İçeriğe geç

Arsız Kalbim

Bölüm 2 · 9 dk okuma

Arsız Kalbim

Bölüm 2

KAZA

Adım Seher Aslan ve hayatımın en zor dönemlerinden birini yaşıyorum. Sevgilim bir yandan da bir nevi ailem diyebileceğim kişiyi, Poyraz'ı bir kazada kaybettim ve bu kaybı bir türlü kabullenemiyordum. Meğerse o 5 yıl önce çoktan ölmüştü. Nereye baksam onu görüyordum, kiminle konuşsam onun sesini duyuyordum. Her gün onu ne kadar özlediğimi hissetmek, kalbimi yeniden ve yeniden kırıyordu.

Arkadaşlarım, beni desteklemek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Onlarla zaman geçirmek, anlık olarak acımı hafifletiyordu belki ama yüreğimdeki boşluk dolmuyordu. Herkes bana sabırlı olmamı, zamanla her şeyin düzeleceğini söylüyordu ama ben, Poyraz'sız bir hayatın nasıl düzelebileceğini hayal bile edemiyordum.

Hastahaneden ayrılalı 1 ay geçmişti.

Günlük hayatıma devam etmeye çalışıyordum. İşe gidip geliyordum, sosyal etkinliklere katılıyordum, ama her anımda Poyraz'ı düşünüyordum. Onunla geçirdiğimiz anılar, birlikte kurduğumuz hayaller aklımdan çıkmıyordu. Gece yatağa yattığımda, onun yanımda olmadığını bilmek içimi acıtıyordu. Sabah uyandığımda, onun sesini duyamamak beni derin bir yalnızlığa sürüklüyordu.

Bir gün, işten çıkıp eve doğru yürürken, gözlerim yine onu aradı. Her adımda, bir köşede belirecekmiş gibi hissediyorum.

Ne zaman dışarı çıksam, bir şekilde yine karşılaşacağımızı umuyordum. Ama yoktu. Gitmişti.

❆

Hastane günlüklerinde Atalay ile Miray bana süpriz yapmştı. Atalay Miray ile elinde bir hediye paketi ile yanıma gelmişti.

Miray'ın normalde siyah olan saçları şimdi kızıla boyanmıştı ve daha fit görünüyordu. Atalay ise pürüzsüz çene hattını korumuştu. Sarı dalgalı saçları uzamıştı.

"Böyle şeyler yapmanıza gerek yok çocuklar."

Miray kollarını göğsünde birleştirip bana baktı.

"Gerek var Seher, beş yıl sonra hayata geri döndün."

"Dönmemeyi tercih ederdim."

Miray endişe ile yüzüme baktı.

"Böyle şeyler söyleme Seher beni korkutuyorsun."

Atalay elindeki kutuyu bana uzatmaya devam ediyordu.

"Alır mısın artık şunu?"

Önce pakete sonra Atalay'a baktım. Elindeki paketi kavradım ve açmaya başladım.

İçindeki telefon kutusunu görünce gözlerimi kısarak baktım.

"Bu ne?"

"Telefon kutusu."

Atalay'ın kişiliği hiç değişmemişti. Hala ukala ve alaycıydı. Hayatı yarınını düşünmeden yaşıyordu. Kaşlarımı çatarak ona baktım.

"Farkındayım Atalay, ama neden aldınız bir telefona ihtiyacım yok? O kadar parayı benim için dökmenize gerek yoktu."

Atalay dalga mı geçiyorsun der gibi bana baktı.

"Birincisi aldık çünkü senin arkadaşınız, ikincisi telefonun pestili çıkmıştı ve üçüncüsü artık bir işte çalışıyoruz yani cebimiz delik değil, anladın?"

Miray yanıma gelip elimi tuttu.

"Hadi biraz gülümse Seher. Hem bu telefon beş yıl önceki telefonlardan farklı, teknoloji değişti. Belki seversin."

Kutuyu açtım. Ve içinden çıkan telefonun jelatinini söktüm.

"Diğerlerinden farklı ne gibi bir özelliği var?"

Miray telefonu eline aldı ve ortadan ikiye katladı.

"Bak bunun ekranı katlanabiliyor."

Telefonu elime alıp Miray'ın gösterdiği gibi katladım ve tekrar açtım. Teknolojinin ne kadar ilerlediğine şaşırmıştım, ama bu şaşkınlık bile içimdeki acıyı hafifletmeye yetmiyordu. Miray ve Atalay'ın bana moral vermeye çalıştığını biliyordum, fakat içimdeki boşluk hâlâ derin ve karanlıktı.

"Teşekkür ederim çocuklar, gerçekten. Beni düşündüğünüz için minnettarım," dedim, zorlukla gülümsüyerek. Ama gülümsemem dudaklarımda asılı kaldı, yüreğime ulaşamıyordu.

❆

Kapının önünde duran siyah Mercedes'e şaşkınlıkla baktım.

"Bu şeyi nasıl alabildiniz? Bu araba iki ev parası falan eder..."

Annem arkamdan omuzlarımı sıvazladı

"Babanın kripto parayla uğraştığına değdi."

"Krip- ne?"

5 yılda neler değişmişti böyle...

"Çok şey gelişti kızım, baban şu son 5 yıldır bu borsa işlerine takmış durumda."

Annemin söyledikleri kafamı karıştırmıştı. Beş yıl çok uzun bir süreydi ve ben bu süre zarfında her şeyin ne kadar değiştiğine inanamıyordum. Babamın kripto paralarla uğraşması, Miray ve Atalay'ın değişimi, hatta teknolojinin bile bambaşka bir noktaya gelmesi... Bütün bu yenilikler, benim için adeta yabancı bir dünyaya adım atmak gibiydi.

Kapının önünde duran siyah Mercedes'e bir kez daha baktım. Annem ve babam bu kadar pahalı bir arabayı nasıl alabilmişlerdi, hala aklım almıyordu. Annem, yüzünde bir gülümsemeyle bana baktı.

"Evet kızım. Baban kripto para işine girdikten sonra işler gerçekten yolunda gitmeye başladı."

"Anladım anne, ama bu kadar kısa sürede bu kadar büyük bir değişiklik... inanılır gibi değil."

Annem omuzlarını silkerek güldü. "Hayat, beklemediğimiz sürprizlerle dolu olabilir. Sen de bunu en iyi bilenlerdensin, değil mi?"

Haklıydı. Hayat, beni çok beklenmedik bir şekilde vurmuştu. Poyraz'ı kaybetmek, bir anda her şeyin alt üst olmasına neden olmuştu. Şimdi ise etrafımdaki herkes ve her şey değişiyordu, ama ben hala aynı acıyı hissediyordum.

Arabaya doğru adım attım. Annem, anahtarı elime tutuşturdu. "Hadi kızım, bir dene. Babana sürpriz yapacaksın."

Anahtarı alıp arabaya bindim. Motoru çalıştırdığımda, arabanın içindeki modern tasarım ve teknolojik özellikler beni şaşırttı. Ama yine de içimdeki boşluk ve hüzün dolu hislerim değişmemişti. Direksiyona tutunup derin bir nefes aldım.

Aniden anılar aklımdan bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti.

Poyraz'ın o sözleri kafamda yankılandı: "Frenler... Tutmuyor."

"Bari çok sert olmayan bir yere çarpalım." diyorum.

Başımı sallayıp düşüncelerden arındım. Aniden ellerimi direksiyondan çektim.

"Yapamam."

Annemin yüzündeki şaşkınlık ifadesini gördüğümde, içimdeki karmaşık duygular daha da belirginleşti. "Seher, ne oldu?" diye sordu, endişeyle.

"Yapamam anne. Poyraz'la yaşadığım kazadan sonra direksiyonun başına geçmek... çok zor," dedim, gözlerim dolarken.

Annemin yüzünde anlayış dolu bir ifade belirdi. "Kızım, anlıyorum. Yaşadıkların çok zor şeyler. Ama bu hayata devam edebilmek için küçük adımlar atman gerekiyor. Bunu yapabilirsin. Ben buradayım, seni desteklemek için."

Fısıltıya yakın bir ses tonunda konuştum.

"Desteğini anlıyorum anne.... Ama yapamam."

Annemin yüzündeki endişe daha da derinleşti. "Seher, bu seni çok zorluyor biliyorum," dedi, sesi yumuşak ve anlayış doluydu. "Ama bu hayatına devam edebilmen için önemli bir adım. Hepimiz senin yanındayız ve seni destekliyoruz."

Gözlerim doldu, başımı salladım. "Desteğinizi anlıyorum anne, gerçekten. Ama yapamam. Direksiyona geçtiğim anda Poyraz'la yaşadığımız o anı tekrar yaşıyorum. Frenlerin tutmadığı, o çaresizlik anı... Çok zor."

Annem, elimi tutarak bana güç vermeye çalıştı. "Kızım, zamanla bu korkuları yenebilirsin. Belki bugün değil, ama bir gün yeniden direksiyonun başına geçebileceksin. Sadece kendine zaman tanı."

Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Annemin sözleri doğruydu, ama bu korkuyu ve acıyı şu an için yenmek çok zordu. "Belki başka bir gün denerim," dedim, hafifçe gülümsemeye çalışarak. "Ama bugün değil."

Annem, bana anlayışla baktı ve başını salladı. "Tamam, kızım. Bugün değilse bile, bir gün yapabilirsin. Kendine karşı sabırlı ol."

***

Bu sabah, şirkete geldiklerinde ben de onlarla birlikteydim. Atalay'ın çalıştığı yerde olmak bana tuhaf bir şekilde huzur veriyordu. Atalay, elinde bir kumanda ile bir dronu uçuruyordu.

"Bak, Seher," dedi, dronu işaret ederek, "Bu küçük şey sayesinde işlerimizi çok daha hızlı halledebiliyoruz. Teknoloji harika değil mi?"

"Seher bak, bak!.." dedi Atalay hevesle, "Seher,"

İşte bugün de aynı şekilde, şirkete geldiklerinde Atalay'ın heyecanla gösterdiği drone'u izlerken bile Poyraz'ın varlığı bir şekilde hissediliyordu.

Atalay dronu ustalıkla kontrol ederken, ben derin bir nefes alıp etrafıma baktım. Bu teknolojik oyuncaklar ona büyük bir neşe veriyordu, ama nafile. Miray, Atalay'ın neşesine katılmış, kahkahalarla ona eşlik ediyordu. O an bir anlığına, eski günlerdeki gibi hissettim ama sadece anlık bir yanılsamaydı.

"Seher, sen de denemek ister misin?" diye sordu Atalay, bana dönerek.

Başımı iki yana salladım. "Hayır, teşekkür ederim. Sadece izlemek istiyorum," dedim, "... zaten bu işlerde kötüyüm."

Miray kıkırdayarak arkama geçip omuzlarıma masaj yaptı.

"Atalay'ın da böyle ustalıkla kullandığına bakma, eline ilk aldığında patronun kafasına sürmüştü. Yavaşta değildi. Sonra patron bir hafta kafasında sargıyla gezdi."

Bu komik hikaye karşısında istemsizce gülümsedim. Miray'ın anlattığı anı gözümde canlandırınca Atalay'ın ne kadar sakar olabileceğini düşündüm. Bu tür anılar, içimdeki hüzne rağmen yüzümü güldürmeyi başarıyordu.

"Atalay gerçekten böyle bir şey yaptı mı?" diye sordum, gülümsememi bastıramayarak.

Atalay gözlerini devirdi. "Aman ne komik," dedi, "...iyi bile oldu patron zaten maaşımı doğru düzgün vermiyordu."

Miray kahkahalarla gülmeye devam etti. "Evet, Atalay şimdi gerçekten iyi. Ama o günü unutmak mümkün değil. Patronun yüz ifadesi görülmeye değerdi."

Ayağa kalktım, ofisin balkonuna geçip temiz havayı içime çektim. Ve birazda manzarayı seyrettim. Atalay'ın dronu omzumun yanından geçti.

"Nasıl manzara, güzel değil mi?" Atalay elinde kumandayla drone'u uçururken yanıma yaklaştı.

"Evet," dedim, "...bu işi nasıl aldın?"

Balkonun cam korkuluklarına yaslandı. "Bayağı uzun bir hikaye aslında. Üniversiteden mezun olduktan sonra iş bulmak zor oldu. Bir sürü yere başvurdum ama hiçbirinden olumlu yanıt alamadım. Sonra bir gün, eski bir arkadaşım bu şirketin drone teknolojilerine yatırım yaptığını ve yeni bir ekip kurduklarını söyledi. Hemen başvurdum ve biraz şans, biraz da çabam sayesinde kabul edildim."

"Gerçekten şanslıymışsın," dedim. "Ama şansın yanında, senin de bu kadar azimle çalışman önemli tabii."

Elindeki kumandayla dronu kontrol etmeye devam ederken kendini beğenmiş bir şekilde gülümsedi.

"Eh ne sandın, güzelim? On parmağımda on marifet."

Gülerek başımı iki yana salladım. "Kendine güvenini hiç kaybetmemişsin Atalay."

Manzarayı izlerken gözüm ihtişamlı bir rezidansa çarpıyor. Oldukça pahalı ve lüks bir şeye benziyordu. Gözlerimi oradan alamadım.

"Peki ya şu bina..." dedim elimle işaret ederek, "...şirketle bağlantılı mı?"

"Sayılır... Orası patronun oğlunun kaldığı yer. En üst katta kalıyor. Ama pek sık gelmez. Deniz kenarında ayrı bir evi var orada kalıyor genelde."

İnanamayarak gülüyorum.

"Yok daha neler... böyle bir evde kim kalmaz?"

Atalay omuz silkti. "Sorma. Benim böyle bir evim olacak var ya, bir dakika bile durmazdım başka yerde. O evde başka bir hayatım olurdu. Ama işte, zenginlik böyle bir şey."

Gözlerimi ufka diktim.

"Patronun oğlu nasıl biri?"

Atalay gözlerini devirdi.

"Kendini beğenmişin teki. Burnu düşse yerden almaz. Birazda fazla sinirli ve otoriter. İnatçı,huysuz ve dediğim dedik. Son olarak mükemmeliyetçi. Neyse ki buraya fazla uğramıyor."

Gülerek başımı iki yana salladım. "Gerçekten mi? Bu kadar gösterişli bir yerde kalıp da insan nasıl böyle olabilir?"

Atalay omuz silkti. "Para her zaman karaktere yansımıyor, Seher. Bazı insanlar paranın verdiği gücü yanlış kullanıyor. O da onlardan biri. Ama neyse ki onunla pek muhatap olmuyoruz."

"Anladım," dedim, manzaraya tekrar dönerek. "Şanslısınız. İşyerinde huzur gerçekten önemli."

Atalay'ın telefonu çalınca birden kumandayı elime tutuşturdu.

"Şunu iki dakika tutar mısın? Bu telefon çok önemli."

Sonra ben tek kelime edemeden aceleyle ortadan kayboldu.

Kumandayı inceledim. Sağ ve sol tuşlara basarken kendi kendime mırıldanıyordum.

Sanırım Atalay böyle yapıyordu.

Drone hafifçe hareket etti ve havada dengede durdu. Biraz daha cesaretlenerek joystickleri hafifçe hareket ettirdim. Drone yavaşça ileriye doğru uçtu, ardından geri çekildi. Kontrolleri öğrenmek eğlenceliydi ve dikkatim bir anlığına dağıldı.

"Dikkatli ol," dedim kendi kendime, dronu sağa sola döndürürken. Biraz daha dengeyi sağlayıp havada sabit tuttum. Atalay'ın yaptığı gibi ustalıkla kontrol etmek zor değildi, ama biraz pratik gerektiği belliydi.

Kumandayı dikkatlice kullanmaya devam ederken, dronu yanlışlıkla biraz fazla sağa doğru hareket ettirdim. Bir anda kontrolü kaybettim ve drone hızla yan taraftaki ihtişamlı binaya doğru ilerledi. Panikle kumandayı düzeltmeye çalıştım ama artık çok geçti.

Drone, büyük bir hızla binanın camına çarptı ve camı kırarak içeri girdi. Kalbim hızla çarpmaya başladı, nefesim kesildi. Gözlerim korkuyla büyüdü. "Hayır, hayır, hayır..." diye fısıldadım.

Dronu çıkarmaya çalıştım. Ama her şeyi daha da mahvettim... Hareket ettirmeye çalışırken büyük ihtimalle drone oradaki eşyaları harap etmişti...

Atalay, sesleri duyup yanıma koştu. "Ne oldu? Ne yaptın?"

"Dronu... patronun oğlunun kaldığı kata çarptım..." dedim, sesim titreyerek, "...cam kırıldı ve odanın içine girdi."

Atalay'ın yüzü bir anda ciddileşti.

"Güzelim şaka yapıyorsun değil mi...? Ciddi değilsin değil mi?"

Keşke şaka olsaydı...

***

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.