5 YIL ÖNCE
~Kazağımın üstüne montumu giydikten sonra atkımı ve beremi taktım. Eldivenlerimi de yanıma aldıktan sonra evden çıktım. Yaklaşiık üç gündür aralıksız yağan karlar kuru soğuktan eser bırakmayıp etrafı bembeyaz bir örtü gibi örtmüştü. Eldivenlerimi giydim ve kulaklığımı da takıp yürüme mesafasinde olan durağa doğru yol almaya başladım. En çok hoşuma giden şey ise karlara bastığımda oluşan histi. Yürürken karların erimemiş kısmından gitmeyi seviyordum. Bir kaç dakikalık yürüyüşün sonunda onu görmüştüm.
Sıkıca sarıldım ona.
"Erkencisin, çok beklettim üşümedin değil mi?"
"Hayır," dedi "...ben soğuğa alışığım biliyorsun."
"İyi o zaman, neler yaptın ben yokken?"
"Sen yokken.." dedi yaklaşırken,
Etrafıma kollarını dolarken sırıttı.
Daha da yaklaşıp bana doğru eğildiğinde, sıcak nefesi boynuma değdi.
"Seni öyle özledim ki kızım..."
Nazikçe boynumu öptü. Kalbim hızla atmaya başladı, ona karşı hissettiğim duygular daha da belirginleşiyordu. Ellerini omuzlarımda hissettim, bu temas beni hem rahatlatıyor hem de heyecanlandırıyordu.
"Parfümünü mü değiştirdin?" dedi, hafif bir merakla.
"Fark ettin mi?" diye gülümsedim. "Evet, yeni bir tane denemek istedim."
"Çok hoş kokuyorsun," dedi, burnunu boynuma gömerek. "Sana çok yakışmış."
Teşekkür ederek başımı omzuna yasladım. Yavaşça arabaya ilerlerken, ikimiz de sessizliğin tadını çıkarıyorduk. Bu sessizlik, sözcüklerin gereksiz olduğu bir tür anlayışı ifade ediyordu. Gözlerimi kapattım ve onun yanında olmanın verdiği huzurun tadını çıkardım.
"Peki nereye gideceğiz?" dedim.
Ellerini pantolonunun ceplerine koydu.
"Bana ne zamandır 'Bowlinge gidelim, çok eğleniriz .'diyordun ya."
"Evet! Hatırlıyor muydun? Bunu sana bir hafta önce söylemiştim."
"Senin ile ilgili şeyleri hangi zaman unuttum ben Seher?"
Gülümsedim ve mahçup bir şekilde başımı öne eğdim. Yerden bir avuç kar alıp elimde top yaptıktan sonra Poyraz'a fırlattım.
"Aa tüh! Özür dilerim elimden kaydı." dedim.
Aynı şekilde o da benimkinden iki katı büyüklüğünde kar topu yaparak bana fırlattı.
Kar topu başıma isabet edince bütün saçlarım kara bulandı. "Ama bu hiç adil değil!" dedim.
Tekrardan bir kar topu yapıp ona fırlattım.
Tepkime güldü.
"Üzgünüm tatlım, elimden kayıverdi."
İkimiz de birer çocuk gibi karların içinde koşturmaya başladık. Kahkahalarımız soğuk havada yankılanırken kar topu savaşımız tüm hızıyla devam ediyordu. Poyraz, kar toplarını ustalıkla hazırlayıp atarken, ben de elimden gelenin en iyisini yaparak karşılık veriyordum.
Kısa bir süre sonra yorulup durduk. Yorgun ama mutlu bir şekilde nefes nefese kalmıştık.
"Hadi Seher geç kalıyoruz." dedi elini tutunmam için bana uzatarak.
Elinden destek alarak ayağı kalktım.
İlerde duran arabasına doğru ilerledim.
Poyraz anahtarla arabanın kilidini açtıktan sonra öne bindim. Direksiyona geçtikten sonra yol almaya başladık.
"Gideceğimiz yer çok uzak mı?"
"10 kilometre uzaklıkta."
Araba çalışmaya başladığında emniyet kemerimi taktım. Radyodan en sevdiğim müziği açtım. Sesimin kötü olduğunu umursamayarak bir yandan şarkıyı söyleyip bir yandan dans ediyordum.
Üşümeye başlamıştım. Araba biraz soğuktu.
Ellerimi direksiyonun yanında duran düğmelerinde gezdirmeye başladım.
Beklemediğim bir anda Poyraz., arabanın klimasının düğmesini arayan elimi tutarak düğmenin üstüne parmağımı bastırdı. Araba hafiften ısınmaya başladığında yola bakmaya başladım.
"Teşekkür ederim." dediğimde başını bana çevirdiğini hissetmiştim. Gözlerinde gördüğüm o sevgi dolu bakış, içimi ısıtmaya yetiyordu. O an, birlikte geçireceğimiz her anın değerini daha da iyi anladım. Sessizlik içinde ama birbirimize yakın, yolculuğumuza devam ettik.
Gözlerimi yoldan ayırmadan Poyraz'ın yüzüne kısa bir bakış attım. Onun yanımda olması, içimde tarifsiz bir güven ve huzur yaratıyordu. Yol boyunca konuşmadan ilerledik, radyoda çalan şarkılar bizi daha da yakınlaştırıyordu. Her notada, her sözde, birbirimize olan sevgimiz daha da derinleşiyordu sanki.
Sarıldım araba sürüyor oluşunu umursamayarak. Hâlâ asfaltta ilerlemeye devam ediyorduk. Neden hâlâ varamadığımızı merak ederken Poyraz çok telaşlı görünüyordu.
"Her şey yolunda mı? Az önce bowlingi geçtin."
"Seher..."dedi, "frenler... Tutmuyor."
"Ne demek tutmuyor, ne demek frenler tutmuyor Poyraz, sen bana bunu şimdi mi söylüyorsun?"
Yola bakarak konuşmaya devam etti.
"Seher, biliyorum haklısın ama şu an zamanı değil."
Elimi alnıma vurdum.
"Frenlerin tutmadığını ölünce mi anlayacaktım Poyraz? GEBERCECEĞİZ!"
Kalbim durmaksızın ciğerlerime çarpmaya devam ediyordu. Kazayla değilde yakında kalp krizinden gidecektim.
"Bari çok sert olmayan bir yere çarpalım."
"Önümüzde hiç öyle bir yer görünmüyor."
"Atlasak ne olur?"
"Araba şu an atlamak için fazla hızlı gidiyor. Kurtulma riskimiz azalır şu an çok hızlıyız ve yol çok kalabalık."
Yanından geçtiğimiz arabalardan uzun uzun kornalar çalınıyordu. Yüksek süratle yol almaya devam ediyorduk. Göz yaşlarımı bırakmaya başladım.
Yine dudaklarımı araladım artık kendimi tutamayarak;
"Poyraz SENİ ÇOK SEVİYORUM HEP SEVDİM!" diye bağırdım. Göz yaşlarım ve hıçkırıklarımı durduramıyordum. Yaşlar net görmemi englliyordu.
Onun da bir şeyler söylemesini bekledim ama bıraktı Poyraz arabanın pedallarını, direksiyonunu. Çaresizce ölmeyi beklemişti belki de.
Yol çıkmaza çıkıyordu bir kaç saniye sonra araba feci bir şekilde çarpacaktı. Elini usulca yüzüme götürdü, baş parmağıyla yanağımı okşadı. Yüzlerimiz dipdibe geldiğinde nefeslerimiz birbirine karışırken gözlerimiz buluştu o son anlarda...
"Poyraz..." dedim sesim titreyerek. "...hayır ölemem, ölemeyiz, hayır lütfen..."
Göğüsüm hızla inip kalkıyordu. Böyle bitemezdi, ölmek istemiyordum, ölmesini istemiyordum.
Sonunda araladı dudaklarını,
"Elveda sevgilim."
Araba büyük bir sarsıntıyla tümseğe çarptığında, her şey karardı. Kulaklarımda uğuldayan sesler, parçalanan camların sesi ve Poyraz'ın sesini zorla duymaya çalışırken bilincimi kaybettim.
İyi miydin Poyraz?
Kafamın içinde son kez yankılandı sesi;
"Elveda..."
❆
❝ GÜNÜMÜZ ❞
Beyaz duvarlar, steril kokular ve düzenli aralıklarla duyulan tıbbi cihazların bip sesleri...Göz kapaklarım ağır ve yavaşça açıldığında, her şey bulanıktı. Zaman algım yoktu; ne kadar süredir burada olduğumu bilmiyordum. Elimi hareket ettirmeye çalıştığımda bir direnç hissettim. Serum. Oda soğuk ve yabancıydı.
Bir hemşire, farkında olmadan yatağıma yaklaşarak dikkatle beni izlemeye başladı. Gözlerimiz buluştuğunda şaşkınlık ve sevinçle yüzü aydınlandı.
"Doktor, uyanıyor!" diye seslendi koridora doğru.
Doktor hızla odaya girdi, gözleri heyecanla parlıyordu. Yavaşça yanıma yaklaştı ve nazik bir sesle konuşmaya başladı.
"Merhaba Seher, nasılsın? Biraz tuhaf hissedebilirsin. Beş yıl boyunca komadaydın."
Kelimeleri zihnimde yankılandı. Beş yıl. Neler olmuştu? Bu süre zarfında neler değişmişti? Kafamda bir sürü soru vardı ama cevapları bulmakta zorlanıyordum.
"Güvendesin," dedi doktor. "Kendini toparlamak için biraz zamana ihtiyacın olacak. Ailen birazdan burada olacak."
Ailem. Annem ve babamın yüzleri aklımda belirmeye başladı. Onların benimle birlikte geçirdiği zor zamanları düşündüm. Gözlerim doldu. Peki ya Poyraz? Kalbim hızlandı, ama bir türlü onun yüzünü hatırlayamadım. Bir boşluk vardı, doldurulamayan bir boşluk.
Kapı açıldığında annem ve babam gözyaşları içinde içeri girdi. Annem yanıma koşup elimi tuttu. "Canım kızım, sonunda uyandın," dedi. Babamın gözlerinde biriken yaşlar süzülüyordu.
Geçen zamanın bıraktığı izleri yüzlerinden okuyabiliyordum. Onları teselli etmek için bir şeyler söylemek istedim ama kelimeler boğazımda düğümlendi. Sadece onların varlığı bile beni biraz olsun rahatlattı.
Günler geçtikçe fiziksel terapiler ve hafıza geri kazanım seanslarıyla ilerlemeye başladım. Hatırlamadığım şeylerin arasında Poyraz'ın da olup olmadığını sorguluyordum. Doktorlar, hafızamın tamamen geri dönmesinin zaman alabileceğini söyledi.
Bir gün, odamda yalnızken, bir hemşire eski eşyalarımı getirdi. Kutunun içinden bir bileklik çıktı. Kalbim hızlandı, bilekliği elime aldım. Beni bu kadar etkileyen bu küçük şey neydi? Kafamda bir şeyler belirdi, ama netleşmiyordu.
Poyraz'ın sesi, hafızamın derinliklerinden yükseldi: "Bizi kurtaracağım sevgilim." Gözlerimden yaşlar süzüldü. Her şey yavaş yavaş yerine oturmaya başlıyordu. O kaza anı... Ama yüzünü hala net hatırlayamıyordum.
Ailem, Poyraz hakkında konuşmamaya özen gösteriyordu. Onunla ilgili sorular sorduğumda ise sessiz kalmayı tercih ediyorlardı. Bir gün, annem dayanamayarak itiraf etti.
"o kazada hayatını kaybetti."
Kalbim paramparça oldu. Her şey yavaş yavaş anlam kazanmaya başladı. Poyraz 'ın fedakarlığı, son anlarımız, o bileklik.
Gözlerimden süzülen yaşlar, içimdeki fırtınanın yansımasıydı. Onun sevgisiyle dolu anılarım, şimdi beni acıyla dolduruyor. Ne yapacağımı, nasıl devam edeceğimi bilemiyorum.
O ölmüştü.