Sakin hayatlarındaki ilk çatlak, Melek’in Selçuk ile tanışmasıyla başladı. Selçuk; dışarıdan bakıldığında gayet sıradan, kendi halinde ve tehlikesiz görünen bir adamdı. Bir süre flört ettiler, birlikte vakit geçirdiler. Ancak Melek, iç dünyasında ona karşı gerçek bir his beslemediğini fark edince uzatmadan kestirip attı ve Selçuk’u hayatından çıkardı.
Fakat hisler her zaman mantıkla hareket etmiyordu. Aradan birkaç hafta geçip de yalnız kaldığında Melek, Selçuk’u aceleyle hayatından çıkardığı için içten içe pişmanlık duymaya başladı.
Tam da bu pişmanlığın gölgesinde, sokaklarda adı sıkça duyulan, tekinsiz ama karizmatik bir figür ortaya çıktı: Demir.
Bir gün Demir, doğrudan Melisa’yı aradı. Kısa ve net bir ses tonuyla, "Buluşalım, gelirken Melek’i de yanına al," dedi. Kızlar bu çağrıyı duyunca heyecanlandı; bunun Selçuk ve Melek’i yeniden barıştırmak için erkeklerin kendi aralarında yaptığı masum bir plan olduğunu düşündüler. Melek’in içindeki pişmanlık ateşi bir anda ümitli bir telaşa dönüştü. Hızla hazırlandılar ve buluşma yerine gittiler.
Ancak işler düşündükleri gibi gitmedi. Buluşma boyunca Selçuk, Melek’in yüzüne bile bakmadı; soğuk ve mesafeliydi. Ortamın kontrolü ise tamamen Demir’deydi. Demir sürekli konuşuyor, ortamı domine ediyor, gruptaki tansiyonu elinde tutuyordu.
Kızlar pes etmedi. Melek ile Selçuk’un arasını düzeltme umuduyla birkaç kez daha aynı ortamlarda bir araya geldiler. Fakat Selçuk’un o buz gibi tavrı hiç değişmedi. Bu durum, kızları Demir’in çekim alanına daha da yakınlaştırıyordu.
Son buluşmalarının birinde Demir, bakışlarını Melisa’ya dikip o belirleyici cümleyi kurdu:
"Bir dahakine Alara da gelsin."