İçeriğe geç

Artemis

Bölüm 5 · 8 dk okuma

Artemis

Bölüm 5

" Hoş Geldin Avcı "

"ÖYLEYSE DENE BENİ KOMUTAN!"

Tüm askerler sesimi duyup bize doğru dönmüştü. Sancar durmuş

bana bakıyordu. Yüzündeki afallamış bir ifade vardı.

Sancarın sağ kolu ise birkaç adım yaklaşmıştı. Eli kılıcının kabzasındaydı. Sancar'a bakıyordu. O kılıcı bana doğrultması Sancarın ağzından çıkacak bir söze bakıyordu.

Bakışlarımı tekrar Sancar' a yönelttim.

" Yanımızda eğitim kılıcı yok." dedi.

" Ve ikna etmen gereken kişi ben değilim. Eğer Albay senin iyi bir asker olacağına inanırsa kalacaksın. Burada dikilmeye devam edersek sana karşı anlayışlı davranacağını düşünmüyorum. "

Atının yularını tutup uzaklaşırken omzunun üstünden bana baktı.

" KARARGAHA VARDIĞIMIZDA BİR DÜELLO SÖZÜM OLSUN."

Beni bir askeri olarak yenmek istiyordu demek ki. Herkesin önünde onu yenecektim.

Ben de atımı alıp götürmeye başladım. Ata binerken Sancar ve sağ kolu konuşuyorlardı.

" Sen ne yapıyorsun?"

" Ben ne yapıyor muşum?"

" Kızı aramıza aldığın yetmiyormuş gibi bir de karargaha götürüyorsun. Bir asker olması için." Bana küçümseyici bir bakış attı.

" Kendi istedi. Kimsenin kararına karışacak değilim."

" Ya bir hainse..."

" Hain olup olmadığına Albay karar verir."

" Yine de uyarman gerekirdi."

" Ne için uyarmam gerekecekti? Hem onu uyarsam dahi burnunun dikine gitmekten vazgeçecek bir tip değil."

" Boşver. Albayın karargaha onun gibi birisini alacağını sanmıyorum zaten. İnadıyla kalacak."

" Umay, karargaha geldiğinde böyle konuşmuyordun ama Nicholas."

Nicholas ' ın derin bir iç çektiğini duydum.

" Umay verilen emire uyar. Kimseye meydan okumaz. Yapması gereken neyse onu yapar. Mükemmel olan birisine karşı çıkmam mümkün değil. Ben sizin sırf bir kız yüzünden alay konusu olmanızı istemiyorum Komutanım."

" Eğer biri benimle bu yüzden dalga geçecekse önce kendine bakması gerekir."

Nicholas ve Sancar birbirlerine gülümserken dinlenecek bir şey kalmamış gibiydi. "

Atıma binip düşüncelerimi toplamaya çalıştım.

Sancar...

Tam olarak kimdi?

Duruşuyla rütbesini belli eden bu adam...

Atlar şimdi yol almaya başlamıştı. Düşüncelerimi yeniden topladım.

Tam bir komutandı. Rütbesi için verdikleri yüzündeki yara izlerinde saklıydı.

Karargah kurallarına bağlılığı çok kuvvetliydi. Sırf daha konuk olduğum için ona komutan dememi istememişti.

Ve sonra ben ona karşı meydan okurken bile fevri davranmamıştı.

Fevrilik, ona zıt bir kavramdı.

En azından şu ana kadar kurduğu cümlelerin her birini sanki önce zihninde süzüldükten sonra bana söylüyordu.

Bense...

O kadar ukalaydım ki ona karşı davranışlarım bir özrü dahi gerektirebilirdi.

Ama haklı olduğum yerler vardı. Mesela geri dönüşümün olmaması gibi.

Mesela savaşmam gerektiği gibi...

Karargaha doğru yol alırken oraya vardığımda karşılaşacaklarımı da düşünmüyor değildim.

Öncelikle Albay Newate, oldukça otoriter birisi olmalıydı. Kendimi ona kabul ettirmem gerekti bir şekilde. Zor olacağını biliyordum. Kimse önüne geleni askerleri arasına almazdı.

Sancar bu konuda hiçbir şey söylememişti. Bu belki benim için ufak bir umut olabilirdi.

Nicholas, beraber at sürdüğüm askerlerin bana ne tepki vereceğini kendi dile getirmişti.

İnadıyla kalacak, dalga konusu olacak bir kız...

Umay belki bana karşı ılımlı olabilirdi. Tıpkı onun gibi kurallara uyarsam kabul edilirdim.

" Karargaha geliyoruz."

Hemen önümden gelen sesle başımı kaldırıp görüş mesafemize giren kaleye baktım. Karargah derken kastettikleri yer burası mıydı?

" Önümüzdeki kale mi?"

" Evet" dedi hâlâ önüne bakıp atını sürmeye devam ederken.

Çok az zaman sonra kalenin surlarının dibine gelmiştik. Surlardaki gözcüler bizi görür görmez zincirli kapıyı kaldırtmışlardı.

Artık karargahın içindeydim. Kaderime yön verecek o yerin içindeydim artık.

Tüm askerler attan inerken ben de indim.

" Artemis, yanıma gel!" dedi Sancar. Onun yanına vardığımda Nicholas ile konuşuyordu.

" Albay' a haber ver. Ondan sonra ne yapacağımıza karar verelim."

Nicholas uzaklaşırken bana dönüp konuşmaya başladı.

" Artemis... Albay' a haber verdikten sonra ne olacağını bilmiyorum. Ben karargaha geldiğimde küçüktüm. Sadece sağlık kontrolünden geçmem gerekmişti. Albay seni test edecektir. Hazır olman gerek."

" Sen buraya neden gelmiştin? "

Yüzü bir anda kasılmıştı.

" Henüz birbirimize anılarımızı anlatacak kadar samimi olduğumuzu sanmıyorum."

Bana mesafemi korumam gerektiğini söylüyordu. Ama bu kadar sert cevap vermesinden kaleye gelmeden önceki yaşamının onda çok daha farklı bir anlam ifade ettiği anlaşılıyordu.

İkimiz de sessizleştik ve kapıdan Nicholas girdi. Elinde iki tane kılıç tutuyordu. Ve ardından Albay...

Sancarla aynı boydaydı. Fakat yaşı çok daha fazlaydı. Gözlerinin yanındaki kırışıklıklar, hafif kirli sakalı ve neredeyse hiç saç bir kafası vardı. Zırhı Sancarınkinden daha görkemliydi. Belinde kılıcı ve hançeri vardı.

Sancar önünde başını eğmişti. Onu taklit ederek ben de başımı eğdiğimde konuştu.

" Henüz bir asker olmadın Artemis! Başını eğmene gerek yok. Sancar sen de hoş geldin oğlum."

Sancar başını kaldırıp " Hoş buldum efendim" dedi. Çocukken buraya geldiğine göre Albay' ın elinde büyümüştü. Aralarında yakın bir ilişki olması gerekirken Sancar ast, üst ilişkisini bozmuyordu.

" Dimitrina' yı çağırın!" dedi Albay gür sesiyle. Nicholas elindeki kılıçları arkadaki camın kenarına bırakıp kaleden içeri girdi.

Bir süre sonra içeriden orta yaşlarda bir kadınla beraber geldi. Kadının kızıl saçları beline kadar iniyordu. Üzerinde sadece üst bedeni zırhlı beyaz bir elbise vardı. Elbise yere kadar uzansa da iki yanından yırtmacının arasından sarkan tüller rahat hareket etmesini sağlıyor olmalıydı.

Belinde bir kılıcı yoktu ama kabzası altın işlemeli hançeri belinde parlıyordu.

Boyu benden biraz uzun olsa da benimkiler kadar geniş omuzları yoktu.

Bir askerden çok bir kraliyet üyesine benziyordu. Benimse gerçekten bir köleden farkım yoktu. Üzerimde sadece kirlenmiş beyaz bir çul gibi elbise vardı. İçinde ettiğim hareket bile sınırlıydı. Eğer şuan bu kadar insan beni izlemiyor olsaydı etek boyunu kısaltıp daha rahat bir elbiseye kavuşurdum.

" Albay! Beni çağırmışsın." Sancar gibi eğilmemişti. Dimdik konuşuyor ve ağzından her harf kendinden emin çıkıyordu.

" Artemis " dedi Albay beni eliyle gösterirken.

" Karargaha gelmek için test edilecek."

" Beni bunun için çağırdınız öyle mi?" Yüz ifadesi her açıdan memnuniyetsizdi. Kibirliydi.

" Öyle. Nicholas, eğitim kılıçlarını ver. Dimitrina sen de hançerini bırak."

Kılıç beklediğimden çok daha ağırdı. Dimitrina hançerini bırakmıştı. Cümleleri her ne kadar kibir dolu olsa da verilen emirlere uyuyordu.

Dövüşmek için kapıdan uzaklaştık. Kılıcın elimdeki varlığına alışıyordum. Sonunda istediğimiz konuma gelmiştik. Tam karşımdaydı. Aramızdaki mesafe yakın olsa da saldırmak için yaklaşmam gerekti.

Etrafımızda bir çember oluşmuştu. Sakin, şaşkın, nefret dolu gözler vardı etrafımızda. Tam Dimitrinanın arkasında duranın gözlerindeki yeşil ise çok farklıydı. O gözlerle birine nefret saçmadan bakmasının imkanı yoktu.

Silahıma daha da sıkı sarıldım. Eğer bu savaşı kazanamazsam rezilliğimle beraber amacıma giden yol çetinleşecekti. Köylüler beni kabul etmezdi.

İçimden yükselen o ses O YOL OLMAZ demişti. Ona karşı savaşım böyle başlamıştı. Yolumda kimsenin beni durdurmasına izin veremezdim.

Eğer ailemi gizlediyse onları bulacak yoksa... Dilimin elvermediği kahrolacağım diğer ihtimalde intikamlarını alacaktım.

" Başlayın! " Albayın tok sesiyle duruşumu düzeltip saldırıya karşı kılıcı kavradım. Önce karşımdakini tanıyacaktım.

Dimitrina, bana karşı kılıcını savurduğunda tüm gücünü kullandığı belliydi. Bu darbeyi kılıcımla karşıladım. Bir süre kılıcına dayandıktan sonra kılıcını indirip bu defa bacağıma saldırdı. Aniden hissettiğim acıyla geri çekildim. Ucu kör kılıç bacağımda yara açmasa da büyük bir ezik oluşturmuş olmalıydı.

Dimitrina saldırmak için yeniden kılıcını kaldırırken geri durdum. Ve boşa sallandığı kılıç dengesini yitirmesine neden oldu.

Art arda yaptığı iki saldırı onu nefes nefese bırakmıştı. Üstündeki zırh bu konuda onu ayrıca zorluyordu.

Benim için doğru zaman ise tam da bu andı. İlk darbemi sol omzuna indirdim. Dimitrinanın iniltisi ile beraber kılıcın yerdeki çınlaması duyuldu.

Acısıyla sınırı de artmıştı. Gözleri alev alev yanıyordu. Ayağımla yerdeki kılıcı ondan epey uzaklaştırdım. Fakat onun toparlanması uzun sürmedi ve kasığıma iyi bir tekme indirdi.

Ne kadar güçlü olursa olsun artık kılıcı yoktu. Kılıcımı yassı tutup kalça kemiğine vurdum. Bu darbe onu yere düşürmeye yeterken kılıcımı omzunun üstünde tutup Albay' a baktım.

Gözlerimi Sancar' a çevirdiğimde göz göze geldik. O anda sadece birkaç saniye süren tebessümü kalp atışlarımın hızlanmasına sebep olmuştu.

" Bu kadarı yeter! Dimitrina, Umay'ın yanına gidip geli kalanını hallet!" Bize emir verir vermez kaleye girdi.

Dimitrina da Albay gibi kaleye doğru yol aldı.

Kılıcımı yere atıp Dimitrinanın peşine düştüm.

Kalenin içi, dışı kadar gösterişli değildi. Sadece taş duvarlar, sönmüş meşaleler, merdivenler ve odalar vardı. Girişin hemen karşısındaki ahşap merdiveni çıkarken Dimitrinanın yanına ulaşmıştım.

" Hoş geldin Avcı" dedi bana gülümseyerek.

" Avcı?" diye sordum merakla.

" Adın... Artemis, eski bir efsanenin adı. Bundan yüzyıllar önce Ay'ın krallığında iki kardeş dünyaya gelir. Artemis ve Apollo...

Artemis hem çok iyi bir avcı hem de Ay'ın kraliçesidir. Fakat aşk ona da uğrar başka bir avcıya gönlünü kaptırır. Apollo ise bu aşka izin vermez. Koskoca Ay kraliçesine bir avcıyı kim layık görür ki zaten?

Bir gün Artemis ve Apollo sahilde yürürken Apollo, ufuktaki küçük bir noktayı vurması için Artemis' e hedef gösterir. Artemis, yayını gerer ve vurur. Vurduğuysa denizde yüzen avcının başından başka bir şey değildir.

Artemis, aşkını kendi eliyle öldürdüğünü öğrenince kahrolur. Günlerce, haftalarca, aylarca o sahilde gece gündüz bekleyip yalvarır gökyüzüne. Sevdiğini, en azından ondan bir parçayı geri vermesi için.

Ay; her gece suları çeker Artemis, sevgilisinin bedenini bulsun diye.

Sevdiğinin izini dahi bulamayan Artemis, kraliçeliğini geride bırakıp ortadan kaybolur. Ay' ın ışığını da çekip alır insanlardan.

Bir gece göğü izlerken sevdiğinin sulietini görür. Ay, kraliçesine hizmet edip onu göğe çıkarır.

Sevgililer birbirine sarıldığı anda ortadan kaybolur. Geriye ise Ay, yedi yıldız ve bu efsane kalır. "

" Güzel efsane"

" Güzel olduğu kadar da trajik ve efsaneye göre gökyüzünde Ay ve o yedi yıldız ne zaman buluşsa, tıpkı bu gece olacağı gibi, yeryüzünde imkansız bir aşk doğarmış. Belki de bilmediğimiz bir yerde daha trajik bi aşk doğacak bu gece. "

O bana efsaneyi anlatırken 3 kat çıkmıştık. Önüne geldiğimiz kapıdan içeri girdik.

İçeride esmer, siyah kıvırcık saçlı benle hemen hemen aynı yaşta bir kız vardı.

" Senin geldiğini görmüştüm. Adın Artemis'ti değil mi?"

" Evet, buraya geleli çok olmadı ve sen beni görsen de ben seni görmedim. "

" Adım Umay. Buranın doktoruyum. Sizi pencereden izliyordum. Güzel dövüştü doğrusu."

" Güzel dövüştü. Ve sanırım dövüşürken omzum çıktı."

Sesinin tüm romantikliği gitmiş, küstah tonuna geri dönmüştü.

Umay güldü. " Artemis'in sağlık kontrolü bittikten sonra senin omzuna da bakacağım. Artemis, sen istersen şöyle geç." dedi yanındaki yatağı gösterip.

Umay'ı sevmiştim. Bunun sebebi belki de ona karşı güven duymaktan başka seçeneğim olmamasıydı. Ama Dimitrina 'dan daha sempatik bir kız olduğu şu götürmez bir gerçekti.

Bana gösterdiği yere uzandım. Umay elinde bir iğneyle geldi.

" Sadece uyuşturmak için " dedi yine o yumuşak sesiyle.

İğne kolumda hafif bir sızı bırakırken göz kapaklarım kapanmıştı.

Bedenimin yataktan kaldırıldığını hissediyordum.

Açılan bir kapının gıcırtısı, ,meşalelerin çıtırtıları ve yine bir gıcırtı...

Vücudum yeniden yere bırakıldığında Albayın sesini duydum.

" Şimdi yap büyünü Dimitrina!"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.