İçeriğe geç

ASH

Bölüm 3 · 6 dk okuma

ASH

Bölüm 3

𝟐

Hümeyra odadan çıktı. Gözleri hafif şişikti, farkedilmeyecek kadar. Koridora çıktığında askerler nöbet tutuyor, bazıları görev yerine gidiyordu. Bazılarıda Hümeyra gibi yeni uyanmıştı.

"Günaydın Dilaver!" Dedi Kutay sırıtarak bir ekibin peşinden giderken. Göreve gidiyordu büyük ihtimalle.

"Günaydın Kutay!" Hümeyra'da sırıtarak karşılık verdi. Komik çocuktu, genellikle saçma sapan şeyler anlatırdı.

"Koooolay gelsin!" Dedi yerleri silen Rana'ya.

Rana'da gülümseyerek karşılık verdi.

Hümeyra dışarıya karşı hep güzel tarafını yansıtıyordu, mutlu tarafını. Bu eski hayatından kalma bir alışkanlıktı. Gülümsemek, kariyerinden kalan ve bir türlü bırakamadığı alışkanlıklardan biriydi.

Hızlı adımlarla merdivene yöneldi, aşağı kattaki yemekhaneye inecekti.

Revir kapısı açıktı, Dr. Levent Aksoy dizinden yaralanan bir adamın pansumanıyla ilgilenirken içeriye iki asker sedyeyle girdi. Sedyedeki askerin aldığı yara hiç iyi görünmüyordu. Eğer enfekte tarafından ısırıldıysa... revire getirmek yerine acısını kısa kesmeleri daha merhametli olurdu. Arkadaşları duygusal davranıp getirmişti büyük ihtimalle.

Üste iki doktor vardı, hemşire yerineyse sivillerden bu işe yatkın olanlar yardımcı oluyorlardı.

Koridorda 3 asker şakalaşıyordu, Hümeyra geçerken selam verdiler. Hümeyra'da tebessümle karşılık verdi.

İki çocuk kendi yaptıkları oyuncaklarıyla koridorda koşturuyordu. Sivillerle askerler iç içeydi, bu hem fazla kaynak olmadığından hemde güvenlik amacıylaydı. Çocukların bu tür bir ortamda bulunması üzücüydü. "Aaa! Efe! Bu o prenses!" Küçük çocuk Hümeyra'yı işaret ederek arkadaşıyla ona doğru koştu. Cebinden Hümeyra'nın eski buruşuk bir posteri çıkardı. Resimde Hümeyra şık, peri gibi hissettiren pembe bir elbisenin içindeydi.

Hümeyra çocuklar ona doğru geldiğinde kıkırdadı. Çocukların önünde eğildi. "Prenses ha?"

"Evet!" Dedi Efe heyecanla.

"Beni bu hâlimle tanıyabildiyseniz henüz fena değilim."

"Hiç fena değilsin aslında.." dedi Mete sırıtarak.

"Aaa teşekkür ederim Prensim."

Efe posteri uzattı. "İmzalar mısın?"

Hümeyra biran duraksadı, uzun zamandır bu istekle karşılaşmıyordu. "Ee.. şey... tabii.."

"Mete kalem getir!" Dedi Efe heyecanla.

Mete koşup koridordaki masadan bir kalem buldu ve geri döndü. Hümeyra'ya uzattı. Hümeyra kalemi alıp elindeki postere baktı. İmzalamak için elini kaldırdı ama eli kağıdın üstünde havada kaldı. Postere baktı, genç kıza birkaç saniye baktı. Posterdeki gülüşe daldı. Kafası karıştı. Eski imzasını unuttuğunu farketti. Allah'ım... resmen imzasını unutmuştu... Sonunda vazgeçti, posterin köşesine Sabrina yazdı sadece. Ve altına ekledi: "Prenseslerinden Efe ve Mete'ye..."

Posteri ve cebinden biraz erzak fişi çıkartıp çocuklara uzattı. "Hadi gidip biraz şekerleme alın."

Çocuklar gülerek fişlere baktılar.

"Alın." Dedi Hümeyra teşvik ederek.

Çocuklar aldılar ve teşekkür ederek uzaklaştılar. Hümeyra ayağa kalkıp yürümeye devam etti.

Üste yaşayan insan sayısı azdı, bölgede çok fazla insan kaybı yaşanmıştı. Bu yüzden herkes birbirinin yüzünü ezbere biliyordu. Yakından yada arkalarındaki hikayeleri bilmeseler de. Hümeyra ayrıca tanınıyordu.

Yemekhaneye yaklaştığında tabaklara vuran çatal kaşık sesleri, insanların sohbet etmesi ve yemek kokusu da artıyordu. Hümeyra içeri girdi, gözleri etrafı taradı. Nereye, kimin yanına geçeceğini düşündü. Bunu düşünmeden önce yemek almak için sıraya yürüdü. Sıranın ona gelmesini beklerken Mina'yı gözleri buldu. Onun yanına oturacaktı. Mina birkaç kişiyle oturuyor gülüşlüyorlardı.

"Hayır, çek elini çorbamdan! Kim o kadar acı sos koyar ki çorbaya?" Mina Samet'in elini itti.

Samet acı sosu çorbaya dökmeye çalışırken kıkırdadı. "Eren döker."

"Eren mi?" Dedi Mina.

"Eren."

"Midesiz Şahin." Mina elini itmeye çalıştı.

"Lan ben yapmıyorum." Dedi Eren kenarda sakince çorbasını içerken.

Hümeyra önüne döndü, sıra ona geldiğinde tepsisini uzattı. Bir kase çorba ve azıcık ekmek aldı. Onların masasına doğru yürüdü. Onu gören masadakiler şakalaşmayı kestiler.

"Bayan Billboard masamızı kendisine layık bulmuş demek." Dedi Samet hâlâ tartışmanın etkisinde sırıtarak Hümeyra'ya bakarken.

"Hoş geldin Hümo!" Mina Hümeyra'ya yer açtı. Hümeyra Samet'le Mina arasına oturdu. Tepsisini masaya koydu.

Gülerek karşılık verdi. "Hoş buldum gevezeler."

Yemeğini yemek üzereyken bir asker gelip başında dikildi. "Dilaver, General seni yanına çağırıyor."

Hümeyra kafasını kaldırıp uzak masadaki generale baktı. General pis pis sırıtarak ona bakıyordu. Hümeyra göz devirmemeye çalıştı. "Sen git, geliyorum." Dedi Hümeyra.

Mina ters ters Generale baktı. "Pislik herif."

Hümeyra ayağa kalktı. Tepsisini alıp generale doğru yürüdü.

Samet öne eğildi. "General neden Hümeyra'yı bu kadar istiyor? Ayakçısı mı yoksa..." Samet daha fazla konuşmadan Mina ona sertçe vurdu.

"Haddini aşma."

Samet kolunu tutarak geri çekildi. "Siktir! Yavaş ol."

Hümeyra generalin masasına vardığında o masanın başındaydı. Masada ayrıca daha önemli ve üst rütbeli askerler oturuyordu. Diğerlerinin simaları tanıdıktı ama birisi biraz yabancı geliyordu.

"Gel Hümeyra, yanıma otur." General yanındaki sandalyeyi işaret etti. Kız bir şey demeden oturdu. General sırıtarak onu izlemeye devam ediyordu.

Generalin diğer yanında oturan asker Hümeyra'ya bakıyordu. Neden bu masaya oturduğunu anlamaya çalışıyordu ama sormak istemedi. Bir tür işine yarıyordu generalin büyük ihtimalle. Ama generalin önemsediği birisi olduğunu anlamıştı. Tamam, onu tanıyordu Hümeyra Dilaver'di ama bu masaya oturabilecek nasıl bir rütbesi vardı.

Hümeyra karşısındaki adamın rütbesinin yüksek olduğunu anladı, teğmen veya binbaşı gibi bir rütbesi yoktu. Üniforması da farklıydı. Kız çok ona bakmadı önüne döndü.

Generalin elini bacağında hissetti. Kafasını kaldırıp generale baktı, o kadar profesyonel bir oyuncuydu ki sanki hiç eli Hümeyra'nın uyluğunda değilmiş gibi. General diğer yanındaki adama dönmüştü. Bir şeyler hakkında konuşuyordu, askeri bir şeyler.

Generalin eli yavaşça uyluğuna kaydı. Hümeyra bir şey demedi, bir şey olmamış gibi yemeğine odaklandı. Keşke şort giymeseymişim, diye düşündü.

Hümeyra'nın karşısındaki adam arada bir Hümeyra'ya bakıyordu. Gözleri generalin masanın altındaki koluna düştü. General farketmiş gibi elini hemen Hümeyra'dan çekip kendi dizine koydu. Karşısındaki asker biran Hümeyra'ya sonra generale baktı. Generalin anlattığı konuya sessiz tepkiler veriyordu. Başını hafifçe salladı.

Yemekten sonra Hümeyra hızlıca masadan kalktı ve yemekhaneden çıktı. Koridorda yürüdü, iletişim merkezine gidecekti. Dün Freya'ya kabloları düzenlemeye yardımcı olacağını söylemişti.

İletişim merkezi üssün doğu kanadında ki ilk kuledeydi. Doğu kanadına doğru yavaş adımlarla yürüdü. Koridorda yürürken arkasından birisi seslendi.

"Hey, Billboard kız!" Genç adam elindeki tamir kutusuyla ve birkaç aletle gülerek ona bakıyordu. Üstünde lacivert motor yağıyla kirlenmiş bir tulum vardı.

Hümeyra onu görünce yüzüne samimi bir gülümseme yayıldı. "Fatih, ne yapıyorsun burada?" Adamın üzerini inceledi. "Makine adam." Dedi Fatih'in kıza sesleniş şeklini ona uyarlayarak tekrar ederken.

"Makine adam? İyiymiş. Beğendim bunu." Koridorda beraber yürümeye başladılar. "Asıl sen n'apıyorsun bu tarafta?" Adam zorlukla elindekileri taşıyordu. Hümeyra yardım etmek için tamir kutusunu aldı.

"Freya'ya yardıma gidiyorum, kabloları düzeltmekte yardımcı olacağımı söylemiştim."

"Her işte varsın anasını. Allah aşkına, nesin sen?"

Kız kıkırdadı. "Elimden geldiği kadar." Ellerindekilere baktı. "Bunları neden taşıyorsun? Motor yağında yüzmüş gibisin."

"Dün dışarıdan gelen askerler arabanın hasar aldığını söyledi, sabaha kadar uğraştım. Fena mahvetmişler arabayı." Dedi Fatih kafasını iki yana sallayarak.

"Düzelttin mi?"

"Hayır, yeni bir motor istiyor."

"Anladım.. kaynakları tüketmek bizim için iyi değil."

"Öyle." Dedi Fatih üzgün bir şekilde.

Sohbet ederlerken yol hızlı bitmişti. Kuleye vardıklarında tamir kutusunu Fatih'e uzattı Hümeyra.

Fatih gülümsedi. "Allah razı olsun kanki. Bundan sonrası bende."

"Kolay gelsin, görüşürüz!" Hümeyra kuleye çıkarken Fatih araç bakım bölümüne doğru ağır adımlarla ilerledi.

Asansöre bindi. Son kat düğmesine bastı ve yukarı çıkmaya başladı. Asansör durduğunda dışarıya adım attı. Kulede hava dahada soğuk ve serindi. Freya'nın çalıştığı ofise doğru yürüdü. Burası, iletişim kulesi, daha sakindi. Üssün ana merkezleri her zaman daha gürültülü ve kalabalık olurdu.

Hümeyra kapıyı çaldı ve içeri girdi. Freya bilgisayar başında odaklıydı. İşlemini bitirdikten sonra kafasını çevirip baktı. "Hümeyra!" Sandalyesini çevirip ayağa kalkarken tökezledi.

"Dikkat et." Dedi Hümeyra gülümseyerek.

Freya gözlüğünü burnundan yukarı itti. "Hoş geldin!"

"Hoş buldum." Etrafa baktı kız. Karmaşık ve dijital bir ortamdı. Bilgisayarlar çalışıyordu, bir sürü monitör ve tuş vardı. İçeride birkaç çalışan daha vardı. Bazıları kameralardan operasyon yönetiyor bazılarıysa daha farklı işle uğraşıyordu.

"Gel böyle, yolu göstereyim-" Tam o sırada koridorun hoparlörlerinden cızırtılı bir ses yükseldi.

"Tüm saha personeli ve görevli siviller. Beş dakika içinde brifing salonunda toplanın."

Üs hareketlendi. İletişim kulesinden bir temsilci ayağa kalktı sadece. Bir şey demeden odadan çıktı. Hümeyra pek umursamadı. Freya tam açıklayacakken Hümeyra'nın ne yapması gerektiğini kapı kabaca açıldı. Bir asker soluk soluğa içeri girdi. İletişim kulesine merkezden geldiği belliydi.

"Dilaver."

Hümeyra askere döndü.

"General seni özellikle çağırıyor."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.