Hamileyim.
Ellerim titremeye başladı. Gözlerim istemsizce dolarken derin bir nefes alıp verdim. Elimde duran hamilelik testini lavabonun yanında duran küçük çöp kutusuna attım. Ellerime karnıma koydum. Bu yaşımda burada nasıl bir bebek olabilirdi?
Içeriden ismimi seslenen Batuhan'ın sesini duydum. Ona bu durumu söylemeli miyim? Elimdeki karnımı çekip kapının elçeğine götürdüm elimi. Ne yazık ki elim orada öylece kalakaldı, çünkü kapıyı açacak cesaretim yoktu. "Abla!" Bu sefer bağıran Öykü'ydü. Anlık bir cesaretle kapıyı açtım.
Öykü'nün sesinin geldiği yere doğru ilerledim yani salona. Serpil, Ferit, Yusuf yani çok kişi buradaydı. Boş bulduğum tekli koltuğa oturdum. Kapıdan içeriye Batuhan girince herkes ona baktı. "Ben de seni arıyorum. Neredesin sen Eva?" Diye söyledi telaşlı sesiyle. Tekrar bütün gözler bana bakmaya başladı. Ne diyeceğimi bilemedim. Aslında diyeceğim şey çok basitti ama basit olduğu kadar da zordu.
"Ben.." Hamileyim diyemedim. On sekiz yaşında olup, evlenip hamile kaldığımı söyleyemedim. Bu diyemediğim şeyi yaşamak o kadar zor geldi ki şu an. Tekrardan midem bulandı ama bu sefer hamilelikten değil stresten.
"Sen?"
"Hamileyim." Hızlı bir şekilde söylemiştim. Eğer şu an demeseydim hiçbir zaman diyemezdim. Hepsinin yüzünde güller açmaya başladı. Sanki bu duruma bir üzülen benmişim gibi. Kimse on sekiz yaşında olduğumu farkında değil mi?
Batuhan hızlı adımlarla yanıma gelip sarıldı. Kendimi o kadar kötü hissediyorum ki, kendimden bile çok sevdiğim adamın bana sarılışına karşılık veremiyorum. Sanki ellerim benden istemsiz bir şekilde çalışmaya başladı ve Batuhan'ı göğsünden ittirdim. "Özür dilerim, ben bebeğin olduğunu unuttum yoksa çok mu sıktım seni?" Konuşması belki tonu bile anlayamıyorum ama öyle bir seste söyledi ki bunu. Sanki teselliye ihtiyacım varmış gibi söyledi bunu. Gözlerim dolarken "İyi misin?" Sorusu geldi Serpil'den.
Kafamı olumsuz anlamda salladım. "Ben bu çocuğu istemiyorum." Ağzımdan dökülen kelimeleri artık ben yönlendiremiyormuşum gibiydi. Sanki içimden ne geliyorsa anında dışarı söylüyorum. Yoksa iç sesimi falan mı kaybettim?
Ferit'in öksürük sesi geldi kulağıma. "Biz kalkalım siz isterseniz bi yalnız konuşun." Dedi. Batuhan bana bakıp hiçbir şey demeden koltuğa oturdu. Yusuf ise Öykü'nün elini tutup "Parka gidelim mi güzelim?" Diye sordu. Öykü kafasını onaylarcasına sallarken "O zaman hep beraber çıkalım." Dedi Serpil.
Ferit onlar evden çıkınca yani kapının kapanma sesi gelince Batuhan'a geri baktım. "Yapmazsın bunu." Dedi, sesimdeki ton o kadar netti ki bir şey diyemedim. Kendimi toparlayıp "Ben istemiyorum." Dedim. Batuhan kaşlarını çatıp bana baktı.
"Eva bak, ben senin her zaman arkanda durdum ama şu an durumlar çok farklı. Sen şu an kendini değil çocuğu da yakıyorsun."
Ben kaşlarımı çatarken evde çalışan Aysel abla içeriye girdi. Ortada duran masaya meyve tabağını koydu. "Afiyet olsun efendim." Deyip salondan çıktı. Meyve tabağına baktım. "Yapamazsın." Diyen Batuhan'a döndüm. Benim karnımda olan bir şey benim yönetemeyeceğimden mi bahsediyordu? Kaşlarımı çattım. "Yapamam öyle mi?" Galiba hamileliğin verdiği hormon düzensizliğinden dolayı sinirlerimi iyice bozulmuştu Küçücük bir şey bile sinir krizine girebilirdim şu an.
Ayağa kalkıp masada duran meyve tabağını elime aldım. Hızlı bir şekilde meyve tabağının üstteki meyveleri masaya döktüm. Boş olan tabakla karnıma vurdum. "Ben bu çocuğu istemiyorum!" Bağırmaya devam ederken tabakla karnıma daha şiddetli vuruyordum. Batuhan elimdeki tabağı alıp hızla yere attı. Tabak yerde paramparça olmuştu. Sinirle Batuhan'a bakarken Batuhan beni tekli koltuğa oturtturdu. "Napıyosun sen Eva!?" Diye bağırdı. Kollarımdan tutarak oturduğu yerde kollarımı tutmaya devam ederek kalkmamı engelliyordu.
"Senin buna hakkın yok!" Bana bağırması yüzünden ellerimi çekmeye çalıştım. "O çocuk benim karnımda!" Bu sefer ben de bağırdım. "Allah'ın verdiği canı sen alamazsın Eva!" Bileğime bastırmaya devam ederken kaşlarımı çattım. "Bunu sen mi diyosun?" Anlık bir şekilde duraksadı. Bileklerime bastırmayı kesti hatta geri çekildi. "Ne alaka?" Sakinlemiş gibiydi. Bileklerimi kendime çekip iki bileğimi de sırası ile ovalamaya başladım. "Silah kaçakçılığı yapıp günaha bulaşan birinin, bana günahtan bahsetmesi komik değil mi sence de?"
Sinirle yerimden kalkıp ona baktım. Sakin bir şekilde gözlerini kapatıp açtı. Rahatlamış mıydı yoksa sinirlerin hakim olmaya mı çalışıyordu anlamamıştım. Batuhan'ı yere atıp kırıldığı tabaktan birer parça aldım. "Eva keskin o, saçma saçma şeyler yapma." Sesindeki korku ve öfke birbirine girmişti. "Ben anne olmayacağım Batuhan!" Sesim demin bağırdığımdan daha da yüksek sesle çıkmıştı. "Eva onu bırak konuşalım, lütfen." Batuhan'ın dediğini duymamazlıktan gelerek kırık tabak parçasını karnıma yaklaştırdım. Hafif bir çizik atarken Batuhan yine engel oldu. Bu sefer bileğimden daha sıkı tuttu. İki bileğimi de tek bir eliyle tutarken "Aysel! Sakinleştirici getir!" Diye bağırdı. Boşta kalan eliyle elimdeki kırık tabak parçasını alıp yere attı.
Sinirden dolan gözlerimle Batuhan'a bakarken o ise benden nefret dolu bakıyordu. Aysel içeri birer ilaçla ve suyla girdi. Etrafa bakınca "Ben hemen burayı hallediyorum efendim." Deyip elindeki su ve ilacım masaya koydu. "Aysel çık sonra halledersin." Aysel odadan çıkınca demin oturduğum tekli koltuğa tekrar oturtturdu beni. Sinirle ona bakarken "Bileğini bırakıyorum, amma ve lakin hareket edersen seni bu koltuğa bağlarım Eva." Diyerek uyarıda bulundu.
Bileğimi bıraktıktan sonra masadaki ilaçları ve suyu alıp yanıma geri geldi. Ilaç kutusundan bir tanesini çıkartıp bana uzattı. "Sakinleştirici bu, iç." Derken elindeki ilacı alıp sinirle yere attım. "Al sen hiç bu sakinleştirici ilacını." Batuhan sinirle alt dudağını yalayıp bana baktı. "Eva yeter, çocuk gibi davranmayı bırak." Ayağa kalkacaktım fakat Batuhan ayağa kalkmamam için bana o kadar yakın duruyordu ki kalkamadım. "Çocuk gibi davranan birinin karnında çocuğu olması, sana çok mu normal geliyor? Ben anlamıyorum." Batuhan elinde duran bardağı masaya koyarken ben de ayağa kalktım.
Camın yanına doğru geçtim. Yola bakarken arkamdan bir ses geldi: "Çocuk istemiyorsan biz neden seviştik Eva?"
Bu sefer diyecek bir cevap bulamadım. Arkam dönüp Batuhan'a baktım. Tek kaşını kaldırmış benden cevap bekliyordu. Bana bakışlarında artık sevgi değil de sinir vardı. "Ben on sekiz yaşındayım." Diye söyleyebildim sadece. Kaşlarını yukarıya kaldırıp bana alaylı bir şekilde güldü. "Sen on sekiz yaşındasın da ben otuz yaşında mıyım Eva?" Bana doğru gelirken içten bir nefes alıp verdi.
"Eva biz evliyiz, bunun farkındasın değil mi?" Biz evlendirildik. Beni senle evlenmem için babam saçımdan sürükledi. Ben senle evlenmeyi kabul etmesem beni öldürmekle tehdit etti. Gözlerim dolarken ona baktım. "Biliyorum severek evlenmedik ama şu an birbirimizi seviyoruz. Önemli olan da şu an biz değil miyiz zaten?" Dolu olan gözlerimi yukarıya bakarak tutmaya çalıştım ama nafile. Yanağıma ıslaklık gelmişti. "Ben yapamam, ben anne olamam." Batuhan elini yanağıma koyunca ona baktım. Baş parmağı ile yanağımdaki ıslaklığı sildi. "Sen kardeşine hem annelik hem babalık yapıyorsun. Çocuğumuza mı yapamayacaksın?"
Çocuğumuza. Bir şey demeden ağlamaya başladım. Batuhan yanağındaki elini çekip elini belime koydu. Beni kendine yaklaştırınca omuzun da ağlamaya devam ettim. Batuhan bir eliyle saçlarımı okşarken ben ise iki elimle yüzümü kapatıyordum.
♡♡
Batuhan ısrarı üzerine dinlenmek için odama çıkmıştım. Neredeyse akşama kadar uyumuştum. Şimdi ise Öykü'nün evde bağırma sesleri ile geri uyandım. O kadar yorgun ve bitik hissediyorum ki yataktan kalkmaya gücüm yoktu.
Kapının açılması ile gözlerimi hareket ettirerek kapıya doğru baktım. "Uyanmış!" Diye içeriye seslendi Öykü. Yorgun bir şekilde yataktan destek alarak yataktan kalktım. Öykü'nün arkasından salona gittim. Yine aynı kişiler vardı. Bu sefer Serpil'in yanına oturdum. Ona da gitmesini falan söylemiştim bi ara kızdan özür dileyeyim. "Daha iyi misin abla?" Diye sordu Öykü, gülümseyip ona baktım. "Daha iyiyim."
Aysel içeriye elinde tepsiyle gelince tepsiye baktım. Birer kase ve ekmek vardı. "Çorba istedi Batuhan Bey." Dedi Aysel, Batuhan işaret parmağıyla beni işaret edince Aysel benim yanıma getirdi tepsiyi. "Sabahtan beri bir şey yemedin, acıkmışsındır." Batuhan'ın söylediğine gülümsedim. Aysel tepsiyi önümdeki masaya koyunca Serpil benden önce uzanıp ekmekleri çorbaya doğramaya başladı. Serpil'den özür dilemek istiyorum ama konuya nasıl gireceğimi bilmiyorum. Ekmekleri doğraması bitince yaklaşıp kasenin yanında duran kaşığı aldım.
Yavaşça çorbamı içmeye başlarken "Mahkeme ne zaman?" Diye sordu Ferit, kafamı kaldırıp Ferit'e baktım. "Ne mahkemesi?" Aklımdan geçen soruyu Yusuf sormuştu bile. Batuhan yalandan öksürüp gözleriyle beni işaret etti. Benden sakladığı bir konu mu vardı? "Konu ne?" Diye sordum. Batuhan Ferit'e ters bir şekilde bakarken Ferit ağız hareketleriyle 'pardon.' Diye söyledi. " Öykü için baban onları dava açıyorduk ya ondan bahsediyor." Gözlerim Öykü'ye kaydı. Anlamayarak bize bakıyordu.
Konuyu uzatmaya gerek olmadığını düşünerek Serpil'e baktım. "Seni kovduğum için özür dilerim." Serpil ise bana gülümsedi. "Sorun değil ama başka birinden özür dilemen lazım sanki?" Bakışlarımı Batuhan'a çevirirken Serpil elini karnıma koydu. Geri çekildim. Serpil de elini çekince bir şey demeden çorbamı içmeye devam ettim.
Çocuk konusunda karşıma kim çıkarsa çıksın kararım değişmeyecekti. Sinirim dinmiş olabilir ama ben bu çocuğu istemiyorum. Ben bu yaşımda anne olmak istemiyorum. Sakin kalmaya çalışarak derin bir nefes alıp verdim. "Kardeşimin ismi ne olacak?" Diye sordu Öykü, yalandan öksürüp "Senin bir kardeşin de yeğenin de olmayacak Öykü." Dedim. Öykü bana bir şey demeden Batuhan'ın yanına geçti. "Yalan söylüyor dimi?" Diye sordu, göz devirip ayağa kalktım.
"Ben bi lavaboya geçeyim." Diyerek yanlarından ayrıldım. Lavaboya geçince kapıyı kapatıp aynaya baktım. Alnımda olan ergen sivilcelerine kaydı gözüm. Daha tam anlamı ile ergenlikten çıkmamışken karımda birer bebek olması beni kendimden nefret ettiriyordu.
Elimi yüzümü yıkadıktan sonra lavabodan çıktım. Tekrar salona gelince ortada birer muhabbet dönüyordu. Serpil'in yanına oturup muhabbeti dinlemeye başladım. "Ne zaman gidiyorsun?" Diye sordu Batuhan, kim gidiyor? "İki güne kalmaz, bilmiyorum. Okulum haftaya başlıyor ama erkenden gitmem lazım." Yusuf'a baktım, galiba okuluna yani yurt dışına gidecekti.
Batuhan alaylı bir tavırla kaşlarını çattı. "Bizden bu kadar mı bıktın? Niye erken gidiyon?" Dedi, Yusuf göz devirip "Orayı burayı gibi değil." Diyerek böbürlendi. Ferit ise Yusuf'un koluna vurup "Neresi farklı?" Diye söylendi. Bazı yaşlılar 'Amerika bizi kıskanıyor.' Diyerek burayı savunuyor ya, aynı Ferit'di o kişi. Şuan tek eksik sihirli cümleyi kurmamış olmadıydı.
Yusuf arkasına yaslanıp "Ondan bahsetmedim, okullarda bir hafta önceden gidip gireceğin dersleri seçiyorsun." Dedi, Ferit ters ters bakarken "Bizde herkes her şeyi görüyor." Diye söylendi. Bu bayık muhabbet beni bayarken Serpil Ferit'i aydınlattı: "Demir'cim yurt dışındaki öğrenciler girecekleri ek dersleri kendileri seçiyor."
Ortamda rahatsız edici bir sessizlik oluşurken "Siz de gelsenize." Diye sessizliği bozan Yusuf olmuştu. Batuhan bana bakınca Yusuf da bana baktı. "Yani hava değişikliği iyi gelir." Ardın'dan Serpil'e baktı. "Siz de gelin, ben hepinizi gezdiririm." Dedi. Serpil'e baktığımda Ferit'e bakıyordu.
"O gün gelince bakarız."
Tekrar bir sessizlik oldu. "Tabu falan mı oynasak?" Diye sordu Serpil, yoksa bunların tekrar toplanış amacı beni mutlu etmek falan mıydı? Bu durum tatlı olsa da bi o kadar sıkıcıydı. "Aman gençler, sizin sohbetinize ve oyununuza doyum olmaz bu nedenle ben kalkayım. Arkadaşlarım arıyor onlar ile konuşacağım." Diyerek ayağa kalktı Yusuf. Ardından Öykü'ye baktı. "Senin de uyku saatin yaklaştı." Öykü gülümseyerek Yusuf'un yanına geçti, elini tuttu. "Biz çıkıyoruz." Demesiyle salondan çıktılar.
İkisinin salondan çıkmasına bakarken "Oynuyor muyuz?" Diye sordu Ferit, Batuhan bana bakınca "Fark etmez." Diye mırıldandım. Aslında oyunları çok sevmeme rağmen şuan hiç oyun havamda değildim. "Evde tabu var mı ki?" Diye sordum, umarım yoktur. "Yok." Gülümsememi tutmaya çalıştım. Ee oyun oynamıyorsak uyumaya gideyim. "Telefonuma indiririm." Diyen Serpil'e baktım. Şaka gibi kız ya! Nasıl telefonuna tabu indirecek?
Oyunun inmesini beklerken eşleşmeleri ayarladık. Batuhan "Karımı benim eşim." Deyince onunla eş olmuştum. İlk başta Ferit anlatıyor Serpil de bilmeye çalışıyordu. Batuhan Ferit'in yanına geçince "Başla." Dedi. Ferit telefona bakıp "Bir ünlünün konuşarak ritm yapmasına ne denir?" Serpil bomboş bakarken Ferit aceleyle konuşmaya devam ediyordu. "Ahmet Kaya'nın mesleği nedir?" Serpil gibi elit birine aşk acısı şarkıları söyleyen birini sorması komik gelmişti. "Şarkıcı, şarkı." Dedi Serpil, Ferit telefona dokununca galiba yeni kelimeye geçişti. "Pas." Dedi ve tekrar telefona dokundu.
"Sen beni whatsapdan ne yaptın?" Diye sordu, kaşlarımı yukarı kaldırdım. "Engelledim. Engellemek." Dedi, istemsizce kahkaha attım. Batuhan da gülerken "Gülmeyin süre geçiyor." Diye söylendi Ferit , dudaklarımı içe doğru büzerken Ferit iki kere daha pas demişti. "Bitti lan pas deme hakkın." Diye uyardı Batuhan, Ferit hızla kafasını Batuhan'a çevirip tekrar önüne döndü. "Ulan ben şimdi sokratesi nasıl anlatayım? Daha ben ne olduğunu bilmiyorum ki." Gülerek Ferit'i izlerken Serpil Ferit'e yastık attı. "Boş konuşarak bütün süremizi yedin."
Batuhan sürenin bittiğini söyleyince "İki de iyi." Diye gururlandı Ferit . Batuhan eline telefonu alıp "Neyse sıra bizde." Deyince Ferit telefona bakıp "Başla." Dedi. Batuhan rahat bir şekilde "Bu bire erkek ismi aynı zamanda deniz canlısı." Kaşlarımı çattım. Hem erkek ismi hem deniz canlısı? "Deniz var orada yasaklı kelime." Dedi Ferit , Batuhan Ferit'in kafasına vurup "Okyanus yazıyor burada geri zekalı." Deyince "Ee şimdi söyledin." Diye kendini savundu Ferit.
Ferit yüzünden sorumuz iptal olmuştu. Hem de zamanımız gitmişti. "Ben seni ilk gördüğümde ne oldu?" Diye sordu Batuhan, ne olmuştu ki? "Robot gibi davrandın." Dedim, Ferit gülerken Batuhan bana boş boş baktı. "Süre bitti süre." Dedi Ferit , zaten Ferit ve Batuhan'ın kavgası nedeniyle sürenin çoğu oraya gitmişti. "Büyülenmiştim." Gülümseyip Batuhan'a bakarken telefonumdan gelen sesle telefonumu elime aldım.
Yiğit: Selam ben Yiğit, zaten telefonuna kaydettirdim.
Yiğit: Hamileymişsin, ben de çocuğa küçük bir hediye yollamak istedim. Sabah eline ulaşır. Teşekküre hiç gerek yok Eva'cım.
