Feri sönmekte olan gözler sorgularcasına bana bakıyor,neden yaptın diyor.Bakışları beni öyle etkiliyor ki elimde zar zor tuttuğum bıçak daha fazla dayanamıyor,titrek ellerimden düşüveriyor.Bu yüke dayanamıyor,üstündeki kan hala taze…kurumamış.Bıçağım düştüğünde korkudan titremiştim…yere çarpan demir sesi kulaklarımda çınladı.Dün gibi aklımdaydı fakat bunlar yıllar önce soğuk bir perşembe akşamında kalmıştı,o herifin bakışları…ve benim ilk günahım.Tamam belki de abarttım,günahsız insan olmaz ama artık bende onlardan çok olduğu kesin,neden mi?Çok can aldım,zorla ya da isteyerek ve çok çığlık duydum,tiz ve yardım dilenen ama asla duyulmayan,susturulan.Her çığlık duyulur mu sizce?Çığlık duyulan bir ses midir sadece?Yıllar önce öğrenmiştim:Ağlamak da bir çığlıktır.Belki de en acısından ama bana ağlamak gibi bir hakkım yoktu,halim de kalmamıştı.Zorla elime tutuşturdukları o alet benim kurtuluşumdu,ben sadece kendimi korudum ve her ne kadar bu yolu seçmemin canice olduğunu söyleseler de ben bu sayede hayatta kaldım.Eh,herkes bu siktiğimin dünyasında aynı doğmuyor.Kimileri ağzında altın kaşıkla doğuyor kimileri de çamur içinde debelenerek.Benim çamur içinde debelenerek doğduğum da apaçık belli ama bundan hiç yakınmadım sadece bir yol aradım ve benim yolum bu.Üstüme bulaşıp duran o kırmızı lekeden de tiksiniyor değilim,merak etmeyin şimdi size:”O kırmızı lekeden tiksinmiyorum çünkü onlar adaletin temiz lekeleri!”diye saçmalıklar zırvalamayacağım.Adalet diye bir şey yoktur çünkü,sadece adalet olduğunu düşündüğümüz ama rastgele birinin ortaya çıkıp koyduğu ve “nesnel” olan aptal kurallar var.Bu kurallara da kimse uymuyor,ben de dahil.O yüzden şu adalet bekçileri –diğerlerinin tabiriyle masum melekleri-anlamıyorum.Neden o saçma kurallara bu kadar bağlısınız?Sanki elleriniz hiç kirlenmiyor ya da kuralların arkasına saklanınca yaptıklarınızın gizlendiğini sanıp kendinizi güvende mi hissediyorsunuz?Doğru,ben katil olarak damgalanırken siz o “iyi ve masum insan” maskelerini takıp gizleniyorsunuz ama hepimiz aynı karanlığı taşıyoruz fakat siz gizlendiniz ben ise gösterdim.Bu yüzden beni yargılıyorsunuz,sanki meleklerin içindeki tek canavar benmişim gibi ama unutmayın meleklerin kanatları kırılabilir,benim için hava hoş,benim kanatlarım yok ki kırılsın!Ne de olsa şeytanım ben,öyle demiyor muydunuz:Yokai,Japonca şeytan demek.Neden Japonca olduğunu bilmiyorum ve merak da etmiyorum ama takma adım bazen gerçekten de utanç verici,sadece adımla da seslenebilirlerdi.Bana adımla seslenmeyin diye bir şey söylemedim.Onlar bu takma adı “diğerlerinden farklı” olduğum için verdi ve onu taşıyorum.Onlar böyle adlandırınca ben de öyle olmaya başladım,bana verilen adı taşıdım ve şimdi yine en baştaki gibi yalnızım.Hiçbirşey değişmedi.Bu isim üstüme bulaşan o kırmızı lekelerin-küçük eğlencemin- sadece ufak bir bedeliydi.Küçük eğlencem diyorum çünkü ben bilmiyorum…nasıl eğlenilir bilmiyorum.Asla bir parka gidip salıncakta saatlerce sallanmadım,anneme daha fazla sallanmak için yalvarmadım,arkadaşlarımla oynamadım,bisiklete binmedim.yerde oyuncak arabalarla oynamadım.Onlar güneş tepedeyken dışarıya çıkıp oynadıkları vakit ben hep karanlıktaydım…Gölgede,yalnız.Onların oynarkenki gülüşleri kulağımda yankılanırdı.O oyuncaklardan istemez miydim sanıyordunuz?İki dakikalığına gülümsemek için neleri vermezdim ama olsun…sonradan arkadaş olmayı öğrendim karanlıkla,gri ve kasvete alıştım.Bazıları şöyle der:”Karanlığın içinden bir ışık çıkacak ve sana yol gösterecek,sadece ışığı bekle.”Bu düpedüz bir yalan,neden mi?O gri ve kasvetli karanlığın ortasında bir ışık gelseydi böyle mi olurdum?Hayır.Belki de şuan diğerlerinin de adlandırdığı gibi normal bir yaşantım olurdu ama o ışık gelmedi,beklemeye niyetim yoktu.Oturup onu bekleyemezdim fakat ayağa kalkacak halim bile yoktu ki benim!Bitkindim…yorgunluğuma inat kalkıp yolumu aradım!Tek başıma!Ne bahsettikleri o aptal ışık vardı yanımda ne de başka biri sadece ben…Karanlığımdan çıkmaya çalışırken binlerce kez yere serildim,pes etmek istiyordum ama içimde bıkkınlık ve bitkinlikten daha baskın bir şey vardı:Öfke,hep öfkeli biri olmuşumdur.Sanırım şanssızlığıma öfkeliydim,yaşadığım şartlara ve benim yaşayamadıklarıma.Hepsi içimde birikti ve en sonunda…bum!Patladı,psikolog adı altında insan psikolojisinden bir bok anlamayan uzmanlar bunu “sinir krizi” olarak adlandırırdı ama ben buna saatli bomba diyorum.İçimde biriken her şey eninde sonunda patlıyor çünkü.İçimdeki o “canavar” dedikleri iç güdüyü kinle mi beslemişim ne,bunu kim demişti biliyor musunuz?Adalet peşinde koşan bir başkomiser,adı önemli değil.Ondan kaçalı uzun zaman oluyor ama sözleri hala aklımda,bana “kötülük” yapmamı bırakmam hakkında upuzun bir konuşma yapmıştı.Salakçaydı,bir “katil” onu dinler miydi?Pardon bir “psikomanyak katil” onu dinler miydi?Eh,bunu diyenler haklıydı.İnsanlar umrumda değildi,umrumda olsaydı onları öldürürken tereddüt ederdim ama etmiyorum.Bıçağı tam şah damarına…Şah damarı vücutta hayati bir bölgedir,oraya bıçak sapladın mı birinin yaşama ihtimali çok düşük,hızlı iş.Diğerleri gibi çarçur edecek bir vaktim yok çünkü,eğer şah damarından vurmak yerine başka yerinden vursam daha çok acı çekerlerdi ama insaflıyım ha?Evet artık kesinlikle bir psikopat olduğumu düşünmeye başladığınıza eminim ama bu sorun değil böyle düşünen tek kişi siz değilsiniz ama anlattığım gibi herkes farklı hayatlar yaşar,bu hayatlar kimine göre psikopatçadır ve benimki herkesin iğrenerek ve kinle baktığı bir tane,kendi hayatıma dönüp gülümseyen tek benim,diğerlerinin aksine benim hayatım “pisliklerin içinde” başladığı için belki de böyleydi.Büyük ihtimalle de doğduğum pisliklerin içinde bitecek,hayatta tek bir pişmanlığım var:İlk cinayetimde tereddüt edişim.
Bölüm 1
1.BÖLÜM:İLK GÜNAH
Bölüm sonu
4 yorum
Boşluk 😣
Çok güzel yazmışsın.Sardı.Devamm
Vay iyi başladı
1YanıtAşırı iyi değilmi
1Yanıt


