İçeriğe geç

Aryanka

Bölüm 2 · 8 dk okuma

Aryanka

Bölüm 2

2. Bölüm Hatıralarım

billie eilish bellyache

on the floor jennifer lopez

Cam parçalarının yerlere saçılma sesleri kulaklarımı doldururken başımdaki kadının elleri duraksadı. Gözlerimi araladım, görüşüm bulanıklaşmıştı. Boynumdaki ağrıyı es geçip başımı çevirmem mümkün değildi. Hareket edebiliyor olsam dahi edemedim. Birşeyler daha söylediler fakat yine duymadım sanki kulaklarım tıpa yardımıyla kapatılmıştı. Öylece durduğum yatak sallandı. Başımdaki kişi bir bana baktı bir de konuşmaya devam etti. Onu duymuyordum. Beni bırakmak istemiyorlar mıydı, doğrusu onların bize ihtiyacı vardı, her birimize. Bir nöbetçiyi içeride bırakarak çıktılar, hata yaptılar. Bir süre sonra sağdan ve soldan sesler gelmeye başladığında acıyla gülümsedim. Birşeylerin bir yerlere atılma, bir şeylerin çizilme ve daha birçok nice sesler duydum. Burnumu çektim, kurumuş dudaklarımı ıslattım. Avuçiçlerim sızlıyordu, o anlar tekrar beynimi istila etti, sanki kalbim avuçiçlerim de atıyor gibiydi. Gözlerimi yumdum ve etrafı dinledim. Ayak sesleri duyar gibi oldum arada bir kesiliyordu ,sanki havaya kalkıp tekrar iniyor gibi. Anılarımın arasına kanlı bir çatışma ortasında havaya uçan bedenler geldi. Dibimden gelen gümbürtüyle gözlerimi açtım. Bileklerim teker teker açılırken karşımda ki kişiye bakarak yattığım yerden kalktım ve oturur pozisyona geldim. Gözlerim karşımda dikilen bedenin altın sarısı gözleriyle buluştu. Ve ardından o gözler boynumda takılı kaldı. Uluç 13 yaşındaki formundan gerçek formuna yani 21 yaşına döndü ve aynı şekilde bende 20 yaşıma. Saçlarımı ağır hareketlerle boynumdan çekerek parmaklarını yara izimde gezdirdi. Parmakları adeta tenimi okşuyordu. Saliseler sonra acısı dinen yaranın iyileşmiş olmasını bilmem için aynaya bakmama ihtiyacım yoktu. Elimi Uluç'un gümüş grisi saçlarına atarak yavaşça karıştırdım. Bu yaptığım hareketle gözlerini yumdu ve iç çekti.

"Çocukluğumuzu ne yaptın" diye sorduğumda, elimi kendi yanağına yaslayarak mırıldandı.

"Hiçbirsey hatırlamıyorlar, zamanlarında bıraktım onları" memnun bir şekilde gülümsedim.

"Senden beklendiği gibi" gözlerini açarak gözlerime baktı ve üzüntülü sesiyle

"Geç gelmek istemezdim ama bırakmadılar, güvenli olmamasından dolayı" çenesini sıktığını hissettiğimde yüzünü okşayarak

"Böylesi daha iyi" diye mırıldandım. Uluç'un bilekliğinde ki cihaz titreştiğinde Uluç'un sıkıntıyla nefes verdiğini gördüm. Gitmemiz gerekiyordu, kendi zamanımıza gidip Kara Kraliçeye yaptıklarının bedelini ödetmemiz gerekiyordu.

"Kara Kraliçe nerde" duraksadı ve kaşlarını çatarak bana döndü.

"O da kim"

"Ne" tüm halkımızında gelecek zamanımızda bildiği, bizleri birbirine düşüren Kara Kraliçeye nasıl 'o da kim' diyebilirdi. Kara Kraliçeyi yakalamak ve 8 yıl boyunca yaşadıklarımızı engellemek için zamanla oynamıştık, çocukluğumuzun yapamadığı bu işi kökünden halletmeye gelmiştik. 12 yaşında ki küçük Alisanın, 20 yaşında ki büyük Alisanın yaptıklarından haberi yoktu. Küçüklüğümüzün gelecekleri olan biz belki yok olacaktık çünkü geçmişi değiştirmiştik bir şekilde ama buna değerdi.

"Bizim zamanımızı çalan tüm halkımızı kargaşaya sürükleyerek bizleri katletmek isteyen Kara Kraliçeden bahsediyorum tabii ki Uluç" el kol hareketlerimi agresif bulduğunu gözlerinden okudum, elini omzuma koydu sakince ve ikna etmek ister gibi,

"Hâlâ ilacın etkisinde olmalısın, biraz dinlensen daha iyi olursun" kaşlarım istemsizce çatıldı. Her şeyi biliyordum ama o neden bahsediyordu. Anılarından belli bölümü silinmiş olabilir miydi? Çok şey yaşamıştık ve şuan Uluç bunları hatırlamıyorsa ona güvenebilir miydim?

"İlacın etkisi değil Uluç, buna sende inanmıyorsun. Yüzündeki endişeyi görebiliyorum. Sana kendini unutturmuş işte!" sesim sinirli çıkarken kendime hakim olmaya çalıştım ama ses tonumu sakin tutamayacağımı bildiğimden çareyi susmakta buldum. Ve onun konuşmasını istedim. Konuşmadı bir süre, hatta bana saatler gibi gelen bir süre boyunca sadece sustu.

"Birşey var evet ama ne olduğunu bilmiyorum. Bir şeyler eksik gibi ama ne olduğunu hatırlamıyorum." ben ona inanamaz bakışlarla bakıyorken yanımızda ki duvarda mor renkte bir portal açıldı ve gözlerimi portala çevirdim, içerisinden bir çocuk çıktı. Lacivert saçlı ve gözleri ışıl ışıl parlayan küçük bir çocuk.

"Gelmeniz lazım" az sonra başını iki yana sallayarak kendini büyülttü. Bu sefer daha büyüktü ve güzel bir suratı vardı, küçük halineyse çokça benziyordu, tıpkı bizler gibi.

"Bir sıkıntı var ve bu sizi de ilgilendiriyor malesef ki" ve portalı işaret ederek içinden geçtiğinde bekleden bizde onu takip ederek portalın içinden geçtik çünkü kendisi bizim sırdaşımız Lukaydı!

Her yerde toz, toprak ve büyüler uçuşuyordu. Birkaç yere büyük bir güçle düşen kaya parçaları düştüğü an parçalanarak etrafa saçıldında bakmamak için kolumu siper ettim. Bileğimi kavrayan ele ise Uluça aitti. Bana 'sakin ol' der gibi bakıyordu ve ben zaten sakindim. En azından titreyen parmaklarıma bakana kadar böyle düşünüyordum. Hâlbu ki daha önce ne savaşlar, kaoslar, işkenceler görmüştük şuan neydi ki ? Başımda ağrı, kalbimde sızı hissettim. Gözlerim acıdı, onları yumarak tekrar araladım. Bileğimi biri tutuyordu kim olduğuna bakmak için başımı kaldırdım. Kimdi bu kişi, daha önce görmüş gibi hissetsem de hemen sonra bu histen vazgeçtim. Savaşmaktan çok kaçmam gerektiğini söyleyen bir his doğdu içime ve elimi sertçe kendime çektim. Burada ne yapıyordum? Yanı başımda ki lacivert saçlı gence baktım, bu da kimdi ? İlk defa gördüğüme emindim. İstemsizce birkaç adım geriledim. Etraftan dumanlar yükseliyordu ve bu gözlerimi etrafıma çevirmemi sağladı. Başımı çevirirken gözlerimin önüne gelen kızıllıklara baktım, benim saçım kızıl mıydı, ellerimle saçlarımı tuttum ve merakla hafiften çektim. Acı hissettim, cidden benim saçımdı. Daha sonra ellerime baktım benim cildim bu kadar beyaz mıydı? Gözlerim de dahil hiçbir yerimde ne ağrı ne sızı ve ne de yorgunluk vardı. Karşımda ki iki yetişkin erkek bana şaşkınlık içinde bakarlarken birkaç adım daha geriye attım. Gümüş saçlı bana doğru hızla gelirken bende istemsizce daha hızlı şekilde geriye gidecekken hemen arkamda ki uçurumu görmemiş ve göz göre göre aşağıya düşüvermiştim. Tutunmak için kollarımı uzatsamda nafile, uçuşan kızıllıklar yüzümü kapatmadan hemen önce hatırladığım tek şey ise bu kişinin gözlerinin çok güzel baktığı ve o güzel gözlerin endişe dolu olduğuydu.

Kan kustum. Boğazım yanıyordu.

.

YIL 2023, DÜNYA GEZEGENİ

"Evet çocuklar bugünlük bu kadar , verdiğim ödevleri pazartesiye yapmış olun" başımı hızla sıradan kaldırdım. Kollarıma yatmaktan kollarım uyumuştu. Kahverengi saçlarını arkasında topuz yapmış ismini hatırlayamadığım öğretmen birkaç kişiye gülümseyerek sınıfı terk etti. Gözlerimi ovuştururken sırama atılan tekmeyle irkildim ve solumda dikilen kişiye kaydı gözlerim, sarı saçları düzgünce başının arkasında toplanmış Esma ve hemen arkasında ki sırada bana dönük bir şekilde oturan kısa kahverengi kahküllerini yeni kesmiş Ece oturuyordu. Esma kollarını göğüs hizasında birleştirmiş ve iğrelti dolu gözlerle bana bakmaya devam ederken sıramı tekrar tekmeledi.

"Napıyosun sen ya kafan iyi mi" sesimi yükselttiğim de gözlerini kıstı.

"Hadi kalkta kantine git" gözlerini devirerek ekledi "Selma istedi"

"O da kim hayalet falan mı çünkü şuan burada onu göremiyorum" dedim dalgayla karışık ve şakaklarımı ovdum bu seferde çünkü başım acayip derecede kötü ağrıyordu. Matkapla deliyorlar gibi ve bu hissi nerden biliyordum bilmiyorum. Başımın arkasına yediğim tokatla yüzüm sıraya yapıştı. Elim olmasa burnum kırılmıştı şimdiye. Gözlerim şaşkınlıkla büyüdü, hissettiğim acıyı anında hiçe sayarak avuç içim açık şekilde arkama sallayarak kim olduğuna bile bakmadan tokatı yapıştırdım. Acıyla inleyen Selmayı gördüm. Kıpkırmızı olmuş avucuma baktım, parmaklarım titriyordu. Ve o an birkaç yerde çığlık basıldı. Kulağımın dibinde. Çığlığın Esmadan çıktığını anlayamamış değildim. Siyah uzun saçları yüzünü örtmüş ve sırayla birleşmiş Selmaya daha fazla bakmadan sınıftan çıktım, çıkarken bir saç rengi gözlerime çarptı gümüş grisi, olağandışı bu öğrenciyi okula ne diye almışlardı..

Kendimi lavaboya atarak yüzüme buz gibi suyu çarptım, ne zaman ılık olmuşlardı ki. Kolumla yüzümü silerek aynaya baktım. Cam mavisi gözlerle buluştu gözlerim. Bir yabancı gibi hissediyordum kendime karşı. Kendime, Selmaya vurduğum kadar sert bir tokat attım.

"Ah" yanağım sızladı, gerçekten çok sert vurmuş olmalıydım, dudaklarımı birbine bastırdım. Bu sefer cezayla kurtulsam yine iyiydi. Tuvaletten çıkarak sınıfa adımladığım da karşıdan gelen bir kızın bana bakarak arkadaşlarıyla gülüştüğünü gördüm. Yanımdan geçerken de omzuma çarptığın da onu gormezden geldim.

"Önüne baksana kör müsün" diye çıkıştığında sadece kim olduğuna bakmak için arkamı döndüm. Sınıfa geçerek yerime yerleştim ve bir sonraki ders müdür yardımcısının odasına çağırılmayı bekledim çünkü sınıftakiler sanki birini öldürmüşüm gibi bana bakıyorlardı yani kesin şikayet edilmiştim. Benim ne hissedeceğimi düşünmeden bana bakmaya devam eden birileri hariç yüksek sesle hakkımda konuşanlarda vardı.

"Delirdi mi ne"

"Ne zaman normaldi ki"

"Yanlız o tokat neydi, sende gördün değil mi" ve bunun gibi şeyler.

Ders zili çaldı. Hocanında sınıftan içeri girmesinden beş dakika geçti yada geçmedi ki yardımcı öğretmen sınıfa geldi, dudakları elinde ki kağıtta yazan ismi dile getirdi.

"Alisa Zaria Çepni idareden çağırılıyor hocam" sınıf hocamızın baş hareketiyle ayağa kalkarak büyük adımlarla sınıftan çıktım. Ezbere bildiğim yolu takip ederken yardımcı öğretmen birden kaybolmuş gibiydi. Yada bu hafta beni bilmem kaçıncı kez müdüre götürmekten yorulmuştu ve kendine içecek almaya gitmişti.

( Değişik bir punto kullan )

"Bende seni bekliyordum güzel kızım" Pembe saçları dağınık orta yaşlı bir kadın önümde belirdiğinde yüzümde yamuk bir gülümseme belirdi. Sol elinde şeklini göremediğim bir işaret dikkatimi çekti. Ve daha sonra gözlerine baktım, zümrüt yeşili gözleri parlıyordu. Ona bakmayı sürdürdüm. Başını yana eğerek gülümsedi.

"Senin için zor olmalı, hiçbir şey hatırlamıyor musun güzel kızım hım?" kaşlarımı çattım

"Anlamıyorum"

"Pek tabii normal ama sen üzülme, âlemimizden çok uzun süre ayrı kalmayacaksındır" anlamayan gözlerle kadını süzmeye devam ettim, mükemmeldi. Küçük ve güzel burnu, belirgin çene hatları.. kemerli burnumun bana burun kıvırdığını hissettim ve ona 'merak etme hem zaten o kadar da kötü değilsin' diyerek teselli de bulundum. Kadının dediklerine dikkatimi verdiğimdeyse kafam da birçok soru işareti belirdi.

"Gerçek misin sen" minik kahkahası beni ona daha da çekerken yaşını belli etmeyen yüzü kırıştı.

"Bu nasıl soru. Beni görüp duyabiliyorsun ya gerisi önemli değil canım." elimi ona doğru uzattığımda elim içinden geçti. Hologram falan mıydı bu kadın? Bu bir şaka olmalıydı.

"Güzel kızım, seni özledim, çok geçmeden burada olmanı diliyorum. Büyücü Raistlin aşkına" ve gözden kayboldu. Raistlin... Büyücü Raistlin, tanıdık gelen isimle kalbim de bir sızı hissettim. Midem bulandı, başım döndü.

-BÖLÜM SONU-

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.