Dudaklarımda ruhsuz bir tebessüm peydah oldu.
'Bazen son sadece sondur, kendinizi kandırmayın.'
Bana olan buydu. Ne eksik ne fazla.
Kafamı acıyla geriye yasladım. Kalbim ağrıyordu, akan gözyaşlarıma mani olamadım.
Koskoca evin içinde yalnız başıma hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.
Allah'ım al canımı, kurtulayım.
