Hurda otobüsün içinden tuğla gibi bir tuşlu telefon bulmuştum. Ve telefonu yardım amaçlı kullandıktan sonra Gece'ye dönerek telefonu eline koydum ve gözlerinin içine iyice baktım.
"Gece..." dedim kalbimin soğuk sesini bastıran, gökyüzünde arkadaş olduğum binlerce yıldıza yuva olan o geceye.
"Birazdan buraya sağlık ekipleri ve polis ağabeylerin gelecek, onlara neler olduğunu anlat tamam mı?"
Titrek ve bir o kadarda cılız bir hareketle onayladı dediklerimi.
"Bundan sonra yanında olamayacağım, ama korkma polis ağabeylerin seninle bizzat ilgilenecektirler. Beni sorarlarsa beni kurtaran bir melekti dersin."
Hafifçe başını sağa yatırdı, anlamamıştı dediklerimi.
"Melek mi? Ne meleği?" diye sordu ürkek sesiyle.
"Bu vatan için canını ortaya koyan büyük Türk ordusu, senin benim gibiler için koruyucu melekleri."
Yine baktı şaşkınca.
"bundan sonra senin ailen Vatanın Gece..."
Gece titreyen vücuduyla bir kez daha salladı başını, ardından patlamadan beri sakladığım yarısı yanmış askeri parka'mı sırt çantasından çıkartarak Gece'nin üzerini battaniye misali örttüm.
Hava gerçekten buz gibiydi, bu eski parka'nın soğuktan korumaya yetersiz olduğunu düşünerek oracıkta bir ateş yakmıştım. Bu riskliydi, biliyordum, ancak çatışmadan sonra bir daha terör saldırısına uğraşmayacağımı düşünüyordum.
Ancak ikinci kez yanılamazdım, en son yanıldığımda bedelini yüzümle ve sevdiklerinle ödemiştim. Bu yüzden ateşi dikkatle ve aceleyle söndürdüm ve güvenlik ekiplerinin gelmesini bekledim.
Yaklaşık bir buçuk saat süren sabırsız bekleyişin ardından beyaz toros arabaların motor seslerini duydum. Bu sesi nerede olsam tanırdım, polis arabalarıydı bunlar.
"Hadi bakalım bundan sonra seninle yollarımız ayrılıyor. Artık benimle kalamazsın, benimle kalman tehlikeli. Onlara başından geçen her şeyi bir bir anlat, gerekli işlemleri yapacaklardır."
Diye bir daha sıkıca tembihledim Gece'yi.
Bir yandan ondan ayrılacak olmanın üzüntüsü, diğer yandan da kurtulmuş olmasının sevinci vardı üzerimde, son bir kez sarıldım ona. O önce Allah'a sonra artık vatana emanetti. Gözüm arkada kalmaz, hem benimle olması daha tehlikeliydi.
ardından polislere görünmeden gözden kayboldum. Bölgeden hızla uzaklaşırken de bir yandan Gece'yi sağ salim teslim aldıklarından emin oldum.
Her neyse, Gece'yi sağlık personellerine emanet etmiştim, artık içim daha rahattı. Kısa süre de iyice uzaklaşmıştım o yerden.
Artık yeni hedefim belliydi, önce Vatan.
Yaklaşık yarım saat kadar yarı asfalt yarı izole yolda yürürken bitkin düşmüş halimle o anda yoldan geçmekte olan bir kamyona el kol hareketleriyle durması için işaretler ettim.
İlk başta durmayacak gibi beni geçti, yarım metre sonra ani firen yaparak anca durabilmişti koca kamyon. Açıkçası durmasını hiç beklemiyordum, hızla durduğu yerde kamyona doğru koştum.
Şoförün yanındaki kapıyı açtım ve koskoca, burun kısmıyla Man kamyonetinin bez koltuğuna attım kendimi.
"Ağabey valla bir an hiç durmayacaksın sandım."
"Kamyon şoförlüğünde yeniyim de biraz ondan."
Bu garip adamı bir yerlerden gözüm ısırıyor gibiydi fakat daha önce hiç görmemiştim siyah parka üstüne gri atkı atan bu esmer tenli adamı.
İçimden tuhaf bir his bu adamın itrafçı olabileceği yönünde gidip geliyorken kamyonet yavaş yavaş tekrar ilerlemeye başlamıştı.
"Hangi tarafa gidiyorsun?" Sordu kalın sesiyle.
"Derecik'e."
"Üzerindekiler pek normal değil, asker misin?"
Adamın sorduğu sorulardan işkillenmeme rağmen rahatımı bozmadan cevap veriyordum. Nasıl olsa adam eğer PKK yanlısıysa kafasına tek kurşun sıkmam yeterli olacaktı.
"Askerdim, ufak bir talihsizten sonra malulen emekli edildim."
"Anladım, geçmiş olsun, peki sınıra ne için gidiyorsun? İntikamını mı alacaksın?"
"Çok soru soruyorsun rahatsız olmaya başladım."
"Kusura bakma ama senin gibi biri orada çok yaşamaz."
"Nedenmiş o?"
"Ulan herifler vurdukça mantar gibi çoğalıyorlar amına koyayım!"
Bu tepki hoşuma gitmişti ve maske ardından gülümseyerek gururla cevap verdim:
"Merak etme ağabey Türk öldüğü yerde yeniden dirilendir sıkma canını."
~8. Bölümün sonu~