İçeriğe geç

Aryanka

Bölüm 1 · 10 dk okuma

Aryanka

Bölüm 1

1. Bölüm Hayallerin Ötesinde

2000- XADROS GEZEGENİNDE

İnifity and counting stars bölüm şarkısı

"Sessizlik istiyorum" dikkati kendinde toplamaya çalışan hoca, çıktığı kürsüde başını dik tutarken ağzından dökülecek kelimelerin biz öğrencilerinde ne tür bir sevince yol açacağını az çok tahmin ediyordu. Ve bunun tatminini gururla taşıyordu. Bize hakim olduğunu düşündüğünde yüzünde bir gülümseme belirdi.

"Bu zamana kadar aldığınız eğitimleri dünyadayken hayatta kalmak adına aldığınızın bilincinde olduğunuzu sanıyorum sevgili öğrencilerim. Su altında yaptığınız nefes egzersizleri olsun ne kadar sürelerde besin almanız gerektiği olsun çeşitli canlılara karşı nasıl yaklaşmanız gerektiği gibi birçok eğitimden geçtiniz. Bunun için hepinizi tebrik ediyorum ama sanmayın ki bu şekilde sona erdi. Küçüklüğünüzden beri biz öğretmenlerinizin gözetimi altındaydınız ve şimdiyse sizi daha farklı yaşamlar görmeniz amacıyla yeryüzüne gidoyorsunuz ve pek tabii özlerinizi doldurmak için bir şans tanınıyor burada. Hatırlatmak gerekirse alt sınıflarınızın ve cezalı olan akranlarınızın sizinle gelemediğini söylememe zaten gerek yok" yanımda dikilen Uluç'a çevirdim başımı, ona baktığımı anlayınca yüzünda koca bir gülümseme belirdi. Tekrar öğretmene döndüm.

"Sabahleyin yola çıkmanız için gerekli önlemler ve tedbirler alınacaktır endişe etmeyin sevgili öğrencilerim. Yapmanız gereken şeylerden en önemlisi öğrendiklerinizi yeri geldiğinde kullanabilmektir bunu aklınızdan çıkartmayın. Ve şimdi sözü okul sorumlusuna veriyorum."

.

.

Ertesi sabah daha gün doğmamışken aynı odayı paylaştığım diğer kızların gürültüleri yüzünden uyanıp yarı uykulu halde eşyalarımı hazırlamaya başlamış halde buldum kendimi. Ne kendimi uyandırmak için gözlerimi ovmuş ne de boğazımdaki yumru hissini geçirmek için su içmiştim. Gerekli gördüğüm birkaç eşyamı sırt çantama koyduğumda kızların yanına giderek konuşulan konunun ne olduğunu anlamaya çalıştım ki buna gerek olmadan kısa sürede anlamıştım, sarı saçlarını bir yanından at kuyruğu yapan Mila'nın

"Cidden hala inanamıyorum bunca seneden sonra farklı canlılar göreceğiz" dediğini duydum ve sonra Rana kendi ten rengi kadar koyu bir spor ayakkabı seçip onu giymek için en yakın yatağa otururken

"Ne kadar görsellerini görmüş olsakta canlı olarak görebilecek olmamız beni de heyecanlandırıyor." güldüm ve Rana 'ne gülüyorsun' gibisinden bana bakıp bir kaşını şakayla kaldırdığında "Sadece bu kadar heyecanlı olmanız hoşuma gitti, bu heyecanı sizle paylaşmak isterdim" gülümsedim Filu destek verircesine elini omzuma koydu,

"Daha önce görmüş olman tekrar gördüğünde heyecanlı olmayacağın anlamına gelmiyor ki" elimi filunun omzumda ki elinin üstüne koydum. Mila, Filu'ya katılarak,

"Orası öyle"dedi ve birden ellerini çırparak yerinden kalktı "hadi kızlar bu kadar oyalanmak yeter de artar çıkalım mı, herkes hazır mı" bazı kızlar mırın kırın etse de en sonunda herkes toparlanmaya devam etmişti. Ben de en son lavaboda yüzümü yıkayıp her birkaç sabahta bir sürdüğüm kremi ve dudak nemlendiricisini sürdüm. Dudak nemlendirici hafif bir renk ve tat veriyordu, bu çok hoştu. Saçlarımı yukarıdan toplayıp zümrüt yeşili küçük küpelerimi taktım. Koyu Kırmızıyla zümrüt yeşili her zaman birbirine uyardı. En azından Mila'nın dediğine göre, yada kendisinin hediyesi olduğundan yakıştırıyordu. Milayada annesi vermişti bu küpeleri, daha çok küçükken.

Merdivenlerden aşağıya indiğimde büyük bir karmaşanın tüm okula hâkim olduğunu gördüm. Bu indiğim basamakları geri çıkmama sebep olmasına izin vermedim. Anlam veremez gözlerle etrafa bakarken kızları göremedim, içime hafif bir korku siniverdi. Aynı odada kaldığım kızlar dışında neredeyse kimse tanıdık değildi. Çünkü diğer odalarda kalan kızlarla hiç konuşacak nedene ihtiyacım olmamıştı. Omzuma bir el dokunduğundaysa irkilerek arkamı döndüm, sarı ve turuncunun karışımı o altın sarısı gözleri gördüm..

"Uluç?" ,kolunu boynuma sararken güldü.

"Ne o far görmüş tavşan gibisin" dedi ve ekledi "kızıl tavşan?" tekrar güldü, tanıdığım birini görmenin verdiği rahatlıkla nefes verdim.

"Far gördüm tabii ya" derken gözlerimle etrafı taramayı ihmal etmiyordum. O sırada çenemi kendisine çevirmeye çalışan Uluçun elini ittim. Bıkkınca nefes verdiğinde ona döndüm.

"Noldu" , gözlerim işaret ettiği yere kaydığında bizim kızları görmüştüm. İstemsizce gülümsedim.

"Bazen kör olup olmadığını anlayamıyorum" Uluç'un mırıldandığı kelimeleri duymamak elde değildi. Duymamış gibi yaptım. Mila el salladığında ona geri el salladım ve önüme döndüm, Uluç kolunu omzumdan çekerek ceplerine soktu. "Sen gelmiyorsun sanırım" başını aşağı yukarı sallarken iç çekti.

"Bu sefer ne yaptın" omuzlarını kaldırıp indirdiğinde "vedalaşalım o zaman" diyerek kolumu ona doğru uzattığımda dirseğimden tutarak hafifçe sıktı. Uluçla ayrıldıktan sonra kızların yanına gittim ve ne zaman ayrılacağımızı sorduğumda şimdi cevabını almayı beklememiştim.

.

.

Kocaman iki araç hemen ilerimizdelerdi, hepimizi sırasıyla araçlara bindirdiler, tabii binerken de az daha takılıp düşüyordum ki son anda dengemi buldum. Araç siyah renkli camlarla kaplanmıştı. Aklıma iki sene önce yeryüzünde bulunduğum anılar geliverdi. Ama o zaman bu şekilde gitmemiştim. Yan yana oturduğum Mila başını bana yasladığında bende başımı ona yasladım. Diğer yanımda ki Rana ise kolunu omzuma atmış, kucağında duran elinin tırnaklarıyla oynuyordu. Filu ve diğerleriyse arkamızda ki ve önümüzde ki koltuklara yerleşmişlerdi. Araç sonunda ilerlemeye başladı. Etrafı görmek için cama baksam da gördüğüm tek şey siyah camlardan fazlası değildi. Okuldan bayağı bir uzaklaşmış olmalıydık derken çok geçmeden durduk. Araç dışından gürültü ve patırtı seslerinin duyulmaya başlaması araç içinde ki uğultulara sebep oldu. Aracın camları olmasa da kapısından içeri sızan dumanı gördüm.

"DUMAN!" bir kızın çığlığıyla diğerleri de yerlerinden kalkarak bağırıp çağırdıklarında Mila kafası karışmış bır şekilde bana bakmıştı. Başımı iki yana salladım.

"Bir sıkıntı var" Rana yerinden kalktı, üzerindeki hırkayı çıkarıp kapının altına bastırmaya başladı diğer eliyle de burnunu kapadı ama tek başına yeterli gelmeyeceği belliydi. Hızla kalkarak yanına adımlarken kolumla ağzımı kapadım, Rana gibi oturarak kıyafetle kapatamadığı yerlere kendi çıkardığım okul hırkamı bastırmaya başladım. Biraz sonra kapı açılmasa içeri daha fazla duman girmeyecekti ama kapı ardına kadar açılırken bizimse geriye doğru çekilmemiz gerekmişti. İçeri giren kişilerin yüzünü kapatan bir çeşit maske vardı, cızırtılı ve boğuk bir ses

"Herkes araçtan insin, TEK SIRA" dediğinde herkes birbirine baktı ve rahatsız edici sesi tekrar duyduk, "HERKES" diye bağırdı bu seferde, önlerinde Rana ve sonra ben olmak üzere diğerleri de inmeye başlamıştı araçtan. Bizimle ne yapacaklardı, bizden ne istiyorlardı ki ,ne yapmıştık onlara? Rana kolumu dürttüğünde ona baktım gözlerini büyüttü ve mırıldandı.

"Alisa!" gözlerimi kırparak onu onayladım, bana sakin olmamı söylüyordu. Tamam sakiniz. Mila nerdeydi, arkaya dönmek üzereyken yüzüme yediğim silah kabzasıyla saçlarım yüzümle buluştu. Lanet savurdum

"Kes sesini ve önüne dön" burnumdan nefes vererek yürümeye devam ettim, Rana tekrar kolumu dürtsede ona bakmadım bu sefer. Sinirlenmiştim, bir kaşık suda boğmak mümkün olsa şimdi yapardım ya Büyücü Raistlin beni biliyor. Daha önce görmediğim sarı renkteki portalın içinden geçtikten sonra önümü göremedim ve bu birkaç saniye duraksamamı sağladı. Dizimin arkasına atılan tekmeyle az daha yere düşüyordum ki sendeleyerek yürümeye devam ettim, çok acıtmıştı. Önümü görmeden bir müddet daha yürüdüm, sağımdaki ve solumdaki ayak seslerinden yalnız olmadığımı bilmek içimi rahatlatmıyor değildi. Gözlerimi her kırpıştırdığımda yavaş yavaş her yer netleşmeye başlamıştı ki sürgülü kapı rahatsız edici gıcırtıyla açıldı.

"Hepsini ayrı yere yerleştirin" dibimdeki cızırtılı sesle yüzümü buruşturdum. Avuç içlerimle gözlerimi ovdum ve gözlerimi birkaç kez kırparak önümü tam olarak görmeye çalıştım. Kocaman bir alandaydık, önümüzde ki karanlık ve ürkütücü bahçeye uyumlu olarak uzun mu uzun kulelerin bitişik olduğu bir bahçeydi burası. Bahçe diyordum ama çiçekli böcekli güzel bahçelere kıyasla burası o tarz da bir bahçe değildi. Lanetli bahçe denebilirdi belki. Neyden yapıldığını ve nasıl kullanıldığını bilmediğim aletleri görmemle isteksizce geriye birkaç adım atmış oldum. Yanımdaki kişi bu fark ettiği anda kolumdan sertçe kavradı ve ileriye doğru beni öylece bir çuval gibi fırlattı.

"Ah!" beni yere attığında kendimi tutmak için elimi önüme getirmiştim ama ellerim ne beni nede kendilerini koruyabilmişti çünkü yerle buluşan bileklerim sızlıyordu. Başımdaki kişi ayağımı sertçe ittirdi, yüzümü ona çevirdiğimdeyse başıyla kalkmamı işaret etti. Giydiğim etekten dolayı açık kalan bacağım çizilmiş ve üstüm başım toprak olmuştu. Kendimi sirkeleyerek ayağa kalktım. Bizi içeri götürdüler. En az altı kat gördüğüme emindim, her bir zindana birisini atıyorlardı. Çok kişi değildik en fazla elli, tam sayıyı bilmiyordum çünkü bizimle paylaşmıyorlardı sadece hocalarımız biliyordu ki bizim bilmemize gerekte yoktu ya. Beni de bir yere tıkana kadar etrafıma baktım. Rana'yı da Milayı'da görememiştim. İçeri sokulduğumda yuvarlak, en az odanın içerisi kadar karanlık kapı yukarıdan aşağı inerek arkasında ki sessizliği belli edercesine gürültüyle kapandı. Gerçek anlamda hiçbir şey görmüyordum. Ne kadar süre geçti bilmiyorum ama kapının şeffaf olup bulunduğum zindanın ani bir ışıkla aydınlatılmasına an be an şahitlik ettim. Kolumu kendime siper ederek kapıya baktım. Bir kadın geldi, beyaz saçları belinden süzülüyordu, onun aksine benim saçlarım kızıl olsa da her zaman beyaz saçlı olmak istemiştim. Kadının yüzü solgundu. Üstünde oldukça düz ama bir o kadar mükemmel kumaştan olduğunu haykırırcasına pürüzsüz duran açık mavi bir kıyafeti vardı.

"Alisa Zaria Çepni

12 yaşında

Özünü bulamamış" yanındaki cızırtılı ses yüzümün tekrar buruşmasına sebep oldu, gerçekten mükemmel görünen kadının yanında bizi buraya tıkanlardan biri duruyordu. Ancak ben burada kendimi satılığa çıkarılmış gibi hissediyordum. Yada dur ...

Zarif bir el hareketiyle

"Bu kadarı kâfi" dedikten hemen sonra yüzünü bana çevirdi tekrardan ve başını hafifçe sağa yatırırken gülümsedi.

"Zaria demek istiyorum"

"Alisa" dedim istemsizce kaşlarımı çatarken.

"Pekala Alisa"

"Biz neden buradayız"

"Amacım size zarar vermek değil Alisa, ki amacım bu olsa çoktan yapmaz mıydım, hım" dedi tekrar gülümserken, ya iyi biriydi yada öyle görünmeye çalışıyordu ki işe yaramıyor değildi.

"Biz neden burdayız" sorumu tekrarladım.

"Size ihtiyacım var elbet ki, hepinize, her birinize"

"Neden" şu ana kadar yerimden gram kıpırdamamıştım. Kadın görünüşünün aksine koyu renk olan gözlerini uzunca kapatıp tekrar açtı, sanırım sorularımdan rahatsız olmuştu.

" Birden yolumuz kesilip buraya getirilip zindana atılıyoruz ama hiçkimse.." anlık nefesim daraldığında duraksadım.

"Bunları sonra konuşuruz öyle değil mi, ne de olsa bir süre misafirimiz olarak kalacaksınız" kapı şeffaflığını kaybetti ve ben elimi 'dur' anlamında uzatıp kalakaldım. Başımın hizasında, tavanda ki ışık söndü. Nefes verdim seslice. Bir süre sonra hala yemek getiren yoktu, çok acıkmıştım hatta karnım içime kaçmıştı ama hala yemek verilmemişti. Evet açlığımı düşünecek kadar her şeyi düşünmüştüm. Açlık deneyi falan yapıyor olmasınlar mı diye de düşünmeye başlamıştım ki kapı tıpkı o kadın geldiğinde olduğu gibi şeffaflaştı ve kapının aşağısında tıpkı evcil hayvan kapısı gibi açılıp içerisinde yemek olduğunu düşündüğüm bir tepsi ittirildi. Halim kalmadığı için oldukça yavaş bir şekilde ayağa kalktım ve yine yavaş bir şekilde tepsiye hareketlendim. Yemeği bırakan kişi gittiğinde bile kapı hala şeffaftı. Az da olsa ışık girsin diyeydi sanırım. Şeffaf kapı ardında hiçbir şey görmedim demeyeceğim çünkü ayağa kalkınca zar zor görebildiğim bir iki zindan odası daha vardı ancak içinde ki kişilerin ya arkası dönüktü ya uyuyorları yada yüzleri görünmeyecek şeyler yapıyorlardı artık her neyse. Bense o yemekle beraber beşinci yemeğimi yiyordum. Ne kadar sürede bir yemek verdiklerini bilmiyorum. Önüme konunca yemekten başka çarem yoktu çünkü her defasında gerçekten karnımın kazındığını hissettiğim zamanlarda yemek geliyordu. Yemeğin içine birşey koymuşlarsa bile yemiştim. Tuvalet ihtiyacımıysa küçük bir çıkıntısı olan küçük zindan duvarının kenarında, işte orada görüyordum işimi ama bu düzen o kadar iğrençti ki birkaç defa kustum. Günlerdir düşündüğüm başka bir şey daha vardı, belki sesi çok az geliyordu ama çığlık sesleri duyduğuma yemin edebilirdim. Diğer zindanlardan ses gelmiyordu. Hareketsizlikten kemiklerim olduğum yerde kaynaşmış hissi veriyordu. Saçlarıma dokunmak bile istemiyordum, dudaklarım kuruluktan çatlamış, stresten parmak derilerimi yemekten bıkmıştım. Kapım önce şeffaflaşıp daha sonra yukarı kalktığında içeri yüzleri maskelerle örtülmüş iki kişi girdi, hiçbirsey demeden koltukaltlarımdan kaldırarak zindandan çıkarmak istediler. Ellerindeki parçayla gözlerimi kapattılar. Tepki veremedim. Yol boyu birkaç kere tökezlesemde durmamış ve ilerlemeye devam ettirmişlerdi. Resmen yaka paça sürükleniyordum. Gözlerimde ki parça tok bir ses çıkararak yere düştü, gözlerimi araladım ve işte o anda hayatımda gördüğüm en dehşet verici görüntüyle karşılaştım. Başımı çevirmem ve gözlerimi sımsıkı kapatmama rağmen kanlar içinde hâlsizce yerde yatan yaşıtlarımın tekerlekli yatakların üzerinde götürülmeleri gözlerimin önünden silinemezdi. Gerçek değillerdi sanki. Dizlerim titredi, olduğum yerde çömelmek istedim. Uyuşmuş bedenimi onlardan kurtarmak istedim, kollarım sanki onları çekmeye çalışmıyormuşum gibi öylece duruyordu. Bir kapıdan içeri girdik. Oda o kadar pis kokuyordu ki midem bulandı. Kurban seçilmiş yaşıtlarımın kanları mıydı bunlar. Yataklarda ,yerlerde; kurumuş, kurumamış kanlar heryerdelerdi. Oda ölü beden ve soğukluk kokuyordu. Üstteki pencereden içeri dolan rüzgarla almak istemediğim kadar kokuyu aldım. Beni bir nebze de olsa daha kansız olan odanın diğer ucundaki yatağa uzattılar, kollarımı ve bacaklarımı sabitleyip kilitlediler. Beni orda öylece bırakıp kapıya ulaştıklarında durdular. Az sonra içeri beyaz önlüğünün neredeyse tamamı kırmızıya bulanmış biri girdi, saçları kısa olduğundan erkek olduğunu sanmıştım yanıma gelince dahi başının hemen üstünden vuran ışık yüzünden suratını görememiştim. Eldivenlerini çıkarıp görmediğim bir yerde bir şeyler yaptıktan hemen sonra tekrar yanıma geldi. Elleri arasında neredeyse bir parmak kalınlığında ki iğneyi boynumla temas ettirdi ve benden çok kendini telkin eder gibi

"Hemen bitecek, hızlı olacağım" diye mırıldanmıştı.

Ve ben acı bir çığlık bastım.

Tırnaklarımı, avuçiçimi kanatacak kadar sert bastırmıştım.

Vücudum öyle kasıldı ki daha sonra yaşayacağım ağrıyı bir ben bilirdim birde Büyücü Raistlin..

-BÖLÜM SONU-

Bölüm sonu

1 yorum

  • Başarılar dilerim güzel yazmışsın Uyuyan güzel hikayemi yükseltmeye çalışıyorum bakar mısın